Paul Redding – Hegel’in Felsefesi (2021)

Hegel’in fikir dünyası üzerine kısa ve öz bir metin.

Paul Redding, usta düşünürün temel fikirlerini ustaca açıklıyor.

Georg Wilhelm Friedrich Hegel (1770-1831) on dokuzuncu yüzyılın en önemli filozoflarındandır.

Alman İdealizminin bu büyük ismi aynı zamanda anlaşılması en zor fikirlerin sahibi olarak da tanınır.

Sydney Üniversitesi Felsefe bölümünden Redding’in bu kısa ve dinamik metni ise, Hegel’in sıkça yanlış anlaşılan, bazen de hiç anlaşılmayan fikir dünyasını lisans ve lisansüstü öğrencileri için ele alıyor ve Hegel’e dair sonraki okumalar için sağlam bir başlangıç noktası sunuyor.

  • Künye: Paul Redding – Hegel’in Felsefesi, çeviren: Ahmet Fethi Yıldırım, Beyoğlu Kitabevi, felsefe, 80 sayfa, 2021

Mesut Yolal – Osmanlı’da Kumar ve Şans Oyunları (2021)

Osmanlı’da kumar ve şans oyunları üzerine sağlam bir inceleme.

Mesut Yolal, sokaklarda, mezarlıklarda, kışlalarda, hapishanelerde, evlerde, kahvehanelerde, meyhanelerde, kulüplerde toplumun farklı kesimlerinin kayda geçen ilgi çekici kumar maceraları sunuyor.

Kumar, görülmek istenmeyen ve bir oyun sürecinden çok daha fazlasını içerisinde barındıran gizemli bir dünya.

Öyle ki, kazanma ve kaybetmenin çok daha ötesine geçen yaşanmışlıklar barındırır, öyle ki bir ucu aşka, bir ucu cinayete ve diğer ucu intihara uzanır.

Bireyi ve çevresini derinden etkileyen bir olgunun yaratmış olduğu derin izler kuşaktan kuşağa aktarılır.

Yolal’ın çalışması da, tam da bu tür hikâyelerin nitelikli bir dökümünü sunmasıyla dikkat çekiyor.

  • Künye: Mesut Yolal – Osmanlı’da Kumar ve Şans Oyunları (1800-1923), Tarih Vakfı Yurt Yayınları, tarih, 2021

Tuğba Metin Açer – Başörtülü Yoksul Kadınların Ötekileri (2021)

Kentin periferisinde yaşayan, yoksul başörtülü kadınların ötekileştirilme deneyimleri neler?

Tuğba Metin Açer’in çalışması, yoksul başörtülü kadınların hikâyelerine odaklanmasıyla çok önemli.

1990’lı yıllardan itibaren İslami kimlik politikasında Müslüman kadın kimliğinin en önemli simgesi ve İslami giyim tarzının en önemli unsuru olan türban, siyasi ve toplumsal tartışmaların ana odağı oldu.

Türbanlı kadınların kamusal alanda yaşadıkları ötekileştirilme deneyimleri ise akademik camiada birçok çalışmada ele alındı.

Peki, kamusal alana çıkmayan, çıkamayan yahut çıkmayı tercih etmeyen, eğitim düzeyi düşük, kentin periferisinde yaşayan, yoksul başörtülü kadınların ötekileştirilme deneyimleri hakkında neler biliyoruz?

Örneğin, onların “öteki”leri kimler?

1980’lerden itibaren Siyasal İslam’ın artan gücü, egemenlerin değişmesi ve ekonomik politikalar sayesinde ekonomik konumlarını güçlendirmeleri, sınıfsal konumların farklılaşması anlamını taşıyor.

Öte yandan geçmişte maduniyet ve yaşadıkları mağduriyetleri ile gerek toplumsal gündemde gerekse akademik tartışmaların merkezindeki türbanlı kadınlar, günümüzde lüks tüketimin sınıfsal ayrımları daha belirgin hale getirmesiyle birlikte eleştirilerin odağı haline geldi.

Bu durum, Türkiye’de “Müslüman kadın” kategorisinin heterojenliğine işaret eden önemli bir durum.

Açer’in çalışması ise, “Müslüman kadın” kategorisinin homojen olmadığı varsayımından hareketle, yoksulluk ve yoksunluk sarmalındaki başörtülü kadınların hikâyelerine odaklanarak, farklı eşitsizliklerin kesişimselliğinde “ötekileştirilme” ve “ötekileştirme”yi ele alan özgün bir inceleme.

  • Künye: Tuğba Metin Açer – Başörtülü Yoksul Kadınların Ötekileri, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, sosyoloji, 220 sayfa, 2021

Stefan Zweig – Kendileriyle Savaşanlar (2021)

Stefan Zweig’ın usta işi kaleminden, tarihte iz bırakmış üç büyük isim; Hölderlin, Kleist ve Nietzsche’nin şahane bir portresi.

Bu üç yazarın yaşamlarının ortak yanı, mizaçlarını belirleyen neredeyse tabiatüstü bir güçle bitmek bilmeyen bir iç mücadeleyi sürdürmeleri.

İçlerindeki bu güç, yaşamlarının birer tragedya olarak sürüp, öyle sona ermesine neden olmuştu.

Yazar, Hölderlin, Kleist ve Nietzsche’nin yaşamöykülerini çağdaşları Goethe’nin hayatından kesitlerle birlikte ele alıyor.

Goethe’nin karşı kutbu oluşturan hayatı algılayışı, biçimleyişi ve hayatla yaratıcılık arasında kurduğu bağ, sergilenen yaşamların farklılıklarını daha belirgin hale getiriyor.

Zweig, ‘Kendileriyle Savaşanlar’da yaratıcılık serüveni, anlaşılma sorunu ve sanatçının çevresine karşı tutumunu gerçeğe bağlılıktan ayrılmadan, derin bir duyarlılıkla işliyor.

  • Künye: Stefan Zweig – Kendileriyle Savaşanlar: Hölderlin, Kleist, Nietzsche, çeviren: Nafer Ermiş, İş Kültür Yayınları, biyografi, 368 sayfa, 2021

Burcu Belli – Osmanlı’da Fuhuş (2021)

Osmanlı, uzun zaman görmezden geldiği fuhşu, nasıl oldu da aniden ajandasına aldı?

Burcu Belli, 1879 ve 1884 yıllarında yayınlanan iki nizamname ile Osmanlı’da meşru hale gelen kayıtlı kadın fuhşuna odaklanıyor.

Fuhuş, Osmanlı tarihyazımında son zamanlarda popüler olmaya başlayan konulardan biri.

Bu çalışma, Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminin anahtar kelimelerinden birisi olan modernliği fuhuş yaptırımları üzerinden analiz etmesiyle dikkat çekiyor.

Osmanlı ve Türk tarihyazımında en çok tartışılan konulardan birisi de II. Abdülhamid’in iktidar yılları.

Abdülhamid gibi muhafazakârlığı övünülen ya da yerilen bir padişahın kadın fuhşunu meşru hale getirmesi tartışmalı bir konu.

Bu çalışma modernlik, merkezileşme, bürokratikleşme gibi süreçleri kayıtlı kadın fuhşu üzerinden değerlendirdiği gibi, devletin modernleşme ile bürokratikleşme süreçlerinde karşılaştığı zorlukları da fuhuş üzerinden anlatıyor.

  • Künye: Burcu Belli – Osmanlı’da Fuhuş: Abdülhamid Dönemi’nde Kayıtlı Fuhuş / Devlet ve Modernlik (1876-1909), Tarih Vakfı Yurt Yayınları, tarih, 2021

İbrahim Ekinci – AKP Ekonomide Ne Yaptı? (2021)

Bugünün sınırsız, ölçüsüz vurgun ve kapkaç düzenine nasıl vardık?

İbrahim Ekinci, ilkel “el koyma” yöntemleriyle ilerleyen, uzun vadeli dinamizmini yitirmiş; kurumları, işleyişi ile iğreti bir yapı oluşturmuş AKP dönemi ekonomisinin dört dörtlük bir fotoğrafını çekiyor.

Kitapta, kamu kaynaklarının istedikleri kişilere aktarılması için nasıl bir sistem kurulduğu somut bilgilerle sunuluyor.

Bunun yanı sıra, İhale Kanununda yapılan değişikliklerden kamu kurumlarının işlevsiz hale getirilmesine, KÖİ’lerden “Vakıf” kurmaya bütün süreçlerin bu amaçla nasıl oluşturulduğunu gözler önüne seriyor.

Türkiye’de eşi görülmemiş vahşice servet transferinin nasıl gerçekleştirildiğini yakından görmek isteyen okurların çok şey öğreneceği çarpıcı bir çalışma.

  • Künye: İbrahim Ekinci – AKP Ekonomide Ne Yaptı?, İmge Kitabevi, iktisat, 456 sayfa, 2021

David T. Courtwright – Bağımlılık Çağı (2021)

‘Bağımlılık Çağı’, bağımlılıklarımızın arkeolojisi olarak okunabilir.

David Courtwright, hem bağımlılıkların sebepleri ve sonuçlarını inceliyor hem de gençlerde artan bu durumun nelere mal olduğunu örnekleriyle ortaya koyuyor.

İnsan kendini kaybedeli uzun zaman oldu.

Bir bilgisayar oyununa, uyuşturucuya, alkole bağımlı hâle gelmek, sıradan bir olgu haline geldi.

Öte yandan bağımlılık, biyolojik olduğu kadar sosyal bir süreç de.

Her ne kadar bağımlılık süreci insanın kendi beyninde ortaya çıkıyor olsa da stres ve çevredekilerin davranışları gibi faktörler de kişileri bağımlılığa itmekte önemli rol oynuyor.

Özellikle gelişmekte olan beyinlerde, yani çocuklar ve ergenler ne kadar erken yaşta bağımlılık yapan bir maddeyi veya uğraşı deneyimlerse, bu madde veya uğraşıdan uzak dursalar bile bir zamanlar kendilerini çok iyi hissetmelerine neden olan bu güçlü duygusal anıyı unutmama ihtimalleri o kadar artıyor.

İşte bu çalışma da, alkol, uyuşturucu ve uyuşturucu benzeri maddelere sık sık başvurmanın, nöronlarda gen ekspresyonu değişikliğinin de içinde olduğu değişikliklere nasıl neden olduğunu gözler önüne seriyor.

  • Künye: David T. Courtwright – Bağımlılık Çağı: Kötü Alışkanlıklar Nasıl Büyük Bir Sektöre Dönüştü?, çeviren: Faik Cem Arı, Albaraka Yayınları, psikoloji, 408 sayfa, 2021

İhsan Erdinçli – Keyif, Günah ve Suç Arasında (2021)

Osmanlı’da içki kültürü, meyhaneler ve müdavimleri üzerine çok iyi bir inceleme.

İhsan Erdinçli’nin çalışması, genel kanının aksine, Osmanlı’nın İstanbul’un bütününde içki tüketimi ve meyhaneleri kökten yasaklamaya dönük bir politika gütmediğini savunuyor.

Osmanlı’da içki; İslâm hukukunun etkisiyle şer‘en ve kanunen yasaklanmış, hatta padişahlar gerekli gördükleri zaman yayınladıkları fermanlar aracılığıyla genel içki yasağı getirmiş, meyhaneleri de kapatmıştı.

Özellikle içki ve meyhane yasakları uygulayan IV. Murat ve cezalandırılacağını bile bile padişahın karşısında içki içme cesareti gösteren Bekri Mustafa’nın hikâyesi, içki tüketimini yasaklama ve buna yönelik karşı çıkışların popüler anlatıdaki bir yansıması olarak konuya ilgi duyan herkesçe bilinir.

Devlet idaresi açısından yasak, dini bakımdan ise günah olmasına rağmen hem canlarını hem de ahretlerini tehlikeye atma pahasına Osmanlı toplumunun çeşitli kademelerinde yer alan Müslümanlar arasında içkiden uzak duramayanlar önceki ve sonraki yüzyıllarda da oldu.

On dokuzuncu yüzyılın ortalarına gelindiğindeyse cezalandırılma korkusu yaşamadan meyhanelere giden, mekân içerisinde yaşadığı sorunları dava edebilen, içki adabı konusunda edindiği tecrübeleri paylaşmaktan çekinmeyen kimselerle karşılaşmak olasıydı.

Dikkate alınması gereken önemli bir konu, gayrimüslim Osmanlı tebaasına yine İslâm hukuku çerçevesinde sınırlı bir serbestiyet tanınmış olması.

Üstelik genel içki ve meyhane yasakları her padişah tarafından uygulanmadı.

Hatta müdahalelerde bulunanlar dahi bir süre sonra genel yasakları kaldırmıştı.

O halde hukukî meşruiyeti olan içki tüketimine ve meyhanelere yönelik yasaklayıcı yaklaşımın mantığı nedir?

İşte bu çalışma, genel kanının aksine, Osmanlı Devleti’nin İstanbul’un bütününde içki tüketimi ve meyhaneleri kökten yasaklamaya dönük bir politika gütmediğini ileri sürüyor.

Esasında Müslümanlara yasak olan içki ve meyhaneler; genel olarak asayiş ve düzen merkezli bir yaklaşımla geniş çaplı ihlaller ve tehditler yaşandığında geçici sürelerle genel yasak kapsamına alınmıştı.

Bunun dışında Osmanlı’da, 19. yüzyılın ikinci çeyreğinden itibaren içki, saklanması gereken bir alışkanlık olmaktan çıkarak bazı kesimlerce modern görünmenin bir parçası haline gelmişti.

  • Künye: İhsan Erdinçli – Keyif, Günah ve Suç Arasında: Osmanlı’da Meyhaneler ve Müdavimleri, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, tarih, 2021

Serbülent Şengün – Sesini Biraz Açabilir miyim? (2021)

1980’li yılların müziğinin, kültürünün keyifle okunacak bir hikâyesi bu kitapta.

O süreci dört ülke, altı şehir, yedi okul değiştirerek yaşamış Serbülent Şengün’ün bizlere anlatacak çok şeyi var.

Küreselleşme söylemlerinin coştuğu dönemin hemen öncesini anlatan Şengün, kişisel bir pencereden ve kişisel anılar eşliğinde 1990’da biten iki kutuplu dünya sürecinin son on iki yılını aktarıyor.

Şengün, çocukluğunu 1980’li yıllarda geçiren birçok yaşıtı gibi Amerika ve Sovyetler Birliği arasında iki kutba bölünmüş bir dünyada doğan, zamanla bu kutuplardan birinin ortadan kalkıp dünyanın “küreselleşmesine” tanık olan biri.

Onu yaşıtlarından farklı kılan önemli bir özelliğiyse çocukluğundan lise döneminin sonuna kadar dört ülke, altı şehir, yedi okul değiştirmiş olması: Stockholm, Ankara, Tel-Aviv, İstanbul, Gümülcine, Nürnberg.

Birbirinden farklı birçok kültürle ve yaşam biçimiyle hemhal olan Şengün, küreselleşme öncesindeki dünyanın hikâyesini dönemin saç modelleri, giyim kuşam modaları, film ve dizileri, kahramanları, popüler eşyaları, spor etkinlikleri ve esas olarak bir tür müzikal tanıklık üzerinden aktarıyor.

Kitap aynı zamanda, barındırdığı karekodlar sayesinde, kitabı okurken dinlenebilecek şarkılar da barındırıyor.

  • Künye: Serbülent Şengün – Sesini Biraz Açabilir miyim?: Küreselleşme Öncesi Dünyanın Müzikal Hikâyesi, İletişim Yayınları, müzik, 239 sayfa, 2021

Robert Michels – Siyasi Partiler (2021)

Siyasi partiler, sendikalar ve kooperatiflerin güç yapıları üzerine harika bir analiz.

Robert Michels, örgütlerin, hatta teoride eşitliğe ve demokrasiye bağlı olan tüm yapıların esasen küçük bir grubun hâkimiyetindeki oligarşiler olduğunu söylüyor.

Yazar, “oligarşinin tunç kanunu” olarak adlandırdığı bu olgunun, herhangi bir demokratik örgüt içinde kaçınılmaz şekilde geliştiğini belirtiyor.

Yazar çalışmasında,

  • Modern demokrasideki oligarşik eğilimlerin sosyolojik analizi,
  • Demokratik örgütlerde liderlik,
  • Liderlerin otokratik eğilimleri,
  • İktidarın icrası ve liderler üzerindeki psikolojik etkileri,
  • Ve liderlerin nüfuzunu kısıtlama girişimleri gibi konuları irdeliyor.

Kitap aynı zamanda, parti ve sendikaların gelişmişliğiyle orantılı olarak ilkesel hedeflerinin nasıl dönüştüğüne ve bu hedeflerin nasıl kaybedildiğine dair ilk sistematik analizi sunuyor.

Michels’in demokrasinin karşılaştığı çetin engellere ilişkin yüzyılı aşkın bir süre önce ortaya koyduğu iddialar güncelliğini koruyor; parti içi ve sendika içi demokrasi üzerine yapılan araştırmalar eserin temel hipotezlerini sorgulamaya devam ediyor.

İmre Sipahi’nin özenli çevirisiyle hazırlanan kitapta, Seymour Martin Lipset’in İngilizce baskı için yazdığı Giriş ile İmre Sipahi ve Toker Dereli’nin Türkçe baskı için kaleme aldıkları Türkçe Baskıya Giriş bölümleri de yer alıyor.

  • Künye: Robert Michels – Siyasi Partiler: Modern Demokrasideki Oligarşik Eğilimlerin Sosyolojik İncelemesi, çeviren: İmre Sipahi, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, siyaset, 343 sayfa, 2021