Caroline Criado Perez – Görünmez Kadınlar (2021)

Verili yapı erkekleri merkeze koyup, kadınları ötekileştiriyor.

Peki, bu durum kadınlar için nasıl zaman, para ve en önemlisi de sağlıkları üzerinde muazzam kayıplara neden oluyor?

Caroline Criado Perez cinsiyet eşitsizliğinin şok edici sonuçlarını çarpıcı bir biçimde ortaya koyuyor.

‘Görünmez Kadınlar’, dünyanın dört bir yanındaki yüzlerce araştırmaya dayanarak kadınların evde, işyerinde, sokakta, hastanede ve benzeri pek çok alanda nasıl ayrımcılığa uğradıklarını, ataerkinin hayal ürünü olmaktan öte, bütün topluma zarar veren somut ve devasa bir sorun olduğunu gösteriyor.

Kitapta yanıtı aranan kimi sorular şöyle:

  • Dünya nüfusunun yarısını oluşturan kadınlar neden sistematik bir biçimde yok sayılıyor?
  • Ev ve iş yaşamı fark etmeksizin kadınların emekleri neden görmezden geliniyor ve çabalarının karşılığı verilmiyor?
  • Kadınlara dair veri toplamak neden önemlidir?
  • Veri yanlılığı nedir?
  • Günlük yaşamımızın parçası olan çoğu şeyin bu yanlılıkla üretildiğini ve birçok endüstrinin de bunun bir parçası olduğunu biliyor musunuz?
  • İlaç üreticileri cinsler arasındaki bedensel farklılıklara ne kadar önem veriyor?
  • Kullandığımız akıllı telefonlar ve daha pek çok alet gerçekten kadınlara uygun olarak mı tasarlanıyor?
  • Bir araba kazasında kadınların ağır şekilde yaralanma olasılığı %47 oranında daha fazla olmasına rağmen, neden araçlar hâlâ erkek egemen düzene göre üretiliyor?

Künye: Caroline Criado Perez – Görünmez Kadınlar: çeviren: Mine Şengel, Epsilon Yayıncılık, kadın, 440 sayfa, 2021

Ebru Thwaites Diken – Siyaset ve Dinin Gösterisi (2021)

Siyaset, din ve sinema birbirlerini nasıl sorunsallaştırıp yeniden şekillendirir?

Ebru Thwaites Diken, çağdaş Türkiye sinemasından altı örnekten yola çıkarak bu soruya yanıt veriyor.

Siyaset, din ve sinema arasındaki ilişkiye, bu üç alanın ortak kökenleri temelinde odaklanan Diken, bu üç alanı da “gösteri” kavramının tam olarak birbirine bağladığını belirtiyor.

‘Siyaset ve Dinin Gösterisi’, hem siyaset ve dinin sinemasal doğasının kendini gösterme şeklini ortaya koyması, hem de bir sanat formu olarak sinemanın siyasi ve dinsel ifadeler, duyumlar, duygulanımlar ve hakikatler yaratma kapasitesini incelemesiyle dikkat çekiyor.

Kitapta incelenen filmler şöyle:

Gnostisizmin kefaretçi, mesihçi ve devrimci yönlerine olumlayıcı yaklaşan bir masal üzerine kurulmuş Ulak,

Din ile ekonomi arasındaki ilişkiyi tartışma fırsatı sunan Takva,

Din görevlisi başkahramanı Selman Bulut’un Karaköy’deki merkez camisinde işlenen bir cinayeti soruşturduğu İtirazım Var!,

Heterodoks İslam ve sosyalist düşünce arasındaki paralellikleri konu edinen İftarlık Gazoz,

İslam’ın modernlikle bağdaşabilirliği meselesini tartışan The İmam,

Ve bir roman uyarlaması olan ve din ile felsefeyi karşı karşıya getiren Gölgesizler.

  • Künye: Ebru Thwaites Diken – Siyaset ve Dinin Gösterisi: Günümüz Türkiye Sinemasından Altı Film Üzerine, çeviren: Ayşecan Ay, Metis Yayınları, sinema, 144 sayfa, 2021

Kolektif – Adem ile Havva Hangi Dili Konuşuyordu? (2021)

Dilbilim alanında çalışanlar kadar, dillerin nasıl doğduğu, geliştiği ve bir dilin neden öldüğü gibi konularda aydınlanmak isteyenlerin severek okuyacağı bir derleme.

Pek çok yazarın makalelerini bir araya getiren ‘Adem ile Havva Hangi Dili Konuşuyordu?’, yapılan son çalışmaların verilerinden de yararlanarak dil olgusunu farklı yönleriyle irdeliyor.

Kitapta, yazının nasıl ortaya çıktığından dillerin kökenine ve suçları aydınlatmada dilin nasıl kullanılabileceğine pek çok ilgi çekici konu ele alınıyor.

Gündelik hayatta, dili çok da ayırdında olmadan kullanıyoruz.

Bu kitap ise, insanoğlunun tarihten bugüne geliştirdiği en mucizevi araçlardan biri olan dil hakkında daha fazlasını öğrenmek için çok iyi fırsat.

  • Künye: Kolektif – Adem ile Havva Hangi Dili Konuşuyordu?, editör: E. M. Rickerson ve Barry Hilton, çeviren: Esra Cesur, Nora Kitap, dilbilim, 400 sayfa, 2021

Anthony David – Dipsiz Çukurun İçine Doğru (2021)

Yedi örnek vaka üzerinden beynin ve ruhun muazzam yarıklarını gözler önüne seren çok iyi bir çalışma.

Nöropskiyatr Anthony David,  şizofreni, iki uçlu bozukluk, depresyon, sanrılar, anoreksiya nervoza, dönüştürme bozukluğu ve yadsıma sendromundan mustarip yedi sıra dışı karakterin gerçek hikâyelerini anlatıyor.

Burada,

  • Hissettiği çaresizliğin kısırdöngüsünden kurtulamayan Thomas,
  • Bedeniyle ilgili gerçeklikten kopuk kanaatlerin komaya sürüklediği Emma,
  • Yaşadığı toplumun ırkçılığı altında ezilen Junior,
  • Koşullarla başa çıkamayınca çözümü hasta rolüne çekilmekte bulan Christopher,
  • Ve çileci tutumunun yeme bozukluğuna sürüklediği Caitlin gibi sıra dışı karakterlerin bize çok şey anlatan yaşamlarıyla karşılaşıyoruz.

David kimi zaman fizyolojik nedenlerin, genetik mirasın ya da travmatik bir kazanın, kimi zaman da protestonun, inançların, umutsuzluğun kendi momentumunu kazandığı, iradenin akıp gittiği gerçek hikâyeler aracılığıyla bizi Dipsiz Çukurun İçine Doğru çekiyor.

Bu çukurun karanlığında yitmemenin tek yolu, zihni ve bedeni iki ayrı varlıkmış gibi düşünmeden, biyolojik, psikolojik ve toplumsal alan arasındaki sürekliliği kaybetmeden, maddi beynimiz dışında bir gerçeklik olmadığını unutmadan bireyi yeniden inşa etmek.

Kitap, insan beyninin, zihninin ve ruhunun esrarengiz dehlizlerinde ufuk açıcı bir yolculuğa çıkmak için çok iyi fırsat.

  • Künye: Anthony David – Dipsiz Çukurun İçine Doğru: Bir Nöropsikiyatrın Rahatsız Zihinler Üzerine Notları, çeviren: Mehmet Doğan, Koç Üniversitesi Yayınları, psikoloji, 176 sayfa, 2021

Peter T. Leeson – Engelsiz Anarşi (2021)

 

Toplumsal bir sözleşme, devletsiz de başarılabilir.

Ekonomi ve hukuk profesörü olan Peter Leeson, sosyal bir düzenin merkezi bir idare olmadan da sağlanabileceği düşüncesini zengin örnekler eşliğinde ortaya koyuyor.

Anarşinin düşündüğümüzden daha işlevsel olduğunu, bunun da yalnızca anarşiyi destekleyen özyönetim mekanizmalarıyla mümkün olduğunu belirten Leeson, başarılı bir özyönetimin kapsamının fazlasıyla dar olduğunu savunan geleneksel düşünceye meydan okuyor.

Bunu yaparken 10. yüzyılda Fransa topraklarından 13. yüzyıl Anglo-İskoç sınırına ve oradan günümüz Somali’sine uzanan Leeson, başarılı olmuş özyönetim örneklerini göstererek engelsiz bir anarşinin tarih ve coğrafyalardaki zengin tezahürlerini önümüze koyuyor.

Kitabın ilk bölümünde, nüfusun toplumsal olarak çeşitlilik göstermesi durumunda gördüğümüz; ikinci bölümde, bireylerin fiziksel şiddete yönelik bir korku duyduklarında karşımıza çıkan; üçüncü bölümdeyse yalnızca “çürük meyvelerden”, yani yaşantılarını hırsızlık ve cinayet üzerine kurmuş olan kişilerden oluşan bir toplumda özyönetim mekanizmalarının nasıl işletileceğini inceleyen makaleler yer alıyor.

Kitabın dördüncü ve son bölümünde ise, özyönetim biçiminin hangi açılardan devletten daha işlevsel olduğu ve az gelişmiş ülkelerde anarşi gibi i konular ele alınıyor.

  • Künye: Peter T. Leeson – Engelsiz Anarşi, çeviren: Semih Gözen Esmer, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 368 sayfa, 2021

Vittorio Magnago Lampugnani – Modernlik ve Kalıcılık (2021)

Bir mimari, bir şehir, bir iç mekân düzenlemesi veya bir kullanım nesnesi için yapılan tasarım nedir?

Bilim midir, sanat mıdır, yoksa zanaat mıdır?

Mimar, kuramcı ve tarihçi Vittorio Magnago Lampugnani, mimaride daha kapsayıcı bir modernlik tasavvurunun olanaklarını tartışıyor.

Şehir hayatına tasarımsal müdahalelerde bulunurken akıldan çıkarılmaması gereken ilkeler üzerine düşünen Lampugnani, ayrıca tasarım konusunda zanaattan ve gelenekten neler öğrenebileceğimizi de irdeliyor.

Tasarımda yeniliğin neden basitlik ve sıradanlığı kucaklaması gerektiği, yeniliğin cazibesini neden sorgulamamız gerektiği ve kitlesel üretimin ve tüketimin karşısında tasarrufun hükmünün olup olmadığı üzerine düşünmek isteyen her okurun severek okuyacağı, küçük ama çarpıcı bir kitap.

  • Künye: Vittorio Magnago Lampugnani – Modernlik ve Kalıcılık: Şehir, Mimarlık ve Tasarıma Dair Denemeler, çeviren: Turgut Saner ve Erdem Üngür, Yort Kitap, mimari, 120 sayfa, 2021

Karen Radner – Mezopotamya & Dicle ve Fırat Nehirlerinin Kıyısındaki Erken Yüksek Kültürler (2021)

Mezopotamya’da yaşayan insanların hayat pratikleri ve çivi yazısı ile şekillenen ve sürekli değişen siyasi yapıları üzerine harika bir çalışma.

Dicle ve Fırat arasındaki Mezopotamya topraklarının tarihini çok yönlü bir bakışla ortaya koyan Karen Radner, son arkeolojik çalışmalardan da yola çıkarak bu kadim insanlık yerleşiminin neden çok önemli olduğunu bize bir kez daha bize hatırlatıyor.

Kitapta,

  • Sümer şehir devletlerinin kendine özgü yapısı,
  • Ur’un tanrı kralları,
  • Akad İmparatorluğu,
  • Halep ve Elam arasında yükselen küçük devletler,
  • Babil tarihinde en uzun süren hanedanlık olan Kassitler,
  • Küçük bir şehir devletiyken büyük bir imparatorluğa dönüşen Asurlar,
  • Bir dünya şehri olan Babil,
  • Ve Persler, Seleukoslar ve Partlar döneminde Mezopotamya gibi önemli konular aydınlatılıyor.

Radner, kazılar ve kil tabletler sayesinde günümüze ulaşan Mezopotamya medeniyetin izlerini sürüyor ve Ur, Uruk, Asur gibi çok eski şehirler ile Akad, Halep, Babil gibi güçlü krallıkların tarihini heyecanlı olduğu kadar bilgilendirici şekilde aktarıyor.

  • Künye: Karen Radner – Mezopotamya & Dicle ve Fırat Nehirlerinin Kıyısındaki Erken Yüksek Kültürler, çeviren: Beste Hertsch, Runik Kitap, tarih, 120 sayfa, 2021

Elias Canetti – Davalar: Franz Kafka Hakkında (2021)

Büyük yazar Elias Canetti, Kafka’yı kendisine o kadar yakın görüyordu ki, Stockholm’e Nobel ödülünü almaya giderken, aslında “Kafka’ya eşlik ettiğini” belirtmişti.

Bu kitap ise, Canetti’nin Kafka üzerine notlarını, yazılarını ve konuşmalarını bir araya getirmesiyle çok değerli.

Canetti Vakfı’nın görevlendirmesiyle Susanne Lüdemann ve Kristian Wachinger tarafından yayıma hazırlanan çalışma, Canetti’nin “Öteki Dava” denemesinin yanı sıra, denemenin yazılmasından önceki 1946–1966 yıllarında, deneme üzerinde çalıştığı 1967–68 yıllarında ve daha sonraki 1969–1994 yıllarında yazdığı notlar yer alıyor.

Kitapta ayrıca Canetti’nin 1948 yılında Bryanston Summer School’da verdiği “Proust, Kafka Konferansı” ve 10 Mayıs 1980’de, kendisine verilen Johann Peter Hebel Ödülünün töreninde yaptığı “Hebel ve Kafka” başlıklı konuşma da yer alıyor.

Canetti, Kafka ile ilk kez, 1930/31 kışında, tek romanı ‘Körleşme’ üzerinde çalışırken, Viyana’daki Lanyi kitabevinde karşılaştığı ‘Dönüşüm’ ve ‘Açlık Sanatçısı’nı okuyarak tanıştı.

Canetti’nin, ‘Körleşme’nin sonraki akışı üzerinde etkili olduklarını itiraf ettiği bu iki öyküyü okuması, Kafka’yla ömür boyu süren ve izleri bu kitapta toplanan tartışmasının başlangıcına işaret ediyor.

Kitap, Canetti’nin Kafka’ya ilişkin düşüncelerini sunduğu gibi, kendi hayatından ilginç ayrıntılar da barındırıyor.

  • Künye: Elias Canetti – Davalar: Franz Kafka Hakkında, çeviren: Mustafa Tüzel, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 384 sayfa, 2021

Yektanurşin Duyan – Türk Sinemasında Kadın Yıldız Olmak (2021)

Türk sinemasında kadın yıldızlar olgusunu hem sinemanın kendine has dinamikleri hem de toplumdaki ideal kadın algısı üzerinden irdeleyen usta işi bir eleştirel inceleme.

Yektanurşin Duyan, Türk sinemasında yıldızlar ve kadın yıldızları, “star sistemini” üreten film endüstrisini merkeze alarak inceliyor.

Bunu yaparken yıldızlığı doğuran toplumsal yapının nasıl işlediğini ortaya koyan Duyan, kadın yıldızlar ile dönemin kadın algısı, başka bir deyişle toplumda ideal olarak kabul gören kadınlık kodları arasında ne gibi bağlantılar olduğunu ele alıyor.

Sinema ile ilgilenenlerin yanı sıra Türkiye’de kadın sorunları ve kadın araştırmaları alanında çalışanların da aydınlanacağı bir çalışma olarak öneriyoruz.

  • Künye: Yektanurşin Duyan – Türk Sinemasında Kadın Yıldız Olmak, Dipnot Yayınları, inceleme, 320 sayfa, 2021

Armenag K. Bedevian – Resimli Çokdilli Bitki Adları Sözlüğü (2021)

‘Resimli Çokdilli Bitki Adları Sözlüğü’, 85 yıl önce bize miras kalan bir hazine.

Botanikçi Armenag K. Bedevian’ın bu şaheseri, günümüz botanik tarihi ve sözlük yayıncılığı açısından hâlâ biricikliğini koruyor.

Eserin elimizdeki Türkçe baskısı ise, ilk baskısı 1936 yılında Kahire’de yapılan sözlüğünün tıpkıbasımından oluşuyor.

Sözlükte 3657 adet bitki Latince, İngilizce, Fransızca, Almanca, İtalyanca, Türkçe, Ermenice ve Arapçadaki adlarıyla tanıtılıyor ve bu sözlük için çizilmiş 1711 adet özgün desenle canlandırılıyor.

Tıpkıbasımı hazırlarken içeriğinin yanı sıra fiziki özelliklerinin de korunmasına gayret edilmiş.

Sözlüğün ikinci bölümünde, yedi dilde hazırlanan bitki adları dizini, yedi farklı renkle temsil ediliyor: İngilizce pembe, Fransızca sarı, Almanca turuncu, İtalyanca beyaz, Türkçe gök mavisi, Ermenice zeytin ve Arapça yeşil.

Bedevian, sözlüğünün giriş yazısında, bu sözlüğü kimler için hazırladığını şöyle anlatmış:

“Her ne kadar bu sözlük, başlangıçta, ziraat ve tıp talebesinin ihtiyaçlarını karşılamak üzere yazılmışsa da aynı derecede eczacıların, çiçekçilerin, bahçecilerin, haşerat uzmanlarının ve dilcilerin ihtiyaçlarına da cevap verebileceği gibi evlerde de kullanılabilecektir. Bu kitap, etrafımızda gördüğümüz veya işittiğimiz bütün ağaçların, ağaççıkların [çalıların] veya otların isimlerini içeremezse de yetiştirilen bütün mahsulatı, meyve ağaçlarını ve sebzeleri, sınai, tıbbi ve zehirli bütün bitkileri, umumi bahçelerin en önemli ve en çekici süs bitkilerini, çiçekçiliğin sevimli ve beğenilen çiçeklerini ve çiftliklerin en yaygın kendiliğinden bitme otlarını içerir. Kitabın hacmini lüzumsuz yere büyültmekten sakınmak için belli bir bitkinin en çok bilinen ve halk arasında en çok kullanılan ismini veya isimlerini yazarak daha az öneme sahip aynı cins türlerini bıraktım. Bitkilerin isimleri, Latince isimlerine göre, alfabetik olarak sıralanmışsa da eser öyle bir tarzda düzenlenmiştir ki bir bitkinin söz konusu yedi dilin birinde kullanılan ismini bilen herhangi bir kimse diğer dillerdeki karşılıklarını bulabilecektir. Bunu mümkün ve kolay bir hale koymak için sözlüğün ikinci bölümüne ayrı ayrı yedi fihrist koyarak bitkilerin seçilen dillerde bilinen isimlerini ve müracaat numaralarını belirttim.”

  • Künye: Armenag K. Bedevian – Resimli Çokdilli Bitki Adları Sözlüğü, İş Kültür Yayınları, sözlük, 1132 sayfa, 2021