Sarah Maza – Tarihi Düşünmek (2022)

Tarihçiler tarihin ne olduğu sorusuna zaman içinde birbirinden farklı yanıtlar vermişlerse de geçmişin geçmişte kalmayı reddedip karşımıza her seferinde yeni bir yüzle çıktığı, hatta geleceğin şekillenmesinde söz sahibi olduğu konusunda büyük ölçüde hemfikirdir.

Bu kitap tarihin bu anlamda ne denli geniş bir çalışma alanı olduğunu bize hatırlatırken, bir yandan da disiplini şekillendiren ve alanın doğasından ileri gelen gerilimlerin ve düzenli tartışmaların canlı bir manzarasını sunuyor.

Geçtiğimiz on yıllar içinde tarihçilerin yeni aktörlere, yeni mekânlara ve yeni nesnelere yönelmesiyle birlikte tarih disiplininin nasıl değiştiğini ve tarihyazımının gelenekleri ile yenilikleri arasındaki gerilimi çarpıcı örnekler üzerinden ele alıyor.

Akademik, kamusal, popüler ve diğer başlıca tarihyazımı türleri arasındaki farklar ve örtüşmeler ile tarihçinin kaynaklarının erişilmesi zor, zaman zaman da sorunlu doğası hakkında sorular soruyor.

Geçmişe dönük bir disiplin olarak tarihin kendi geleceğine nasıl baktığını, alana ilgi duyan herkesin kolaylıkla anlayabileceği sade bir dille gözler önüne seriyor.

  • Künye: Sarah Maza – Tarihi Düşünmek: Geçmişin Değişen Eşkali, çeviren: Çağdaş Sümer, Fol Kitap, tarih, 344 sayfa, 2022

Maurice Godelier – İnsan Toplumlarının Temelinde (2022)

 

Claude Lévi-Strauss’tan sonra Fransız antropolojisinin en üretken en çok tartışılmış figürü olan Maurice Godelier’nin kırk yıla yayılmış çalışmalarının bütünlüklü bir sentezi, burada.

‘İnsan Toplumlarının Temelinde’, antropolojinin başat soru ve temalarını akıcı bir üslupla açıklamasıyla da ayrıca önemli.

Antropoloji ne işe yarar?

Kitabın giriş kısmını bu soruyla açarak Maurice Godelier niyet ve amacını en baştan belli eder.

Soru basit olduğu kadar yıkıcıdır: Nesnesi ve nesnesiyle kurduğu ilişki, disiplini tamamıyla dağıtacak derecede sorgulanan bir antropoloji, her türden karşılaştırma, soyutlama ve kavramsallaştırma çabasından artık vazgeçmeli midir?

Tereddütsüzce ‘‘hayır’’ cevabını verir Godelier ve bu yönde sayısız ikna edici örnek sunar.

Diğer yandan bu kitap, hiç kuşkusuz Claude Lévi-Strauss’tan sonra Fransız antropolojisinin en üretken ve uluslararası düzeyde en çok tartışılmış figürünün kırk yıla yayılmış çalışmalarının bütünlüklü bir sentezidir.

Hayranlık uyandıran bir bilgelik ve entelektüel açık sözlülükle Godelier, tüm araştırmacı kariyerinin temel sorunlarını (en başta da ‘‘Bir toplumu bir bütün olarak kuran nedir’’ sorusunu) ve antropolojinin başat temalarını (kutsal, cinsellik, mübadele, akrabalık, aile, armağan-karşı armağan) akıcı bir üslupla sırasıyla ele alır.

Kısacası ‘İnsan Toplumlarının Temelinde’, bir yandan, günümüz antropolojisinin en büyük ve en üretken isimlerinden birinin zengin külliyatına ve oradan da antropolojinin temel meselelerine bütünlüklü bir giriş, diğer yandan da bir disiplinin ve onun ötesinde sosyal bilimlerin izah ve kavratma gücüne dair güçlü bir manifestodur.

  • Künye: Maurice Godelier – İnsan Toplumlarının Temelinde: Antropolojinin Bize Öğrettikleri, çeviren: Levent Ünsaldı, Heretik Yayıncılık, antropoloji, 2022

Avelina Lésper – Çağdaş Sanatın Sahtekârlığı (2022)

Çekincesiz ve samimi üslubuyla dikkat çeken Avelina Lésper, ‘Çağdaş Sanatın Sahtekârlığı’nda çağdaş sanat ideolojisinin “sorgulanamayan” dogmalarını irdeliyor ve şu “zor” soruya yanıt arıyor: Yoksa çağdaş sanat bir kandırmacadan mı ibaret?

Lésper, hiçbir estetik değeri bulunmadan sanat diye sunulan nesnelerin bu dogmatizmin buyurduğu şekilde, bir otoriteninbuyurduğu prensiplere tamamen boyun eğerek kabul edildiğini savunuyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Sanat tarihinde benzersiz bir an içinde yaşamaktayız. Önceden çağdaş sanat addettiğimiz şey günümüzde bir ideolojiye, eleştirenlerin hiçbir sorgulama yapmasına olanak tanımayan koyu bir tutuculuğa dönüştü. Çağdaş sanat teorisyenlerinin tesis ettiği dogmaların bazılarına hepimiz aşinayız: Sanatı meydana getiren şey eserler değil fikirlerdir; herkes sanatçıdır; sanatçının sanat addettiği her şey sanattır ve elbette küratör sanatçıdan üstündür. Böyle bir özen karşıtlığı sayesinde üşengeçlik, zıpçıktılık, zekâ eksikliği gibi kavramlar bu sahte sanatın birer değerine dönüştü ve her şey müzelerde sergilenebilir hale geldi. Hiçbir estetik değeri bulunmadan sanat diye sunulan nesneler bu dogmatizmin buyurduğu şekilde, bir otoritenin buyurduğu prensiplere tamamen boyun eğerek kabul edilmekte.”

  • Künye: Avelina Lésper – Çağdaş Sanatın Sahtekârlığı, çeviren: Emrah İmre, Tellekt Kitap, sanat, 56 sayfa, 2022

 

Devin Singh – Kutsal Ekonomi (2022)

Bu kitap, erken dönem ekonomik fikirlerin Hıristiyan düşüncesini ve toplumunu nasıl yapılandırdığını göstererek paranın Batı’da neden böylesi büyük bir güce sahip olduğuna dair önemli ipuçları veriyor.

Eser boyunca yazar, paranın gücünün teolojik kaynaklarını inceleyerek, erken dönem Hıristiyan düşünürlerinin yeni teolojik argümanlarının temeli olarak Roma İmparatorluğu’ndan eski para ve ekonomik mübadele kavramlarını nasıl ödünç aldıklarını gösteriyor.

Paranın kilise kurumuyla uzun süredir devam eden bağlantısının, yüzyıllar boyunca paranın giderek artan önemine katkıda bulunduğunu ve bu yolda büyük halk kitlelerini yöneten çeşitli siyaset biçimlerini haklılaştırdığını savunan yazar, neden hiçbir şeyin paradan ve fiyat mekanizmasından bağımsız olarak görülüp değerlendirilemediği bir dünyada yaşadığımıza dair son derece çarpıcı analizler sunuyor.

  • Künye: Devin Singh – Kutsal Ekonomi: Batı’da Paranın Teolojik Gücü, çeviren: Kübra Aksoy, Albaraka Yayınları, iktisat, 339 sayfa, 2022

Antony Beevor – İspanya İç Savaşı (2022)

1936 ile 1939 yılları arasında süren İspanya İç Savaşı, bölgesel bağımsızlığa karşı merkeziyetçi devletçilik ve bireyin özgürlüğüne karşı otoriterlik ekseninde modern dönemin en yoğun çatışmalarından biridir.

Çatışmaya katılan yabancı ülkelerle birlikte bu savaş II. Dünya Savaşı’na giden yolun taşlarını döşeyen bir test sahası da oldu.

Seçkin tarihçi Antony Beevor’ın bu kritik savaşı konu alan çalışması, 2005’te İspanya’nın önde gelen gazetelerinden La Vanguardia tarafından yılın en önemli inceleme kitabı ödülünü aldı.

  • Künye: Antony Beevor – İspanya İç Savaşı 1936-1939, çeviren: Onur İşci, Alfa Yayınları, tarih, 680 sayfa, 2022

Koray Durak, Nevra Necipoğlu ve Tolga Uyar – Türkiye’de Bizans Çalışmaları (2022)

Türkiye’de 1990’lı yılların sonunda itibaren ivme kazanan Bizans çalışmaları, yeni açılan yüksek lisans programları ve araştırma merkezlerinin yanı sıra sayısı artan konferanslar ve akademik yayınlar ile günümüzde çok daha geniş bir kitleye hitap ediyor.

Bu artan çeşitlilik karşısında Bizans tarihi, sanat tarihi ve arkeolojisi alanlarında yapılan güncel çalışmaların paylaşılacağı ortak bir platformun eksikliği son yıllarda iyice görünür bir hal aldı.

Elinizdeki kitap, Boğaziçi Üniversitesi Bizans Çalışmaları Araştırma Merkezi’nin bu eksikliği gidermek amacıyla 2016 yılında düzenlediği “Türkiye’de Bizans Çalışmaları: Yeni Araştırmalar, Farklı Eğilimler” başlıklı konferansın sonucunda ortaya çıkmıştır.

Giriş yazısı ve 30 makaleden oluşan kitapta, son yıllarda Bizantoloji dalının farklı disiplinlerinde yazılı, sanat tarihsel ve arkeolojik kaynaklar ışığında yürütülmüş çalışmalardan zengin bir seçki 7 ana bölüm altında sunuluyor.

Anadolu coğrafyası maddi kültürünün analizinin öne çıktığı makalelerde, birincil kaynak kullanımı ve malzeme sınıflandırma temelli farklı metodolojik soru(n)lar irdelenirken, bir yandan da özellikle kent, kırsal alan, adalar, deniz ve peyzaj çalışmaları gibi sahalardaki yeni araştırmalara yer veriliyor.

Geç Antikçağ’dan Ortaçağ’a ve Bizans’tan Osmanlı’ya geçiş temasının vurgulandığı kitabın ilk ve son bölümleri ise, Türkiye’de Bizantologların devamlılık ve değişim perspektifine olan özel ilgisini gösteriyor.

  • Künye: Koray Durak, Nevra Necipoğlu ve Tolga Uyar – Türkiye’de Bizans Çalışmaları (Yeni Araştırmalar, Farklı Eğilimler), İş Kültür Yayınları, tarih, 592 sayfa, 2022

Theophrastos – Karakterler (2022)

İnsanları nasıl, ne ölçüde ve hangi koşullarda tanıyoruz?

Yaşamın sonuna dek hiç bitmeyen, yanıtlanması zor bir soru…

İnsanlar arasındaki deneyimler göstermiştir ki, hata paylarını göz önüne almadan başkası hakkında aceleyle varılan iyimser hükümler çoğu zaman hayal kırıklığıyla sonuçlanır.

Kendini tanımanın ve gerçek bir eğitimin belki de ilk koşulu birbirinden oldukça farklı insan tiplerini, yani karakterleri gözlemlemektir.

Batı edebiyatının temel yapıtlarından olan Theophrastos’un bu kısa ve özlü çalışması, başta La Bruyère’in ‘Karakterler’i olmak üzere birçok esere ilham vermiş, psikolojik çözümlemelerin kaynağı olmuştur.

Theophrastos insan doğasının son derece karmaşık yapısına –belki de yaşanan deneyimlerin acısına dikkat çekmek amacıyla– ironik ve eğlenceli bir üslupla eğilmiştir.

Milattan önce 300’lü yıllarda yazılmış eser, insana dair güncelliğinden bir şey yitirmedi.

O günden bugüne “dalkavuk” hâlâ güzel sözlerle karşısındakini okşamaya devam eder, “sinsi” nefretini ustalıkla gizlemeyi becerir, hiç durmadan konuşan “geveze” birilerine çevremizde hep rastlarız, peki yol yordam bilmeyen “köylüler” ve “görgüsüzler” etrafımızdan hiç mi eksik olmaz, hesap yapıp toplamı bulduktan sonra hâlâ sonucu bize soran “şapşal” arkadaşlarımızı hatırlayalım, “beleşçi” ve “pinti”ler ise canımızı pek sıkar, “kendini beğenmişler”den, “fesat”lardan ve “fırsatçılar”dan söz ederek tadımızı ise hiç bozmayalım.

  • Künye: Theophrastos – Karakterler, çeviren: Candan Şentuna, Doğu Batı Yayınları, felsefe, 78 sayfa, 2022

Erdem Sönmez – Annales Okulu ve Türkiye’de Tarihyazımı (2022)

Tarih geçmişte olan her şeyin toplamıdır, ama!

Bunların içinden hangileri daha önemlidir?

Dahası, “Gerçekte ne oldu?”

Bunu bulabilmek için arşiv belgelerine bakmak yeterli midir; yoksa gökyüzünün altındaki herkesi ve her şeyi görmek ve anlamak için başka yerlere de bakmak gerekir mi?

Tüm bu sorular, 19. yüzyılda Ranke’nin tarihi akademik bir disiplin olarak kurma çabasıyla sorulmaya başlanmış, 20. yüzyılda Annales okulunun ortaya çıkmasıyla genişlemiş, çeşitlenmiştir.

Erdem Sönmez, bir yandan bu sorulara verilen yanıtların peşinden giderken, diğer yandan merceğini soruyu soran öznelere yöneltiyor.

Türkiye’de modern tarihçiliğin önemli isimleri Fuad Köprülü, Ömer Lütfi Barkan, Mustafa Akdağ ve Halil İnalcık’ın çalışmalarında Annales okulunun izlerini süren bu kitap, yalnızca tarihyazımının tarihine değil, tarihi yazanın tarihine de bakmayı öneriyor.

  • Künye: Erdem Sönmez – Annales Okulu ve Türkiye’de Tarihyazımı, Fol Kitap, tarih, 256 sayfa, 2022

William G. Lycan – Dil Felsefesi (2022)

‘Dil Felsefesi: Güncel Sorunlar, Çözümler ve Tartışmalar’ öğrencileri özellikle dilsel fenomenlere odaklanarak yirmi birinci yüzyıl dil felsefesindeki ana meseleler ve teorilerle tanıştırıyor.

Yazar William G. Lycan, kitabı dört genel bölüme ayırıyor.

Birinci Kısım’da,

  • Gönderme ve göndermede bulunma,
  • Russell’ın Betimlemeler Kuramı,
  • Donnellan’ın Ayrımı, Anaforik İfadeler,
  • Özel Adlar: Betimlemeci Kuram, Searle’ün Küme Kuramı ve Nedenselci-Tarihselci Gönderme Kuramı gibi konuları,

İkinci Kısım’da,

  • Anlam Kuramları,
  • Doğruluk-Koşulu kuramları ve Doğrulamacılık,

Üçüncü Kısım’da,

  • Edimbilim ve söz edimleri,
  • Edimsöz gücü,
  • Sezdiri bağıntıları,

Dördüncü Kısım’da ise,

  • Anlatımsal dil ve değişmeceli dil,
  • İroni ve iğneleme ile çeşitli açıklayıcı dil biçimlerini,
  • Eğretileme’nin ne olduğu ve çoğu dinleyicinin bunu nasıl kolayca kavradığı,
  • Ve bunun gibi konular ele alınıyor.

Künye: William G. Lycan – Dil Felsefesi: Güncel Sorunlar, Çözümler ve Tartışmalar, çeviren: R. Levent Aysever, Say Yayınları, felsefe, 456 sayfa, 2022

Richard J. Evans – Eric Hobsbawm (2022)

Eric Hobsbawm’ın ortaya koyduğu eserler, nesiller boyunca hem tarih meraklılarının hem öğrencilerin hem de akademisyenlerin etkilendiği kitaplar arasına girdi.

O derece ki tarihçiliğin pratiği dahi onun yazdıklarıyla yeniden şekillendi. Mısır’ın İskenderiye şehrinde, Levanten bir İngiliz ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Hobsbawm, 1931 senesinde, henüz on dört yaşındayken yetim kaldı.

Berlin’de amcasıyla yaşadığı yıllarda Büyük Buhran’a tanık oldu ve Nazizm ve Komünizm arasında sallanan Almanya’da kendi yolunu çizdi.

O yıllarda meylettiği komünizme hayatı boyunca sadık kalan Hobsbawm, kendi dünya tahayyülünün de izlerini taşıyan ‘Devrim Çağı’, ‘Sermaye Çağı’ ve ‘İmparatorluk Çağı’ üçlemesiyle “Uzun 19. asır” denen dönemin Avrupa’sına dair tüm tarihsel yaklaşımları altüst etti.

Milyonlarca kopya satan bu kitaplar dünyanın dört bir yanında tarihyazımına yön verdi.

Hobsbawm üzerine günümüze değin yazılan en kapsamlı biyografiyi kaleme alan Richard Evans, elinizdeki bu kitapta hem 20. yüzyılın en büyük entelektüellerinden birinin canlı portresini sunuyor hem de onun hayatı kavrayışına yeni yorumlar getiriyor.

Bu zamana kadar hiç yayımlanmamış materyallere de ulaşan Evans, Hobsbawm’ın yazılarındaki tarihsel ve politik bağlamları gözler önüne seriyor.

‘Eric Hobsbawm: Tarihe Adanmış Bir Hayat’ başlığını taşıyan bu abidevi eser, 20. yüzyılın en mühim entelektüelinin sıra dışı hayatını ortaya koymakla kalmıyor, geçtiğimiz yüzyılın entelektüel dünyasını da resmediyor.

  • Künye: Richard J. Evans – Eric Hobsbawm: Tarihe Adanmış Bir Hayat, çeviren: Deniz Türker, Runik Kitap, biyografi, 584 sayfa, 2022