John Freely – Osmanlı Sarayı (2022)

Bu kitabın konusu Osmanlı İmparatorluğunun tarihi değil; yirmi bir kuşak boyunca otuz altı sultanla bu imparatorluğu yöneten ailenin; yani Osmanlı hanedanlığının öyküsüdür.

Kitaptaki bölümler, bu ailedeki sultanların, onların eşlerinin ve çocuklarının önce Topkapı Sarayında, daha sonra da Boğaz’daki diğer saraylarda, 1923’te imparatorluğun sona erişine dek saltanat süren insanların yaşam öykülerini anlatıyor.

Kitapta, imparatorluğun başlangıç yıllarından çöküşüne kadar geçen olaylar, İstanbul’un fethi, Topkapı Sarayı, Harem’in içyüzü ve Osmanoğullarının bilinmeyen yönleri gözler önüne seriliyor.

Freely şöyle yazıyor:

Günümüzde bu saraylar müzeye dönüştürülmüş olsa da, odalarında bir zamanlar burada yaşayan sultanların varlıkları hâlâ hissediliyor ve sarayın her köşesine sinmiş anılar, Dar-üs Saade’deki [Saadet Evi] çok özel yaşantıları bilenler için, canlanmaya hazır bekliyor.”

  • Künye: John Freely – Osmanlı Sarayı: Osmanlı Sultanlarının İstanbul’daki Özel Hayatları, çeviren: Ayşegül Çetin Tekçe, Alfa Yayınları, tarih, 368 sayfa, 2022

Sanem Yazıcıoğlu – Husserl Fenomenolojisinde Zaman Algı Bellek (2022)

Fenomenoloji, felsefi kavrayışın ilkelerini yeniden kurmaya yönelik bir projedir.

Bu kitap, felsefeyi bitimsiz bir anlama, yaşamı da bitimsiz bir deneyim alanı olarak yeniden kuran bu projeyi yakından inceliyor.

Husserl fenomenolojisiyle olanaklı hâle gelen bu yeni kavrayış, kitapta zaman, algı ve bellek kavramlarının ayrılmaz birliği içerisinde inceleniyor ve konuya kapsamlı bir bakış sunuyor.

Zaman deneyimi her bir anın deneyimi ile başlar.

Ancak tıpkı bir melodide olduğu gibi, süreklilik ve devamlılık, zamanı da, bilinci de bir akış olarak kurmamızı sağlayan anahtar kavramlardır.

Algı ve bellek arasında ‘bilincin oyun alanı’ olarak betimlenebilecek bir ilişki vardır.

Algı ‘şimdi’ye, anımsama ve unutma gibi bilinç etkinlikleri ise ‘geçmiş’e aittir.

Fakat geçmiş, olup bitenin orada kaldığı durağan bir alan değil, bellekte etkin bir biçimde yeniden kurulan bir alandır.

Husserl’in geliştirdiği ve Çağdaş Kıta felsefesine yön veren fenomenolojinin zaman, algı ve bellek üzerinden bu okuması, Heidegger’den Derrida’ya çağdaş kuramları anlamak bakımından da önemli bir başlangıç zemini sağlıyor.

  • Künye: Sanem Yazıcıoğlu – Husserl Fenomenolojisinde Zaman Algı Bellek, Fol Kitap, felsefe, 272 sayfa, 2022

Peter Frase – Dört Gelecek (2022)

Küresel iklim krizi, akıl almaz boyutlardaki gelir eşitsizliği, sosyal medya “beğeni”lerinin yönettiği bir toplumsal hiyerarşi, otomasyonun hızla devreden çıkardığı insan emeği, gittikçe askerileşen polis güçleri, vatandaşlarını gözetleyen devletler, insansız hava araçları, başka bir gezegene taşınma hazırlıkları…

Peter Frase, bu çağ manzarasının içinden çıkarılabilecek gelecek senaryoları üzerine düşünürken hem sosyal bilimlerden hem de edebi ütopya ve distopyalardan faydalanıyor.

Yeryüzünün kaynaklarını bütün insanların adil bir şekilde paylaşmasının sağlandığı bir tür sosyalizm mi, bir avuç zenginin daha da zenginleşip büyük insan kitlelerinin daha da yoksullaştığı bir barbarlık düzeni mi?

Fredric Jameson, “Bugün dünyanın sona erdiğini hayal etmek, kapitalizmin sona erdiğini hayal etmekten daha kolay,” demişti.

‘Dört Gelecek’, ikincisinin o kadar da zor olmadığını gösteriyor.

  • Künye: Peter Frase – Dört Gelecek: Kapitalizmden Sonra Hayat, çeviren: Akın Emre Pilgir, Koç Üniversitesi Yayınları, siyaset, 123 sayfa, 2022

Giorgio Van Straten – Kayıp Kitapların İzinde (2022)

Kayıp kitaplar, yazarının tamamlayamamış da olsa yazdığı; birilerinin gördüğü hatta okuduğu fakat sonradan yok edilen veya ardında neredeyse hiç iz bırakmadan yok olan kitaplardır.

Giorgio van Straten, onları okumamış olanlara onları hayal etme, haklarında hikâyeler anlatma ve yeniden yazma imkânı sunan bu kitapların peşine düşüyor ve bize tarihin farklı dönemlerinden sekiz vaka sunuyor.

Aralarında Lord Byron, Ernest Hemingway, Bruno Schulz, Nikolay Gogol, Walter Benjamin ve Sylvia Plath gibi yazar, şair ve düşünürlerin olduğu sekiz ismin kayıp eserlerine odaklanan kitap, adeta polisiye bir roman gibi okunabilir.

  • Künye: Giorgio Van Straten – Kayıp Kitapların İzinde, çeviren: Merve Yalçın Pelit, Everest Yayınları, inceleme, 84 sayfa, 2022

Thomas H. Ogden – Zihin Matrisi (2022)

‘Zihin Matrisi’, psikanalitik teoriyi, bu alandaki benzer çalışmaların karmaşıklık ve jargon tuzağına düşmeden ele alıyor.

Thomas H. Ogden, yeni ve verimli bir psikanalitik düşünce biçimi ve uygulamanın gelişmesinde asli olarak gördüğü beş analitik kuramcının çalışmalarında şekillenen zihnin başlangıç hikâyelerini anlatıyor: Sigmund Freud, Melanie Klein, Ronald Fairbairn, Donald Winnicott ve Wilfred Bion.

Bu analistlerin her birinin geliştirdiği zihin kavrayışı, (Freud, Klein ve Fairbairn’in çalışmalarında) bir düşünme aygıtından, bizzat deneyimleme ediminde (Winnicott ve Bion’un çalışmasında) yeralan bir sürece doğru gider. Yazar, Bion, William Ronald Dodds Fairbairn ve özellikle de Winnicott’un katkılarını kullanarak Freudyen dürtü kuramını aydınlatmak için Klein’ı yeniden yorumluyor.

‘Zihin Matrisi’, Melanie Klein’ın güçlü ve zayıf yönleri hakkında bugüne kadarki en derin kavrayışlardan birini sağlıyor.

Yazar bunu yaparken kendini İngiliz nesne ilişkileri ekolünün en etkili Amerikalı sözcülerinden biri olarak kabul ediyor.

Ogden psikanalitik uğraşın diyalektik doğasına kıymet veren eden bir düşünür.

Ogden’e göre Freudyen tez, Kleinyen antitez gerektirir ve ne Freud ne de Klein bir diğerini anlamadan tam olarak anlaşılır.

Ogden, Klein’ın eksikliklerini belirtmekten çekinmiyor ve Winnicott’un özellikle potansiyel alanla ilgili katkılarının Klein’ın açıklamalarındaki boşluğu doldurduğunu ikna edici bir şekilde gösteriyor.

Ciddi sorunları olan hastaların tedavisiyle uğraşmış deneyimli bir psikanalitik terapist olarak, Ogden kavramsal düşünce çerçevesini pek çok defa klinik verilerle temellendiriyor.

  • Künye: Thomas H. Ogden – Zihin Matrisi: Nesne İlişkileri ve Psikanalitik Diyalog, çeviren: Anjelika Şimşek, Sfenks Kitap, psikanaliz, 200 sayfa, 2022

François Recanati – Dil (ve zihnin) Felsefesi (2022)

Dil felsefesi ve zihin felsefesi artık ayrışmaz bir bütün oluşturur.

Dilsel anlatım “anlam içerir”.

Peki, bu ne anlama gelir?

François Recanati üç olası yanıtı birbirinden ayırt eder.

Birinci yanıta göre anlam içermek, (dilsel bir anlatım için) zihinsel temsillerle ilişkilendirilmektir.

İkici yanıta göre anlam içermek, “atıfta bulunmak” ve dünyada bir şeye –dil dışı bir gerçekliğe– gönderme yapmaktır.

Üçüncü yanıta göre ise anlam içermek, söz denilen bu toplumsal etkinlikte ayırt edici bir rol oynamaktır.

Birinci yanıt zihinsel temsillere gönderme yapar.

Ancak zihinsel temsil için bir içeriğe sahip olmak ne demektir?

Asıl soru daha geneldir diye bir düşünceye yöneliriz:

Anlam içermek ya da bir içeriğe sahip olmak ne demek?

(Dilsel ya da zihinsel) bir temsil nedir?

Çağdaş filozoflar, düşüncenin yanı sıra dile de uygulanabilecek kadar geniş bir içerik kuramı arayışındadırlar.

Recanati bunların çabalarını bize tanıtıp Wittgenstein’dan ilham alınmış “pragmatik” yaklaşım lehinde bir sonuca ulaşır.

Düşünceyi ve dili dünyayı temsil ettiren şey, her şeyden önce düşünce ve dilin dünyada olması, ‘burada’ bir yere sahip olması ve ‘burada’ bir rol oynamasıdır.

  • Künye: François Recanati – Dil (ve zihnin) Felsefesi, çeviren: Ayşe Meral, Doğu Batı Yayınları, felsefe, 191 sayfa, 2022

Kenneth Catania – Muhteşem Adaptasyonlar (2022)

Yüzyıllarca bayağı köstebek deyip geçtik, toprak solucanlarıyla aralarındaki mücadelenin tam bir kedi-fare oyunu olduğunu göremedik.

Hele burunlarının ucunda yıldız şekilli uzantılar taşıyan kuzenlerine hiç mi hiç anlam veremedik.

Bunların yıldız burunlu köstebeği ava ulaşma hızı konusunda Guiness Rekorlar Kitabı’na sokacağını aklımızın ucundan dahi geçirmedik.

Dokunaçlı yılanbalıkları avlanırken balığın bir sonraki adımını tahmin ediyor olamazdı; geleceği öngörmek insanlara mahsustu.

Ya da küçücük bir su soreksinin avının üzerine atılması saniyenin ellide biri kadar sürecek değildi ya…

Bir hayvan varmış, modiye kasları sayesinde elektrik üretip avını serseme çeviriyormuş desek, güler geçerdiniz.

Fakat macera dolu bu filmin her sahnesi gerçek!

Hamamböceğiyle şövalyevari bir dövüş sergileyen, zehriyle iradesini esir alan, onu bir oyuğa sürükleyip larvasına yem eden zümrüt yabanarısı da öyle.

Kendini “tuhaf uzantıların araştırmacısı” olarak tanımlayan Kenneth Catania, ‘Muhteşem Adaptasyonlar’da hem doğanın ürettiği akıl almaz çözümlerle nefesimizi kesiyor, hem de tarihsel figürlerin, ilginç geleneklerin ve inanılmaz hayvanların buluştuğu deneylerini adım adım sunarak bizi “bilim insanı olmak için ne harika bir çağda olduğumuza” ikna ediyor.

  • Künye: Kenneth Catania – Muhteşem Adaptasyonlar: Yıldız Burunlu Köstebekler, Elektrikli Yılanbalıkları ve Evrimin Açıklığa Kavuşmuş Birtakım Gizemleri, çeviren: Mehmet Doğan, Koç Üniversitesi Yayınları, bilim, 228 sayfa, 2022

Mark Changizi – Görüş Devrimi (2022)

Görme ile ilgili çarpıcı ve eğlenceli ‘Görüş Devrimi’, insan beynini anlamamıza büyük katkıda bulunacak bir kitap.

Yetilerimiz, doğada yaşamımızı sürdürmemizi ve ürememizi sağlamak için milyonlarca yıl içerisinde evrimleşmiştir ve dolayısıyla, tıpkı kâğıdın ne olduğunu bilmeden kâğıt zımbasını anlayamayacağımız gibi, kendisi için evrimleştikleri çevreyi bilmeden onları anlayamayız.

Fizyolojimiz X-ışınlarını bile görebilir, ancak bilincimiz bunu bir kenara atar.

Diğer bir deyişle “süpergüçlerimiz var ama farkında değiliz,” diyor yazar.

Bu kitabın asıl amacı “neden” sorularını yanıtlamak:

  • Neden renkli görüyoruz?
  • Neden gözlerimiz önde?
  • Neden yanılsamalar görüyoruz?
  • Neden harflerin şekilleri böyle?

Changizi, kitabı boyunca açıklamalarını, anlaşılmalarını kolaylaştıracak basit ve etkileyici görme deneyleriyle zenginleştiriyor.

Yazar ayrıca, savlarını aralarında sinirbilim, evrimsel biyoloji, tıp ve dilbilim gibi birçok disiplinden aldığı kanıtlarla destekliyor.

  • Künye: Mark Changizi – Görüş Devrimi: Görme Yetimizle İlgili Bildiğimiz Her Şey, çeviren: Murat Havzalı, Alfa Yayınları, bilim, 256 sayfa, 2022

Renée Hirschon – Mübadele Çocukları (2022)

Eylül 1922’de İzmir’i terk eden Yunan ordusuyla birlikte mavnalara, sandallara binen Batı Anadolulu Rumlar adalara, İstanbullu ve Trakyalı Rumlar da Yunanistan’a kaçıyordu.

1922 sonbaharının sonunda bir milyonu aşkın Anadolulu Rum Yunanistan’a sığınmıştı.

Türkiye ve Yunanistan’ın 30 Ocak 1923’te Lozan’da nüfus mübadelesine karar vermeleri, doğdukları topraklara dönme umuduyla yaşayan bu insanlar için yeni bir hayatın başlangıcıydı.

‘Mübadele Çocukları’, bu insanların hazin öykülerini anlatıyor.

Renée Hirschon’un, Pire Limanı yakınındaki Kokinya’nın yoksul bir semti olan Yeranya’da Albaylar Cuntası’nın en karanlık dönemlerinde yaptığı saha araştırmasının ürünü olan bu kitap, aşkları, evlilikleri, barınakları, komşuluk ilişkileri ve dinsel yaşamlarıyla suyun öte yanından insan manzaraları sunuyor.

  • Künye: Renée Hirschon – Mübadele Çocukları, çeviren: Serpil Çağlayan, Islık Yayınları, tarih, 368 sayfa, 2022

Christian Roudaut – Şu Diktatörler Ne Yer Ne İçer? (2022)

Hitler kaprisli bir vejetaryendi.

Stalin’in akşam yemeği sofraları siyasi tuzakların bir parçasıydı.

Mao “devrimci” yiyeceklerden hoşlanırdı.

Çavuşesku yeme içme konusunda “hijyene” çok önem verirdi.

Bokassa’nın ziyafet sofraları Fransa krallarının soflarını aratmazdı.

Saddam Hüseyin ise tam bir mutfak şovenistiydi.

Tüm diktatörlerin beslenme alışkanlıkları kişiliklerinin ve halka bakış açılarının bir göstergesidir.

Totalitarizmin aynası olan diktatör tabakları, onların mutlak güce duydukları açlıkla birlikte, genellikle çocukluklarına dayanan endişelerini yansıtır.

‘Şu Diktatörler Ne Yer Ne İçer?’, sağlam kaynaklara dayanarak, bizleri diktatör sofralarının tehditkâr ve bazen trajikomik atmosferine götürüyor.

Yemekler ve dekorlar değişse de korku mütemadiyen menüde kalıyor.

  • Künye: Christian Roudaut – Şu Diktatörler Ne Yer Ne İçer?, çeviren: Deniz Özel, Say Yayınları, yemek, 208 sayfa, 2022