Raul Zelik – Sermayenin Yaşayan Ölüleri (2022)

‘Sermayenin Yaşayan Ölüleri’nde Raul Zelik, siyaset teorisine ve ekonomi-politik analize tamamen vakıf olarak, aynı zamanda bütün dünyaya gözü acık bir ilgiyle ve politik öfkeyle, kapitalizmin insanlığı sürüklediği felaketi mesele ediyor.

Yoksulluğun, eşitsizliklerin, aşağılamaların nasıl derinleştiğinin ve ekolojik krizin canlı bir resmini çiziyor.

Zelik, gözünü bu “siyasi canavarlara” dikip kalmıyor, şunlar gibi sorularla da ilgileniyor:

  • Felakete gidişten nasıl dönülür?
  • Walter Benjamin’den ilhamla “insanlığın imdat freni” olarak gördüğü bir devrim, nasıl mümkün olur?
  • Dönüştürücü bir iktidarın kaynağı ne olabilir?
  • Geçmiş sosyalizm deneyimlerinden de ders çıkartan “yeşil bir sosyalizmi” nasıl tasarlayabiliriz?

Taze, heyecanlı, hem de soğukkanlı, gerçekçi bir sistem eleştirisi ve alternatif arayışı.

Kitaptan bir alıntı:

“George A. Romero’nun aptallaşmış, beceriksiz ve dışarıdan yönetilen yaşayan ölüleri gibi dolanıyoruz dünyada ve malların satılmasına katkıda bulunuyoruz. İnsani ihtiyaçlar ise sadece bu görevle bağdaştıkları oranda göz önüne alınıyor. Ve böylece gitgide kendimizi ruhsuz Avatarlar olarak hissediyoruz; bize sürekli eşsiz başrol oyuncuları olduğumuz anlatılan, ancak senaryosu yine de bizim tarafımızdan yazılmayacak olan bir filmin aktörleri gibi.”

  • Künye: Raul Zelik – Sermayenin Yaşayan Ölüleri: Siyasi Canavarlar ve Yeşil Bir Sosyalizm Üzerine, çeviren: Dilek Çınar, İletişim Yayınları, siyaset, 264 sayfa, 2022

Kate Kirkpatrick – Beauvoir Olmak (2022)

Dünyanın dört bir yanındaki kadınlara ilham veren ve birçok insanın düşünme şeklini değiştiren Simone de Beauvoir’ın büyüleyici bir portresi.

Kate Kirkpatrick, Beauvoir’ın feminizmle olan karşıt ilişkisine hatırı sayılır derecede yer veriyor ve buradaki tartışma oldukça zengin.

Kirkpatrick’in biyografisinin en güçlü olduğu yer, Beauvoir’ın etik taahhütlerinin sağlamlığını netleştirmesi ve de bunların savaştan sonra siyasi taahhütlere nasıl dönüştürüldüğünü açıklaması.

Yazar, Beauvoir’ın felsefesinin önceki biyografilerden çok daha ayrıntılı ve analitik bir açıklamasını sunuyor.

Kirkpatrick’in buradaki temel başarısı, Beauvoir’ın mantığını kendi hayatıyla ilişkilendirmiş olması.

Kirkpatrick, Beauvoir’ın yorumlarını, günlüklerini ve daha da önemlisi, hayatının sonuna doğru verdiği röportajları titizlikle araştırmış ve ortaya Beauvoir’ın yaşamının ve çalışmasının radikal ve yeni, kanıtlara dayalı bir okumasını çıkmış.

Beauvoir’a hem yaşamı boyunca hem de o zamandan beri yöneltilen olağanüstü küçümseme ve cinsiyetçi eleştiri selini ortaya çıkaran kitap, onu Jean-Paul Sartre’ın gölgesinden kurtararak kendi ışığına kavuşturuyor.

Bize neden Beauvoir’dan öğrenecek daha çok şeyimiz olduğunu gösteren çok önemli bir çalışma.

  • Künye: Kate Kirkpatrick – Beauvoir Olmak: Bir Yaşam, çeviren: Deniz Soysal, Ayrıntı Yayınları, biyografi, 416 sayfa, 2022

Ahmet Cevat Emre – İki Neslin Tarihi (2022)

Giritli, İttihatçı, Şeref kurbanı, sürgün, muallim, gramerci, gazeteci, propagandacı, komünist, “İdaî”, Kemalist, Muhit naşiri, dilci, mütercim, mebus: Ahmet Cevat Emre’nin 1877’den 1961’e uzanan, Girit’ten İstanbul’a, Trablusgarp’tan Avrupa’ya, Bakü’den Moskova’ya ve sonrasında Ankara’ya uzanan maceraları ve mücadeleleri Cumhuriyet’in kurucu neslinin en özgün sayfalarından.

Şeref vapurunda sürgün bir Harbiyelidir, II. Meşrutiyet’in eğitim ve basın hayatının öncü isimlerinden olur, 1920 sonrası Türkiye Komünist Fırkası’nın baş aktörlerinden biridir, Nazım’a ve birçoklarına şeflik eder, 1928 sonrası çıkardığı dergi Muhit’te Kadro’cuları bir araya toplar, Atatürk’ün dil devrimini borçlu bildiği, emanet ettiği isim olur, Homeros’u Antik Yunancadan çevirir, Türkçe dilbilim alanında anıt eserler kaleme alır.

Yakup Kadri’nin deyişiyle solcuların döneklik, sağcıların komünistlikten aforoz ettiği ve unuttuğu Ahmet Cevat’ın hatıratı ‘İki Neslin Tarihi’ devrimler çağında bir cevelanın tanıklığıdır.

Kitapta, bu hatırata ek olarak Ahmet Cevat’ın vefatından sonra yayımlanan 1920 Moskova’sında Komünist Türkler tefrikasını ve yaşamına ışık tutacak yazı ve belgeler de yer alıyor.

  • Künye: Ahmet Cevat Emre – İki Neslin Tarihi, Telemak Kitap, anı, 580 sayfa, 2022

Charles Homer Haskins – On İkinci Yüzyıl Rönesansı (2022)

Bu kitabın başlığı pek çoklarına bariz bir çelişki içeriyor gibi görünecektir.

Düşünsenize, on ikinci yüzyılda Rönesans!

Cehaletin, durgunluğun ve kasvetin hüküm sürdüğü Orta Çağ, hemen ardından gelen İtalyan Rönesansı’nın aydınlanması, gelişimi ve özgürlüğüyle taban tabana zıttır değil mi?

İnsanların bu fâni dünyanın neşesini, güzelliğini ve irfanını göz ardı edip dünyanın sunduğu felaketlere takılı kaldıkları Orta Çağ’da nasıl bir Rönesans olabilir?

Bu kitap, erken dönem aydınlanmalarının en önemlisine, genellikle Orta Çağ Rönesansı olarak adlandırılan On İkinci Yüzyıl Rönesansı’na ayrılmış.

Bu yüzyıl, pek çok açıdan ferahlığın ve canlı bir yaşamın, Haçlıların, büyümeye başlayan şehirlerin ve Batı’nın en eski bürokratik devletlerinin çağıdır.

Romanesk sanatın doruk noktasına ve Gotik’in başlangıcına tanık olmuş, yerel edebiyatlar bu çağda ortaya çıkmıştı.

Latin klasikleri, Latin şiiri ve Roma hukuku yeniden canlanmıştı.

Arap kültürünün ilaveleriyle birlikte Yunan bilimi ve felsefesinin büyük bölümü yeniden keşfedilmiş, ilk Avrupa üniversiteleri köklerini salmıştı.

Konunun duayenlerinden Charles Homer Haskins, ‘On İkinci Yüzyıl Rönesansı’ kitabıyla okuyucularını; yüksek öğrenim, skolastik felsefe, Avrupa hukuk sistemi, mimari, heykelcilik ve yerel edebiyat gibi alanlarda eşsiz bir canlanmanın görüldüğü on ikinci yüzyılda unutulmaz bir yolculuğa çıkarıyor.

  • Künye: Charles Homer Haskins – On İkinci Yüzyıl Rönesansı, çeviren: Bağış Alper Kovan ve Dorukhan Sacit Nar, Selenge Yayınları, tarih, 296 sayfa, 2022

Karl-Wilhelm Welwei – Eski Yunan Erken Dönemi (2022)

Eski Yunan sanatı ve mimarisi, Avrupa’nın en erken ve en gelişkin kültürünü barındıran Yunanistan’a her yıl ayak basan sayısız ziyaretçiyi büyülemeye devam ediyor.

Heraklion ve Atina milli müzelerinde sergilenen Homeros öncesine ait eşsiz eserler, Yunanların erken dönemine ait Minos ve Miken (Myken) kültürünün sessiz tanıklarıdır.

Minos Çağı ile başlayan bu kitap, okuyucuyu sırasıyla Miken dünyasına, Miken Krallığı’nın yıkılmasıyla başlayan “Karanlık Çağ”a ve daha sonra, eski bir heroik kültüre ait koskoca saraylardan arta kalan taş mirası çağdaşları için dizeleriyle canlandırmaya çalışan Homeros’un dünyasına götürüyor.

Kitap, Yunanistan’da MÖ 800 civarında başlayan Arkaik Çağ’ın toplumsal yapısıyla ekonomik sisteminin inşası kadar dönemin sanat ve kültürünü ele alıyor ve kent devletlerinin ortaya çıktığı evreyi de kapsıyor.

Yunan toplumundaki uyuşmazlıklar, yönetimin aristokratlarca ele geçirilmesi, Atina ve Sparta arasındaki rekabetin başlangıcı ve aynı zamanda Yunanistan ile Pers Krallığı arasında baş gösteren çekişmeler de kitabın konuları arasında.

  • Künye: Karl-Wilhelm Welwei – Eski Yunan Erken Dönemi (MÖ 2000-500), çeviren: Zeynep Yılmaz, Runik Kitap, tarih, 128 sayfa, 2022

Árminius Vámbéry – 19. Yüzyıl Türkiyesi ve Türk Modernleşmesi (2022)

Meşhur Orta Asya seyahatiyle tanınan Árminius Vámbéry, uzunca bir süre bulunduğu İstanbul’da gerek Fransızca dersler vererek paşa konaklarında misafir kalması gerek şehirdeki ulemadan ders alması ve gerekse II. Abdülhamid’e müşavirlik yapması bakımından dikkate değer bir şahsiyet.

Bu eserinde Vámbéry İstanbul’a ilk geldiği zamanla kırk yıl sonrasını mukayese ederek Osmanlı bürokrasisini, Türk kadınlarını ve modernleşmeyi ele alır.

Genel olarak bakıldığında eserde kadınların değişimdeki rolünü, açılan kız okullarının kadınlar üzerindeki tesirini izah eder.

Batılıların Türk modernleşmesi üzerine yapılan söylemlerini haksız çıkartarak, yaklaşık yarım asırlık sürede şaşırtıcı bir dönüşüm yaşayan bir toplumu gözler önüne serer.

1898 senesinde Fransa’da yayınlanan bu risalenin bir kısmını Ceditçi aydınlardan Fatih Kerimî kısa süre içinde Tatarcaya çevirmiş ve Türk millî kimliğinin inşası için önemli bir metin olarak değer atfetmiştir.

Fakat Vámbéry’nin eşsiz risalesiyle beraber bu eksik nüsha da kenarda kalmış ve unutulmuştu.

‘19. Yüzyıl Türkiyesi ve Türk Modernleşmesi’ adıyla ilk defa Türkçeye çevrilen bu metin hem Türk kadın yazarların yazılarından hem önemli Osmanlı bürokratlarının söylemlerinden hem de yazarın kendi gözlemlerinden hareketle fikrî anlamda büyük bir dönüşüm yaşayan Osmanlı Devleti’nin on dokuzuncu yüzyıl tarihine ışık tutuyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Panislamizm, şu an için birbirine ince ipliklerle bağlı gibi görünüyor. Fakat Sünni Müslüman dünyanın manevi lideri olarak tanıdıkları halifeye karşı açık bir tehdit veya saldırı olması durumunda, bu ipler kolayca güçlü bir demet hâline gelebilir ve topyekûn bir savaşa sebebiyet verebilir.”

“Kırk sene kadar Avrupa’da yaşayıp yeniden İstanbul’a gelerek önceki dostlarım arasına girdiğim zaman, gittiğimden beri Türk kadınlarının durumlarında meydana gelen değişim ve büyük köklü devrimlerden oldukça hayrete düştüm. […] Önceki hâllerini bilen birisi için Şarklıların kalbine yerleşmiş tutuculuk ve eskilik fikrini bitirmeyi kırk sene kadar az bir sürenin nasıl olup da yeterli olduğunu görmek herhâlde şaşırmaya değerdi.”

“Nasıl ki Büyük Petro zamanında Ruslar, uzun yıllar Avrupalı valilerin ve memurların yardımını kabul ettilerse, Rusların o zamanki hâlinden daha iyi durumda olan Türkler neden aynısını yapmasınlar?”

  • Künye: Árminius Vámbéry – 19. Yüzyıl Türkiyesi ve Türk Modernleşmesi, çeviren: Murat Çaylı, Selenge Yayınları, tarih, 130 sayfa, 2022

Jean de La Bruyère – Karakterler yahut Çağın Töreleri (2022)

Jean de La Bruyère’in 17. yüzyılın sonunda kaleme aldığı ‘Karakterler’, modern edebiyatın kurucu metinlerinden biri.

‘Karakterler’de belki de ilk kez toplum ve toplumun eleştirisi edebiyatın merkezine taşınır, sosyolojik bir göz icat edilir.

İnsan doğası, saray, inanç, aşk, devlet, servet…

La Bruyère’in altüst eden eleştirisinden herkes ve her şey nasibini alır.

Ahlakçılık kisvesiyle efendilere, krallara, ruhbana, kısacası muktedirlere yargı dağıtan La Bruyère, çağının riyakarlığına, sahteliğine, çürümüşlüğüne savaş açar.

Bize son derece tanıdık dünyasıyla ‘Karakterler’, örgütlü eblehliğin ve hamasetin karşısında modern insanın aklına mukayyet olabilmesi için bir elkitabı.

La Bruyère sarayın törelerini inceleyip, son derece cüretkâr ve keskin bir ironiyle hicvediyor.

Uzak bir diyarı anlatır gibi anlattığı bu sarayın en küçük kusurları arasında –barbarlık değilse bile– ayyaşlık, sefahat, açıktan yaltakçılık ve sahte takva sayılabilir.

Marcel Jouhandeau’nun önsözü, Roland Barthes’ın sonsözüyle.

  • Künye: Jean de La Bruyère – Karakterler yahut Çağın Töreleri, çeviren: Bedia Kösemihal, Telemak Kitap, deneme, 408 sayfa, 2022

William F. Bristow – Aydınlanma Felsefesi (2022)

On yedinci ve on sekizinci yüzyıllarda Avrupa’nın gerçek bir zihin devrimi yaşamasına sebep olan Aydınlanma, özgürlük, ilerleme, hoşgörü, anayasacılık gibi, modernitenin temel prensiplerine dönüşecek bir dizi fikri savunuyordu.

Daha önceki yüzyılların bireysel ve toplumsal yaşam biçimlerini aşıp yeni bir insanlık tahayyülü sunan bu fikirler, Fransa’da, Almanya’da, Britanya’da ve Amerika’da farklı tonlamaları olan büyük bir entelektüel birikim yarattı.

Amerikalı felsefeci William F. Bristow bu kısa giriş kitabında, Aydınlanma felsefesinin temel meselelerini, Aydınlanma Çağı diye nitelenen dönemin öne çıkan eserleri ve fikirleriyle birlikte ele alıyor.

Aydınlanmanın “hakikat” arayışını bilim, epistemoloji ve metafizik üzerinden; “iyi” arayışını siyaset, ahlak ve din teorileri üzerinden; “güzel” arayışını ise Aydınlanma estetiği üzerinden ele alan ‘Aydınlanma Felsefesi’ bu devasa birikime dair kolay okunan, her seviyeden okur için anlaşılır bir zihin haritası sunuyor.

  • Künye: William F. Bristow – Aydınlanma Felsefesi, çeviren: İrem Şalvarcı, Beyoğlu Kitabevi, felsefe, 84 sayfa, 2022

Nesim Ovadya İzrail – Düşler Sahnesinde (2022)

Aşod Madatyan, Osmanlı İmparatorluğu’nun son çeyreğinde ve Cumhuriyet’in ilk kırk yılında tiyatro yaşantımızın tam merkezinde ve ön saflarında yer aldı.

Güllü Agop’un Mardiros Mınakyan’a geçirdiği tiyatro bayrağını daha sonra o devraldı ve yirminci yüzyılın ortasına kadar taşıdı.

Ermeni ve Türk sanatçılarla, farklı tiyatro topluluklarıyla, Darülbedayi’yle ilişkileri, bir rejisör ve tiyatro insanı olarak yaptıkları, teori üzerine kafa yoran bir düşünce insanı olarak yazıp çizdikleriyle, sahnelerimizde hoş bir seda bıraktı.

Spekülatif olmak pahasına akıl yürütmek gerekirse, Madatyan eğer Ermeni değil Türk olsaydı, tiyatromuzda dostu Muhsin Ertuğrul’a denk bir konumda olacağı teslim edilecektir.

Sadece sahne tecrübesi, yöneticiliği, girişimciliği değil, çağdaşlarının her fırsatta onayladığı teorik bilgisi de bu tespiti haklı çıkarır.

Bu çalışma, Aşod Madatyan’ı, Meşrutiyet dönemindeki tiyatro faaliyetlerini, Mütareke sahnelerindeki hareketliliği, Cumhuriyet’le gelen değişim ve dönüşümleri, tiyatro tarihi çalışmalarında hiç ele alınmayan konuları siyasal ve sosyal gelişmelerin içine yerleştirerek ele alıyor.

Nesim Ovadya İzrail ‘Düşler Sahnesinde’, perdenin dışında kalanları veya bırakılanları yeniden sahneye davet ederken, bizleri tiyatro tarihimiz üzerine bir kez daha düşünmeye davet ediyor.

  • Künye: Nesim Ovadya İzrail – Düşler Sahnesinde: Rejisör Aşod Madatyan ve Kozmopolitizmden Milliyetçiliğe Türkiye’de Tiyatro 1902-1962, Aras Yayıncılık, inceleme, 216 sayfa, 2022

Darian Leader – Çizgilerle Lacan Rehberi (2022)

Lacan’ı okumak zor, anlamak daha da zor derler.

Freud’dan bu yana psikanalizin belki de en etkili ve en tartışmalı entelektüeli Jacques Lacan’la tanışmak, onun edebiyat, sanat ve felsefe üzerindeki tesirini görmek için muhtemelen bundan daha iyi bir fırsat olamazdı.

Yaşayan en mahir Lacancı psikanalistlerden Darian Leader imzalı ‘Çizgilerle Lacan Rehberi’, okuyucuyu Lacan’ın dünyasında telaşsız bir gezintiye çıkaran, Lacancı teorinin kuytu köşelerinden ustalıkla geçen bir rehber.

  • Künye: Darian Leader – Çizgilerle Lacan Rehberi, çeviren: Turgay Sivrikaya, Okuyanus Yayınları, psikanaliz, 184 sayfa, 2022