Robert Allen – Küresel Ekonomi Tarihi (2022)

Küreselleşmenin inişli çıkışlı tarihini 1500’den günümüze kadar izleyen, konu üzerine usta işi bir giriş.

Robert Allen, Amerika’dan Çin’e ve Afrika’ya uzanarak bu süreçteki ekonomik büyümeyi etkileyen faktörleri irdeliyor.

Niçin bazı ülkeler zengin bazıları ise yoksuldur?

Aslında 16. yüzyıla girerken ülkeler arasındaki gelir farkları küçüktü, hatta bugün “Batı” ve “Doğu” diye nitelenen kültürel coğrafyaların önde oldukları farklı alanlar mevcuttu.

Ama keşifler çağıyla birlikte, özellikle de Amerika’nın keşfini izleyen dönemde fark giderek açıldı, “büyük ıraksama” (great divergence) coğrafya, küreselleşme, teknolojik değişim ve ekonomik politikalar tarafından belirlenen bir süreçte devreye girdi, “milletlerin zenginliği” farklı yollar izlemeye başladı.

İngiltere, küreselleşmenin meydan okumasına Endüstri Devrimi’yle yanıt vererek yeni bir çığır açtı.

İç gümrükleri kaldırıp ulusal pazarlarını oluşturan, taşımacılığa yatırım yapan, yeni yeni palazlanan endüstrilerini İngiliz rekabetinden korumak için dış gümrük tarifelerini yükselten, bankalarını güçlendirip endüstrinin gerektirdiği vasıflı işgücü için kitlesel eğitime önem veren Batı Avrupa ve Kuzey Amerika da çok geçmeden İngiltere’yi yakalayıp zenginler kulübünde yerlerini aldılar.

Endüstri Devrimi’nden önce dünya imalatının büyük bölümü Asya’da yapılırken, 19. yüzyılda gelişmiş ülkelerin modern teknolojiye dayanan rekabeti dünyanın Batı dışında kalan yerlerinde yerel endüstrileri büyük ölçüde çökertti ve belli tarım ürünlerinde uzmanlaşmış “azgelişmiş ülkeler” ortaya çıktı.

Allen, Oxford University Press’in Very Short Introductions dizisinden çıkan ‘Küresel Ekonomi Tarihi’ adlı bu kısa ama önemli kitabında, 1500’den bu yana yaşanan süreci ve nedenlerini küresel boyutta inceliyor.

Kültür, küreselleşme, kurumlar, teknoloji, doğal çevre, gelir dağılımı ve yaşam standartları gibi ekonomik büyümeyi etkileyen çeşitli faktörleri Batı Avrupa, Kuzey Amerika, Çin, Hindistan, Güney Amerika ve Afrika’da karşılaştırmalı bir yaklaşımla ele alıyor.

Ekonomi tarihine giriş için değerli bir başvuru kaynağı.

  • Künye: Robert C. Allen – Küresel Ekonomi Tarihi: Kısa Bir Giriş, çeviren: Hande Koçak Cimitoğlu, İş Kültür Yayınları, iktisat, 184 sayfa, 2022

Kolektif – Kavramlar Tarihi: Özgürlük (2022)

Özgürlük kavramının düşünce tarihindeki macerası üzerine referans bir çalışma.

Kitap, özgürlüğün seyrini Antik Yunan Sofist düşünürlerinden Ortaçağ İslam düşüncesine ve oradan Sartre’ın özgürlük düşüncesine kadar izliyor.

Özgürlük aynı anda hem ontoloji ve teoloji hem de siyaset felsefesiyle ilgili bir mesele.

Bu kavramın işaret ettiği durum ilk bakışta apaçıktır.

İnsanın engellenmeden veya sınırlandırılmadan istediğini seçebilmesi, yapabilmesi veya hareket edebilmesi özgürlüğü anlatır.

Ancak işin içine determinizm, yazgı, arzu, irade ve seçim gibi unsurlar girince insanın özgürlüğüne dair tartışma daha karmaşık bir kerteye doğru dönüşüme uğrar.

Tarih boyunca pek çok düşünür ve ideoloji insanın hem özgür olup hem de siyasal toplumun bir üyesi olarak yaşamasının mümkün olup olmadığı sorusuna yanıt aramaya çalıştı.

Bu son hatırlatma bağlamında özgürlük, yurttaşın devlet ve bireyin toplumla kurduğu ilişkinin nirengi noktasını oluşturur.

Özellikle modern toplumların örgütlenme biçimi bağlamında özgürlüğün yokluğu devleti meşru, toplumsal yaşantıyı ise anlamlı olmaktan çıkarır.

Armağan Öztürk ve C. Cengiz Çevik tarafından derlenen bu çalışma, özgürlük kavramının düşünce tarihindeki serüvenini bir dizi makale aracılığıyla sorguluyor.

Filoloji, felsefe, siyaset bilimi, sosyoloji ve tarih bilimlerine ait birikimleri metinleştiren çalışmaların ortak noktası ise ele aldıkları düşünür, düşünce akımı veya dönemde özgürlüğün içeriğini sınırlarıyla birlikte ayrıntılı bir şekilde ortaya koyuyor.

  • Künye: Kolektif – Kavramlar Tarihi: Özgürlük, editör: Armağan Öztürk ve C. Cengiz Çevik, Doğu Batı Yayınları, felsefe, 684 sayfa, 2022

Berke Özenç – Demokrasiyi ve Anayasayı Korumak (2022)

 

Weimar Cumhuriyeti’nde Hans Kelsen ve Carl Schmitt arasındaki anayasa, devletin niteliği, kuvvetler ayrılığının anlamı ve parlamentarizmin özellikleri ve sorunlarına uzanan polemik çok önemlidir.

Berke Özenç, demokrasinin ayaklar altına alındığı bugün, bu polemiği güncel bir okumaya tabii tutuyor.

Yazar, anayasanın korunmasına ve koruyucusuna dair, iki önemli kamu hukukçusu arasında yaşanan tarihî bir polemiği ve bu polemiğin arka planında yer alan iki farklı demokrasi ve anayasa yaklaşımını, bağlamı içinde değerlendiriyor ve bugün için de yararlanabilecek şekilde tartışmaya açıyor.

Dünyanın popülist sağ siyasetlerin eksenine kaydığı, anayasanın ve kamu tarifinin “kişisel ihtiyaçlara” göre sürdürüldüğü, demokrasinin pekâlâ siyasal “mugalata” olarak ele alınabildiği bu dönemde muhakkak okunması gereken bir çalışma.

  • Künye: Berke Özenç – Demokrasiyi ve Anayasayı Korumak: Kelsen Schmitt’e Karşı, İletişim Yayınları, siyaset, 254 sayfa, 2022

Ömer Albayrak – Alman İdealizminde Aşkınlık ve Tarihsellik (2022)

Alman idealizmi, Kant’a karşı ve bizzat Kant’ı kullanarak aşkınlığı ve sonsuzluğu felsefi düşünceye nasıl yeniden dahil etti?

Ömer B. Albayrak da, hem aşkınlığın Alman İdealizminde nasıl tarihselleştirildiğini hem de bunun günümüz açısından neden önemli olduğunu tartışıyor.

Kant’ın ‘Saf Aklın Eleştirisi’yle başlayan transendental felsefe, kendinden önceki metafiziği tarihe gömerken onun en temel iki kabulünü de geçersiz hale getirmişti: İnsanın mutlağı bilmeye muktedir –hatta mecbur– oluşu ve o mutlağı deneyimleyebilir oluşu.

Deneyimin ve onun bilgisinin sınırlarının dışına atılan aşkınlığın Kant’ın pratik felsefesine geri dönüşüyse ahlaki bir Tanrı’nın postülat olarak alınması biçiminde gerçekleşti.

Kant’ın yol açtığı düşünce okullarının içinde en merkezî önem taşıyanlardan biri olan Alman İdealizmi, Kant’ın çizdiği sınırların hepsini çiğneyerek ve onun düşüncesini kendilerince varabileceği en uç noktalara götürerek farklı sistemler ortaya koydu.

Bu hareketleriyle, Kant’a karşı yine Kant’ı kullanarak aşkınlığı ve sonsuzluğu yeniden felsefi düşüncenin içine geri getirdiler ve aşkınlığın modern insanın varoluşu açısından hâlâ anlamlı ve önemli olduğunu göstermeye çalıştılar.

İdealist felsefenin hareketini izleyip Hegel’e geldiğimizde bunun, aşkınlığın ve mutlağın tarihselleştirilmesi pahasına başarıldığını görüyoruz.

İşte bu kitap, aşkınlığın Alman İdealizminde nasıl tarihselleştirildiğini ve bunun günümüz açısından neden önemli olduğunu tartışmaya açmasıyla dikkat çekiyor.

  • Künye: Ömer B. Albayrak – Alman İdealizminde Aşkınlık ve Tarihsellik, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 240 sayfa, 2022

Bruce Fink – Lacancı Psikanalize Klinik Bir Giriş (2022)

Lacancı psikanalizin öğeleri üzerine derli toplu bir çalışma arayan okur ve terapistlere bu kitabı öneriyoruz.

Bruce Fink, Lacan’ın temel kavramlarını zengin klinik malzemelerle destekleyerek açıklıyor.

‘Lacancı Psikanalize Klinik Bir Giriş’, her terapistin başucu kitabı olmaya aday bir kitap.

Lacan’ın teorisine giriş yapmak için eşsiz bir başlangıç oluşturan kitabın içinde tanımlanan pek çok temel kavram bol miktardaki klinik malzemeyle desteklenerek okurun anlayabileceği şekilde sunuluyor.

Fink, kendi deneyiminden yola çıkarak faydalı bulduğu psikanalitik müdahale ve uygulamaları Lacan’ın teorisini kullanarak özgün bir şekilde ortaya seriyor.

Okurlar bu kitapla birlikte her zaman “zor” olarak kabul edilen Lacan’a bir başlangıç yapma olanağına kavuşacaklar.

Lacancı psikanalizi teşkil eden öğelerin neler olduğunu Fink’in sakin, yalın ve derinlikli rehberliği eşliğinde ziyaret edebilecekler.

Klinisyenler ise, gündelik pratiklerinde yaşadıkları zorluklara pek çok açıklama bulabilecekler bu kitapta.

Fink, psikanalitik tanının önemini, nevroz, psikoz ve sapkınlığın ne anlama geldiğini, a nesnesi’ni, değişken süreli seans’ı, kesme’yi, jouissance’ı, Öteki ve ötekini, arzu’yu, arzu alanının açılması’nı, İmgesel-Simgesel-Gerçek düzenler’i, analistin konumunu, analitik ilişkiyi ve daha pek çok temel Lacancı kavramı büyük bir ustalıkla aktarıyor.

Bu kitap öncelikle terapistler için yazılmış bir kitap.

Ama psikanalize ve kendisine ilgi duyan herkes bu kitabı okuyabilir!

Fink’in dediği gibi: Lacan, “bizi uyandırmanın, kışkırtmanın, sarsmanın peşindedir; teskin etmeyi, rehavete sokmayı değil, ancak kavramsal tekdüzeliğimizi şaşkına çevirmeyi ister. Bunlar, onun bizi çalışmaya itme amacıyla, anladığımızı düşündüğümüz şeyi anlamadığımız gerçeğini (Freud’un yazılarını ya da analizanlarımızın söylemlerini takip etmenin aldatıcı biçimde kolay olup olmadığını), bir şeyi ifade etmek ya da kavramsallaştırmak için sayısız girişimde bulunmak zorunda kalabileceğimizi ve sonrasında yorumumuzun hâlâ yalnızca yaklaşık olarak kalacağını bize hatırlatmasıyla ilgilidir.”

  • Künye: Bruce Fink – Lacancı Psikanalize Klinik Bir Giriş: Teori ve Teknik, çeviren: Özgür Öğütcen, Axis Yayınları, psikanaliz, 2022

William B. Irvine – Güzel Yaşam Kılavuzu (2022)

Stoacılığın yaşam pratiklerini günümüze nasıl uyarlayabiliriz?

William Irvine, endişelerimizi en aza indirmek, şan ve şöhrete kapılmamak ve yaşlılıkla başa çıkmak gibi sıkıntılı pek çok konuda Stoacı filozofların bize neler söyleyebileceğini açıklıyor.

Irvine ‘Güzel Yaşam Kılavuzu’nda, her geçen gün daha büyük bir hızla değişmeyi sürdüren dünyamızda insanın arzu, hırs ve korkularının hemen hiç değişmediği fikrinden hareketle, Batı felsefesinin en köklü geleneklerinden biri olan stoacılıktaki yaşam pratiklerinin bugüne nasıl uyarlanabileceğini araştırıyor.

Özellikle antik Roma dönemi stoacılarının insan psikolojisine dair kavrayışlarından, dinginliğe ulaşma amacıyla kullandıkları somut teknik ve stratejilerden yararlanan Irvine, bu filozofların izinde daha güzel yaşamak isteyenlere, kendi deneyiminden de hareketle bir kılavuz sunuyor.

Endişelerimizi en aza indirme, geçmişe sarılmayı bırakıp çabamızı kontrol edebileceğimiz şeylere yoğunlaştırma, şan ve şöhretin cazibesiyle, yasla ve yaşlılıkla başa çıkma gibi önemli insani sorunlar hakkında bu kadim düşünce geleneğinin önerdiklerini merak eden okuyucular, bu kitapta derli toplu bir sunum bulabilirler.

  • Künye: William B. Irvine – Güzel Yaşam Kılavuzu: Antik Stoacı Sevinç Sanatı, çeviren: K. Orkun Çatık, İş Kültür Yayınları, felsefe, 296 sayfa, 2022

Chanel Miller – Benim Bir Adım Var (2022)

Çoğu insanın Emily Doe olarak tanıdığı Chanel Miller, cinsel tacizle mücadelede simge isimlerden biri.

Şimdi Miller, gerçek ismini geri alarak cinsel tacizden sonra yaşadığı travmayı bütün boyutlarıyla anlatıyor ve cinsel tacizle mücadele için neler yapabileceğimizi anlatıyor.

Miller’ın hayatı bir gece Stanford Üniversitesi’nin kampüsünde cinsel tacize uğradığında değişti.

Başta bütün dünya onu Emily Doe ismiyle tanıyordu.

Davası için yazdığı yazı BuzzFeed’de yayınlandığında milyonlarca kişiyi etkilemiş ve harekete geçirmiş, dünya çapında pek çok dile çevrilmiş, Kongre’de okunmuş, Kaliforniya yasalarında değişiklik yapılmasına ilham vermiş ve davadaki yargıcı koltuğundan etmişti; ama en önemlisi insanlara ilk kez kendi saldırı deneyimlerini paylaşma cesareti vermişti.

Artık Miller, Emily Doe ismini bir kenara bırakıyor, yaşadığı travmayla ve kelimelerin gücüyle ilgili hikâyesini anlatmak için kimliğini geri alarak “Benim Bir Adım Var” diyor.

Yargılama sırasında yaşadığı utancı, mağdurların en iyi senaryolarda bile karşılaştıkları baskıyı tek tek gözler önüne seriyor.

Hikâyesi, failleri korumaya yönelik önyargılı bir kültüre ışık tutuyor, en savunmasız olanları yüzüstü bırakmak için tasarlanmış adalet sistemini suçluyor ve nihayetinde, ıstırabı arkada bırakıp dolu dolu ve güzel bir hayat yaşamak için gereken cesareti aşılıyor.

‘Benim Bir Adım Var’, cinsel saldırı hakkındaki düşüncelerimizi sonsuza dek değiştirecek, neyin kabul edilebilir olduğuna dair inançlarımıza meydan okuyacak türden bir kitap.

  • Künye: Chanel Miller – Benim Bir Adım Var: Dünyayı Sarsan Taciz Davasının Gerçek Hikâyesi, çeviren: Dilara Dilmen, Epsilon Yayıncılık, anı, 440 sayfa, 2022

Peter Kuper – Kafkaesk (2022)

Franz Kafka’nın çizgi uyarlamaları içinde Peter Kuper’ın yaptıkları ayrı yere sahip.

‘Kafkaesk’ ise, ‘Akbaba’dan ‘Kanun Önünde’ye, ‘Bir Kardeş Cinayeti’nden ‘Köprü’ye Kuper’ın Kafka’nın on dört öyküsünün usta işi çizgiroman uyarlamalarını sunuyor.

Yirminci yüzyılın en önemli edebi figürlerinden biri olan Franz Kafka kuşaklar boyunca pek çok yazar ve sanatçıyı derinden etkiledi; öykü ve romanları edebiyat, müzik, resim, heykel, dans ve film gibi çok çeşitli alanlarda sayısız esere ilham kaynağı oldu.

Kafka’yı 1988 yılından beri “çizgi romana tercüme eden” görsel sanatçı Kuper’ın uyarlamaları da bu eserlerin arasında değerli bir yere sahip.

Kafka’nın öykülerinin bireysel yorumlara ilham verdiğini, her okura benzersiz bir kişisel bağlam sunduğunu belirten Kuper şöyle diyor:

“Kafka kırk bir yaşını doldurmadan öldü, bundan neredeyse yüz yıl önce, ama öyküleri daha dün yazılmış hissi veriyor. Ya da belki takipçilerinden Gustav Janouch’un dediği gibi, Kafka’nın eserleri ‘yarının bir aynası’dır. Bu eserler şimdiye ve buraya ait; Kafka’nın hikâyeleri insanlık durumumuza giden bir yol haritası teşkil ediyor. Bizi kurumlarımızın tehlikelerine karşı uyarıyor, bize zaaflarımızı hatırlatıyor, absürdlüklerimize gülmemiz için bizi dürtüyorlar. Dünyamız giderek daha çok ‘Kafkaesk’ sıfatını yansıtırken, Kafka’nın kulaklarımıza fısıldadığı bütün o mesajlarda yeni bir anlam bulabiliriz.”

Kafka’nın uzunlu kısalı on dört öyküsüne Kuper’ın getirdiği yaratıcı yorumların, Kafka okurlarına yeni ve farklı bakış açıları sunarken, onunla henüz tanışmamış olan okurlar için de yazarın benzersiz dünyasına güzel bir giriş olacaktır.

  • Künye: Peter Kuper – Kafkaesk: On Dört Öykü, çeviren: Özde Duygu Gürkan, Metis Yayınları, çizgiroman, 160 sayfa, 2022

Melek Mutioğlu Özkesen – Toprakları Kapatmak (2022)

İktidar, bize ait toprakları özelleştirerek bu araziler üzerinde yaşayan bütün canlıların yaşam alanlarını gasp ediyor, bizi gün geçtikçe yoksullaştırıyor.

Melek Mutioğlu Özkesen, AKP’nin rant ve kendi sermaye tabanını kurmak amacıyla, hepimize ait kamu arazilerini nasıl kullandığını gözler önüne seriyor.

Meralar, yaylaklar, kışlaklar, otlaklar, harman ve panayır yerleri…

Ormanlar…

Yollar, meydanlar, köprüler…

Kamu hizmet binaları, parklar, bahçeler…

Sahipsiz yerler…

Kamunun, bütün insanların öteden beri müştereken yararlandığı kaynakların, mekânların, ortamların özelleştirilmesi gerçekten ne anlama geliyor?

Özkesen, işte bu yalın sorunun cevaplarını arıyor.

‘Toprakları Kapatmak’, Türkiye’de özelleştirmenin köy toprakları, ormanlar, TOKİ, Yeşil Yol Projesi, Kuzey Marmara Otoyolu Projesi ve Üçüncü Köprü gibi birçok örneğini ele alan kapsamlı bir çalışma.

Bu özelleştirme siyasetinin, her şeyden önce devletin kamusal niteliğini aşındıran etkisini ortaya koyuyor.

Neoliberalizmin üzerindeki sermaye tahakkümünü artırdığı devletin, kendini yeniden üretebilmek için kamu topraklarını bir bakıma “yeniden keşfederek” rant kaynağı olarak kullandığını savunuyor.

AKP döneminde toprağı ticarileştirme siyasetinin, iktidarın toplumsal ve sermaye tabanını kurmak için de kullanıldığını görüyoruz.

“Toprakları kapatma” siyasetinin, “kamu alemi”ni mülksüzleştiren, halkı yoksunlaştıran sonuçlarına dikkat çeken bir kitap.

Kitaptan bir alıntı:

“Yaşamsal bir kaynak olan toprağın özelleştirilmesi üzerinde yasayan insanların ve tüm canlıların yaşam alanlarının gasp edilmesi, o toprak üzerinde örgütlenmiş̧ yerleşik toplumsal formların ve ekosistemin bozulması anlamına gelir. Bu nedenle özelleştirmeler, tek başına bir toprak parçasının/arazinin kullanım hakkının ya da mülkiyetinin değişmesinden ibaret olmayan; toplumsal ilişkileri, yaşam biçimlerini, doğayı ve çevreyi etkileyen ve siyasi-iktisadi stratejiler ile şekil değiştiren oldukça hayati bir süreç olarak karşımızdadır.”

  • Künye: Melek Mutioğlu Özkesen – Toprakları Kapatmak: Kamu Arazilerinin Özelleştirilmesi, İletişim Yayınları, siyaset, 268 sayfa, 2022

Torill Kornfeldt – Türlerin Yeni Kökeni (2022)

Bilim insanları uzun yıllardır fosilleri ve genetik teknolojileri kullanarak soyu tükenen hayvanları yeniden diriltmeye çalışıyor.

Torill Kornfeldt, bu yöndeki güncel çalışmalar ile yapılan yoğun tartışmaları bir araya getirdiği enfes bir çalışmayla karşımızda.

  • Pek çok kayıp tür dünyada tekrar yürüyecek gibi görünüyor, ama bu bize nasıl bir dünya verecek?
  • Ve bu iyi bir fikir mi?

Jurassic Park filmlerinde, coşkularına ve merak duygularına yenilen bilim insanlarının laboratuvarda ürettikleri dinozorların sağa sola saldırdıklarını gördük.

Devrimci bilginin ve tanrısal güçlere sahip olmanın bedelinin ağır olabileceği, kıssadan hisse beynimize kazınmış oldu.

Aynı zamanda tam da bu güdüden yoksun olursak artık insan olamayacağımız fikri de bir kez daha vurgulandı.

Sibirya’nın permafrostundan California’ya kadar dünyanın dört bir yanındaki bilim adamları, binlerce yıldan beri soyu tükenmiş olan hayvanları üretmek için çalışıyorlar.

Bu uğraşta hem fosilleri hem de en son genetik teknolojileri kullanıyorlar.

Bu bilim insanlarından bazıları sırf meraktan hareket ediyor; diğerleri, kaybolan türleri hızla yok olan ekosistemleri kurtarma mücadelesinde güçlü bir silah olarak görüyor.

  • Künye: Torill Kornfeldt – Türlerin Yeni Kökeni: Soyu Tükenen Hayvanlar İçin İkinci Bir Şans, çeviren: Zafer Avşar, Alfa Yayınları, bilim, 224 sayfa, 2022