Achille Mbembe – Brütalizm (2022)

Olağanüstü halin sıradanlaştığı bugün, insanlar muazzam bir sindirme ve öğütülme ile karşı karşıya.

Achille Mbembe, hem bu muazzam yıkımın ve yağmanın sağlam bir resmini çekiyor, hem de bunu aşmanın yolları üzerine düşünüyor.

Sermaye artık varoluşumuzun her alanına sızmış durumda.

İnsanlık sayısallaşmış ve amansızca ele geçirme, kırma, yıkma, parçalama dürtüsünün esiri bir dünyada sıkışıp kalmış halde.

İstisna halinin norm olduğu, olağanüstü halin kalıcılaştığı bu evrede iktidar sadece denetlemekle ilgilenmiyor; insanlığı ve Yeryüzü’nü tümüyle maddeleştirme, yiyip bitirme, bastırma, sindirme ve öğütme yolunda.

Mbembe, zencilik halinin evrenselleşmesi olarak tanımladığı bu surecin yıkım ve tüketim gücünü, mimariden ödünç aldığı “brütalizm” kavramıyla yorumluyor.

Brütalizm, dünyanın kamplara bölündüğü, sınırların asılması imkânsız duvarlara çevrildiği, insanın yersiz yurtsuz kaldığı, tüm canlılarla birlikte dünyanın da yağmaya teslim edildiği cağımızdan çıkış̧ yollarını sorgulayan, bir onarım siyaseti öneren, sarsıcı bir eleştiri sunuyor.

Tüm canlılarla dayanışma içinde, yıkılanı yeniden inşa etmenin mümkün olup olmadığı sorusunu canlı bicimde ortaya koyuyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Onarım, münhasır sahiplenme biçimlerinden vazgeçmeyi gerektirir; hesap edilemez ve temellük edilemez şeyler olduğunun ve dolayısıyla kimsenin Yeryüzü’ne münhasıran sahip olamayacağının veya onu münhasıran işgal edemeyeceğinin teslim edilmesine bağlıdır. Hükümran bir olay olan Yeryüzü, sadece kendi kendisine aittir ve barındırdığı yaşamsal tohum rezervini kimse kapatamaz, ne peşinen ne de ebediyen…”

  • Künye: Achille Mbembe – Brütalizm, çeviren: P. Burcu Yalım, İletişim Yayınları, siyaset, 243 sayfa, 2022

Peter Phillips – Dev Şirketler (2022)

‘Dev Şirketler’, dünyanın en güçlü devletlerine kafa tutan küresel güç elitleri hakkında uyarı niteliğinde bir rehber.

Peter Phillips, Coca Cola, LinkedIn, Facebook ve Apple gibi büyük şirketlerin arkasındaki 389 kişinin kaydını sunuyor.

‘Dev Şirketler’, global zenginliği kontrol etmek, korumak ve sermayenin sürekli büyümesini sağlamak için aynı eğitimi almış zengin insanların kurduğu bir hükümetlerötesi ağ olarak işlev görüyor.

Hükümet yetkililerinin denetimindeki uluslararası kurumları; Dünya Bankası, IMF, Dünya Ticaret Örgütü, G7, G20 ve benzer birçok başka kurumu etkiliyor ve kullanıyor, medya tekelleriyle beraber kitleleri yönlendiriyorlar.

Bu kitapta Coca Cola’dan Nestle’ye, Linkedln’den Facebook’a, BP’den Apple’a kadar birçok markanın küresel sermayedeki sürekli artışını idare eden ve koruyan 389 kişinin kaydı veriliyor.

Bununla beraber, sistemsel değişimin ve zenginliğin yeniden bölüştürülmesinin önemini anlatma yönünde bir gayretin sonucu ve ürünüdür ‘Dev Şirketler’.

  • Künye: Peter Phillips – Dev Şirketler: Küresel Güç Elitleri, çeviren: Abdullah Yılmaz, Alfa Yayınları, ekonomi, 416 sayfa, 2022

Kolektif – Antik Çağlardan Günümüze Kent Alanı ve Peyzaj Kültürü (2022)

Kent peyzajı alanına tarihsel ve güncel bir çerçeveden bakan enfes bir çalışma.

Kitapta Anadolu, Mezopotamya, Mısır’da MÖ 3. binyıldan beri yaşanan kentleşme süreci çok yönlü bir bakışla ele alınıyor.

Kitap, Koç Üniversitesi VEKAM tarafından 9 Mayıs 2019 tarihinde gerçekleştirilen Antik Çağlardan Günümüze Kent Alanı ve Peyzaj Kültürü adlı sempozyumda sunulan bildirilerin derlemesi.

Anadolu, Mezopotamya, Mısır’da MÖ 3. binyıldan beri yaşanan kentleşme sürecinde seçilen yerleşim alanları, iskân özellikleri ile verimli topraklar, su kaynakları ve doğal kaynakların kullanımı yayında bir araya getirilmiş.

Ayrıca askeri seferler sırasında bahçe bitkilerinin farklı bölgelerden getirilip dikilmesi ile kültürlerin yönetim propagandasındaki rolü tartışılmış; Roma kültüründe yaşam ve üretimi birlikte barındıran evin (domus), çoklu değere sahip bir yapı bütünü olarak yönetimi, sınıfı belgelemesi ve sanata katkısı incelenmiş.

Konstantinopolis’in Doğu Roma’nın başkenti yapılmasının ardından artan nüfus doğrultusunda tarım alanlarının yönetimi, meyve, sebze yetiştiriciliği,

Yirminci yüzyılın başlarına kadar bağ olarak kullanılmış teras ekim alanına sahip Mavrucandere ve Ürgüp yakınlarındaki Karlık köyünde yeni keşfedilen şarap işlikleri,

Ve Orta Çağ’da kilisenin yönetiminde olan ilaç yapımı için özel bitki ekimleri ve tıbbi bitki bahçeleri, kitapta ele alınan diğer konular.

Kitapta ayrıca, Osmanlı dönemi bahçe kültürü, yabancı gezginlerin aktarımları, vakıf kayıtları ve edebi kaynaklarla incelenmiş, 18. yüzyıldan sonra saray köşkler ve kentsoylu evlerinde yer alan yağlıboya peyzaj ve natürmortlardan örneklerle sunulmuş.

Lale Devri’nde saray mimarisindeki değişimin bahçeye nasıl yansıdığı ve 19. yüzyılda Osmanlı saray bahçelerinin tasarımında peyzaj öğeleri ile yeni egzotik, yaprak dökmeyen çiçekli bitkilerin iklime alıştırılarak bahçelere dikilmesi konuları ele alınmış.

Yayında son olarak Cumhuriyet döneminde Ankara’daki imar faaliyetlerinde ve kültürel peyzajın biçimlenmesinde peyzajın rolü, 1940’lardan 1960’lara bu dönüşüm sürecini yaşamış kent halkının zihin haritasından izlenmiş.

Çalışma, kent peyzajı üzerine çalışmalar yürüten araştırmacılar için önemli bir başvuru kaynağı.

  • Künye: Kolektif – Antik Çağlardan Günümüze Kent Alanı ve Peyzaj Kültürü (Sempozyum Bildirileri), editör: Billur Tekkök Karaöz, VEKAM Yayınları, tarih, 212 sayfa, 2022

Ali Ekber Yıldırım – Yeni Tarım Düzeni (2022)

Sadece Türkiye değil, bugün bütün dünya büyük bir tarım krizinin içinde.

Ali Ekber Yıldırım da, müthiş bir tarım gücüne ve çeşitliliğine sahip Türkiye’nin dış ülkelere bağımlılıktan kurtularak tarım alanında nasıl öncü konuma gelebileceğini irdeliyor.

Tarımda yeni bir dönem, yeni bir düzen var.

Pandemi, iklim krizi, kendine yeterlilik, yasaklar, kısıtlamalar, korumacılık, yoksulluk bu döneme damgasını vurdu.

Gıda egemenliğinin önemi arttı.

Tarım potansiyeli ve üretimi yüksek olan ülkeler yeni tarım düzeninde “zengin ülkeler” olarak adlandırılacak.

Türkiye, iklimi, ürün çeşitliliği, kendine yeterli olma potansiyeli ile yeni tarım düzeninde önemli ülkeler arasında yer alabilir.

Üretirse açlık, kıtlık olmaz.

Üretmezse açlık da olur, kıtlık da olur.

Ulusal politikalarla bu potansiyelini değerlendirmezse dışa bağımlı, varlık içinde yokluk çeken bir ülke olur.

Türkiye, yaşadığı ekonomik krizde tarımın gücünden yararlanmak yerine tarımı yok etmeye çalışıyor.

Oysa çıkış yolu tarımda.

İşte Yıldırım’ın bu çalışması da, bitek topraklara, müthiş bir tarım gücüne ve çeşitliliğine sahip ülkemizin, dış ülkelere bağımlılıktan kurtularak, ithalatını değil ihracatını artırarak ve çağdaş teknolojilerden yararlanarak tarım alanında nasıl öncü konuma gelebileceğinin, zenginliğini nasıl artırabileceğinin yollarını öneriyor.

  • Künye: Ali Ekber Yıldırım – Yeni Tarım Düzeni, Sia Kitap, tarım, 376 sayfa, 2022

Jack Goody – Batıdaki Doğu (2022)

Yeni bir baskıyla raflardaki yerini alan ‘Batıdaki Doğu’, Batının Avrupadışı uygarlıklar hakkındaki önyargılarıyla hesaplaşan şahane bir çalışma.

Jack Goody, Batı rasyonalitesi kavramı ve ticari faaliyetlerdeki farklılıklar da dahil olmak üzere Avrupa temelli varsayımlara meydan okuyor.

Goody eserinde Doğudaki aile kavramı gibi bölgenin gelişimini engellediği düşünülen unsurların ne denli abartıldığını ve hem Doğu hem de Batı tarih ve toplumlarının yanlış değerlendirilmesine nasıl katkıda bulunduğunu gözler önüne seriyor.

Bu geniş kapsamlı kitap, Batı ile Doğu arasındaki dengeyi yeniden inşa etmesiyle çok önemli.

  • Künye: Jack Goody – Batıdaki Doğu, çeviren: Burhan Mert Angılı ve İsmail Mert Bezgin, Alfa Yayınları, tarih, 412 sayfa, 2022

Charles Eisenstein – Kutsal Ekonomi (2022)

Her şeyin kaçınılmaz bir şekilde parayla alınıp satıldığı bir dünyada yaşamayı istiyor muyuz gerçekten?

Charles Eisenstein, modern ekonomik sistemin içinde bulunduğu krizi aşmak için insancıl bir çıkış kapısını nasıl inşa edebileceğimizi tartışıyor.

“Diyelim ki şirin bir tarladan bir kasa dolusu çilek topladınız. Harika görünseler de neticede çilek bu, bekledikçe bozulur, çürür. Bu çilekleri ne yaparsınız? Yiyebileceğiniz kadarını yiyip kalanının çürümesini mi beklersiniz, yoksa onları başkalarıyla mı paylaşırsınız? İkinci seçeneğe daha yakın olduğunuza eminiz.

Aynı koşulu yeryüzündeki tüm paralara uyarlayalım. 1.000 liranız var. Ama bekledikçe bozuluyor, çürüyor. Öbür aya 900 lira oluyor. Bu biraz tanıdık gelebilir, ama unutmayın: Artık herkesin parası böyle. Paranızı stabil bir kura çevirip değerini koruma imkanınız kalmadı. Bu durumda ne yaparsınız? İhtiyacınız kadarını harcayıp kalanının gitgide erimesini mi beklersiniz, yoksa onu da, tıpkı çilekleriniz gibi, başkalarıyla mı paylaşırsınız?”

Eisenstein’ın arzuladığı dünya, işte böyle bir dünya.

Paranın doğası gereği herkesin “elinin kiri” olduğu, cömertliğin, armağanın dünyası.

‘Kutsal Ekonomi’de öngörülen hedef, ekonomiyi dünyeviliğinden kurtarıp ona kutsal bir kimlik kazandırmak.

Emekten içme suyuna, yavru kedilerden evde yaptığınız bir fıstık ezmesine kadar her şeyin kaçınılmaz bir şekilde parayla alınıp satıldığı bir dünyada yaşamayı istiyor muyuz gerçekten?

Para, bir kasa çileğin aksine kenarda durdukça değerlenen bir şey oldukça aksi pek mümkün görünmüyor.

Yalnızca bir değiş tokuş aracı olarak hayatımıza giren bu kullanışlı araç, bugün geldiğimiz noktada toplulukların ve manevi bağların altını oyan; yabancılaşma, rekabet, bencillik ve kıtlıktan başka bir şey vadetmeyen bir hastalığa dönüştü.

Sermayenin domuz kumbarası her geçen gün şişerken, birikimi olmayanlar sürekli olarak daha çok çabalamak, dünden daha fazla kazanmak zorunda.

‘Kutsal Ekonomi’, hırıltılı soluğunu gitgide artan bir şiddetle ensemizde hissettiğimiz modern ekonomik sistemin krizi için herkese hitap eden, hassas, anlaşılır ve en önemlisi insancıl bir çıkış kapısı.

  • Künye: Charles Eisenstein – Kutsal Ekonomi: Dönüşüm Çağında Para, Armağan ve Toplum, çeviren: Sinem Gül, Okuyan Us Yayınları, iktisat, 348 sayfa, 2022

Yonca Köksal Özyaşar – Tanzimat Döneminde Osmanlı İmparatorluğu (2022)

Tanzimat reformlarının eyalet/vilayet yönetimi üzerindeki etkileri hakkında çok değerli bir çalışma.

Yonca Köksal Özyaşar’ın incelemesi, Tanzimat reformlarını hem tarihe hem de sosyal bilimlere katkıda bulunmak üzere değerlendirmesiyle önemli.

Osmanlı tarihçileri Tanzimat’ı uzun süre yukarıdan aşağı bir bakış açısıyla çalıştı; buna göre imparatorluk başkenti İstanbul’da planlanan politikalar, vilayetlere ve merkezden uzaktaki nüfusa dayatılıyordu.

Bu bakış açısı son yıllarda, tarihçilerin farklı toplumsal aktörlerin devletin reformlarına nasıl karşılık verdiğini çalışmak için vilayetlere yoğunlaşmasıyla değişti.

‘Tanzimat Döneminde Osmanlı İmparatorluğu’, Tanzimat reformlarının eyalet/vilayet yönetimi üzerindeki etkilerini araştırarak vilayetler arasındaki çeşitliliği ve elbette âyan, aşiret reisleri, tüccarlar ve zaman zaman devletin iktidarını zayıflatan, fakat başka zamanlarda da devletle el ele çalışan tüm diğer yerel aracıların önemli rolünü inceliyor.

Derin bir arşiv araştırmasına dayanan çalışma, Tanzimat reformlarını hem tarihe hem de sosyal bilimlere katkıda bulunmak üzere değerlendiriyor; her ikisi de Osmanlı devletinin merkezi bölgeleri olan Ankara ve Edirne’den bakışla.

Kitaptan bir alıntı:

“Aynı Tanzimat politikaları iki bölgede de uygulanmış, fakat reformlar farklı sonuçlar vermişti. (…) Bu iki Osmanlı vilayetinde Tanzimat uygulamalarını karşılaştırmak bazı sorular doğurur: Tanzimat süresince devletle toplumsal aktörler arasında ne tür etkileşimler vardı? Bu etkileşimler reformların sonucunu nasıl etkiledi? Bu ilişkiler ve reformlar üzerindeki etkileri bize devletlerin dönüşümü hakkında ne söylüyordu? Söz konusu soruların cevapları sadece Edirne ve Ankara vilayetlerindeki toplumsal ve ekonomik değişiklikleri anlatmakla kalmaz, aynı zamanda merkeziyetçilik / ademimerkeziyetçilik, devlet kontrolü ve imparatorluğun çöküşü gibi kanıksanmış kavramları yeniden düşünmemize neden olurlar.”

  • Künye: Yonca Köksal Özyaşar – Tanzimat Döneminde Osmanlı İmparatorluğu: Ankara ve Edirne’den Bakış, Koç Üniversitesi Yayınları, tarih, 232 sayfa, 2022

Lev Nikolayeviç Tolstoy – Sanat Nedir ve Edebiyat Üzerine Yazılar (2022)

Tolstoy’un sanat ve edebiyatı irdelediği harikulade metinleri bu kitapta.

Kitap, bu büyük yazarın çağının sanatını yakından izleyen ve toplumcu sanatın ilk örneklerini saptayan bir düşünür olduğunu ortaya koyuyor.

Tolstoy estetik ve sanat tarihi üzerine düşüncelerini ‘Sanat Nedir?’ adlı çalışmasında bir senteze ulaştırmıştı.

Bu çalışmada sanatın halk kökenlerinden kopması, zengin sınıfın ve onun emrine giren kilisenin eğlencesi haline gelmesi, anlaşılmaz bir dekadanlığa doğru sürüklenmesi anlatılır.

Tolstoy’a göre çağdaş sanat illüzyon ve efekt sanatı haline gelmiştir ve bundan uzak durabilen, kendisi dahil, çok az sanatçı vardır.

Dostoyevski, Dickens gibi sanatçılar bunun ender örneklerini verebilmiştir.

Bu çalışma dini içeriğinden dolayı çarlık döneminde yasaklanmış, Sovyet döneminde de göz ardı edilmiş olmasına rağmen uluslararası etki yarattı.

Tolstoy’un ‘Sanat Nedir?’ dışındaki sanat ve edebiyat yazıları, Shakespeare mitinin çürütülmesinden, Maupassant eleştirisinden, halk için sanatın ve yayıncılığın nasıl yapılacağına dair çözümlerin önerilmesine kadar uzanır.

Bu yazılarda Tolstoy’u çağının sanatını yakından izleyen ve toplumcu sanatın ilk örneklerini saptayan bir düşünür olarak görürüz.

  • Künye: Lev Nikolayeviç Tolstoy – Sanat Nedir ve Edebiyat Üzerine Yazılar, çeviren: Sabri Gürses, Alfa Yayınları, sanat, 480 sayfa, 2022

Wilhelm Dilthey – Hermeneutik ve Tin Bilimleri (2022)

“Ben çağdaş bilimsel düşüncenin her bir öğesini insani varoluşun bütünlüğüne bağlıyorum.”

Wilhelm Dilthey’in tin bilimleri, yorumbilim ve sanatta tekillik hakkındaki temel metinleri bu kitapta.

Tin bilimlerinin felsefi temel sorununu tarihsel ve sistematik bir bakışla çözümleyen çalışma, kısa bir hermeneutik tarihi olarak da okunabilir.

İnsan tini, bir nevi tarihin kumaşıdır, insanın duygu ve düşüncesinden çıkmış ve tarihsellik kazanmış olan her şeydir.

Ancak bu tin kendisini öylece açığa vurmaz; taşlarda, jestlerde, sözcüklerde ve eylemlerde, açımlanmayı yani yorumlanmayı beklemektedir.

Bu nedenledir ki Dilthey hermeneutiği veya yorumbilimi, ‘filolojik virtüözlük’ olarak tanımlar.

Anlama ve açımlama daima bizzat yaşamdan etkilenir ve yaşamı etkiler.

Örneğin sanat, yaşam deneyimine dayanır; hem cenneti hem cehennemi, yaşam gerçekliğinin renkleriyle resmeder.

Bu kitap Alman filozof Dilthey’ın tin bilimleri, yorumbilim ve sanat anlayışına giriş olarak yazmış olduğu temel metinlerinden oluşuyor.

Tin bilimlerinin konusu ve yöntemi; hermenuetiğin doğuşu; sanatta tekilliğin anlamı kitapta ele alınan temel konulardandır.

Yine bu kitap, Schleiermacher, Schiller ve Schlegel değinileriyle kısa bir hermenuetik tarihi de sunuyor.

  • Künye: Wilhelm Dilthey – Hermeneutik ve Tin Bilimleri, çeviren: Doğan Özlem, Fol Kitap, felsefe, 128 sayfa, 2022

Resmaa Menakem – Büyükannemin Elleri (2022)

Nesiller üstü travmalar bizi nasıl etkiler?

Resmaa Menakem, toplumsal ve bireysel olayların yol açtığı tahribatı travma ve beden merkezli psikoloji perspektifinden irdeliyor.

Türkiye’de birçok insan travma yaşıyor.

Travma kişisel bir başarısızlık değildir.

Her birimiz farklı travmaları yaşar ve kabul ederiz.

Kimi hediyedir kimi ise hediyeye dönüşmek üzere bekler.

Beden, içgüdülerimizin barındığı, savaştığımız, kaçtığımız veya donup kaldığımız yerdir ve bireysel/toplumsal baskıların yol açtığı travmaya karşı dayanmaya çalışır.

‘Büyükannemin Elleri’, nesiller üstü travmaların bizde oluşturabileceği etkileri analiz ediyor.

Çığır açan bu kitapta terapist Menakem, toplumsal ve bireysel olayların yol açtığı tahribatı travma ve beden merkezli psikoloji perspektifinden inceliyor.

Menakem, şu anda Minneapolis’te, özel muayenehanesinde çalışmalarına devam eden onlarca yıllık deneyime sahip bir terapisttir; travma, vücut merkezli psikoterapi ve şiddeti önleme konusunda uzmanlaşmıştır.

  • Künye: Resmaa Menakem – Büyükannemin Elleri: Travmalarımızı, Kalplerimizi ve Bedenlerimizi İyileştirmenin Yolu, çeviren: Defne Yazıcıoğlu, Sola Unitas Yayınları, psikoloji, 376 sayfa, 2022