Lorenzo Chiesa – Öznelik ve Ötekilik (2022)

Lacancı psikanaliz ile felsefeyi ustaca birleştiren bir inceleme.

Lorenzo Chiesa, felsefi bir perspektiften, Lacan’ın çalışmasında öznelik kavramının evrimini irdeliyor.

Bazı “Lacan yanlıları”nın Lacan’ın çalışmalarının tefsir edilmesine bir son verilmesi çağrısına ve Lacan’ın “Lacan karşıtları” tarafından nüfuz edilemez olarak reddedilmesine karşı çıkan ‘Öznelik ve Ötekilik’, Lacan’ın “paradoksal olarak sistematik” bir düşünür olduğunu ve metinlerinin yakın bir analizinin gerekliliğini iddia ediyor.

Chiesa, felsefi bir perspektiften, Lacan’ın çalışmasında öznelik kavramının evrimini incelerken Lacan’ın İmgesel, Simgesel ve Gerçek düzenlerine göre Lacancı öznenin ötekilikle zorunlu ilişkisi içinde ayrıntılı bir okumasını gerçekleştiriyor.

Chiesa, Lacan’ın özneyi incelemesinin görünüşte uyumsuz aşamalarının altında yatan sürekliliği vurgular ve Lacan’ın teorisini tutarlı bir felsefi sistem olarak tanımlar – ancak sürekli olarak gözden geçirilen ve bu nedenle “tamamlanmamış”, “açık” ve problematik bir sistem.

Chiesa, konuyla ilgili her bir “eski” teoriyi “yeni” bir ayrıntılandırma çerçevesinde analiz eder ve temel ilkelerini giderek daha karmaşık hale gelen genel bir psikanalitik söylem perspektifinden yeniden değerlendirir.

1960’lardan itibaren, diye yazar Chiesa, Lacancı özne, aktif olarak yüzleşilmesi ve varsayılması gereken indirgenemez bir eksiklik anlamına gelir; Chiesa ayrıca bu “özneleştirilmiş eksiklik”in postmodernizm tarafından iddia edilen “öznenin ölümü” ile geleneksel “tözselci” özne nosyonuna dönüş arasındaki çağdaş açmazdan bir kaçış sunduğunu ileri sürer.

Psikanalitik konulara özgün bir yaklaşım getiren ‘Öznelik ve Ötekilik’, Lacancı kavramların felsefi bir araştırmasına duyulan ihtiyacı ciddiye alarak, Lacan üzerine mevcut literatürde önemli bir boşluğu dolduruyor.

  • Künye: Lorenzo Chiesa – Öznelik ve Ötekilik: Lacan’ın Felsefi Bir Okuması, çeviren: Hakan Gürvit, Axis Yayınları, psikanaliz, 2022

Niklas Luhmann – Yeni Şef (2022)

Bilhassa ast-üst ilişkilerinin egemen olduğu bir işyerinde çalışıyorsanız, ‘Yeni Şef’ tam size göre.

Niklas Luhmann, kamu ya da özel işletmelerde çalışanlar ile şefleri arasındaki insani ilişkilerin nasıl düzenlendiğini sosyolojik bir bakışla inceliyor.

İş dünyasındaki sosyal ilişkiler, sosyologların önde gelen araştırma konularından biri olduğu gibi çalışanların ve idarecilerin de en çok merak ettiği konulardan.

‘Yeni Şef: Bürokratik Tutuculuk ve Liderlik’, modern dünyada, irili ufaklı çeşitli kamu ve özel işletmelerin, çalışanları ve şefleri arasındaki insani ilişkilerin nasıl düzenlendiğini ve bu ilişkinin dinamiklerini çözümlemeye çalışıyor.

Luhmann’ın incelemesi, çalışanlar ve şefleri arasındaki ilişkilere yeni bir pencereden bakıyor.

Yazılı ve yazılı olmayan kurallar, çalışanlar arasındaki gruplaşmalar ve rekabet gibi meselelere değinen eserin sorusu basit: İdareye yeni bir şef geldi, neler olacak?

Kitaptan bir alıntı:

“Yönetici değişikliği idari rutinde heyecan verici ve nadir görülen olaylardan biridir. Seçim sonuçları belli olduğunda ve yeni bir rejim ihtimali söz konusu olduğunda bakanlıkların koridorlarındaki gerginliği hissedebilirsiniz. Akabinde işler neredeyse tamamen durur. Zira kimse ne bekleyeceğini bilemez ve bir süre, âdeta dedikodularda teselli arar hâle gelinir. Bir bölüm yöneticisinin işten ayrılmasının etkisiyse nispeten daha azdır. Fakat bu da ilgi çekici, özel bir durumun ortaya çıkmasına sebep olur: Halef-selef meselesi, idari bir organizasyonun en alt kademelerine kadar popüler bir sohbet konusudur.”

  • Künye: Niklas Luhmann – Yeni Şef: Bürokratik Tutuculuk ve Liderlik, çeviren: Mustafa Şahin Garipbaş, Vakıfbank Kültür Yayınları, sosyoloji, 80 sayfa, 2022

Ömer Faruk – Bir Aşağılama Aracı Olarak Çöp (2022)

Sürekli kriz haliyle boğuşan bugünün toplumu, artık çöpten başka bir şey üretemiyor.

Ömer Faruk da bu kitabında, çöp, sınırlar, duvarlar ve tek adamlık gibi temalardan yola çıkarak bugünkü dünyanın pek alışık olmadığımız gerçeklerini ifşa ediyor.

Faruk burada, hayata İkiz Kuleler’den, tapınaklardan, saraylardan, parlamentolardan, üniversitelerden ya da kışlalardan değil de; başlangıç ve sona, üretim ve tüketime, temiz ve kirliye, severek dokunmaya ve iğrenerek atılmaya yakından tanıklık eden vajina, penis ve anüs arasından, perineden bakmayı öneriyor.

Böylece, “aşağılama” ve “çöp”ün bize ait olduğu gerçeğini kabul edeceğimizi, içerisinde yaşadığımız için bahane de üretemeyeceğimizi belirtiyor.

Çünkü şimdiye kadar kulak verdiğimiz üretim, büyüme, tapınak, duvar, gökdelen, düzenli ordu içerisinden biçimlenen perspektif bizi “sonsuz kötülük”e ve “son”a taşıyor.

Artık aşağıladıklarımız, tükettiklerimiz ve çöp olarak yaftaladıklarımızı dikkate alarak, öngörülemeyenden söz ederek, ele geçirilemez bir “sır” edinmeye dikkat ederek düşünce ve pratik üretmemiz gerektiğinin altını çiziyor.

  • Künye: Ömer Faruk – Bir Aşağılama Aracı Olarak Çöp, Yeni İnsan Yayınevi, inceleme, 256 sayfa, 2022

Robert Darnton – George Washington’ın Takma Dişleri (2022)

On sekizinci yüzyılda Fransız-Amerikan entelektüel alışverişi hakkında ilgi çekici bir kitap.

Robert Darnton, o dönemden Voltaire, Jefferson, Rousseau ve Condorcet gibi figürler üzerine yeniden düşündüğü gibi, dönemin “haber ağları” olarak tanımladığı polis kayıtlarından ilginç bilgiler de paylaşıyor.

Kitap, Fransız-Amerikan bağlantıları, iletişim şekilleri ve Fransız Aydınlanması’na özgü düşünme biçimleri gibi temalar üzerinden o zamanların zihniyet yapısına odaklanıyor.

  • Künye: Robert Darnton – George Washington’ın Takma Dişleri: Sıradışı Bir On Sekizinci Yüzyıl Rehberi, çeviren: Utku Özmakas, Zoom Kitap, tarih, 208 sayfa, 2022

Renata Salecl – Cehalet Tutkusu (2022)

‘Cehalet Tutkusu’, cehalet veya inkârın sosyal ve psikolojik motivasyonları ile sonuçları üzerine muazzam bir inceleme.

Renata Salecl’in kitabı, sahte haberlerin, propagandaların, siyasi söylemlerin ve tartışmaların medyaya hâkim olduğu bu zamanda özellikle okunmalı.

Bilginin ve bilgiye ulaşma yollarının yeniden tanımlandığı günümüzün hakikat sonrası, post-endüstriyel dünyasında gerçekle yalanı ayırt etmek zaman zaman imkânsız hale geliyor, bu da kasıtlı olarak bilmemeyi seçen insanların sayısının gitgide artmasına neden oluyor.

Filozof, sosyolog ve hukuk teorisyeni Salecl ‘Cehalet Tutkusu’nda, insanlık durumunun daima bir parçası olduğunu savunduğu “cehalet”i ve bağlantılı olarak “inkâr” kavramını masaya yatırıyor; hem travmatik bilgiye ulaşmaktan kaçınan insan doğasını hem de ideolojik mekanizmaları sekteye uğratacak bilgiyi inkâr yollarını insanlık durumu üzerinden açıklıyor.

Kasıtlı cehaletin bilhassa kriz anlarında olumlu bir yanının da olabileceği fikrini dile getiriyor; cehaletin güce nasıl dönüşebileceğini disiplinlerarası örneklerle aktarıyor.

Felsefeden, psikanalitik ve sosyal teoriden, popüler kültürden ve kendi deneyimlerinden yola çıkıp Lacan, Foucault, Claude Lévi-Strauss gibi isimlerin argümanlarına referanslarda bulunarak cehaletin sosyal ve psikolojik nedenlerini inceliyor; cehalet tutkusunun aşktan hastalığa, travmadan genetiğe, adli tıptan büyük veriye kadar hayatımızın pek çok alanını nasıl etkilediğine dikkat çekiyor.

Çalışma, günümüzün yaygın cehalet tutkusunu ve bunun toplumun pek çok farklı düzeyinde nasıl işlediğini araştırıp belgelemesiyle çok önemli.

  • Künye: Renata Salecl – Cehalet Tutkusu: Neyi Neden Bilmek İstemeyiz?, çeviren: Şafak Tahmaz, Timaş Yayınları, inceleme, 192 sayfa, 2022

John Newsinger – Aktivistler için Rehber: Orwell (2021)

Orwell, Stalin’den pek hazzetmese de hayatı boyunca kendisini sosyalist olarak tanımladı.

John Newsinger da, yazarın kısa bir biyografisi eşliğinde Orwell’in devrimci tutumunun bize nasıl yol gösterebileceğini anlatıyor.

Orwell, en çok iki anti-Stalinist romanı, ‘Hayvan Çiftliği’ ve ‘1984’ ile bilinir.

Bu kitaplar Soğuk Savaş’ın siyasal ortamında sosyalizmin her biçimine karşı popüler bir uyarı olarak sunulsa da Orwell hayatı boyunca kendisini bir sosyalist olarak tanımlamıştı.

Orwell’in kitapları ve gazetecilik yazıları yoksullara ve işçilere yönelik duyduğu derin bağlılığı gösteriyor.

Büyük Buhran döneminde Kuzey İngiltere’deki yoksulluğu anlattığı ‘Wigan İskelesi Yolu’ndan, İngiltere ve Fransa’nın başkentlerindeki acımasız çalışma koşullarını resmettiği ‘Paris ve Londra’da Beş Parasız’a, Britanya İmparatorluğu’nun sömürgeci uygulamalarını ele aldığı ‘Burma Günleri’nden, İspanya İç Savaşı’nı tasvir ettiği ‘Katalonya’ya Selam’a, Orwell kendisini her zaman ezilenlerin yanında konumlandırdı.

Newsinger’ın bu kısa biyografisi, bir yandan İngiltere İşçi Partisi’nin temsil ettiği reformizmi diğer yandan Stalinizmin baskıcılığını reddederken “umut proleterlerde” diyen Orwell’i daha iyi tanımak isteyenleri onun hayatı ve fikirleriyle tanıştırıyor.

  • Künye: John Newsinger – Aktivistler için Rehber: George Orwell, çeviren: Onur Devrim Üçbaş, Z Yayınları, siyaset, 72 sayfa, 2021

Olcay Neyzi – Durmayalım Düşeriz (2022)

Olcay Neyzi, bizde çocuk sağlığı denince ilk akla gelen isimlerdendir.

Bu değerli kitap da, çocuk sağlığı alanında Türkiye’de dünya standartlarında hizmet verilmesi için büyük çabalar harcamış Neyzi’nin bir döneme ışık tutan anılarını sunuyor.

Neyzi çocukluk yıllarından başlayarak kaleme aldığı hatıralarında hem kendi hem de eşi Ali Neyzi’nin ailesinin hikâyesini, Arnavutköy Kız Koleji’nde geçen eğitim yıllarında, daha sonra her biri kendi alanında önemli görevler üstlenecek sınıf arkadaşlarıyla ilişkilerini, İstanbul, Michigan ve Boston’daki yükseköğrenim dönemini, doktor olarak görev yapmaya başladıktan sonra karşısına çıkan zorlukları, bir hekim ve hoca olarak meslek yıllarında yaşadıklarını samimi bir dille aktarıyor okurlarına.

Neyzi, İstanbul Üniversitesi’ndeki öğrencilik yıllarından itibaren kendini özellikle çocuk hastalıkları konusunda ülkenin her tarafında dünya standartlarında hizmet verilmesi için çalışmaya adadı.

İstanbul Tıp Fakültesi’nde Kadın ve Çocuk Sağlığı Araştırma ve Eğitim Birimi’nin kurulmasını sağladı.

1979-94 yılları arasında İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Çocuk Sağlığı Enstitüsü Müdürü olarak görev yaptı.

Ayrıca İstanbul Üniversitesi Çocuk Sağlığı Enstitüsü bünyesinde Aile Sağlığı Anabilim Dalı’nın kurulmasında rol oynadı.

  • Künye: Olcay Neyzi – Durmayalım Düşeriz: Bir Çocuk Doktorunun Not Defterinden, İş Kültür Yayınları, anı, 224 sayfa, 2022

William J. Barber – İktisadi Düşünce Tarihi (2022)

İktisat düşüncesinin evrimi üzerine derli toplu bir çalışma arayanlar bu kitabı kaçırmasın.

William Barber, klasik iktisattan Marksist iktisada, neoklasik iktisattan Keynesyen iktisada konuyu geniş bir pencereden izliyor.

Sistematik iktisadi düşüncelerin gelişimini daha iyi kavramak açısından büyük önem arz eden kitap, son iki yüzyıl içinde gelişmiş dört farklı iktisadi muhakeme tarzının özelliklerini bu geleneklerin önde gelen temsilcilerinin eserlerini gözden geçirerek inceliyor.

Yirmi birinci yüzyılda, toplum ve siyasetin yapısı, üretim ve tüketimin tarzları ve araçları değişmiş olsa da iktisat tarihinin büyük isimlerinin kuram, ilke ve yaklaşımları hâlâ sorulara cevap, sorunlara çözüm bulmak için rehber olabilme niteliğini taşıyor.

Adam Smith, T. R. Malthus, David Ricardo, J. S. Mill, Karl Marx, Alfred Marshall ve J. M. Keynes gibi büyük isimlerin iktisadı anlama ve anlamlandırma yöntemleri bu kitabın temel gayesini teşkil ediyor.

Kalkınma iktisadı alanında uzmanlaşmış bir tarihçi olan Barber, Batı’nın meşhur iktisatçılarının fikirlerini kendi tarihsel bağlamında tahlil ettikten sonra, bu isimlerin günümüz meselelerine nasıl cevaplar verebileceklerini tartışıyor.

  • Künye: William J. Barber – İktisadi Düşünce Tarihi, çeviren: İhsan Durdu, Vakıfbank Kültür Yayınları, iktisat, 304 sayfa, 2022

Jerome de Groot – Tarihi Tüketmek (2022)

Son dönemde pıtırak gibi çoğalan Osmanlı yahut Selçuklu temalı dizilerden de görüleceği üzere, bugün tarih de, diğer pek çok meta gibi yoğun tüketilen bir nesneye dönüşmüş durumda.

Jerome de Groot, tarihle ilgilenen her okurun fazlasıyla ilgisini çekecek bu çalışmasında, İngiltere’yi merkeze alarak kamusal tarihi yeniden tanımlıyor ve geçmişin popüler kültürde nasıl açığa çıktığını ortaya koyuyor.

Uzun yıllar tarih; çivi yazılı tabletlerde, el yazmalarında, mezar taşlarında veya sikkelerde var oldu.

Şimdilerde müzeler, sosyal mecralar, bilgisayar oyunları ve TV dizileri tarihsel imge ve nesnelerde dolu.

Nasıl oldu da bütün bir geçmişin hikâyesi olan tarih; bu denli yaygın, harcanabilir ve erişilebilir hâle büründü?

de Groot, popüler çağda tarihin tüketim unsuru olarak seyrini bütün detaylarıyla inceliyor.

‘Tarihi Tüketmek’, geleneksel tarih yazımından farklı biçimde kaleme alınmış bir tarih anlatısı. Yazar, tarihi anlamlandırmaya çalışırken teknolojik gelişmeleri, çağdaş kültür varlıklarını ve toplum davranışlarını dikkate alıyor.

  • Künye: Jerome de Groot – Tarihi Tüketmek, çeviren: Fatma Büşra Helvacıoğlu, Yeni İnsan Yayınevi, tarih, 472 sayfa, 2022

John Kampfner – Almanlar Neden Daha İyi Yapıyor? (2022)

Almanya her ne kadar bizi kıskansa da, iş etiğiyle olsun eşi görülmemiş başarılarıyla olsun dünyanın örnek ülkelerindendir.

İngiliz gazeteci John Kampfner, kendini küllerinden yeniden doğurmuş bu ülkeyi başarılı kılan unsurlara yakından bakıyor.

Herkesin aklında aynı sorular:

  • Almanlar neden daha iyi yapıyor?
  • Önceki yüzyılı iki büyük yenilgi ve hatta bölünmeyle kapatmasına karşın tüm dünyaya örnek teşkil edecek bir hız ve sağlamlıkla kendini yeniden var eden bu “gizemli” ülkenin sırrı ne olabilir?
  • Omuzlarında geçmişin büyük yükleriyle bu yaralı toplum tüm dünyada yükselen salgın, iklim krizi ve savaş gibi muazzam tehlikeler karşısında ne hissediyor ve çözümü nerede arıyor?

‘Almanlar Neden Daha İyi Yapıyor?’, çokkültürlü yapısı, umut vadeden start-upları, şaşkınlık yaratan iş etiği ve kendine has çözümler üretme kapasitesiyle 20. yüzyılın en çalkantılı ülkelerinden Almanya’yı objektif, samimi ve adil bir değerlendirmeden geçiriyor.

Kampfner Avrupa’nın kalbindeki bu başarılı ülkede herkesin merak ettiği cevapların peşine düşüyor.

Kitap, yaşamakta olduğumuz bu milliyetçilik, aydınlanma karşıtlığı ve korku çağında Almanya’nın dünyaya kazandırabileceği daha pek çok şeyin olabileceğini gözler önüne seriyor.

  • Künye: John Kampfner – Almanlar Neden Daha İyi Yapıyor?: Gelişmiş Bir Ülkeden Notlar, çeviren: Nermin Mollaoğlu, İthaki Yayınları, inceleme, 312 sayfa, 2022