Miranda Fricker – Epistemik Adaletsizlik (2023)

“Adalet” felsefe tarihinin en eski ve en merkezî konularından biri, ancak epistemik, yani bilgi temelli uygulamalarımızın etik boyutunu ortaya çıkarmak için odak noktamızı “adaletsizliğe” kaydırmaya ne dersiniz?

Ortaya koyduğu kavramsal çerçeve ile çığır açan kitap, epistemik adaletsizliğin yaşamın pratik boyutlarında ve toplumsal adaletsizlik modeli içindeki yerini gösteriyor.

Fricker’ın yer yer romanlar ve filmler üzerinden ilerlettiği epistemik adaletsizlik tartışması, sadece etik ve epistemoloji ilişkisini değil, etik ve politika ilişkisini de ortaya koyduğu için önem taşıyor.

Bu kitap, etik ve epistemoloji arasındaki yeni alanları keşfederken, toplumsal iktidar, toplumsal cinsiyet normları, hukuk ve bilginin soykütüğü gibi birçok alana ışık tutuyor.

Çağdaş epistemolojinin deneyimlerimizle ilişkilendirilerek nasıl zenginleştirilebileceğinin, etik, siyaset teorisi ve feminist felsefeden gelen fikirlerin kullanılması yoluyla epistemik meselelere dair anlayışımızın nasıl derinleştirilebileceğinin çarpıcı bir örneği olan kitap, bilgi ve iktidarın kesişimine dair örnek gösterilecek bir tartışma sunuyor.

  • Künye: Miranda Fricker – Epistemik Adaletsizlik: İktidar ve Bilmenin Etiği, çeviren: Kadir Gülen, Fol Kitap, felsefe, 296 sayfa, 2023

Freeman J. Dyson – Güneş, Genom ve İnternet (2023)

Nobel Fizik Ödülü sahibi Freeman Dyson, geleceğe yönelik bu vizyoner bakışında, teknolojik değişimlerin etik ve sosyal düzenlemelerimizi temelden değiştirdiğini ve hızla ilerleyen üç yeni teknolojinin –güneş enerjisi, genetik mühendisliği ve dünya çapında iletişim– birlikte dünyanın zenginliğinin daha eşit bir şekilde dağıtılmasını sağlama potansiyeline sahip olduğunu savunuyor.

Bilim dünyasının efsanevi isimlerinden Dyson, 21. yüzyıla düşünceli ve düşündürücü bir bakış atmamızı sağlıyor.

Lirik ve bilgili üslubuyla, önümüzdeki yüzyılda hayatlarımıza dokunacak teknolojilerin canlı bir portresini çiziyor.

‘Güneş, Genom ve İnternet’, geleceğe bir önizleme yapmak isteyen herkesin mutlaka okuması gereken bir kitap.

  • Künye: Freeman J. Dyson – Güneş, Genom ve İnternet: Bilimsel Devrimlerin Araçları, çeviren: Mehmet Emin Özel, Ginko Bilim Yayınları, bilim, 120 sayfa, 2023

Neil deGrasse Tyson, James Trefil – Kozmik Sorular (2023)

 

Uzay araçları daha uzaklara gittikçe, hızlandırıcılar atomları daha küçük parçalara ayırdıkça ve teleskoplar milyarlarca ışık yılı uzaktan sinyal yakalamayı başardıkça evrene ve evrendeki yerimize dair anlayışımız sarsıcı biçimde değişmeye devam ediyor.

‘Kozmik Sorular’ kitabında Neil deGrasse Tyson, seçkin fizikçi James Trefil ile birlikte felsefenin uzun yıllardır sorduğu soruları yanıtlamak için astrofiziğin en güncel fikirlerini kullanıyor:

  • Nereden geldik?
  • Her şey nasıl başladı, nasıl bitecek?
  • Evrendeki yerimiz nedir?
  • Bu evrende yalnız mıyız?
  • Bunu nasıl öğrenebiliriz?

Eratosthenes’ten Galileo’ya eskilerin bilgeliğini temel alan ve ötegezegenlerin keşfi ile nükleer parçacıkların tanımlanması gibi en güncel bilimsel bilgiyi kullanan Tyson, bizi geçmişten geleceğe, en küçükten en büyüğe, bilgimizin sınırlarından uçsuz bucaksız bilinmezliğe doğru bir yolculuğa çıkarıyor ve bizi her zaman yukarı bakmaya davet ediyor.

  • Künye: Neil deGrasse Tyson, James Trefil – Kozmik Sorular: StarTalk’tan Kim Olduğumuza, Buraya Nasıl Geldiğimize ve Nereye Gittiğimize Dair Bir Rehber, çeviren: Uğur Gülsün, Nova Kitap, bilim, 312 sayfa, 2023

Umberto Eco – Kant ve Ornitorenk (2023)

  • Gündelik hayatımızda karşılaştığımız nesneleri birbirinden ayırt etmemizi sağlayan özsel bir fark söz konusu mudur?
  • Sözgelimi, bir kedinin neden bir köpek değil de kedi olduğunu anlamak için ne gibi kategoriler ya da şemalar gerekmektedir?
  • Kategoriler ya da şemalar dışında, bir şeyi köpek ya da kedi olarak tarif etmek için farklı birtakım unsurlara ihtiyacımız var mıdır?
  • Nesneleri algılarken bilişsel kapasitelerimizin yanında dilsel niteliklere ne ölçüde ihtiyaç duyarız?
  • Bilişsel kapasiteler ve dilsel nitelikleri bir arada ele almanın herhangi bir olanak koşulu söz konusu mudur?

İşte, Umberto Eco ‘Kant ve Ornitorenk’ adlı bu çalışmasında gerçeklik, algı ve deneyimle ilgili temel problemleri, Kant, Heidegger, Peirce gibi filozofların düşünceleri ekseninde, sahip olduğu felsefi, edebi ve tarihsel bilgi birikimini kendine özgü hikâyeci anlatım tarzıyla zenginleştirerek birbirinden kıymetli altı deneme kaleme alıyor.

Umberto Eco’nun “Giriş” yazısında belirttiği üzere, “Kant’ın ornitorenkle ne işi var? Hiç. Tarihlerden de görebileceğimiz gibi, hiçbir ilgisi olamazdı.”

Kant, hiçbir zaman bir ornitorenki kaleme almadı; bir ornitorenk hiçbir zaman Kant’tan haberdar olmadı; fakat Eco’nun gerçekliğe dair hakiki soruları, hiçbir varlığı birbirine karşı kayıtsız bırakmayacaktır.

  • Künye: Umberto Eco – Kant ve Ornitorenk: Bilişsellik ve Dil Üzerine Denemeler, çeviren: Esra Kübra Erol, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 416 sayfa, 2023

Niccolò Machiavelli – Veba Mektubu (2023)

Veba, Antik Çağlardan beri yazarlar tarafından ele alınan bir konu olsa da, Erken Rönesans döneminde trajedinin simgesi hâline geldiğini görüyoruz.

Bunda Avrasya ve Kuzey Afrika’yı kasıp kavuran ‘Kara Ölüm’ün payı elbette büyük.

İlk zamanlar çok can alıp büyük sıkıntılara yol açmasına rağmen ilerleyen süreçte Avrupa’nın birçok noktasına daha iyi yaşam koşulları ve refah getirdi.

Bu argüman biraz daha ileri taşınacak olursa, Kara Ölüm’ün Rönesans’ın ve Reform’un yapı taşlarını oluşturduğu bile söylenebilir.

Boccaccio ve Machiavelli gibi yazarların veba üzerine kaleme aldıkları çalışmalar bu konuya olağanüstü bir edebî ilgi çekti.

Ne var ki Boccaccio, dikkatleri vebadan kaçırmak için komedik unsurlar kullanırken, Machiavelli ise tam tersine vebanın yıkımını bir espriye dönüştürür.

O, vebanın kol gezdiği Floransa’nın komik-grotesk bir temsilini öyle orijinal sonuçlarla ortaya koyar ki, bu mektubu kendi türünde küçük bir başyapıt hâline gelir.

Tarih boyunca kimileri tarafından Machiavelli’ye kimileri tarafından da Strozzi’ye atfedilen bu eser, son zamanlarda araştırmacılar tarafından öne sürülen kanıt ve argümanlarla Machiavelli’nin başyapıtlarından biri olarak kabul görmüştür.

Hakan Sönmez’in Floransa’da yaptığı arşiv çalışmalarından sonra ilk defa Türkçeye çevirdiği ‘Veba Mektubu’ (Epistola della peste), hem vebanın hikâyesini hem de Machiavelli’nin Kara Ölüm karşısında takındığı tavrı okuyucuyla buluşturuyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Ah zararlı çağ! Ah acıklı mevsim! Bir zamanlar vatandaşların sık sık bir araya geldikleri meydanlar ve pazarlar şimdi toplu mezarlıklar ve aşağılık hırsızlıkların yeri hâline geldi. İnsanlar tek başına dolaşmaya çıktıklarında, onlara arkadaşları yerine bu vebaya yakalanmış insanlar musallat oluyor. Akrabalardan biri diğeriyle karşılaştığında, ağabey kardeşiyle, hatta karı kocasıyla karşılaştığında güvenli bir mesafede duruyor. Daha ne olsun? Anne babalar kendi çocuklarından iğrenip onları terk ediyorlar. Kiminin çiçekleri, kiminin güzel kokulu otları, kiminin süngerleri, kiminin baharatlıkları, kiminin elinde ya da daha doğrusu burnunda tuttuğu çeşitli baharat topakları var; üstelik önlemler sadece bunlardan ibaret.”

  • Künye: Niccolò Machiavelli – Veba Mektubu (Epistola Della Peste), çeviren: Hakan Sönmez, Selenge Yayınları, mektup, 72 sayfa, 2023

Kristen R. Ghodsee – Kızıl Savaşçı Kadınlar (2023)

‘Kızıl Savaşçı Kadınlar’, sosyalist kadın hakları aktivizminin tarihini bu tarihin önde gelen beş figürü üzerinden anlatıyor: Sovyetler’in kadınlara yönelik politikalarına şekil veren teorisyen, siyasetçi ve diplomat Aleksandra Kollontay; kendini halk eğitimine adamış Nadejda Krupskaya; Komünist Parti Kadın Birimi Jenotdel’in kurucularından İnessa Armand; efsanevi keskin nişancı Lüdmila Pavliçenko ve Bulgar Kadın Hareketi Komitesi’nin yirmi iki yıl boyunca başkanı olan Elena Lagadinova.

Bu beş kadının yaşam öykülerinden yola çıkan Kristen Ghodsee, sosyalist kadınların mücadelelerini, başarılarını ve önlerine çıkan engelleri anlatırken geçtiğimiz yüzyılın kadın hakları mücadelesini yaşadığımız çağa bağlıyor.

İç çatışmalarla, çelişkilerle, birlikte çıkılan veya ayrılan yollarla ama aynı zamanda da büyük bir azimle, yaratıcılıkla ve başarılarla dolu beş yaşam öyküsü.

Hayatları boyunca ince bir çizginin üzerinde yürümek zorunda kalan kızıl savaşçı kadınlar kadın mücadelesine büyük bir sadakatle bağlı kaldılar; yeni çözümler ürettiler, siyasi projeler geliştirdiler ve bizlere bugüne dair yeni sözler ederken mutlaka dikkate alınması gereken bir deneyim bıraktılar.

Yirminci yüzyıl kadın hareketine Doğu Avrupa’nın ve Sovyetler’in devrimci politikalarından yola çıkarak bakan ‘Kızıl Savaşçı Kadınlar’, kadın hareketinin, Batı tarihçiliğinin ilgisiz kaldığı sosyalist yönüne ışık tutuyor ve bu hareketin radikal geçmişiyle yeniden bağlantı kuruyor.

Toplumu ve değişmez sanılan kuralları değiştirmek ve daha adil bir dünya kurabilmek için erkek yoldaşlarıyla omuz omuza çarpışan bu kadınların hem uluslararası etkileri hem de başarıları belki gözden kaçırıldı, ama kesinlikle unutulmadı.

Kadın hareketi üzerinde öyle bir etki bıraktılar ki aslında yaşadıkları başarısızlıklar bile ne kadar devrimci olduklarının bir kanıtı sayılmalı.

‘Kızıl Savaşçı Kadınlar’, sadece yirminci yüzyıl kadın hareketine dair yazılan hikâyenin değil, aynı zamanda Sovyetler ve Doğu Avrupa tarihinin de eksik kalan sayfalarını tamamlıyor.

  • Künye: Kristen R. Ghodsee – Kızıl Savaşçı Kadınlar: Beş Devrimci Kadından Dersler, çeviren: Senem Erdoğan, Yordam Kitap, siyaset, 224 sayfa, 2023

Élise Massicard – Mahalleyi Yönetmek (2023)

Osmanlı Devleti zamanından bu yana yerel yönetimin en alt düzeyini oluşturmakla birlikte şekil değiştirerek de olsa varlığını hâlâ koruyan muhtarlık, en uzun ömürlü kurumlardan biri olarak yurttaş ile devlet arasında aracılık rolünü devam ettiriyor.

Élise Massicard’a göre, muhtar gündelik hayat ile iktidarın kesiştiği noktada yer alıyor, yurttaşların denetlenmesini sağlıyor ve devletin erişilebilir bir makam olduğu duygusunu yaratıyor.

Bu sayede kimi zaman devletin memuru kimi zaman da yurttaşın savunucusu rolünü üstleniyor.

Kapsamlı bir saha çalışmasına dayanan ‘Mahalleyi Yönetmek’, muhtarların muğlak konumlarını, hangi rolleri üstlendiklerini, nasıl çalıştıklarını, usulleri kimi zaman devlet kimi zaman da mahalle sakinleri lehine nasıl esnettiklerini, daha genel olarak da devlet ile yurttaş arasındaki ilişkilerin biçimlenişini araştırıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Bu çalışma muhtarlık uygulamalarının, tutarlı ve merkezî bir devlet imajını nasıl aynı zamanda hem zedeleyip hem de desteklediğini, söz konusu imajın kendisinin de yurttaşların ve memurların uygulamalarını zorlayıp şekillendirdiğini inceliyor. Dolayısıyla kitabın sorduğu soru, Türk Devleti’nin güçlü olup olmadığına ilişkin değil, söz konusu karşılaşmalar çerçevesinde kurulan ve etkili olan ilişkilerde devletin günlük olarak nasıl üretildiğine ve yaşandığına ilişkindir.”

  • Künye: Élise Massicard – Mahalleyi Yönetmek: Muhtarlar Üzerinden Türkiye’de Devlet-Toplum İlişkileri, çeviren: Olcay Kunal, İletişim Yayınları, siyaset, 373 sayfa, 2023

Işıl Çokuğraş, C. İrem Gençer – Kurmak ve Onarmak (2023)

‘Kurmak ve Onarmak’, Türkiye’nin ilk kadın mimarlarından Mualla Eyüboğlu’nun kişisel arşivinden yola çıkarak hayatını ve 1940’lardan 1980’lere kadar süren meslek yaşantısını inceliyor.

Eyüboğlu Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık Bölümü’nden mezun olduktan hemen sonra Cumhuriyet ideolojisinin en önemli girişimlerinden Köy Enstitüleri’nin kuruluşunda çalışmış; kariyerinin sonraki dönemlerinde ise Topkapı Sarayı, Rumelihisarı gibi anıtsal Osmanlı eserlerinin restorasyonunda görev almıştı.

Mualla Eyüboğlu’nun arşivinden otobiyografik notlar, mektuplar, mesleki defterler, çizimler, yapı fotoğraflarından restorasyon süreçlerine ait yazışmalara kadar çok çeşitli belge, mimarın portresini yeniden inşa etmenin yanında dönemin mimarlık ve restorasyon, düşün ve uygulama ortamını da kavramamıza yardımcı oluyor.

  • Künye: Işıl Çokuğraş, C. İrem Gençer – Kurmak ve Onarmak: Mimar-Restoratör Mualla Eyüboğlu (1919-2009), İstanbul Araştırmaları Enstitüsü Yayınları, biyografi, 420 sayfa, 2023

Öner Ünalan – Darwin Ne Yaptı? (2023)

Darwin adı, organik evrim teorisinde silinmez bir damgadır.

Bu teori, yeryüzünde yaşayan ve eskiden yaşayıp tükenmiş türlerin nasıl ortaya çıktıklarını aydınlatma çabasının ürünüdür.

Darwin’e varıncaya kadar yaşambilim, dağınık bilgiler toplamından başka bir şey değildi.

Darwin teorisiyle bu dağınık bilgileri toparladı.

Yaşambilim, Darwin’le birlikte ve ondan sonra materyalist ve diyalektik bir temele oturmuş, gerçekten bir bilim olmuştur.

Darwin’in yapıtlarından ‘Türlerin Kökeni’, ‘İnsanın Türeyişi’, ‘Seksüel Seçme’ eserlerini Türkçeye kazandıran Öner Ünalan, elinizdeki popüler kitabı, özellikle Türkiye koşullarında yetişmiş kişileri göz önünde tutarak yazmış.

Ünalan bu kitabında, “Yeryüzündeki canlılar nasıl var oldu ya da türler nasıl ortaya çıktı?” sorusundan başlayarak Darwin’i ve yöntemini tanıtmakta, çağdaşlarıyla ilişkilerini ele almakta, yaşambilimin Darwin’le birlikte ve ondan sonraki gelişmesinin neler gösterdiğini, kısaca Darwin’in bilim tarihindeki yerini anlatıyor.

  • Künye: Öner Ünalan – Darwin Ne Yaptı?, Ginko Bilim Yayınları, bilim, 120 sayfa, 2023

Maurice Blanchot – Gelmekte Olan Kitap (2023)

Edebiyatla felsefe arasındaki ilişkinin keşfinde kilit isimlerden biri olan Maurice Blanchot denemeleriyle, Barthes, Foucault ve Derrida gibi önemli teorisyenlerin çalışmalarına biçimsel olarak da yadsınamaz izler bıraktı.

Bu bakımdan Blanchot’nun yazınsal uzamı bir parçalanma, sözsüz bir söz, yazısız bir yazı teşebbüsü; söylemi bozma, sembolleriyse dağıtma gayesidir.

Blanchot, 1953-1958 yıllarında La Nouvelle Reuve Française’de yayınlanan edebiyat eleştirilerinin bir derlemesi niteliğindeki ‘Gelmekte Olan Kitap’ta; yazının barındırdığı sırlardan bunun bir gereklilik ve mânâ arayışı olarak ortaya konmasına, yazın dünyası ve romandan, edebiyatın ve kitabın geleceğine çok katmanlı edebi ve felsefi bir incelemeye girişiyor.

Rousseau’dan Proust’a, Artaud’dan Broch’a, Beckett’ten Musil’e, Mallarmé’den James’e ve Hesse’ye uzanan bu denemelerde dünyayı, onu yeniden yapılandırıp kendi kendini doğurarak bir kere daha tanımlamaya girişen edebi deneyimi sorgularken, yazarları ise edebiyatı, köklerine ve aynı zamanda yokluk noktasına, “yazının sıfır derecesine” götüren kişiler olarak konumlandırıyor.

Zamansallığın dışında ve hiçlik deneyiminin taşıyıcısı vazifesindeki yansız söz arayışının bir ifadesi olan ‘Gelmekte Olan Kitap’, kâh “sınır noktası”nı arayışı ve kelimenin gücüyle, kâh eserin yokoluşuyla, anlatının amacını, imkânsızlığını, yıkımını ve sonsuz doğasını sergiliyor.

  • Künye: Maurice Blanchot – Gelmekte Olan Kitap, çeviren: Zeynep Turan, Sel Yayıncılık, eleştiri, 312 sayfa, 2023