Murat Baykent – Antik Roma’da Mühendislik (2023)

Vitruvius’tan günümüze kadar gelen inşaat uygulama kılavuzlarının yorumlanarak açıklığa kavuşturulması, Nîmes kentinin su tevzi düzeneği castellum divisorium’un hidrolik hesap sırrının çözülmesi için bilim insanı Trevor Hodge’un yaptığı çağrı, Roma kadastroculuğunun akıl almaz hassasiyetteki örnekleri, uzay tekniklerinin arkeolojiye katkısı…

Bu konulardan büyülenerek yola çıkan Murat Baykent, ‘Antik Roma’da Mühendislik’ kitabında, antik çağ mühendisliği sırlarına bugünkü bilgilerle ışık tutuyor.

Bu çalışma, hem akademisyen, öğrenci ve araştırmacılara zengin bir kaynak sunuyor hem de alanında önemli bir boşluğu dolduruyor.

  • Künye: Murat Baykent – Antik Roma’da Mühendislik: Yapı Teknikleri, Kadastro Çalışmaları, Hidrolik Projeler, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, arkeoloji, 416 sayfa, 2023

Franck Gaudichaud – Şili (2023)

Fransız sosyolog Franck Gaudichaud’nun 1970’lerin başında Şili’de üç yıl süren Halk Birliği (Unitad Popular) dönemini “tarihi tersinden yazmak” yaklaşımı ışığında irdelediği ‘Dünyayı Sarsan Bin Gün’, 20. yüzyıl devrim deneyiminin “kayıp hazine”lerinden birini birçok bilinmeyen yönüyle yeniden gün ışığına çıkarıyor.

Sekiz yüz sayfayı aşan doktora tezinden kalkarak kaleme alınan bu çalışma, Şili siyasî deneyiminin içerdiği çok yönlü düşünce yoğunluğunu ve karmaşık mücadele süreçlerini akademik söylem düzeninden ötelere taşıyarak açık sözlü, yenileyici, nesnel ama adanmış bir kavramsal tarih yazımının “militan” yaklaşımıyla okura aktarıyor.

Gaudichaud, “Üçüncü Dünya” solunun farklı siyasî kesimlerince kullanılan gelenekçi kuram çerçevelerine sıkışmayarak, “Şili’ye özgü sosyalizm yolu” diye bilinen bu kendine özgü “kolektif devrimci süreci” resmî olarak iktidarda olan Halk Birliği’nin sosyalizme geçiş uygulamalarıyla bağıntılı ama ondan farklı olarak ortaya çıkan ya da yeniden biçim bulan “Kurucu Halk İktidarı” kavramı ekseninde takip ediyor.

“Sanayi Kordonları”, “Komünal Kumandalar”, “işçi katılımı”, “doğrudan halk tedariği”, “işçi denetimi” bu büyük deneyimin kolektif boyutunu yeniden canlandıran olgulardan sadece birkaçı.

Gaudichaud, muazzam bir yazılı kaynaklar okyanusu ile yıllara yayılan meşakkatli sözlü tarih araştırmalarını, siyaset bilimiyle sosyolojiyi ve çağdaş tarih yazımının kavramsal birikimini birleştiren özgün eleştirel yaklaşımıyla bu bin gün boyunca gerçekleşen çok bileşenli toplumsal hareketlerin ve işçi mücadelelerinin gerçek bir panoramasını çiziyor.

Şili devrimci hareketinin dinamiklerini, partili siyasî yapıların süreç boyunca izledikleri “merkezci” siyaset tarzlarının eleştirisinden kaçınmadan, “aşağıdan devrim” perspektifinden görerek yeniden inşa ediyor.

Şili solunun tartışmalarını, pratiğini ve stratejilerini irdelerken geleneksel siyaset merkezleri ve yeni toplumsal hareketler, parti örgütleri ve sendikalar, hükümetin “yukarıdan” kurumsal dönüşüm ısrarı ve pratikte onun programını “aşağıdan devrim” basıncıyla aşan toplumsal militantizm arasındaki karmaşık, bazen de gerilimli ilişkileri inceliyor.

Elli yıl önce halk oyuyla seçilmiş sosyalist bir iktidarı on binlerce emekçinin katledilmesi pahasına ortadan kaldıran ve Şili’yi günümüz küresel liberal ekonomisinin vahşi zafer yolu için tarihsel bir deney laboratuvarına dönüştürecek faşist darbeye yol açan “gerçek” olayların yeniden yorumlanmasına imkân sunan devasa bir fresk.

  • Künye: Franck Gaudichaud – Şili, 1970-1973: Dünyayı Sarsan Bin Gün, çeviren: Emirhan Oğuz, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 336 sayfa, 2023

Salman Akhtar – Kederi Anlamak (2023)

Psikiyatrist Salman Akhtar bu eserinde adına keder denen ruh halini güvensizlik ve kıskançlık gibi dışsal tetikleyicilerden, pişmanlık ve umutsuzluk gibi içsel kaynaklara kadar detaylı bir şekilde analiz ediyor.

Soğuk ve mesafeli bir keder atlası oluşturmakla yetinmeyip umut ve iyimserlik dolu yaklaşımını da işin içine katıyor.

Herkesin tanıdığı bu içsel vaziyeti bir tür iyi hissetme seansına çevirmeden, bilimsel ihtimamından ödün vermeden ele almayı başarıyor.

‘Kederi Anlamak’, bir ruh halinin karmaşık mekanizmalarına dair derinlemesine bir kavrayışın ifadesi.

İnsan olma deneyiminin en kasvetli yüzlerinden birine dair çok boyutlu ve iyimser bir rehber.

İnsana umut veren, elindeki malzemeden en iyisini çıkarmasını sağlayan bir çalışma.

  • Künye: Salman Akhtar – Kederi Anlamak: Güvensizlik, Kıskançlık, Sevgisizlik, Utanmazlık, Pişmanlık ve Umutsuzluk, çeviren: Damla Atamer, Okuyanus Yayınları, psikanaliz, 248 sayfa, 2023

Tim Marshall – Uğruna Ölünen Bayrak (2023)

Ülkenizin bayrağını dalgalanırken gördüğünüzde ne hissediyorsunuz?

Bayraklar, binlerce yıldır yaşadığımız topraklara olan umutlarımızı, hayallerimizi ve hatta öfkemizi temsil ediyor.

Onları seviyoruz.

Onları dalgalandırıyoruz.

Onları yakıyoruz.

Hatta yirmi birinci yüzyılda dahi, hâlâ onlar için ölüyoruz.

Bayraklar dünyanın her yerinde akla hayale gelmeyecek birçok yerde dalgalanabiliyor.

Sadece yöneticilerin değil, halkların da politikalarını temsil ediyorlar.

Çin’de yeniden gün yüzüne çıkan milliyetçilik duygusuna, Avrupa ve ABD’deki tartışmalı kimliklere ve hatta İslam Devleti’nin yükselişine bakılırsa, dünya şu anda son derece kafa karıştırıcı ve karmaşık bir yer.

Hiç olmazsa insanların etrafında toplandığı bu eski ve yeni sembolleri anlamamız gerekiyor.

Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşik Krallık bayrağının, Avrupa, Orta Doğu, Asya ve Afrika’daki ülkelerin bayraklarının ve çeşitli örgüt bayraklarının tarihini ve sembollerini inceleyen Tim Marshall, ‘Uğruna Ölünen Bayrak’ta bizi bazen birleştiren bazen bölen bu sembollerin güçlerini ve politikalarını gözler önüne sermek için yirmi beş yılı aşan küresel habercilik deneyiminden yararlanıyor.

  • Künye: Tim Marshall – Uğruna Ölünen Bayrak: Ulusal Sembollerin Gücü ve Politik Anlamı, çeviren: Maide İdil İspir, Epsilon Yayıncılık, inceleme, 284 sayfa, 2023

Özüm Koşar – Güzelin Patolojisi (2023)

‘Güzelin Patolojisi’, güzellik kavramını salt estetik bir problem olarak değil, aynı zamanda toplumsal bir olgu olarak ele alıyor ve değişim/dönüşüm süreçlerinin izleğini anlamaya yarayan hemen her yönelim üzerinden güncel bir değerlendirme sunuyor.

Güzelliğin, hayatımızdaki konumunu ve kadın cinsine vazgeçilmez bir bedensel öznitelik olarak atfedilişini eril tahakkümün güzeli araçsallaştırdığı senaryo üzerinden tartışarak sistemsel bir okuma alanına da giriş yapıyor.

Bu bağlamda günümüz güzellik algısını irdelemek için sanatın merkezinden çıkıp farklı disiplinler etrafında gezinerek kimi zaman sosyoloji kimi zaman psikoloji kimi zaman da felsefe üzerinden tartışmalarla güzelliğin bir sektör olarak işler hale gelişini sorunsallaştırıyor.

  • Künye: Özüm Koşar – Güzelin Patolojisi: Güzellik Üzerine Bir İnceleme, Ütopya Yayınevi, inceleme, 292 sayfa, 2023

Hazal Yalın – 1939 (2023)

29-30 Eylül 1938’de yapılan Münih Konferansı’ndan itibaren her şey savaşın kaçınılmazlığını gösteriyordu.

Britanya’nın faşist Almanya’yı “yatıştırma” siyaseti gerçekte istedikleri her şeyi verip canavarı Sovyetler Birliği’nin üzerine salma projesiydi.

Dünya felakete doğru koşarak giderken siyasi sorumluluk esas itibariyle bu iki ülkenin omuzlarındaydı; Britanya hükümetinin kuyruğuna takılı Fransa ve savaşa giden yolu adeta kolaylaştırmak için çabalayan Polonya da onlara katılıyordu.

Herkes tehlikenin farkındaydı ve herkes pozisyon alıyordu; Orta Avrupa’nın askeri olarak da en güçlü ülkelerinden olan Çekoslovakya, Britanya ve Fransa’nın kışkırtması ve onayıyla Nazi çizmeleri altında ezilirken Romanya ve Macaristan doğrudan doğruya faşist saflara hicret etmişti, Yugoslavya ve Yunanistan iç savaşa koşuyordu, Bulgaristan toprak kazanma peşindeydi, Baltık ülkeleri Kızıl Ordu tarafından işgalin eşiğindeydi.

Türkiye, daha İstiklal Savaşı günlerinden beri Sovyetler Birliği’nin yakın dostuydu ve görünürde öyle kalmaya kararlıydı.

Atatürk’ün ölümünün ardından iç siyasetteki dalgalanma henüz dış siyasete tam anlamıyla yansımamıştı.

Avrupa başkentlerinden Moskova’ya kadar herkes Türkiye’nin Sovyetler Birliği’nin müttefiki olarak kalacağına emin görünüyordu, ancak Ankara, kaçınılmaz savaşın kısa süreceği ve muhakkak İngiltere ve Fransa’nın zaferiyle biteceğini düşünüyordu.

Hazal Yalın yeni eserinde savaşın ufukta olduğu 1939 yılında, Avrupa, Sovyetler Birliği ve Türkiye ilişkilerini mercek altına alıyor.

Dünya savaşa giderken Türkiye’nin ve diğer hükümetlerin siyasi manevralarını tüm ayrıntılarıyla gözler önüne sererek dönemin atmosferini ve aktörlerin siyasi tutumlarını nesnel bir yaklaşımla değerlendiriyor.

‘1939: Avrupa, Sovyetler Birliği, Türkiye’, hem bir devam kitabı hem de önemli yeni tezler içeriyor.

Yazarın ‘1945: Türkiye-SSCB İlişkileri’ adlı kitabı, savaşın son dönemine ait belgeler ışığında, Türkiye’nin bağımsızlıkçı siyasetten vazgeçerek sonunda NATO üyeliğine varan sürecin Batı’nın zoruyla değil, aksine Türkiye’nin isteğiyle gerçekleştiğini ortaya koyuyordu.

‘1939: Avrupa, Sovyetler Birliği, Türkiye’ ise bu sürecin tetiklendiği tarihi kesiti inceliyor ve temel tezi belgelere dayanarak formüle ediliyor: Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk ve tek eksen kayması aslında savaş öncesinde, daha 1939’da gerçekleşmiştir.

Kitapta 1939 yılına ilişkin çok sayıda Sovyet belgesinden başka Türkiye ve İngiltere belgeleri de ele alınıyor.

Eser, kapsamlı tarih anlatısından ve ortaya koyduğu tezlerden başka ek bölümdeki belgelerle de tarihçiler ve siyaset bilimciler için olduğu gibi tarih okuru için de ilgiyle okunacak bir kitap olma özelliği taşıyor.

  • Künye: Hazal Yalın – 1939: Avrupa, Sovyetler Birliği, Türkiye, Nota Bene Yayınları, siyaset, 720 sayfa, 2023

Edward W. Said – Joseph Conrad ve Otobiyografinin Kurgusu (2023)

Uzun süren 19. yüzyıl artık tamamlanmak üzeredir ama aynı zamanda birçok savaşa ve devrime gebedir.

Tam bu zamanlarda, yirmi yıllık denizcilik hayatından emekli olan Conrad yazarlık hayatına başlamıştır.

Bol maceralı geçen hayatı, edebi eserlerine yansıyacaktır.

Conrad’ın yaşamını ve eserlerini tüm yönleriyle ele alan Said bize, Conrad’ın hem biyografisini hem romanlarına düşen otobiyografik yansımayı hem de tüm bunların ayrıntılı bir izleğini sunuyor.

Said’in Harvard Üniversitesi’nde Monroe Engel ve Harry Levin’in danışmanlığında yazdığı doktora tezini güncelleyerek hazırladığı ‘Joseph Conrad ve Otobiyografinin Kurgusu’ “Conrad’ın bilincinde çıkılan bir fenomenolojik keşiftir.”

Bu kitap, Conrad’ın novellasının, G. Jean-Aubury’nin 1927’de, yazarın ölümünden üç yıl sonra düzeltip yayımladığı mektuplarıyla nasıl dolayımlandığı ve hatta pekiştiği üzerine uzun soluklu, titiz bir inceleme.

  • Künye: Edward W. Said – Joseph Conrad ve Otobiyografinin Kurgusu, çeviren: Yonca Cingöz, Alfa Yayınları, inceleme, 304 sayfa, 2023

Aleksandr R. Luriya – Hiçbir Şeyi Unutmayan Adam (2023)

Solomon Şereşevski (Kısa adıyla Ş.), eski Sovyetler Birliği’nde bir gazete muhabiriydi.

Ona söylenilen hiçbir şeyi unutmuyor, not almaya gereksinim duymuyor ve her şeyi aklında tutabiliyordu.

Hafızasının onu diğer insanlardan ayıran bazı özelliklere sahip olduğunun farkında değildi.

Fakat yolu modern nöro psikolojinin kurucusu Aleksandr Luriya ile kesiştiğinde ortaya psikoloji tarihinin en ilginç vaka öykülerinden biri çıktı: Neredeyse sonsuz bir hatırlama gücüne sahip, hafızasının belirgin sınırları olmayan bir adam.

Aleksandr Luriya 30 yıl boyunca yaptığı görüşmeler, deneyler ve testlerden yola çıkarak Ş.’nin hafızasının sadece olağanüstü güçlü yönlerini değil, aynı zamanda şaşırtıcı zayıflığını da zengin ayrıntılarıyla ortaya koyuyor.

Luriya’nın “romantik bilim” olarak adlandırdığı türün klasik bir örneği.

‘Hiçbir Şeyi Unutmayan Adam’, sadece hafızanın iç düzenine değil aynı zamanda hafızanın bir yaşam örüntüsüne nasıl yerleştiğine dair kapsamlı bir inceleme.

  • Künye: Aleksandr R. Luriya – Hiçbir Şeyi Unutmayan Adam: Büyük Bir Hafızaya Dair Küçük Bir Kitap, çeviren: Sabri Gürses, Say Yayınları, inceleme, 128 sayfa, 2023

Arik Kershenbaum – Zooloğun Galaksi Rehberi (2023)

Uzaylıların gerçekte neye benzediklerini nasıl bilebiliriz?

Evrenin derinliklerinde bir yerlerde yaşamın var olduğuna ve daha da heyecan verici olanı, onu bulabileceğimize dair inancımız giderek artıyor.

2015 yılında NASA`nın baş biliminsanı Ellen Stofan, 20 ila 30 yıl içinde diğer gezegenlerdeki yaşama dair kanıtlara ulaşabileceğimizi öngördü.

Elbette mikroplardan ya da onları uzaylı eşdeğerlerinden bahsediyordu, zeki yaşamdan değil.

Ancak bu varsayım yine de şaşırtıcı.

Yirminci yüzyılın başlarında uzayda yaşam olabileceği fikrine takıntılıyken yetmişli ve seksenli yıllarda kayıtsız bir kötümserliğe ve şimdi de gerçekçi, bilimsel bir iyimserliğe geri döndük.

İşte bu kitap, gerçekçi bir bilimsel yaklaşım kullanarak uzaylı yaşam formları ve özellikle de zeki uzaylı yaşam formları hakkında, biraz da varsayımda bulunarak nasıl sonuçlar çıkarabileceğimiz hakkında.

Cambridge’li ünlü zoolog Arik Kershenbaum’dan Dünya dışı yaşamın neye benzeyebileceğine dair son derece eğlenceli ve bilimsel olarak güçlü bir keşif.

Süpersonik hayvanların yaşadığı yabancı bir gezegen var mı?

Uzaylılar korkudan çığlık atar mı, dürüst davranır mı ya da teknolojiye sahip mi?

Peki ya kokulardan oluşan bir dil kullanan canlıların bulunduğu bir Ay olabilir mi?

‘Zooloğun Galaksi Rehberi’, güncel bilimsel verileri kullanarak bu soruları yanıtlıyor.

  • Künye: Arik Kershenbaum – Zooloğun Galaksi Rehberi: Yeryüzündeki Hayvanlar Uzaylılar ve İnsanlar Hakkında Neler Söyler?, çeviren: Cansu Sevimli, Epsilon Yayıncılık, bilim, 370 sayfa, 2023

Robert A. Johnson – Erkeklik Bilincinin Üç Aşaması (2023)

Bir erkek nasıl oluşur?

Böyle büyük soruların cevabını edebiyatta aramayı seven Robert A. Johnson, bu defa yüzünü Don Quixote, Hamlet ve Faust’a çeviriyor.

Erkeklik bilincinin oluşumunu safhalara ayırıyor ve her birini ayrı bir karakter üzerinden inceliyor.

Kültürden, gelenekten, psikoloji literatüründen ve kişisel gözlemlerinden damıttığı bilgelikle adına erkeklik denen şeyin doğum sancılarına kulak veriyor, bir keşif serüvenine çıkıyor.

  • Künye: Robert A. Johnson – Erkeklik Bilincinin Üç Aşaması, çeviren: Elif Zeynep Yıldırım, Okuyanus Yayınları, inceleme, 96 sayfa, 2023