A. C. S. Peacock – Moğol Anadolu’sunda İslam, Edebiyat ve Toplum (2023)

 

Tarihçi A. C. S. Peacock, ‘Moğol Anadolu’sunda İslam, Edebiyat ve Toplum’da, yaklaşık 1240 ile 1380 yılları arasında Moğol egemenliği altındaki Anadolu’yu ele alıyor.

Çoğu daha önce yayımlanmamış Arapça, Farsça ve Türkçe kaynakları bir araya getirerek Osmanlı İmparatorluğu’nun ve nihayetinde modern Türkiye’nin doğuşunun temellerini oluşturacak Ortaçağ Anadolu’sunu inceliyor.

Bu önemli ama göz ardı edilmiş tarih, tasavvufun yayılmasında ve İslam’ı yaymak için yeni edebi biçimlerin gelişmesinde belirleyici bir aşamayı oluşturuyordu.

Yazar, Anadolu’yu daha geniş İslam dünyası içinde ele alarak Ortadoğu tarihinin bir dönüm noktasına ışık tutuyor.

  • Künye: A. C. S. Peacock – Moğol Anadolu’sunda İslam, Edebiyat ve Toplum, çeviren: Renan Akman, Koç Üniversitesi Yayınları, tarih, 376 sayfa, 2023

Peter Watson – Büyük Bölünme (2023)

On binlerce yıl önce Afrika’dan yola çıkarak dünyaya yayılmaya başlayan insanlar son Buzul Çağı sona ermeden önce Sibirya’ya gelmişlerdi.

Daha sonra, günümüzden yaklaşık 18.000 yıl önce, o zamanlar okyanus seviyelerinin çok düşük olmasından dolayı bir kara köprüsü halinde olan Bering Boğazı’nı yürüyerek geçip Amerika kıtasına ulaştılar.

Ancak Buzul Çağı’nın sona ermesinden sonra Bering Boğazı suyla doldu ve Amerika kıtasındaki insanların diğer kıtalardakilerle bağlantısı kesildi.

Birbirinden habersiz iki nüfus arasındaki bölünme Kolomb’un Amerika’yı keşfine kadar devam etti.

Bu zaman diliminde Eski ve Yeni Dünya insanlarının gelişimini araştıran ‘Büyük Bölünme’de Peter Watson insanlık tarihine yeni bir anlayış kazandırmak için arkeoloji, antropoloji, jeoloji, meteoroloji, kozmoloji ve mitolojinin ustaca ve orijinal bir sentezini sunuyor.

Bu iki nüfusun paralel gelişmesi, bir anlamda, dünyanın tanık olduğu en büyük doğal deneydi.

Elbette laboratuvar deneyi anlamında, dört başı mamur bir deney değildi, yine de karşılaştırma açısından büyüleyici bir deney, doğayla insanın nasıl etkileşime girdiğini görmek, kendimizi kendimize açıklamak için bulunmaz bir fırsattı.

  • Künye: Peter Watson – Büyük Bölünme: Eski Dünya ve Yeni Dünyada Tarih ve İnsan Doğası, çeviren: Şükrü Alpagut, Say Yayınları, tarih, 680 sayfa, 2023

Matthew Williams – Nefretin Bilimi (2023)

Dünya çapında bir kriminoloğun gözünden önyargı ve nefretin çarpıcı hikayesi.

Irk, din, cinsel yönelim, etnik köken ve engellilik gibi ayrımcılık kaynaklı şiddet ve suçların bilimine yıllarını veren Matthew Williams, git gide çığırından çıkan ve insanlığın ufkunu kara bulutlarla kaplayan bir meseleyi tüm detaylarıyla masaya yatırıyor.

  • İnsanlar neden kendileri gibi olmayanlardan nefret ederler?
  • İnternetteki nefret dili gerçek hayatı da etkiliyor mu?
  • Nefret suçlarının hiç olmadığı kadar arttığı bir dünyada neler yapılabilir?
  • Masum görünen bir önyargıyı ateşli bir nefrete dönüştüren faktörler nelerdir?
  • Nefret, beynimizin ‘doğasında’ mı vardır?

Hepsi ve daha fazlası, yirmi yılı aşkın bir çalışmanın ürünü olan ‘Nefretin Bilimi’nde.

Kitap nefreti nörolojik, psikolojik, tarihsel ve sosyolojik perspektiflerden irdelemesiyle önemli.

  • Künye: Matthew Williams – Nefretin Bilimi: Zararsız Görünen Önyargılar Nasıl Nefret Suçuna Dönüşür, çeviren: Nalan Uysal, Okuyanus Yayınları, inceleme, 416 sayfa, 2023

Laura K. McClure – Klasik Antikitede Kadınlar (2023)

Laura McClure, Antik Yunan ve Roma’da kadınlar ve toplumsal cinsiyet üzerine en son bulgular ve araştırmalardan yararlanarak yazdığı bu eserinde, klasik antikitede kadınların toplumsal kimliğinin doğum, ergenlik, evlilik, çocuk doğurma, yaşlılık ve ölüm gibi yaşam evreleri boyunca biçimlenmesini inceliyor.

Bekâret, kadın bedenine dair tıbbi görüşler, dini roller ve eğitimle ilgili kaygılar da dahil olmak üzere kadın ergenliği, evlilik, annelik, cinsellik, zina ve fahişelik konularını araştıran McClure, kadınların otoriteyi nasıl kullandıklarını ve toplumsal yaşama katılım imkânlarını da irdeliyor.

Klasik dünyada kadınlar ve toplumsal cinsiyet konusunda araştırma yapacaklar için kaynak kitap niteliğindeki bu eser, aynı zamanda ileri okuma önerileri ve bölüm sonlarında yer alan sorularıyla bir ders kitabı.

Laura K. McClure, Wisconsin-Madison Üniversitesi, Antikçağ ve Eskiçağ Yakındoğu Çalışmaları Bölümü’nde Yunan ve Latin Edebiyatı profesörüdür.

  • Künye: Laura K. McClure – Klasik Antikitede Kadınlar: Doğumdan Ölüme, çeviren: Gülşah Günata, Koç Üniversitesi Yayınları, tarih, 472 sayfa, 2023

Michael Christopher Low – İmparatorluk Mekke’si (2023)

‘İmparatorluk Mekke’si’, yirminci yüzyıl başı Hicaz’ında modern Haccın ve teknokratik rejimlerin oluşumuna ışık tutan, ödüllü bir çalışma.

Buharlı geminin zuhuruyla, 19. yüzyılda Mekke’ye doğru okyanuslar ve denizler aşılarak yapılan hac, mükerrer kolera salgınları neticesinde yeni tehlikelerle bezeli bir seyahat güzergâhına dönüştü.

Salgın hastalıkların nasıl yayıldığının keşfi, haccın Batı’nın gözünde küresel bir kamu sağlığı tehdidi olarak damgalanmasına yol açtı.

Avrupalı idareciler ve bilhassa Hindistan’daki İngiliz yetkililer Arabistan’a uzun süreli seyahatler gerçekleştiren Müslüman tebaalarının, sömürge karşıtı muhaliflerin ve pan-İslamist aktivistlerin radikalleştirici tesirlerine maruz kalmasından korkuyordu.

Kolonyal Avrupa imparatorluklarının hac yolculuğunun şartlarını belirlemeye dönük artan nüfuzu sadece milyonlarca hacının tecrübelerini etkilemekle kalmadı, aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu’na yani dünyanın ayakta kalan son Müslüman imparatorluğuna da esaslı bir meydan okumada bulundu.

Michael Christopher Low rakip imparatorlukların çakışan ve çelişen projeleri arasında, buharlı gemilerden koleraya, doğadan tekniğe, medikalizasyondan hukuksallaştırmaya, hilafetten hacca uzanan tarihin akışında, Hicaz’ın ve haccın dönüşen tabiatını ele alıyor.

Uzak, istikrarsız, yarı-özerk bir sınır bölgesi olarak Hicaz’ın buharlı gemilerle ve kolerayla dönüşen küresel konumu, haccı yeni denetim teknolojilerinin, salgın hastalıkların, çatışan vatandaşlık hukuklarının, dini aidiyetlerin, emperyalizmin, sömürgeciliğin ve karantinaların nesnesi olarak yeniden anlamlandırıyor.

Hilafetin Mukaddes Topraklar üzerindeki egemenliğini Osmanlı ve İngiliz arşivlerinin muhtelif kaynaklarıyla karşılıklı olarak okuyan bu kitap, menzili Mekke olan hac yolculuğu esnasında kat edilen imparatorluklar-arası ve küresel tarihlere yeni bir ışık tutuyor.

Kitap, Hicaz, Hint Müslümanları, Cavîler, modern yönetimsellik, ekstrateritoryallik, bilim ve teknolojidir. M.C. Low, bize tarihyazımının çetin yollarını katettirerek, Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminin yepyeni bir tarihini sunuyor.

Avrupa’nın Osmanlı hilafetinden duyduğu korku, ‘Pan-İslamizm’ ya da Müslüman istisnacılığının diğer biçimleri gibi geleneksel olarak vurgulanmış konuları bir kenara bırakan Low, yeni seyahat, iletişim ve gözetleme teknolojilerinin, ilgili çevresel ve epidemiyolojik faktörlerle iç içe geçerek Osmanlı ve İngiliz emperyal güçlerinin fırsatlarını ve sınırlarını nasıl şekillendirdiğini canlı bir şekilde tasvir ediyor.

  • Künye: Michael Christopher Low – İmparatorluk Mekke’si: Osmanlı Hicaz’ı ve Hint Okyanusunda Hac, çeviren: Yunus Babacan, Telemak Kitap, tarih, 464 sayfa, 2023

Serol Teber – Doğanın İnsanlaşması (2023)

Homo sapiens, doğaya karşı bir hasım, bir düşman gibi davrandı ve nihayetinde kendi geleceğini ve doğayı geri dönüşsüz bir biçimde tahrip etti.

Serol Teber, insanın geçmişten bugüne hikâyesini doğayla kurduğu sakat ilişkiyi merkeze alarak ustaca inceliyor.

Kitaptan uzunca bir alıntı:

“Yirmi otuz yıl öncesine kadar doğanın insanlaşması çalışmanın, toplumsallaşmanın, aklın gelişmesinin bir mucizesi olarak değerlendiriliyor; en yetkin kişiler bile bu süreç içinde saptanabilen evrim aşamalarını anlamak ve anlatmakta büyük zorluk çekiyorlardı.

Bu konu artık büyük oranda aydınlandı.

Bulgular bir senfoni güzelliğiyle sergileniyor.

Darwin Kuramı’nın doğruluğu ve güzelliği, öneri olmanın ötesinde, ayrıntılarıyla ortaya konuldu.

Ve çalışmalar da devam ediyor.

Ancak son yıllarda pek çok şey değişti…

Akıllı insan Homo sapiens, gerek kendi soyundan gelenlere, gerek doğaya karşı anlaşılması çok kolay olmayan bir tutumla bir hasım, bir düşman gibi davranmaya ya da çok eskiden beri içinde taşıdığı bu eğilimi açıkça ortaya koymaya; kendi geleceğini ve doğayı geri dönüşsüz bir biçimde tahrip etmeye başladı.

Bu bağlam içinde Doğanın İnsanlaşması, akıllı insanın gelişimi -neredeyse- “kötü bir iş kazası gibi” üzüntüyle izleniyor.

Modern insan bu davranışında o denli ileri gidiyor ki mucizevi bir şekilde karşılanan bu süreç, doğanın yüz karası olmaya dönüşüyor.

‘Darwin Devrimi’ni ve buradan yola çıkılarak geliştirilen seleksiyon teorilerini tek başına okumanın yetersizliği ortada.

Bu süreçte olanları, Kafka’nın 6 Nisan 1917’de yazdığı ve dünyanın durumunu ‘insanlaşmak zorunda kalmış’ bir şempanzenin gözüyle anlattığı ‘Akademi İçin Bir Rapor’ adlı öyküsüyle birlikte okumanın sağlıklı bir düşünce oluşmasına katkıda bulunacağını ve yine Kafka’nın söylediği ‘Dünyayla arandaki ölümcül mücadelede dünyanın yanında ol’ aforizmasını da unutmamak gerekir.”

  • Künye: Serol Teber – Doğanın İnsanlaşması, Okuyanus Yayınları, inceleme, 388 sayfa, 2023

Carlo M. Cipolla – İnsan Aptallığının Temel Yasaları (2023)

Ticari bir meta olarak “biber” üzerinden bir Avrupa tarihi yazmak –kulağa her ne kadar çılgınca ya da imkânsız görünse de– mümkün müdür?

Peki ya Roma İmparatorluğu’nun çöküş nedenleri arasında kurşun zehirlenmesine dair izler bulmak, insan aptallığının temel yasalarını matematiksel formüllerle ortaya koymak?

‘İnsan Aptallığının Temel Yasaları’, bal ve av hayvanlarına karşı zaafı olan piskoposların, baharatlı yiyecekleri tercih eden münzevilerin, üzüm bağları için yüz yıl sürecek savaşlar çıkaran kralların ve insanlar arasında yüksek bir orana sahip olan aptalların geçit töreni sırasında, bu sorulara ironik ve bizim için de hayli tanıdık yanıtlar veriyor.

Kitaptan iki alıntı:

“Gerileyen bir ülkede, aptal bireylerin yüzdesi daima ‘σ’ya eşittir; ancak nüfusun kalanında, özellikle iktidardakiler arasında, yüksek aptallık oranına sahip haydutların korkutucu şekilde çoğaldığı ve iktidarda olmayanlar arasındaki safların sayısında eşit derecede korkutucu bir artış olduğu fark edilir. Aptal olmayan nüfusun bileşimindeki böyle bir değişiklik, kaçınılmaz olarak aptalların ‘σ’ kısmının yıkıcılığını artırır ve ülkeyi felakete götürür.”

“Akıllı kişi akıllı olduğunu bilir. Haydut, bir haydut olduğunun farkındadır. Saf kişi, acı verici bir şekilde kendi saflık duygusuyla doludur. Tüm bu karakterlerin aksine, aptal kişi aptal olduğunu bilmez.”

  • Künye: Carlo M. Cipolla – İnsan Aptallığının Temel Yasaları: Allegro Ma Non Troppo, çeviren: Burcu Yılmaz, Islık Yayınları, tarih, 72 sayfa, 2023

Antonino Ferro – Afacan Bir Psikanalistin Düşünceleri (2023)

Genç bir analist ile büyük analist Antonino Ferro arasında çağdaş psikanaliz üzerine hem rehber nitelikte, hem afacan hem de ufuk açıcı bir söyleşi.

Genç psikanalist Luca Nicoli soruyor, çağımızın en önemli psikanalistlerinden Antonino Ferro yanıtlıyor.

Yanıtlarını verirken hem teorisyen kimliğini kuşanıyor Ferro hem de divana uzanmak istemeyen hastası bir seansta onun koltuğuna oturunca divana uzanıp seanslara öyle devam eden oyunbaz kimliğini.

Psikanalizin kurucularına duyduğu minneti de elden bırakmadan bilinenlerin kirli ışığının bilinmeyeni görmeyi engellememesi için neler yapılabileceğini anlatıyor.

Kâh çerçeve, teori gibi günümüz psikanalizinin önemli alanlarını açıklıyor, kâh hastaya bir sonraki seansa gelmesi için geçerli bir sebep vermek için onunla nasıl bir oyun kurmak gerektiğini.

Bir yandan deneyimi ve bilgisiyle genç psikanalistlere rehber olurken bir yandan da meraklıları için psikanalizin ulaşılmaz görünen sınırlarını nüktedan ve kışkırtıcı diliyle aralıyor.

Antonino Ferro 2 Mart 1947’de doğdu.

2013-2017 yılları arasında başkanlığını da yaptığı İtalyan Psikanaliz Kurumu’nun ve Uluslararası Psikanaliz Birliği’nin üyelerindendir.

Avrupa, Kuzey Amerika, Güney Amerika ve Avustralya’da pek çok kurumda misafir profesör olarak çalıştı.

Çalışmalarıyla psikanalizin gelişimine katkısı nedeniyle 2007’de Sigourney Ödülü’nü aldı.

Günümüz psikanalizinin en önemli isimlerinden biri olan Ferro hem yetişkinlerle hem çocuklarla çalışıyor.

Psikanaliz aslında basit bir şey, uzun zamandır onu olabildiğince karmaşık ve anlaşılmaz hale sokan biz psikanalistleriz, sanırsınız ki Orpheus ile Pisagor’un gizemlerinden bahsediyoruz.

Oysa psikanaliz feci basit bir işlemdir: Bir araya geldiğimizde gerçekliğin vahşetini nasıl özümleyebildiğimizi anlatır.

  • Her çalışmanın başında Freud’dan alıntı yapmalı mı?
  • Ya da genç analistler vakitlerinin çoğunu Freud okuyarak mı geçirmeli?
  • Analiz süresi ne kadar olmalı?
  • Analist yansızlığının sınırları nelerdir?
  • Psikanaliz deyince hemen herkesin aklında canlanan divan gerçekten gerekli mi?

Kitap, bu ve bunun gibi önemli sorulara doyurucu yanıtlar vermesiyle önemli.

  • Künye: Antonino Ferro – Afacan Bir Psikanalistin Düşünceleri: Meraklı Analist ve Hastalar İçin Küçük Bir Yaşamda Kalma Rehberi, hazırlayan: Luca Nicoli, çeviren: Zeynep Baransel, Yapı Kredi Yayınları, psikanaliz, 152 sayfa, 2023

Emre Gör – Osmanlı Kaynaklarında Karşı Casusluk Vakaları (2023)

Otuz üç yıl gibi uzun bir hükümdarlık devri geçiren II. Abdülhamid, Osmanlı İmparatorluğu’nun büyük tehditlerle karşı karşıya kaldığı bir dönemde saltanat sürmüştü.

Nitekim çok sayıda tarihçiye göre Sultan II. Abdülhamid dönemi Osmanlı İmparatorluğu’nun siyasi bakımdan en çetin dönemi olmuştur.

Avrupa’nın Büyük Güçleri ile süren mücadeleler, Ermeni ve Rum komiteleri başta olmak üzere çeteci oluşumların faaliyetleri, dünyanın dört bir yanından gelen suikast haberleri ile zirveye tırmanan güvenlik endişeleri, bilhassa 1890’larda oldukça yaygınlaşan kolera gibi salgın hastalıklar ve daha sıralanabilecek onlarca farklı tehdit, bu dönemin neden “çetin” bir dönem olarak tanımlandığını ortaya koyar.

Üstelik bu tehditlere imparatorluğun içinde bulunduğu iktisadi ve mali problemler de eklenince, büyük bir açmazla karşı karşıya kalındığı anlaşılır.

Problemlere, 19. yüzyılın doğasından kaynaklanan toplumsal sıkıntılar da ilave edilebilir.

Fakat siyasi, mali ve sosyal tüm bu sıralanan ve sıralanabilecek problemler bir anlamda “görünür ve tanımlanabilir problemler”dir ve arka planda gizli, görünmeyen farklı birçok tehdit bulunuyor.

Bu kitap, II. Abdülhamid dönemine ait görünmeyen ve gizli kalmış tehditleri, örtülü yürütülen casusluk faaliyetlerini ve bu faaliyetlere nasıl karşı koyulmaya çalışıldığını irdeliyor.

Osmanlı kaynaklarına göre gizli komitacılık faaliyetleri, ihtilal/karışıklık çıkarma girişimleri, Osmanlı coğrafyası ve askeri tesisleri hakkında bilgi toplama, illegal oluşumlara silah ve para dağıtımı, stratejik muhabere kayıtlarını ele geçirme ve 19. yüzyıl dünyasına ait bir yenilik olan fotoğraf casusluğu en sık karşılaşılan casusluk türleri arasında yer alıyordu.

Araştırmacı-yazar Dr. Emre Gör’ün Osmanlı arşiv kayıtlarını inceleyerek hazırladığı bu kitap, 1876-1909 yılları arasında, Osmanlı ülkesinde meydana gelen casusluk faaliyetlerini ve bu faaliyetlere yönelik yürütülen casusluğa karşı koyma çalışmalarını ele alıyor.

  • Künye: Emre Gör – Osmanlı Kaynaklarında Karşı Casusluk Vakaları (1876-1909), Kitap Yayınevi, tarih, 96 sayfa, 2023

Katrina Forrester – Adaletin Gölgesinde (2023)

‘Bir Adalet Teorisi’, 1971’de yayımlandığında, yazarı John Rawls’u İngilizce konuşulan ülkelerin en ünlü siyasal düşünürü haline getirmişti.

‘Adaletin Gölgesinde: Savaş Sonrası Liberalizm ve Siyasal Felsefeyi Yeniden Şekillendirmek’, liberalizmin yükselişi ve Anglo-Amerikan siyaset felsefesi üzerindeki John Rawls etkisi üzerine eleştirel bir inceleme.

Kitap, liberal siyaset felsefesinin yirminci yüzyılın ikinci yarısında nasıl dönüştüğüne odaklanıyor.

Katrina Forrester, adalet, eşitlik, yükümlülük ve devlet üzerine bir fikirler dizisi olarak liberal eşitlikçiliğin, savaş sonrası ABD ve İngiltere’nin siyasi ve ideolojik bağlamında nasıl ortaya çıkıp baskın hale geldiğini gösteriyor.

Sivil haklar hareketi ve Vietnam Savaşı’nın ardından Rawls’un ‘Bir Adalet Teorisi’, belirli bir tür liberalizmi siyaset felsefesi için gerekli kılmıştı.

Forrester, kapsamlı bir arşiv çalışması eşliğinde, yüzyıl ortasında Amerikan devlet karşıtları ve İngiliz eşitlikçileri arasında alevlenen tartışmaların kökenlerini inceleyerek bu liberalizm biçiminin yükselişini ve mirasını ele alıyor.

1960’lı yıllardan başlayarak, adalet, eşitsizlik, sivil itaatsizlik, haklı savaş, küresel ve nesiller arası adalet ile nüfus etiği üzerine çağdaş teorilerin izini sürüyor.

Bu yıllarda, siyaset felsefecileri, hem soldaki hem de sağdaki meydan okuma ve alternatiflere cevap ararken bu liberalizmi genişletip geliştirmiş ve yeniden şekillendirmişti.

Bu düşünürler, siyaset felsefesinin gidişatını değiştirmede önemli bir rol oynadılar.

Liberalizmin ihtirasına ve sınırlarına dair titiz bir inceleme olan ‘Adaletin Gölgesinde’, geç yirminci yüzyılın siyasi düşünce tarihini yeniden yazarken dönemin önde gelen siyaset felsefesi düşünürleri ve katkıları hakkında yeni yorumlar ve bakış açıları getiriyor.

  • Künye: Katrina Forrester – Adaletin Gölgesinde: Savaş Sonrası Liberalizm ve Siyasal Felsefeyi Yeniden Şekillendirmek, çeviren: Onur Aslan, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, siyaset, 454 sayfa, 2023