Nancy J. Chodorow – Kadınlıklar, Erkeklikler, Cinsellikler (2024)

Psikanalizin kurucusu Sigmund Freud’un insan ruhunun derinliklerine indiği çalışmaları ve ulaştığı sonuçlar, bir yüzyıl sonra bile düşünürleri büyülemeye, tahrik etmeye ve harekete geçirmeye devam ediyor.

Kimileri onu bilinçdışının gizli dinamiklerini gün ışığına çıkardığı için övüp yaptığı keşiflerin, çağdaşlarının fizik alanında geliştirdiği atom kuramı veya görelilik kuramı kadar önemli olduğunu düşünüyor.

Kimileriyse onu bir fırsatçı olarak görüp kuramlarını muğlak, klinik tekniklerini ise zararlı olmakla itham ediyor.

Özellikle de çalışmalarının toplumsal cinsiyet hakkındaki önyargılarla malul olduğundan yakınılıyor.

O hâlde Freud’un fikirleri ve psikanaliz neden tarihin tozlu sayfalarında yerini almaya direnip hâlâ bu denli ilgi çekmeye devam ediyor?

Psikanalitik feminizmin en etkili isimlerinden biri olan Nancy J. Chodorow, ‘Kadınlıklar, Erkeklikler, Cinsellikler’de işte bu soruya bir yanıt arıyor.

Toplumsal cinsiyet, cinsellik ve psikanalizin iç içe geçtiği noktalarda psikanalitik teorinin cinsellik ve bireysel farklılıkları nasıl ele aldığını sorgularken, heteroseksüelliğin, kadınlığın ve erkekliğin normatif statüsüne dair cesur ve kışkırtıcı sorular soruyor.

  • Künye: Nancy J. Chodorow – Kadınlıklar, Erkeklikler, Cinsellikler: Freud ve Ötesi, çeviren: Asena Pala, Fol Kitap, psikoloji, 144 sayfa, 2024

Ayhan Yalçınkaya – Alevilikte Toplumsal Kurumlar ve İktidar (2024)

Elinizdeki kitap, imam-hatip liseleriyle, yüksek İslam enstitüleriyle, ilahiyat fakülteleriyle kuşatılmışken, üniversitelerde Alevilik çalışmalarının laikliğe aykırı kabul edildiği, Aleviliğin –o da adı anılmaksızın- “halk inançları, gelenekleri, görenekleri, adetleri”yle ancak folklorun konusu olabildiği bir dönemde, bu alanların dışında, Alevilik üstüne adlı adınca bir üniversitede yazılmış ilk tez olmasa da, ilklerden biridir.

Ama sosyal bilimler alanında Türkiye’nin en köklü kurumlarından biri olan Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde ve genel olarak siyaset bilimi alanından Aleviliğe yönelen ilk çalışmadır.

Bu kitap, Aleviliği ilk kez bir siyaset bilimi konusu haline getirirken aynı zamanda, yine ilk kez, Alevilerin toplumsal kurumlarına yönelerek bu kurumların inşa ettiği devlet-dışı bir siyasallığın ya da siyasal bünyenin varlığına ilişkin iddialar ileri süren bir çalışmadır.

Kitap, göbek bağı “devletlu siyasetle” kesilenlerin karşısına devlet-dışı bir siyasallığın mümkün olduğu ve bu imkânın da Alevi topluluklar içinde hala yaşadığı, Aleviliğin tarih boyunca karşılaştığımız muhalif niteliğinin de tam burada aranması gerektiği savıyla çıkmaktadır.

Ancak bu sav doğrultusunda, elinizdeki kitap bir Alevilik övgüsü değildir.

Bu çalışma ele aldığı nesnenin yanında saf tutmakla birlikte nesnesine teslim olmayan bir tutumu benimsiyor, Aleviliğin kaybettiklerinin ve bu kayıpların ne gibi sonuçlara yol açtığının bir çetelesini tutuyor ve “Arkaik Aleviliğe” ilişkin teorik bir soyutlamadan hareketle günümüz Aleviliğine ve Alevilerine eleştiriler yöneltiyor.

Yazar, bu baskı için kaleme aldığı “Otuz Yıl Önce, Otuz Yıl Sonra” başlıklı bölümde Alevi hareketinin kat ettiği otuz yılı da gözeterek “aksilanet” bir yüksek lisans tez jürisi üyesi gibi, otuz yıl önce yazdıklarının bir öz değerlendirmesini ve eleştirisini yapıyor.

  • Künye: Ayhan Yalçınkaya – Alevilikte Toplumsal Kurumlar ve İktidar, Dipnot Yayınları, inceleme, 312 sayfa, 2024

Johann Hari – Sihirli Hap (2024)

Son yıllarda fazla kilo ve obeziteye bağlı hastalıklarda büyük bir artış olduğunu görüyoruz.

Bir yandan her yerde çeşit çeşit diyet ve egzersizler önerilirken, diğer yandan araştırmalar bu yöntemlerle kilo veren kişilerin ezici bir çoğunluğunun bir süre sonra bu kiloları fazlasıyla geri aldığını gösteriyor.

Toplumun önemsizleştirilip bireyin öne çıkarıldığı çağımızda, şişmanlık da kişisel bir başarısızlık olarak tanımlanıyor.

Gazeteci-yazar Johann Hari bu kitapta, obezite salgınına son vermeyi vaat eden yeni nesil zayıflama ilaçlarını masaya yatırıyor.

Bunlardan biri olan Ozempic’i kullanan ve zahmetsizce kilo verme sürecini bizzat tecrübe eden Hari, bu ilaçların bizim için ne anlama geldiğini irdeliyor.

Yeni zayıflama ilaçlarının geliştirilmesinde rol alan bilim insanlarının yanı sıra onlara eleştirel bakanlarla, beslenme uzmanlarıyla, beden olumlama hareketini destekleyen kişilerle, İzlanda’dan Japonya’ya dünyanın farklı yerlerinde sağlıklı yaşamı teşvik etmek için ilginç yöntemler uygulayan eğitimciler ve hatta iş insanlarıyla konuşan Hari, bu uzun yolculuk sırasında öğrendiklerini tarafsız bir gözle aktarıyor.

  • Künye: Johann Hari – Sihirli Hap: Yeni Zayıflama İlaçlarının Olağanüstü Faydaları ve Tedirgin Edici Riskleri, çeviren: Duygu Özge Gürkan, Metis Yayınları, sağlık, 336 sayfa, 2024

Luise von Flotow – Çeviri ve Toplumsal Cinsiyet (2024)

Uzun yıllardır Ottawa Üniversitesi’nde görev yapan çeviri araştırmacısı ve çevirmen Luise von Flotow, 1990’larda çeviriyi sömürgecilik sonrası yaklaşımlarla buluşturan Kanada ekolünün önemli bir temsilcisidir.

Bu ekolün öncülü, Fransız feminizminin etkisiyle Kanada’da özellikle 1980’lerde görülen feminist çeviri etkinliğidir.

Feminist çeviri dinamiklerini kavramsal ve tarihsel boyutlarıyla örnekleyen ‘Çeviri ve Toplumsal Cinsiyet: “Feminizm Çağı”nda Çeviri’, antik dönemin lirik şairi Sappho’dan feminist aktivist Simone de Beauvoir’a kadar kadın yazınının tarihsel yolculuğuna çeviri penceresinden bakan değerli bir başvuru kaynağıdır.

Bunda kitabın derlediği örneklerin çeşitliliği kadar von Flotow’un feminist eleştirel bakışının ve yorumlarının da etkisi büyüktür.

Önsözdeki ifadesiyle bu kitap, yazarın “kültürel bir yapılanma olarak toplumsal cinsiyetin feminist açılımlarına ve kültürel bir aktarım olarak çeviriye olan ilgisinin” bir sonucudur.

Von Flotow,

  • Çevirmen, üçüncü dünya ülkelerindeki kadınların sesinin Batı’da duyulmasında tam olarak nasıl bir rol oynar?
  • Nasıl bir çeviri yapmalıdır?
  • Çeviriyi kimin için yapar?
  • Çevirisi yalnızca o kadınların sömürülmesine hizmet etmekle mi kalır, yoksa uluslararası feminist amaçlara anlamlı bir katkı mı sağlar?

gibi soruları toplumsal cinsiyet ve çeviriye ilgi duyan okur ve araştırmacıların dikkatine sunuyor.

  • Künye: Luise von Flotow – Çeviri ve Toplumsal Cinsiyet: “Feminizm Çağı”nda Çeviri, çeviri: Alev Bulut Kerimoğlu, Everest Yayınları, feminizm, 192 sayfa, 2024

 

Anthony Grafton – Yeni Dünyalar Eski Metinler (2024)

‘Yeni Dünyalar Eski Metinler’, Avrupa’nın Rönesans dönemindeki büyük entelektüel dönüşümünü derinlemesine inceleyen bir başyapıttır.

Anthony Grafton, Avrupa’nın 15. ve 16. yüzyıllardaki keşiflerinin, antik metinlerin otoritesiyle çarpışmasının sonuçlarını titizlikle ele alıyor.

Amerika’nın keşfi gibi büyük olaylar, eski dünyanın sınırlarını zorlayarak entelektüellerin yeni bilgiyi nasıl anlamlandırdığını ve antik geleneğin gücünün nasıl sorgulandığını gözler önüne seriyor.

Ayrıca modern bilimsel yöntemin doğuşuna nasıl zemin hazırladığını anlatıyor.

  • Künye: Anthony Grafton – Yeni Dünyalar Eski Metinler: Geleneğin Gücü ve Keşiflerin Yarattığı Şaşkınlık, çeviren: Füsun Savcı, Alfa Yayınları, tarih, 264 sayfa, 2024

 

Victor Turner – Simgesel Eylem (2024)

  • Toplumsal çatışmaların, kaynaşmaların ve dönüşümlerin ardında hangi güçler bulunuyor?
  • İnsan toplumlarının krize girdiği, çözüldüğü ve yeniden şekillendiği dramatik anlar, toplumların evriminin itici gücü olabilir mi?
  • Victor Turner, simgesel antropolojinin kurucu eserlerinden biri hâline gelmiş bu kitabında, simgesel eylemlerin, ritüellerin ve metaforların toplumsal yaşamın merkezinde nasıl durduğunu keşfe çıkıyor.

Toplumsal çatışmaların yinelenen kalıplarını ve bunları çözmek için simgesel eylemleri ve “alanları” nasıl kullandığımızı inceliyor.

Afrika kabilelerinden eski Amerikan uygarlıklarına; Meksika’nın bağımsızlık mücadelesinden İngiltere’de bir döneme damgasını vurmuş II. Henry ile Becket arasındaki emsal çatışmaya; Hindistan’daki kast mücadelelerinden 1960’ların karşıkültür hareketlerine; paganlarda, Hıristiyanlarda ve İslam’da hac yolculuklarının anlamına ve önemine kadar uzanan bir çizgide örnekler üzerinden, toplumsal dramaların kolektif deneyimlerimizi nasıl şekillendirdiğini ortaya koyarak yepyeni bir bakış açısı sunuyor.

Artık klasikleşmiş bu eser, insan yaşamını ve toplumlarını şekillendiren, görünmez ama son derece güçlü süreçleri anlamak isteyen herkes için bir kılavuz görevi görmeye devam ediyor.

  • Künye: Victor Turner – İnsan Toplumlarında Simgesel Eylem: Dramalar, Alanlar ve Metaforlar, çeviren: Onur Gayretli, Fol Kitap, antropoloji, 328 sayfa, 2024

David Matz – Antik Roma’da Günlük Hayat (2024)

  • Tarihin, belki de en meşhur uygarlığında günlük hayat nasıldı?
  • Romalıların günlük rutinleri nelerdi?
  • Alışverişi nereden, nasıl yapıyorlardı?
  • Hangi yemekleri yiyorlardı?
  • Hangi etkinliklere katılıyorlardı?
  • Nasıl evlerde kalıyorlardı?

Antik Roma gibi bir uygarlığı düşünürsek aklımıza çok daha fazla soru geleceği kesindir.

Matz’ın ilk elden kaynaklara dayanarak sunduğu bu anlatıda, bir Romalının evine girecek, onunla beraber yemek yiyecek, gerekli durumlarda mahkemeye gidecek, senatoda kanun maddesi tartışacak ve arenada gladyatörleri izleyeceksiniz.

‘Antik Roma’da Günlük Hayat’, sizi Romalıların günlük hayatında bir yolculuğa çıkarıyor.

  • Künye: David Matz – Antik Roma’da Günlük Hayat, çeviren: Tufan Göbekçin, Alfa Yayınları, tarih, 272 sayfa, 2024

Viktor E. Frankl – Anlamsızlık Hissi (2024)

Dünyanın en ünlü psikoterapistlerinden, tarihe “Freud ve Adler’den sonra Psikoterapinin Üçüncü Viyana Okulu’nu kuran kişi” olarak geçen Viktor E. Frankl, sıra dışı bir hayat yaşadı: Ömrü boyunca yeni fikirlerin peşinde koştu, zaman zaman bu yüzden dışlandı, Hitler döneminde toplama kamplarında esir düştü, ailesini bu kamplarda kaybetti fakat her şeye rağmen yaşama tutunma çabasından ve anlam arayışından hiç vazgeçmedi.

Şahsi tecrübelerini nöroloji ve psikiyatri uzmanlığıyla birleştirerek logoterapiyi yaratmasının sebebi de buydu: İnsanı yaşama bağlayan en önemli motivasyonun “hayatın bir anlamı olduğu”na inanmakla inşa edildiğini ve hayat mücadelesindeki en büyük engelin de bu yüzden “anlamsızlık hissi” olduğunu görmesi…

Kaleme aldığı ‘Anlamsızlık Hissi: Psikoterapi ve Felsefeye Bir Meydan Okuma’yla hepimizi kendi hayatımıza dair bir anlam bulmaya, yaratmaya davet eden Frankl, bugün de alışıldık yaklaşımları sorgulamak için ilham veriyor.

  • Künye: Viktor E. Frankl – Anlamsızlık Hissi: Psikoterapi ve Felsefeye Bir Meydan Okuma, çeviren: Defne Şen, Mundi Kitap, psikoloji, 256 sayfa, 2024

Andrew Mearman – Heterodoks İktisat Kavramlarının Öğretilmesi (2024)

Lisans düzeyindeki iktisat öğretiminde, çağdaş ekonominin (günümüz kapitalizminin) durumunu açıklamada yetersiz kalan bir eğitim programı kullanılmaktadır.

Bu durum, sadece Türkiye’deki üniversiteler için değil, birkaç istisna dışında dünyadaki bütün üniversiteler için geçerlidir.

Bunun çeşitli sebepleri vardır: eğitimin güç ilişkileriyle doğrudan bağlantısı, eğitim verenin öğretimin içeriğini değiştirmekten tembellik ya da bilgi yetersizliği nedeniyle kaçınması, ayrıksı bir öğretim içeriğinin öğrencilere fayda sağlamayacağının düşünülmesi bu sebeplerden bazılarıdır.

“Anaakım” iktisat olarak adlandırılan ve iktisadın tamamını temsil etmeyen bir bakış açısının, belirli yöntem ve varsayımlar tekelinin bir ürünü olan bu eğitim programının çoğulcu bir yaklaşımı temel alarak değiştirilmesi elzemdir.

Zira bu eğitim programı, eğitenleri ve eğitilenleri bir çeşit bilimsel körlüğe iter, gerçeklik ya da var olan koşullar anaakım iktisadın yöntem ve varsayımlarına sadık kalarak kavranmaya, açıklanmaya çalışılır.

Bu çalışma, ilgili bilimsel körlüğü ortadan kaldıracak üç farklı program önerisi sunmakta:

  • Ortodoks Bir Modülü Zenginleştirmek
  • Alternatif Bir Düşünce Sistemine Odaklanan Bir Modül Oluşturmak
  • Ortodoks ve Heterodoks İktisadı Paralel Olarak Öğretmek

Künye: Andrew Mearman – Heterodoks İktisat Kavramlarının Öğretilmesi, çeviren: Eren Kırmızıaltın, Heretik Yayıncılık, iktisat, 126 sayfa, 2024

Priscilla Mary Işın, Merete Çakmak – Anadolu Kuş Adları Sözlüğü (2024)

Kara başlı iskete, keten kuşu, lapon çintesi, çiğdeci, orman serçesi, mavi baştankara…

Türkiye’nin iklim, coğrafya ve kıtalararası konumundan dolayı yerli, göçmen ve ziyaretçi kuş türlerinin toplam sayısı çok fazladır, son kayıtlara göre 500’e yaklaşmıştır.

‘Anadolu Kuş Adları Sözlüğü’ bu kuşların yerel düzeyde bile olsa Türkçe karşılıklarını vermek amacıyla hazırlanmış.

Türkçe adları olmayan ya da sadece cins düzeyinde bulunup farklı türler için ayrı adları bulunmayan bazı kuş adlarının İngilizceden, Latinceden çevrilmesi kaçınılmaz bir durumdur.

Ender olarak görülen veya yeni tespit edilen bazı kuşların hepsinin yerel adlara sahip olmaları beklenemez.

Her dilde olduğu gibi, Türkçe kuş adları, insanların tarih boyunca doğal çevrelerindeki canlılara duydukları ilgiyi, onlarla ilgili bilgilerini yansıtır; onların renkleri, sesleri, hareketleri, yaşadıkları ortam gibi özelliklerini ifade eder.

Bu nedenle kuş adları Türkçenin bir zenginliğidir.

Bu sözlüğü kullananlar, “deniz kırlangıçları”nın hangi aileye ait olduğu gibi bilgilere gerek olmadan bütün kırlangıçları “kırlangıç” maddesi altında bulabilir.

‘Anadolu Kuş Adları Sözlüğü’nün kuş konulu kitaplardan diğer bir önemli farkı, bir kuş türü için rastlanan farklı adların hepsinin verilmesidir.

Aynı adın birden fazla kuş türü için kullanıldığı durumlarda yine hepsi belirtilmiştir.

Sözlük Türkçe, İngilizce ve Latince olmak üzere üç bölümden oluşuyor.

  • Künye: Priscilla Mary Işın, Merete Çakmak – Anadolu Kuş Adları Sözlüğü, Alfa Yayınları, inceleme, 184 sayfa, 2024