Daniel L. Everett – Dil Nasıl Ortaya Çıktı? (2024)

İnsanın diğer türlere göre belirgin bir avantajı var: Birbirimizle konuşabiliyoruz.

Dil, dünya üzerindeki en gelişmiş iletişim biçimi.

Peki, bu muhteşem araca nasıl sahip olabildik?

Amazon’daki saha araştırmalarıyla öne çıkan dilbilimci Daniel L. Everett, bu büyük sorunun yanıtını arıyor.

Hominidlerin ilk konuşma girişimlerinden günümüzdeki mevcut yedi bini aşkın dile kadar uzanan kapsamlı bir evrimsel hikâye anlatıyor.

Fosil avcıları ve dilbilimciler bizi dilin kökenini anlamaya epeyce yaklaştırsa da Daniel Everett’in keşifleri, akademik çevrelerin çok ötesinde yankı uyandırmış ve çağdaş dilbilim dünyasını altüst etmiştir.

Everett, bu çalışmasında da dilbilim dünyasının yerleşik ilkelerine meydan okuyor ve dilin Sapiens’e özgü olmadığını ileri sürüyor.

Dili biyolojik yapımız kadar kültürel öğelerle de ilişkilendiriyor ve dili anlamak için disiplinler arası bir yaklaşımın şart olduğunu savunuyor.

Everett’in kuramına göre ilk konuşan canlı, kültürel olarak icat edilen simgeler aracılığıyla sözcükleri ortaya çıkaran Homo Erectus’tu.

Bir yandan ilk insanların beyni büyüyor, diğer yandan jest ve tonlamaların kullanıldığı konuşma ortaya çıkıyordu.

Bu süreç 60.000 nesil boyunca devam etti.

Çağlar boyunca bu süreçteki önemli değişimlerin ve gelişmelerin izini süren Everett, gırtlak ve diyaframdaki yüzden fazla solunum kasının kontrolünden dilin kullanımında ustalaşmaya kadar konuşmanın her bileşenini inceliyor.

Konuya antropoloji, nörobilim ve arkeoloji gibi çeşitli disiplinlerden yaklaşarak türümüzün kültürel, fizyolojik ve nörolojik avantajlarını ele alıyor ve sosyal karmaşıklığın önemine dikkat çekiyor.

Dilin kültürel bir icat olduğunu savunan Everett, gramer ve hikâye anlatımı gibi unsurların dil için neden sanıldığı kadar kritik olmadığını da açıklıyor.

‘Dil Nasıl Ortaya Çıktı?’, nihayetinde insanların salt iletişimden dile nasıl geçtiğine dair bildiklerimizi, bilmek istediklerimizi ve muhtemelen asla bilemeyeceklerimizi açıklıyor. Everett, yaklaşık kırk yıllık saha çalışmasına dayanarak, Platon’dan Chomsky’ye pek çok büyük düşünürün dil kuramlarına karşı çıkıyor.

Bizi insan yapan şeyin ne olduğuna dair yepyeni bir bakış açısı sunuyor.

  • Künye: Daniel L. Everett – Dil Nasıl Ortaya Çıktı?: İnsanlık Tarihinin En Büyük İcadının Öyküsü, çeviren: Cemil Üzen, Babil Kitap, dilbilim, 430 sayfa, 2024

Suzanne Simard – Anne Ağaç (2024)

Suzanne Simard, ‘Anne Ağaç’ta okurları ağaçların samimi dünyasına götürüyor.

Ağaçların sadece kereste ya da kâğıt hamuru kaynağı değil; karmaşık, birbirine bağlı bir yaşam döngüsüne sahip; bizimkinden çok da farklı olmayan ortak yaşamlarla birbirine sosyal anlamda bağlı, işbirlikçi canlılar olduğunu ortaya koyuyor.

Simard, ayrıca yüzlerce yıldır bir arada yaşayan ağaçların nasıl evrimleştiğini, davranışlarını, birbirlerini nasıl tanıdıklarını, birbirleriyle nasıl rekabet ettiklerini ya da iş birliği yaptıklarını ve aslında insan zekâsına atfedilen özelliklere sahip olduklarını yalın bir dille ele alıyor.

Ormandaki ağaçları kataloglayarak geçirdiği günleri, onları nasıl sevip saygı duymaya başladığını, bilimsel arayışıyla beraber nasıl kendi yolculuğunun da peşine düştüğünü anlatan yazar, hayatından aktardığı kesitlerle insanın bilimsel araştırmasının ne kadar derin ve kişisel olabileceğini de gösteriyor.

‘Anne Ağaç: Ormanın Bilgeliğinin Keşfi’, dünyanın bizi birbirimize bağlayan bir hikâyeler ağı olduğunu hatırlatıyor.

Ağaçların, mantarların, toprağın, ayıların ve bu konuşmaları dinleyen bir insanın hikâyelerini aktarıyor.

Kişisel anlatıların, bilimsel içgörülerin ve ormanın yaşamına dair şaşırtıcı keşiflerin etkileşimi ilgi çekici bir hikâye ortaya çıkarıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Ömrüm boyunca yaptığım orman dedektifliğinin ardından ağaçlara dair algım tamamen değişti. Yaşadığım her yeni aydınlanmayla beraber ormanla daha derinden bütünleştim. Bilimsel kanıtlara gözleri kapatmak olanaksız: Orman bilge, duyarlı, şifalı bir doğaya sahip.

Bu kitap ağaçları nasıl kurtarabileceğimizi anlatmıyor.

Bu kitap ağaçların bizi nasıl kurtarabileceğini anlatıyor.”

  • Künye: Suzanne Simard – Anne Ağaç: Ormanın Bilgeliğinin Keşfi, çeviren: Barış Gönülşen, Tellekt Kitap, ekoloji, 424 sayfa, 2024

Andrew Leigh – Kısa İktisat Tarihi (2024)

Bu küçük kitap büyük bir hikâye anlatıyor.

‘Kısa İktisat Tarihi’ antik çağlardan modern dünyaya savaşın, yeniliklerin ve toplumsal dönüşümün ardındaki gizli ekonomik güçleri ortaya çıkarırken, kapitalizm ve piyasa sisteminin nasıl ortaya çıktığının izini sürüyor ve ekonomi disiplinini şekillendiren temel fikirleri ve kişileri tanıtıyor.

Andrew Leigh, Monopoly oyununun kökenlerini, sabanın icadının neden cinsiyet eşitsizliğine yol açtığını, bazı hastalıkların sömürgeciliğin kalıplarını nasıl şekillendirdiğini, gökdelenin ilk olarak Amerikan kentlerinde ortaya çıkmasının nedenlerini ve çok daha fazlasını ortaya koyuyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Birçoğumuz iktisat araştırmacısı olmayacağımıza göre iktisadın bize en büyük katkısı, daha iyi bir hayat yaşamamıza yardımcı olmasıdır. Bir konuda kararsız kaldığınızda maliyetler ile faydaları kıyaslayın. Fırsat maliyetlerini dikkate alın; nelerden vazgeçiyorsunuz? Marjı da düşünün; bir şeyden bir tane daha almanıza değip değmeyeceğini kendinize sorun. Elbette dışsallıkları, yani kararlarınızın diğer insanlara olumlu ya da olumsuz etkilerini de değerlendirmeyi unutmayın. Eğitimden girişimciliğe, sosyalleşmekten hisse piyasasına, her alanda iktisat daha iyi bir hayat yaşamanızı sağlayabilir.”

  • Künye: Andrew Leigh – Kısa İktisat Tarihi, çeviren: Ramazan Kılınç, Say Yayınları, iktisat, 224 sayfa, 2024

Kolektif – Duygulanım Toplumları (2024)

Jan Slaby ve Christian von Scheve’nin derlediği bu kitap, toplumları “duygulanım toplumları” olarak kuramsallaştırmak ve bu yönelimle ampirik araştırmalar yapmak için gerekli kavramların eşsiz bir derlemesini sunuyor.

Kavramlar, toplumların bir arada yaşamalarının duygulanımsal temellerine dair bir kavrayışın yolunu açıyorlar ve göç, popülizm, yerel ve küresel eşitsizlikler, kimlik-aidiyet gibi çatışma alanlarının duygulanımsal doğasını algılamak için vazgeçilmezler.

‘Duygulanım Toplumları’, yol gösterici bir anlatı kuruyor, tarihsel bir perspektif sunuyor, ele alınan kavramları ayrıntılı biçimde tanımlıyor, anlaşılır araştırma örnekleri veriyor ve her bölümün sonunda genel bir bakış sunuyor.

Zihin felsefesinden antropolojiye, sosyolojiden kültürel çalışmalara, performans çalışmalarından sanat tarihine, siyaset biliminden gelişimsel ve kültürel psikolojiye uzanan çok geniş bir disiplinlerarası araştırma ufkuna dayanan bir eser.

Kitaptan bir alıntı:

“Duygulanım ve duygu, 21. yüzyıl başı toplumsal ve politik hayatın egemen söylemi haline geldi. Politikada, popülizmin ve yeni rekabet tarzlarının yükselişi (…) dinsel çatışmaların artışı, duygulanımsal bir yerden anlaşılıyor ve öfkenin, hiddetin, incinme ve içerlemenin bu bitmek bilmeyen çatışmadaki önemi öne çıkarılıyor. Kapitalist ekonomiler giderek daha fazla, yalnızca insanların bilişsel ve bedensel kapasitelerinin değil, aynı zamanda duygularının da sömürülmesi olarak anlaşılıyor. Sosyal medya sıklıkla yoğun duygulanımların ortaya konduğu bir mecraya dönüştü ve pek çok durumda da bireylere ya da gruplara yönelik açık düşmanlık, hatta şiddet ifadeleriyle dolu.”

  • Künye: Kolektif – Duygulanım Toplumları: Anahtar Kavramlar, derleyen: Jan Slaby, Christian von Scheve, çeviren: Aksu Bora, İletişim Yayınları, inceleme, 400 sayfa, 2024

Tamer Kaya – Sosyalliğin Evrimi (2024)

İnsanın kendisinden olarak gördüklerine karşı fazla iyi ve fedakârca, öteki olarak gördüklerine karşı ise acımasızca davranışlarının temelinde, insan doğasında kabile içgüdüsünün şekillenmesine neden olan evrimsel süreçlerin rolü var.

Kabile içgüdüsü, grup seçilimiyle şekilleniyor.

Doğal seçilim ile evrim kuramını sadece bireysel seçilim olarak yorumladığımızda açıklayamadığımız fedakârlık gibi davranışları ancak bu bakış açısıyla anlayabiliyoruz.

Sosyal içgüdülerin etkisiyle ortaya çıkan sevgi, aşk, ahlak, fedakârlık, bağlanma, inanma ve ötekileştirme gibi davranış şekillerini açıklamak için gittikçe artan bir şekilde fen bilimlerinden yararlanıyoruz.

Bu konuda biyokimya ve genetik gibi alanların yanı sıra ileri fonksiyonel beyin görüntüleme yöntemleriyle yapılan araştırmalar da bize ışık tutuyor.

Bu kitap, canlılar dünyasındaki sosyalleşme örneklerini de göz önünde tutarak insanın sosyal evrimini anlatıyor.

Evrimsel bakış açısının sadece biyolojik bilimlerin değil, sosyal bilimlerin temelinde de önemli bir yeri olduğunu unutmayarak evrimsel perspektiften bakıldığında, insan davranışını açıklama ve anlamlandırabilmenin mümkün olduğunu gösteriyor.

  • Künye: Tamer Kaya – Sosyalliğin Evrimi: İçimizdeki Kabile, Alfa Yayınları, inceleme, 408 sayfa, 2024

Marjorie Taylor – Hayali Arkadaşlar ve Onları Yaratan Çocuklar (2024)

Birçok ebeveyn, çocuklarının bir hayali arkadaşa sahip olmasına sevinir.

Onlara göre bu, canlı bir hayal gücünün ve yaratıcı bir zihnin göstergesidir.

Ancak aynı ebeveynler bu hayali arkadaşa yönelik bir endişe de duyar: Acaba bu arkadaş bir şeylerin yanlış gittiğinin işareti midir?

Hayali bir arkadaşın varlığı, çocuğun duygusal bir sıkıntı içinde olduğu anlamına mı gelir?

Marjorie Taylor, bu büyüleyici çalışmada hayali arkadaşları ve çocukların onları yaratma nedenlerini açıklamanın yanı sıra, çocukların fantezi dünyalarının diğer yönlerini de tartışıyor.

Geçmişte, hayali arkadaşı olan bir çocuk tuhaf, utangaç hatta sorunlu olarak görülebilirdi; ancak Taylor’a göre gerçeklik çok daha olumlu ve ilginç.

Hayali arkadaşlar sadece şaşırtıcı derecede yaygın değil, aynı zamanda bu arkadaşlara sahip çocuklar diğer çocuklara göre daha az utangaç olma eğiliminde.

‘Hayali Arkadaşlar ve Onları Yaratan Çocuklar’, pratik kaygılara da değinerek ebeveynler için birçok faydalı öneri sunarken, çocuğunuzun hayali arkadaşlarının duygusal yaşamlarındaki rollerini anlamanızda size yardımcı olacak.

  • Künye: Marjorie Taylor – Hayali Arkadaşlar ve Onları Yaratan Çocuklar, çeviren: Elif Sena Ergin, Nova Kitap, psikoloji, 256 sayfa, 2024

Jürgen Martschukat – Fitness Çağı (2024)

Fitness çağında yaşıyoruz.

Dünya çapında milyonlarca insan düzenli olarak akşamları parkta yürüyüşe çıkıyor, spor salonunda ağırlık çalışıyor, yüzmeye gidiyor, pilates ya da yoga yapıyor.

Fit olmak ve formda kalmak her zamankinden daha revaçta.

Kitlelerin gündelik hayatını bu derece belirleyen bu ilginin kaynağı ne?

Tarihçi Jürgen Martschukat fitness düşüncesinin doğuşunu 18. yüzyılda modern toplumların ortaya çıkmasına kadar geri götürerek, bu kavramın modernitenin sürekli optimizasyon ve yenilenmeye verdiği önemle nasıl iç içe geçtiğini anlatıyor.

Yazara göre gerçek anlamda fitness çağı 1970’lerden itibaren gelişmeye başladı ve neoliberalizmin bireylere kendilerini hem bedenen hem zihnen geliştirmelerini telkin etmesiyle sosyal yaşamın yol gösterici bir ilkesi haline geldi.

Böylece fitness beden çalışmasının ötesinde kişisel sorumluluk, performans, piyasa, rekabet, başarı konularında belirleyici bir araca dönüştü.

‘Fitness Çağı’, sadece spor ve fitness ile ilgilenenler için değil, aynı zamanda günümüzün kültürel söyleminde kabul ve dışlanma, başarı ve başarısızlık koşullarına merak duyan herkes için ufuk açıcı bir kaynak.

  • Künye: Jürgen Martschukat – Fitness Çağı: Beden Nasıl Başarı ve Performansın Simgesi Haline Geldi?, çeviren: Erol Özbek, İletişim Yayınları, tarih, 256 sayfa, 2024

Emma Carenini – Güneş (2024)

  • Güneş neyin aynasıdır?
  • İnsanlık hakkında ne anlatır?

Yaşamın ve enerjinin kaynağı olmasına rağmen Güneş hakkında pek düşünmeyiz.

Her zaman oradadır, bu yüzden neredeyse sıradandır.

Yüzünü gün ışığında gösterir.

Saklayacak hiçbir şeyi yoktur.

Bazen edebi eserlere konu olma şerefine erişse de bize dair ne anlattığını gerçekten öğrenmeye çalıştığımız anlar oldukça nadirdir.

Yine de Güneş, tüm halkların düşüncelerini derinden şekillendiren bir unsur olmuştur.

İnka inançlarından modern astronomlara, antik tutulmalardan nükleer füzyona, Roma kâhinlerinden günümüzdeki çöküş senaryosu savunucularına kadar çok yönlü değerlendirilmiş, hayal gücü ve anlam bakımından zengin bir nitelik kazanmıştır.

Emma Carenini’nin bu kitabında, Güneş’le birlikte gün yüzüne çıkan doğa ve insan temsillerine şahit olacak, Güneş’in felsefe ve bilimin merkezine nasıl yerleştiğini keşfedeceksiniz.

  • Künye: Emma Carenini – Güneş: Mitler, Tarih ve Toplumlar, çeviren: Ezgi Uğur, Serenad Yayınları, inceleme, 168 sayfa, 2024

Daniel M. Haybron – Mutluluk (2024)

  • Mutluluk tanımlarınız nelerdir?
  • Mutluluğu nasıl ölçersiniz?
  • Mutluluğun kaynakları nelerdir?

Bu soruların yanıtlarını vermek basit gibi görünse de gerçekte mutluluğu tanımlamak biraz güçtür.

Evet, mutluluk sık kullandığımız bir terimdir ve elbette çoğumuz mutlu olmak için didiniriz.

Ancak mutluluğun ne olduğunu ve onu nelerin sağladığını göz önünde bulundurabilmek, insanların uğruna didinip durdukları şeyi kavramak adına başlı başına yeterli olmayabilir.

Aynı zamanda mutluluğun ahlaki bir yaşamla nasıl bağdaştığı üzerine düşünmeyi de ihmal etmemek gerekir.

Yazar Daniel M. Haybron bu kitapta mutluluğun mahiyetini araştırırken, kavramı felsefi ve psikolojik yönlerden ele alarak, aynı zamanda onun hakkında tarihsel ve çağdaş düşüncelere genel bir bakış atma fırsatı sağlıyor.

Mutluluğun ne anlama geldiğini, yaşamımızdaki önemini, onun peşinde nasıl koştuğumuzu ve neden koşmamız gerektiğini inceleyerek çeşitli disiplinlerde mutluluk üzerine geliştirilen güncel düşünceleri özlü şekilde irdeliyor.

Mutluluğa giden değişik yolları gösteren Haybron, iyi bir yaşam arayışıyla ilgili fikirlere kafa yoruyor, sosyal bağlamın memnuniyetimiz ve iyi oluşumuz üzerindeki etkisini değerlendiriyor.

  • Künye: Daniel M. Haybron – Mutluluk, çeviren: Sevgi Halime Özçelik, İş Kültür Yayınları, inceleme, 72 sayfa, 2024

James Howard-Johnston – Antik Çağ’ın Son Büyük Savaşı (2024)

‘Antik Çağın Son Büyük Savaşı’, Roma ve Sasani İmparatorlukları arasında geçen ve insanlık tarihinin seyrini değiştiren destansı bir mücadelenin hikâyesi. Özellikle 603-628 yılları arasında kızışan ve Kafkaslardan Filistin’e, Kuzey Afrika’dan Karadeniz sahillerine kadar geniş bir coğrafyada meydana gelen bu uzun savaşlar silsilesi, tarihin en uzun ve en karmaşık savaşlarından biri.

Oxford Üniversitesi’nin kıdemli profesörlerinden geç antik çağ tarihinin önde gelen uzmanlarından James Howard-Johnston dönemin siyasi, askerî ve sosyal dinamiklerini titizlikle ele alarak okuyucuyu olayların merkezine çekiyor.

I. Hüsrev ve Heraclius gibi figürlerin stratejilerini, başarılarını ve başarısızlıklarını detaylandırarak, her iki imparatorluğun da nasıl birbirlerini zayıflattıkları, Türk kağanlığının bu savaşlardaki kritik rolünü ve İslam’ın içine doğduğu siyasi ve sosyal konjonktürü akıcı bir dille resmediyor.

Kitap, sadece askerî tarihi değil, aynı zamanda dönemin sosyal yapısını ve yerel yaşamı da detaylandıran zengin kesitler sunuyor.

‘Antik Çağın Son Büyük Savaşı’ hem içeriği hem de anlatım tarzıyla tarih okurları için vazgeçilmez bir kaynak ve rehber niteliğinde.

  • Künye: James Howard-Johnston – Antik Çağ’ın Son Büyük Savaşı, çeviren: İlhami Tekin Cinemre, Vakıfbank Kültür Yayınları, tarih, 536 sayfa, 2024