P. K. Newby – Gıda ve Beslenme (2024)

  • Sağlığınız için ne yemeniz gerektiğine dair herkes gibi sizin de kafanız karışıyor mu?
  • Bilime dayalı bilgi istiyorsunuz ancak neye inanacağınızı bilemiyor musunuz?
  • Beslenme uzmanları sürekli fikir değiştiriyor gibi mi hissediyorsunuz siz de?

İşte bu kitap, tam da bu soruların yanıtlarını vermesiyle önemli.

Sağlıksız ve düzensiz beslenme ile birlikte patlama yapan obezite vakalarının ardından televizyonlar, sosyal mecralar ve hatta arkadaş sohbetleri bile beslenmeyle ilgili sansasyonel bilgilerle dolup taşıyor.

Sağlıklı yaşam arayışındayken, maruz kalınan düzensiz ve kaynağı belli olmayan bilgi bombardımanın sonucunda kaygı ataklarının içinde ortasında buluyoruz kendimizi.

“Beslenme Doktoru” adıyla dünyaca üne kavuşan Dr. P.K. Newby, ‘Gıda ve Beslenme’ kitabında beslenme konusuna dair mitleri 134 farklı soru ile çürütüyor.

Yazar, bu kitapta, sağlıklı bir hayat için okurları beslenmenin temellerini öğrenmeye, yanlış bildiklerini unutmaya ve doğruları ise öğrenmeye teşvik ediyor.

Kronik hastalıkların yüzde sekseninin doğru beslenme düzeniyle önlenebilir olduğunu vurgulayan Newby, bilinmesi gerekenleri tüm detaylarıyla aktarıyor.

  • Künye: P. K. Newby – Gıda ve Beslenme: Herkesin Bilmesi Gereken Şeyler, çeviren: Ayşe Yurdakul, The Kitap Yayınları, beslenme, 368 sayfa, 2024

Robert J. C. Young – Postkolonyalizm (2024)

Derin eşitsizlikler üzerine kurulu bir dünyada yaşıyoruz.

Sömürgeciliğin tasfiyesine rağmen, eski emperyal devletler, önceden hükmettikleri ülkeler üstündeki egemenliklerini büyük oranda koruyorlar.

‘Postkolonyalizm’, sömürgecilik karşıtı mücadeleyi farklı bir bakış açısıyla, bugüne uzanan bir izlekte inceliyor; Batı egemenliğinin eski ve yeni görünümlerini eleştirel bir gözle ele alıyor.

Sömürgeciliğe karşı mücadelenin hem tarihini hem temel tartışmalarını ortaya koyarken dünya düzenine dair düşüncelerimizi de yeni bir perspektife yerleştiriyor.

Robert J. C. Young; ezilen, hor görülen, baskı altında yaşayan kadınların, yurtlarından edilmiş mültecilerin, kendi toplumları içinde en küçük düşürücü şekillerde yaşamaya mahkûm edilenlerin, kültürleri ve yaşam alanları yok edilen yerli halkların, işgal altında yaşayan Filistinlilerin hayatlarına dokunuyor.

Siyasal, toplumsal ve kültürel tahakkümün eski biçimleriyle birlikte şimdiki yansımalarını da incelikle dile döküyor.

Geniş bir coğrafyaya yayılan incelemesinde müzikten edebiyata, sömürgeci geçmişin kalıntılarının nasıl hâlâ ayakta kalabildiğini sorguluyor ve en çok da kendi hayatlarımızı ve zihinlerimizi sömürgeci bakıştan kurtarmanın yollarını arıyor.

  • Künye: Robert J. C. Young – Postkolonyalizm: Çok Kısa Bir Giriş, çeviren: Turgay Sivrikaya, İletişim Yayınları, siyaset, 192 sayfa, 2024

Güventürk Görgülü – Alacakaranlıkta Gazetecilik (2024)

1980’lerin ikinci yarısından başlayarak Türkiye’yi etkisi altına alan neoliberal dalga ve dışa açık büyüme politikası, başlarda epey dirençle karşılaşmıştı.

Ancak 1990’lı yıllar, birbiri ardına gelen ekonomik krizler ve politik çalkantılarla Türkiye’yi 2000’lerde son sürat gireceği bir kavşağa doğru hızla itmekteydi.

1990’lardaki bu büyük yol ayrımı, Türkiye’nin hem siyasi hayatını hem de medya düzenini geri dönüşü olmayacak şekilde değiştirdi.

‘Alacakaranlıkta Gazetecilik: Türkiye’de Neoliberal Medya Düzeninin Kuruluşu’, işte bu değişim yıllarını açıklıyor.

Kitabın ilk bölümünde, liberalizmin “Bırakınız yapsınlar” ilkesinden, neoliberalizmin “Neyin nasıl yapılacağına biz karar veririz” şiarına geçişinin, nasıl ve hangi şartlarda gerçekleştiği tartışılıyor.

İkinci bölümde, dünyada ve Türkiye’de medya endüstrisinin neoliberal norm ekseninde nasıl yeniden yapılandırıldığının tarihsel arkaplanı sunuluyor.

Üçüncü ve son bölümde ise neoliberal medya düzeninin inşası sırasında gazetecilerin yaşadıkları; haberin, gazeteciliğin ve çalışma koşullarının nasıl değiştiği gazetecilerin gözünden aktarılıyor.

Güventürk Görgülü’nün titiz bir çalışmayla kaleme aldığı bu kitap, medya tarihinin bir dönemine ışık tutarken, bağımsız habercilik üzerine bugünlerde zihinleri meşgul eden meselelerin kökenlerini anlamak için de başvurulacak bir kaynak.

  • Künye: Güventürk Görgülü – Alacakaranlıkta Gazetecilik: Türkiye’de Neoliberal Medya Düzeninin Kuruluşu, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, medya, 372 sayfa, 2024

Charles White – İstanbul’da Üç Yıl, 3. Cilt (2024)

Charles White (1793-1861) Eton Koleji’nden 1805’te mezun olduktan sonra orduya katıldı.

1830-31 arasında sekreterliğini yaptığı Lord Ponsoby 1832’de Britanya’nın Osmanlı İmparatorluğu elçiliğine atandı.

White onun elçiliği sırasında 1841’de İstanbul’a geldi ve Telegraph gazetesi muhabiri olarak kentte üç yıl kaldı.

‘Three Years in Constantinople; or, Domestic Manners of the Turks in 1844’ (‘İstanbul’da Üç Yıl; veya, Türklerin Örf ve Adetleri’) adlı kitabı bu uzun ikameti sırasında edindiği bilgi ve izlenimlerin ürünüdür.

White böyle bir eseri yazma ihtiyacını neden duyduğunu birçok Batılı seyyahın eserlerinden söz ederek şöyle aktarıyor: “… sözünü ettiğimiz bu yazarların çalışmaları Osmanlı payitahtındaki yaygın örf ve âdetlere pek az ışık tutmaktadır… Öte yandan modern seyahatname yazarlarının aktardıkları bilgilerin nerdeyse tümü ya romantizm sınırına dayanan bir üslupla ya da öylesine abartılı ve göz boyar biçimde anlatılmıştır ki, yabancıları aydınlatmaktan çok onları yanıltır. Dolayısıyla İstanbul’a gelen yabancıların çoğu, yerel âdetlerin nerelerden kaynaklandığı, anlamları ve tam olarak ne oldukları konusunda tam bir cehalet içindedir; kitaplardan ya da onlara yardımcı olanlardan doğru açıklamalar alamadıkları için de geldikleri gibi giderler, ama bir farkla; alelacele yaptıkları gözlemler ve edindikleri yanlış bilgilerden ötürü ve Türk halkının savunulması mümkün olmayan zaaflarıyla iyi nitelikleri arasında hiçbir ayırım yapmadıkları için çoğu kez farklı siyasal çıkarlar ve dini antipatilerin körüklediği geçmişten gelen önyargılara yeni yanlış anlamalar ekleyerek ayrılırlar.”

White üç ciltlik dev eserinin üçüncü cildinde Osmanlı haremi ve saray halkı, fincancılar, kakmacılar, mumcular, aşevleri, kasaplar, fırıncılar, değirmenciler ve uncular, kazancılar, hakkâklar, yüzük, mühür ve tılsımlar, ev ve giyim eşyası, düğünler, afyon ve aşk iksiri tüccarları, berberler, sünnetçiler, eyerciler,  atlar, köpekler, hamamlar, hamallar, taşçılar, türbeler, mezarlıklar ve mezar taşları gibi konuları işlerken saray ve kent kapılarını, Bozdoğan Kemeri’ni, Haliç’i, Süleymaniye, Parmakkapı, Atpazarı, Direklerarası ve Etmeydanı’nı da anlatıyor.

Diğer ciltlerde yaptığı gibi halk arasında dolaşan söylenti ve hikâyeleri aktarmayı ihmal etmiyor.

White kitabını Türklerin karakteriyle ilgili gözlemleriyle bitiriyor.

  • Künye: Charles White – İstanbul’da Üç Yıl, 3. Cilt: Türklerin Örf ve Âdetleri, 1841-1844, çeviren: Zeynep Rona, Kitap Yayınevi, tarih, 287 sayfa, 2024

Charles Taylor – Seküler Çağ (2024)

Kitabın odak noktası, kamusal kurumlarda dinin rolü ve dini inançların hayatımızda ne kadar yer kapladığı değil, tüm bunlardaki değişimi mümkün kılan koşullar.

Bu Charles Taylor’ın gerçekten büyük önem taşıyan, çığır açan bir kitabı, çünkü burada, tüm sekülarizm tartışmasını yeni bir kalıba dökmeyi başarıyor.

Tanrı’ya, hatta belirli bir dine inanmamanın neredeyse imkânsız olduğu zamanlardan, dini inanışların “bireysel tercih” olarak görüldüğü ve akılcılaştırılmak zorunda hissedildiği günümüze nasıl geldik?

2007’de yayımlandığı günden bu yana dünya çapında büyük ses getirmiş ve Templeton ödülünü kazanmış olan ‘Seküler Çağ’da Charles Taylor, beş yüzyıla yayılmış sekülerleşme sürecini anlamak için modern bilimin doğuşuyla kaybedilen şeylere değil, bu bilimi mümkün kılan “toplumsal tahayyüldeki” değişimlere bakmamız gerektiğini söylüyor.

Taylor Batı kültür tarihinin bu uzun kesitini olağanüstü bir incelikle yansıtırken, bir yandan da günümüz koşullarında, aşkın bir varlıkla bağlantılı bir hayatın olanakları üzerine felsefi bir tartışmaya girişiyor.

  • Künye: Charles Taylor – Seküler Çağ, çeviren: Dost Körpe, İş Kültür Yayınları, tarih, 1048 sayfa, 2024

Marion Woodman – Yaralı Damat (2024)

  • Patriyarka kadın ve erkeği birbirinden nasıl uzaklaştırdı?
  • Aradaki farkı kapatma çabalarımız neden başarısız oluyor?
  • Bilinçdışı dinamikleri anlamak neden önemli?
  • Rüyalarımız kendimizi, ilişkilerimizi, gezegenimizi iyileştirmede bize nasıl yol gösterebilir?
  • Bunlar bu kitapta ele alınan sorulardan birkaçı.

Jungiyen analist, mitopoetik yazar, şair ve aktivist Marion Woodman, bu kitapta her bireyde mevcut olan erillik ve dişilliği, içsel bir ahenge ulaşmaya çabalayan iki enerji olarak ele alıyor ve bunların gelişimine odaklanıyor.

Bu enerjilerin başkalarına yansıtılması halinde sekteye uğrayan olgunlaşma sürecinden ve çalınan özgürlükten bahsediyor.

‘Yaralı Damat’, kendi alanında bir çığır açarak patriyarkanın ruhsallığımız üzerindeki etkisini keşfe çıkıyor.

İçsel dinamiklerle kurulan sakatlayıcı ilişkinin bir kadının (ve erkeğin de) kendine bakışını hangi yollardan baltaladığını; manevi hayatını nasıl yoksunlaştırdığını ve onu nasıl kendi gerçekliğini savunamaz hale getirdiğini inceliyor.

Bilinçdışının sağaltıcı dinamiklerini göstermek için şiir, mit, rüya analizi ve kişisel deneyimlerinden aldığı güçlü imgeleri kullanan Woodman, içimizdeki eril ve dişil parçaların entegrasyonuna duyduğumuz açlığı birden fazla düzeyde besleyen, zekâmıza olduğu kadar duygularımıza da hitap eden bir içerik sunuyor.

Ülkemizde Jungiyen psikoloji metinlerinin çoğalmasında azımsanmayacak bir katkısı olan Özgür Ertana’nın özenli çevirisi, notları ve önsözüyle…

Post-Jungiyen psikolojinin en önemli isimlerinden biri olan Marion Woodman, anima ve animus kavramlarını merkeze koyarak mitoloji, arketipler, rüyalar ve edebi metinlerden beslenen bir içerikle kadın ve erkekte erillik konusunu derinlemesine ele alıyor.

‘Kurtlarla Koşan Kadınlar’ı okuyanların muhakkak ilgi göstereceği bir kitap.

Kitaptan bir alıntı:

“Yaralı damat hem erkeğin hem de kadının içindedir. Kadınlar kadar erkekler de cinsiyetler arasındaki farklılıkları, onları tamamen birbirine zıt gören, birini diğerinden aşağı veya üstün kılacak ölçüde abartan patriyarkinin kurbanı olmuşlardır. Ortaya çıkan sonuç iki taraf için de bir trajedidir; taraflardan hangisinin daha çok acı çektiğini anlamaya çalışmak boş yere çaba sarf etmek olur.”

  • Künye: Marion Woodman – Yaralı Damat: Jungiyen Psikolojiye Göre Kadın ve Erkekteki Erillik, çeviren: Özgür Ertana, Timaş Yayınları, psikoloji, 368 sayfa, 2024

Jill Lepore – Amerika Birleşik Devletleri Tarihi (2024)

 

Amerikan deneyi, Thomas Jefferson’ın “Bu gerçekler” dediği üç farklı siyasi fikre dayanıyordu: Politik eşitlik, doğal haklar ve halkın egemenliği.

Jefferson, 1776 senesinde, Bağımsızlık Bildirgesi’nin bir taslağında, “Biz bu gerçekleri kutsal ve yadsınamaz kabul ediyoruz” diye yazmıştı…

Bu fikirlerin kökleri Aristoteles kadar antik, Genesis kadar eski ve dalları bir meşenin dalları kadar uzundu.

Bunlar bu ulusun kuruluş ilkeleridir; bunlar ilan edilerek ulus oluşmuştur.

Takip eden asırlarda bu ilkeler el üstünde tutulmuş, yerilmiş, bunlara karşı çıkılmış, onlar için ve onlara karşı mücadeleler verilmiştir.

Jill Lepore’un, ‘Amerika Birleşik Devletleri Tarihi’, Amerika’nın başlangıcından günümüze kadar uzanan mücadeleler ve çelişkilerle dolu tarihine yönelik kapsamlı bir inceleme yürütüyor.

Bu uzun tarihi, “Fikir” (1492-1799), “Halk” (1800-1865), “Devlet” (1866-1945) ve “Makine” (1946-2016) şeklinde dört temel konu ve başlık altında tartışıyor.

Lepore’un bu kapsamlı incelemesi, Amerikan ulusunun ideolojik temellerini ve tarih boyunca bu temellerin nasıl tezahür ettiğini, yalnızca siyasi liderlere ya da önemli olaylara değil, aynı zamanda dönemin toplumsal olaylarına, ekonomik değişimlere ve kültürel gelişmelere de değinerek ortaya koyuyor.

Birleşik Devletler’in, temel idealleri olarak gördüğü özgürlük, eşitlik ve halkın egemenliği gibi kurucu ilkeleri sorgulayarak, bu idealleri, kölelik, ırkçılık, kadın hakları ve göçmenlik vb. konulardaki mücadelelerle iç içe geçirerek ele alıyor.

Bu doğrultuda Amerikan demokrasisinin zayıflıklarını ve sınırlarını tartışan Lepore, bir yandan da ulusal kimlik ve demokrasi kavramlarının dönüşümü bağlamında Amerikan toplumunun çeşitli kesimlerinin bu süreçteki rollerini ve birbirleriyle olan etkileşimlerini göstermeye çalışıyor.

Bu kitap, Amerikan tarihini anlamak bakımından temel bir kaynak olmasının yanı sıra, Amerikan toplumunun güncel meselelerini ve istikbaldeki yerini anlamak için çok iyi bir kılavuz.

  • Künye: Jill Lepore – Amerika Birleşik Devletleri Tarihi, çeviren: İrem G. Şalvarcı, Barış Arpaç, Vakıfbank Kültür Yayınları, tarih, 880 sayfa, 2024

Jean-Michel Quinodoz – Hanna Segal’i Dinlemek (2024)

Jean-Michel Quinodoz, Hanna Segal’in kendisiyle ve Segal’i çeşitli bağlamlarda dinlemiş meslektaşlarla yapılmış biyografik ve kavramsal söyleşileri bir araya getirerek, okurlara, Segal’in hayatı, klinik ve kuramsal çalışmaları ve son altmış yıldaki psikanalize katkısı hakkında kapsamlı bir genel bakış sunuyor.

‘Hanna Segal’i Dinlemek’, hem Segal’in kişisel ve mesleki geçmişini hem de bunların arasındaki etkileşimi inceliyor.

Kitap, Segal’in Polonya’daki doğumundan, Britanya Psikanaliz Cemiyeti’nin en genç üyesi olduğu, Londra’da Melanie Klein’la analizine kadar olan hayatının otobiyografik bir anlatımıyla başlıyor.

Quinodoz, Segal’in psikanalizin çeşitli alanlarına katkılarını açıklayarak devam ediyor:

  • Psikotik hastaların psikanalitik tedavisi
  • “Simgesel denklem” kavramının öne sürülmesi
  • Estetik ve yaratıcı itki
  • Yaşlı hastaların analizi
  • Melanie Klein’ın çalışmasının tanıtımı

Quinodoz, Segal’in psikanalize en son katkısı olan nükleer dehşet, psikotik kaygılar ve grup görüngülerine dair incelemesini ele alarak kitabı sonlandırıyor.

Segal’in, söyleşiler boyunca, Klein, Rosenfeld ve Bion gibi önemli meslektaşlarla yakın ilişkilerinden söz etmesi bu kitabı hem psikanaliz tarihine değerli bir katkı hem de psikanalitik düşüncelerin son altmış yılda gelişiminin bir göstergesi hâline getiriyor.

Hanna Segal’in hayatı ve psikanalize katkılarının bu net özeti, Segal’i ve çağdaşlarını inceleyen herkes için temel bir rehber olacaktır.

  • Künye: Jean-Michel Quinodoz – Hanna Segal’i Dinlemek: Hanna Segal’in Psikanalize Katkıları, çeviren: Ebru Salman, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, psikanaliz, 280 sayfa, 2024

Silva Özyerli – Amida’nın Ruhu (2024)

Ermenice ismi Amida ya da Dikranagerd, Kürtçe ismi Amed olan Diyarbakır’da doğup büyüyen Silva Özyerli, Diyarbakırlı Hıristiyanların yok olmaya yüz tutmuş likör kurma kültürünü zengin bir anlatıyla okurlara sunuyor.

Özyerli’nin hafızasında canlanan Diyarbakır hikâyeleri, yazarın uzun yıllara dayanan araştırmalarının ve tecrübelerinin meyvesi olan eşsiz likör tariflerine eşlik ediyor.

‘Amida’nın Ruhu: Diyarbakır’dan İstanbul’a Likörlü Hayat’, likörün coğrafi ve tarihsel hikâyesine ışık tutarken, Diyarbakır’ın unutulmuş geçmişini ve insanlarını yeniden gün ışığına çıkarıyor.

Erkin Ön’ün fotoğraflarıyla zenginleşen, likör yapımı ve likör kültürü üzerine kapsamlı bir çalışma içeren ‘Amida’nın Ruhu’, bu literatürün nadir örneklerinden biri olarak karşımıza çıkıyor.

  • Künye: Silva Özyerli – Amida’nın Ruhu: Diyarbakır’dan İstanbul’a Likörlü Hayat, Aras Yayıncılık, yemek, 288 sayfa, 2024

Graham Music – Doğa ve Yetiştirme (2024)

Çocukların duygusal gelişimi hakkındaki en son bilimsel verilerin eşsiz bir sentezini sunan ‘Doğa ve Yetiştirme’ alanın çoksatarlarından biri.

Bağlanma teorisi, nörobilim, gelişim psikolojisi ve kültürlerarası çalışmalar gibi alanlardan çok sayıda güncel ve klasik çalışmayı bir araya getiriyor.

Anne karnındaki yaşamdan okul öncesi yıllara ve ergenlik dönemine uzanan temel gelişim aşamalarını ele alırken genler ve çevre, travma, ihmal ya da psikolojik dayanıklılık gibi önemli konulara değiniyor.

‘Doğa ve Yetiştirme’, bilimsel açıdan güvenilir ve kolay okunabilir bir kaynak sunmak amacıyla farklı disiplinlerden geniş araştırma yelpazesini kullanan deneyimli bir çocuk terapisti tarafından yazılmış.

İnsanın ana rahmine düştüğü andan yetişkinliğe uzanan yolculuğuna dair merak edilen soruların çoğuna yanıt veren kitap, çocuk bakımı öğrencileri, öğretmenler, sosyal hizmet uzmanları, çocuk danışmanlığı, psikiyatri ve psikoterapi alanlarında eğitim gören ya da çalışanlar için temel bir başvuru kaynağıdır.

  • Künye: Graham Music – Doğa ve Yetiştirme: Bağlanma Çerçevesinde Çocuğun Duygusal Sosyokültürel ve Beyin Gelişimi, çeviren: Esra Cesur, İş Kültür Yayınları, psikoloji, 440 sayfa, 2024