Scott A. Small – Unutma (2024)

Scott A. Small’un kaleminden unutmanın önemi yeni bir bakış açısıyla ele alınıyor.

Unutmanın nasıl olup da belleğimizin hayati bir parçası olduğunu ve yaratıcılığımıza ve duygusal refahımıza nasıl katkıda bulunduğunu keşfedin.

Bu kitap, unutmanın günlük yaşamımızdaki değerini ve ilişkilerimizi nasıl derinleştirdiğini gözler önüne sererken hafızanın nadiren irdelenen yönünü ortaya çıkarıyor ve zihinsel süreçlerimizin bu doğal ve sağlıklı işlevini açıklıyor.

Small, unutmanın geçmiş tecrübelerden öğrenmek ve geleceğe daha sağlam adımlarla ilerlemek için bize nasıl yardımcı olduğunu anlatıyor.

Bu çalışma, unutmanın sıradanlıktan sıyrılıp bilimsel bir mucizeye dönüşümünü kutluyor.

  • Künye: Scott A. Small – Unutma: Hatırlamamak Neden Bir Lütuftur?, çeviren: Gökçen Keçici, Epsilon Yayıncılık, psikoloji, 224 sayfa, 2024

Dylan Riley – Avrupa’da Faşizmin Yurttaş Dayanakları (2024)

Gramscici bir teorik bakış açısına ve sistemli bir karşılaştırmalı yaklaşımın geliştirilmesine yaslanan ‘Avrupa’da Faşizmin Yurttaş Dayanakları: İtalya, İspanya ve Romanya 1870-1945’te, faşist rejimlerin tıpkı kitle demokrasileri gibi zayıf ve ayrışmış sivil toplumlar yerine iyi örgütlenmiş sivil toplumlara ihtiyaç duydukları ileri sürülerek, otoriterlik hakkında genel kabul gören Tocquevilleci görüş birliğine meydan okuyor.

Kitapta bu yöndeki argüman ortaya atılırken, dünya savaşları arasındaki devrin en önemli üç otoriterlik örneğine odaklanılıyor: İtalya, İspanya ve Romanya.

Bu üç örneğin hepsinde de faşizmin, gönüllü birliklerin hızla gelişmeleriyle hâkim sınıf içindeki politik partilerin zayıf bir şekilde gelişmelerinin çakışması yüzünden ortaya çıktığı ileri sürülüyor.

Kitaba göre bu durum bir hegemonya krizi yarattı.

Riley, bundan hareketle krizin 19. yüzyılda sivil toplumun gelişimine bağlı bulunarak aldığı özgül şeklin izini sürüyor.

İtalya, İspanya ve Romanya’da faşizmin yükselişinin bu dâhiyane incelemesi, Tocqueville ve Gramsci’yi alışılmamış ve şaşırtıcı bir sohbetin içine sokuyor.

Sivil toplum, faşizm ve demokrasi hakkında yeniden düşünmemizi sağlayacak bir çalışma.

Riley, sadece Tocqueville, Arendt ve Gramsci’nin mirasları üzerine yeniden düşünmek ve bunları bağdaştırmakla kalmıyor; Kıta Avrupa’sındaki sivil toplumun ve demokratikleşmenin asıl tarihi konusunda aklımızı başımıza getiriyor.

  • Künye: Dylan Riley – Avrupa’da Faşizmin Yurttaş Dayanakları: İtalya, İspanya ve Romanya (1870-1945), çeviren: Ahmet Aybars Çağlayan, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 384 sayfa, 2024

Jean-David Zeitoun – Sağlığın Tarihi (2024)

Çağlar boyunca insanların sağlığı genel olarak çok kötüydü.

Yetersiz beslenme, savaşlar ve mikroplar başlıca ölüm nedenleriydi.

Bebek ölüm oranları çok yüksekti ve yeni doğan çocuklarda beklenen yaşam süresi ortalama otuz yıl civarındaydı.

Aydınlanma ve Fransız Devrimi sonrası başlayan değişim, devletlerin sağlık politikası oluşturmasıyla beraber sağlığımızda çok çarpıcı bir düzelmeye yol açtı.

Tıp çağına girilmesiyle birlikte ömrümüz uzadı.

Bugün sıkça kapıldığımız muhakeme yanlılığının etkisiyle, beklenen yaşam süresinde yaşanmış sürekli artışın hiç durmayacağına inanma eğilimindeyiz.

Oysa eldeki veriler bu eğilimin artık belirsizleştiğini gösteriyor.

Kronik hastalıklarla yüz yüze olduğumuz 21. yüzyılda pandemiler çağının başlangıcına dehşetle tanık oluyoruz.

Jean-David Zeitoun kitabında insan sağlığını belirleyen etmenlerin zaman içindeki değişimini sistemli bir analize tâbi tutarak sanayi toplumlarının sağlık kadar sağlıksızlık da ürettiğini gözler önüne seriyor.

Yazar, sanayileşme ve kentleşmenin genel sağlığı bozmadığı, sanayi ekonomisinin insan sağlığının önüne geçmediği bir geleceğin yaratılmasının torunlarımıza daha iyi sağlık koşulları bırakmanın önkoşulu olduğunu bizlere hatırlatıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Bir ülkenin sağlığını düzeltmek zaman alır, ancak bir ülkenin sağlığının bozulması da yine zaman alır, hatta bunun görünür hale gelmesi için daha da fazla zaman gerekir. Ortalama yaşam süresi düştüğünde zaten iş işten geçmiştir. Sağlık bir kez bozulmuştur ve zararın kısa vadede telafisi olanaksızdır.”

  • Künye: Jean-David Zeitoun – Sağlığın Tarihi: Uzayan Ömrümüz ve Geleceğimiz, çeviren: Yonca Aşçı Dalar, İş Kültür Yayınları, 328 sayfa, 2024

Gavin de Becker – Büyük Armağan: Korku (2024)

“Sokaklarda yürünmez oldu, kimselere güvenilmez oldu” diyenler, sokaklar kadar ev ve işin de bir şiddet membaı olabileceğini bilenler muhtemelen Amerika’nın önde gelen güvenlik uzmanlarından birinin tavsiyelerine kulak vermek isteyecektir.

ABD başkanları dahil olmak üzere sayısız önemli kişiliğe danışmanlık yapmış olan Gavin de Becker’a göre korku ortadan kaldırılması gereken bir öcü değil, türlerin binlerce yıllık devamlılığını sağlamış az maliyetli bir hayatta kalma yöntemi.

Şiddetin ve zulmün git gide arttığı dünyada bireysel emniyet önlemlerinin kaçınılmazlık, iç ve dış faktörlerin hesaba katıldığı bir güvenlik yaklaşımının ise gereklilik olduğunu öğreniyoruz ondan.

Her türlü insan şiddetinin önceden tespit edilebileceği teziyle adından çok kereler söz ettirmiş, bugüne kadar 14 farklı dile çevrilmiş bir klasik olan Büyük Armağan: Korku, kişisel güvenlik anlayışınızda devrim yapmaya aday.

  • Künye: Gavin de Becker – Büyük Armağan: Korku (Şiddet ve Zorbalıktan Sakınmanızı Sağlayacak Sinyalleri Görebilmek), çeviren: Duygu Bolut Müftüoğlu, Okuyanus Yayınları, psikoloji, 492 sayfa, 2024

William B. Irvine – İnsan Nedir? (2024)

Kimiz ve neyiz biz?

Bu sorunun cevabı, diyor felsefeci William B. Irvine, kime sorduğunuza göre değişir.

Evrimsel biyologlara göre Homo sapiens türünün bir üyesi, mikrobiyologlara göre bir grup hücre, genetikçilere göre genlerin kontrolünde olan bir organizma, fizikçilere göreyse her birinin geçmişi çok eskilere dayanan bir grup atomdur insan.

Bu cevapların hiçbiri tek başına yeterli değildir, ama tıpkı bir yapbozun parçaları gibi, bir araya geldiklerinde anlamlı bir tablo ortaya çıkarırlar.

Multidisipliner bir yaklaşımın ürünü olan bu kitapta Irvine, insanı iç içe geçmiş çeşitli kimlikleriyle ele alarak insan yapbozunun bütünlüklü bir resmini ortaya koyuyor.

Bunu yaparken de, yeryüzünün devasa hayat ağacındaki ve evrenin akıl almaz ölçüde uzun tarihindeki mütevazı yerimizi görmemizi sağlıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Kim ve ne olduğunuz, nasıl var olduğunuz konusunda daha fazla şey öğrenince, dünyaya bambaşka bir gözle bakmaya başlayacağınızı umuyorum. Varlığınızın belki de tek bir kere olacak nice olayın gerçekleşmesiyle mümkün hale geldiğini de fark edeceksiniz: Bunun için yıldızların patlaması, Dünya’ya 4,5 milyar yıl önce bir gezegenin ve 66 milyon yıl önce bir asteroidin çarpması, mikropların mikropları yutması, Afrika savanasında iklimin değişmesi ve elbette doğrudan atalarınızın karşılaşıp çiftleşmesi gerekti. Varlığının nasıl da zorunsuz olduğunu anlayınca, insan bu evrenin bir parçası olduğu için ister istemez kendini şanslı hissediyor.”

  • Künye: William B. Irvine – İnsan Nedir?: Doğal Tarihimize Bir Bakış, çeviren: Özge Çelik, Metis Yayınları, bilim, 320 sayfa, 2024

Dan McQuillan – Yapay Zekâya Direnmek (2024)

Her ne kadar doğuşu 2. Dünya Savaşı yıllarına uzansa da, yapay zekânın gündelik hayatımıza girişi yeni yeni başlıyor.

Bunun sonuçlarının ne ve nasıl olacağına dair tartışmalar da hızla gündemi kaplamaya başladı.

Bu durum bazı yönleriyle 1990’lı yılların başlarında bilgisayarın gündelik hayata girişine benzer boyutlar taşıyor.

Üretimin esnekleştirilmesi ve hızlandırılması, toplumun sosyolojik olarak değişimi, işçi sınıfının iç bileşiminin değişimi, finansallaşmanın gündelik hayatımıza dâhil olması, bilginin metalaştırılması gibi çok önemli değişimler ve tartışmalar bu teknolojik atakla birlikte o yıllarda gündemi işgal etmişti.

Yaklaşık 30-35 yıl sonra, şimdi de yapay zekâ benzer şiddette bir dizi değişim ve tartışmayı beraberinde getirecek gibi duruyor.

Yakın zamanda yapay zekânın işlevleri, onunla neler yapılabileceği ve ortaya çıkabilecek “olumlu” değişikliklere dair bir dizi kaynak yayımlandı, sosyal mecralarda çeşitli görüşler yer aldı.

Ancak yapay zekânın eleştirel bir gözle bütünsel bir değerlendirmeye tabi tutulduğu çok az çalışma mevcut.

Dan McQuillan, ‘Yapay Zekâya Direnmek’ ile tam da bunu yapmaya çalışıyor.

Yazar, bununla da yetinmeyerek yapay zekânın olumsuz yönlerinin tarihsel izlerini sürüyor ve faşizmden aldığı miraslarla başa çıkabilmek için neler yapılabileceğine ilişkin bir bakış açısı üretmeye girişiyor.

Artık yapay zekâ her yerde var olacak.

Fakat bununla birlikte yapay zekâ topluma düzeltilemeyecek şekilde zarar verme potansiyelini de barındırıyor.

Yapay zekâ, mevcut krizlerimizi ele almaya yardımcı olmak yerine, insanların yaşam şanslarını sınırlayan bölünmelere neden olabiliyor ve hatta toplumsal sorunlara faşizan çözümler önerebiliyor.

Bu kitap, yapay zekânın derin öğrenme teknolojisinin ve siyasi etkilerinin bir analizini sunuyor ve küresel kemer sıkma politikalarından aşırı sağın yükselişine kadar çağdaş siyasi ve toplumsal akımlarla nasıl yankılandığının izini sürüyor.

Dan McQuillan, bu eserinde önemli bir çağrı dile getiriyor.

Yazar, bildiğimiz hâliyle yapay zekâya direnmemiz ve algoritmik optimizasyon yerine ortak faydaya öncelik vererek onu yeniden yapılandırmamız gerektiğini yüksek sesle vurguluyor.

  • Künye: Dan McQuillan – Yapay Zekâya Direnmek: Antifaşist Bir Yaklaşım, çeviren: Diyar Saraçoğlu, Nota Bene Yayınları, siyaset, 200 sayfa, 2024

Ludwig Wittgenstein – Renkler Üzerine Düşünceler (2024)

Ludwig Wittgenstein’ın ölümünden bir yıl önce, 1950’de Oxford’da yazdığı, son eserlerinden olan ‘Renkler Üzerine Düşünceler’ yazarın tek bir felsefi konuya odaklandığı birkaç metinden biri.

Renklerle ilgili felsefi sorunların ancak ilgili dil oyunlarına dikkat edilerek çözülebileceğine inanan Wittgenstein, renklerin dildeki kullanımını açıklığa kavuşturmak için Goethe’nin Renk Öğretisi’ni ve Philipp Otto Runge’ın gözlemlerini de ele alıyor.

Renklerin açıklığı ve koyuluğu, renk körlüğü, renklerin göreceliği, farklı dil ve kültürlerdeki karşılıklarının birbiriyle ilişkisi ve renklerle ilgili dil oyunları gibi bağlamlarda renkler üzerine düşünen Wittgenstein kendi renk kuramını oluşturuyor.

  • Künye: Ludwig Wittgenstein – Renkler Üzerine Düşünceler, çeviren: Berkan Üze, Can Yayınları, felsefe, 72 sayfa, 2024

Jacques Cauvin – Tanrıların Doğuşu, Tarımın Doğuşu (2024)

Yerleşik hayata geçiş, tarım, hayvancılık.

Neolitik Devrim ile birlikte insanlık, tarihindeki en köklü değişimleri yaşadı: Kültür devrimi; sembol devrimi; işbölümü devrimi; sulamanın doğuşuyla birlikte artı değer üretimine olanak sağlayan teknoloji devrimi; kutsalın ortaya çıkışı ve ilk hiyerarşik düşünce sistemlerinin inşasında kendini açığa vuran entelektüel devrim.

Uzun yıllar Anadolu’da kazılar yapan Jacques Cauvin artık klasikleşmiş eseri ’Tanrıların Doğuşu, Tarımın Doğuşu’nda, insanın avcı-toplayıcılığa sırt çevirip ilk örgütlü toplumların temellerinin atıldığı bu ufuk açıcı geçiş dönemini mercek altına alıyor.

Ne de olsa insanlığın bugünkü durumunun kökeni Neolitik Devrim’e dayanıyor.

Jacques Cauvin (1930-26 Aralık 2001), tarihöncesi Levant ve Yakındoğu alanında uzman Fransız arkeolog.

Cauvin, çalışmalarına Fransa’da Oullins ve Chazelles Mağaraları’nda 1959 ve 1960 yıllarında başladı; ardından 1965 yılında Chandolas’da devam etti. Yakındoğu arkeolojisine ilgisi, 1958 yılında Maurice Dunand’ın kendisini Lübnan’ın Biblos kentindeki taş alet endüstrileri üzerine kazı ve incelemelerine davetiyle başladı.

1967 yılına kadar yedi kazı sezonu boyunca, Lübnan’ın Akdeniz kıyısına kadar uzanan araştırmalar gerçekleştirdi.

Aynı dönemde 1962’de Suriye’de Horan, 1969’da Cezire, 1965’te Tayibe, 1972’de Tel Asvad’da kazı çalışmalarına katıldı.

Bölgedeki deneyimi sayesinde, Maurits van Loon tarafından keşfedilen ve incelenen Mureybet kazılarını yönetmek üzere seçildi.

1978’de Türkiye’nin talebiyle Fırat Nehri’nde Cafer Höyük’te yeni bir kurtarma kazısı başlattı, bu kazı 1986’da bölgenin sular altında kalmasıyla sona erdi.

Cauvin’in bu çeşitli önemli alanlardaki çalışmaları ve topladığı materyaller, Natufyan’dan Çanak Çömlek Öncesi Neolitik B döneminin sonuna kadar insanlığın gelişim süreçlerinin etrafında yoğunlaşır.

1966 yılında, CNRS ve diğer araştırma bursiyerlerinin desteğiyle, taş alet koleksiyonlarını incelemek ve stoklamak, ayrıca Neolitik dönemin problemleri üzerinde çalışmak için Güney Ardèche’teki bir değirmende Centre de Recherche d’Ecologie humaine et de Préhistoire’ı (CREP) kurdu.

Cauvin, kariyeri boyunca CNRS’de araştırmacı olarak kaldı.

Sırasıyla 1957’de Araştırma Bursiyeri, 1966’da Chargé, 1977’de master, 1983’te direktör ve 1995’te emeritus direktör olarak görev yaptı.

1978’den 1982’ye kadar Paris’te ve 1977’den 1982’ye kadar Lyon’da yüksek lisans programlarını yönetmek üzere dersler verdi.

  • Künye: Jacques Cauvin – Tanrıların Doğuşu, Tarımın Doğuşu, çeviren: Fatma Danışmaz Tekin, Monografi Yayınları, arkeoloji, 336 sayfa, 2024

Peter Worley – Felsefe Dükkânı (2024)

Günün birinde, tanıdık dükkânların önünden geçerken daha önce hiç görmediğiniz bir dükkânın gözünüze çarptığını hayal edin.

Aslında, gördüğünüz bu dükkânın daha dün orada olmadığından eminsiniz.

Biraz daha araştırdığınızda bunun sıradan bir dükkân olmadığını keşfediyorsunuz.

Dükkân, zihninizi düşünceli ve uyanık tutacak hikâyeler, şiirler, etkinlikler, düşünce deneyleri, eğlenceli felsefi fikirler, bulmacalar, problemlerle dolu…

Başlangıç Sorusu: Bu dükkâna girer miydiniz?

Geliştirici Sorular:

  • Düşünmeye zaman ayırarak ne kaybedersiniz?
  • Düşünmeye zaman ayırarak ne kazanırsınız?
  • Düşünmek nedir? (Ana Soru)
  • Düşünmek iyi midir?
  • Neyle iyi gider?

‘Felsefe Dükkânı’, sınıf içinde ve dışında düşünmeyi geliştirmeye yönelik felsefi bulmacaların, zorlukların bulunduğu gerçek bir mağazadır.

Gençlerin doğal merakından faydalanabilmenizi ve onları derinlemesine düşündürebilmenizi sağlayacak, isteyebileceğiniz her şeyin üst üste dizildiği tek duraklı bir mağaza hayal edin.

İşte bu!

Okullarda felsefe öğreten Peter Worley tarafından düzenlenen ve dünyanın dört bir yanından gelen filozofların katkılarıyla hazırlanan ‘Felsefe Dükkânı’, çocuklardan gençlere ve yetişkinlere kadar herkesin felsefi düşünmesini sağlayacak fikirlerle dolu.

Sınıfta, okul sonrası kulüplerde, felsefe bölümlerinde ve felsefe gruplarında kullanılmak üzere ve hatta yalnız okuyucu için bu kitap, düşünmeyi seven herkese hitap edecek.

  • Künye: Peter Worley – Felsefe Dükkânı: 7’den 70’e Herkesin Felsefi Düşünmesi İçin Fikirler, Etkinlikler ve Sorular, çeviren: Erkan Bozkurt, Nidan Oyman Bozkurt, Say Yayınları, felsefe, 328 sayfa, 2024

Scott H. Young – Aşkın Öğrenme (2024)

Elinizdeki kitabıyla Wall Street Journal’ın çoksatanlar listesine girmiş yazar Scott H. Young, podcast sunuculuğu da yapan, bilgisayar programcısı bir kitap düşkünü.

Manitoba Üniversitesi ve Montpellier İşletme Fakültesi mezunu Young, 2006 yılından bu yana her hafta kişisel blogunda yayınladığı makalelerle daha iyi düşünmeye ve öğrenmeye arzulu kişilere yardımcı olmaya çalışıyor.

Young 2012 yılında hayata geçirdiği aşkın öğrenme projesinde, MIT bilgisayar bilimleri mezunlarının dört yıllık eğitimleri sonunda geçmeleri gereken sınavları sadece 12 ay içerisinde geçmeyi başardı.

Bu projesini MIT’nin lisans müfredatında öğretilen materyali, ücretsiz olarak sağlanan ders notları ve kitaplarını kullanarak kendi özgün yöntemiyle hayata geçirdi.

Yaptığı çalışmalar The New York Times, BBC, Pocket, Business Insider ve daha pek çok mecrada gündem oldu.

Öğrenme yaklaşımını açıkladığı TEDx konuşmasını yarım milyondan fazla kişi izledi.

Ardından öğrenme yöntemini yetkinleştirmek amacıyla bu kez 12 ayda 4 dil öğrenme projesine başladı.

Tüm bir yıl boyunca hiç İngilizce konuşmadan seyahat ettiği dört ülkede İspanyolca, Portekizce, Mandarin ve Korece öğrendi.

Bu kitabıyla sizlere kendi kendinizi yetiştirmede bir başlangıç noktası sunmayı amaçlayan Young, kendini yetiştirmenin en etkili yöntemlerinden biri olan aşkın öğrenmenin temel ilkelerini açıklıyor.

Bu çığır açıcı öğrenme yaklaşımının ilkelerini uygulayarak başarıya ulaşmış aşkın öğrenicilerin öğrenme tarzlarına ışık tutuyor.

Fransızca konuşamamasına karşın Fransızcada Dünya Scrabble Şampiyonu olan Nigel Richards, daha önce hiçbir deneyimi olmamasına rağmen sadece yedi ayda Dünya Hitabet Şampiyonası finalisti olmayı başaran Tristan de Montebello, istediği dili yalnızca üç ayda akıcı şekilde konuşabilen Benny Lewis gibi güncel örnekler okurla tanıştırılıyor.

Ayrıca büyük matematikçi Srinivasa Ramanujan, büyük fizikçi Richard Feynman, büyük ressam Vincent van Gogh ve nihayet satranç büyük ustası Judit Polgár’ın yaşam öykülerine bakarak bu tarihi şahsiyetlerin öğrenme yöntemleri ile aşkın öğrenme ilkeleri arasında bağ kuruluyor.

  • Künye: Scott H. Young – Aşkın Öğrenme: Kendini Yetiştirme, çeviren: Sevgi Halime Özçelik, İş Kültür Yayınları, eğitim, 208 sayfa, 2024