Sally Jean Cunningham – Bahçe Kardeşliği (2025)

Sally Jean Cunningham’ın ‘Bahçe Kardeşliği: Zehirsiz ve Güzel Bir Sebze Bahçesi İçin Kardeş Bitkilerle Ekim Yöntemi’ (‘Great Garden Companions: A Companion-Planting System for a Beautiful, Chemical-Free Vegetable Garden’) adlı eseri, sebze bahçelerinde kimyasal ilaçlar kullanmadan sağlıklı ve verimli bir yetiştiricilik için kardeş bitki uygulamasının prensiplerini ve pratik yöntemlerini detaylı bir şekilde anlatan bir rehberdir. Cunningham, farklı sebzelerin birbirleriyle olan olumlu etkileşimlerini bilimsel ve deneyimsel bilgiler ışığında açıklayarak, bahçıvanlara doğal yollarla zararlıları uzaklaştırma, hastalıkları önleme, toprağı iyileştirme ve verimi artırma imkânı sunuyor. Kitap, hangi bitkilerin birbirleriyle iyi anlaştığını, hangilerinin birbirlerinden uzak tutulması gerektiğini, bu olumlu veya olumsuz etkileşimlerin altında yatan nedenleri (örneğin, salgılanan kimyasallar, kök sistemlerinin etkileşimi, zararlıları çekme veya uzaklaştırma) anlaşılır bir dille aktarıyor.

Cunningham, kardeş bitki uygulamasının sadece zararlı ve hastalık kontrolüyle sınırlı olmadığını, aynı zamanda bitkilerin büyümesini teşvik etme, besin alımını kolaylaştırma ve hatta lezzetlerini artırma gibi faydaları da olduğunu vurguluyor. Kitapta, farklı sebzeler için özel kardeş bitki kombinasyonları öneriliyor, bu kombinasyonların bahçe tasarımına nasıl entegre edilebileceğine dair pratik ipuçları sunuluyor. Ayrıca, mevsimlik ekim planları oluştururken kardeş bitki prensiplerinin nasıl göz önünde bulundurulması gerektiği de detaylı bir şekilde açıklanıyor. Cunningham, okuyucuları kendi bahçelerinin koşullarına ve yetiştirmek istedikleri sebzelere uygun kardeş bitki sistemlerini denemeye ve geliştirmeye teşvik etmektedir. ‘Bahçe Kardeşliği’ kimyasalsız, doğal ve sürdürülebilir bir sebze bahçesi kurmak isteyen tüm bahçıvanlar için kapsamlı ve pratik bir kaynaktır.

  • Künye: Sally Jean Cunningham – Bahçe Kardeşliği: Zehirsiz ve Güzel Bir Sebze Bahçesi İçin Kardeş Bitkilerle Ekim Yöntemi, çeviren: Evren Yıldırım, Doğan Kitap, botanik, 288 sayfa, 2025

John Stuart Mill – Din Üzerine Üç Deneme (2025)

John Stuart Mill’in bu kitabı, yazarın ölümünden sonra yayınlanan ve din olgusunu farklı açılardan ele alan üç ayrı denemesini içermektedir. ‘Din Üzerine Üç Deneme: Doğa, Dinin Faydası ve Tanrıcılık’ (‘Three Essays on Religion: Nature, the Utility of Religion, Theism’) adlı kitapta yer alan ilk deneme olan “Doğa”, doğanın ahlaki bir rehber olarak kabul edilmesine yönelik yaygın görüşü eleştirel bir şekilde inceler. Mill, doğanın hem iyi hem de kötü olaylarla dolu olduğunu, bu nedenle ahlaki ilkelerimizi doğrudan doğadan çıkarmanın yanıltıcı olabileceğini savunur.

İkinci deneme “Dinin Faydası”, dinin toplumsal düzen, ahlaki davranış ve kişisel gelişim üzerindeki potansiyel faydalarını sorgular. Mill, dinin bazı durumlarda bu tür faydalar sağlayabileceğini kabul etmekle birlikte, ahlakın ve toplumsal iyiliğin dinden bağımsız olarak da tesis edilebileceğini ileri sürer. Ayrıca, dogmatik inançların ve dini baskının düşünce özgürlüğünü kısıtlayabileceği tehlikesine dikkat çeker.

Üçüncü ve en uzun deneme olan “Tanrıcılık”, Tanrı’nın varlığına dair felsefi argümanları eleştirel bir gözle değerlendirir. Mill, doğal teolojiye dayanan kanıtların (örneğin, ilk neden argümanı, amaçlılık argümanı) yetersiz olduğunu savunur ve ampirik kanıtların Tanrı’nın varlığını desteklemediğini ileri sürer. Agnostik bir pozisyon benimseyen Mill, Tanrı’nın varlığının veya yokluğunun kesin olarak bilinemeyeceğini belirtir. Ancak, ahlaki ideallerin ve insanlığın ilerlemesinin, dini inançlardan bağımsız olarak da mümkün olduğuna inanır. Genel olarak “Din Üzerine Üç Deneme”, John Stuart Mill’in rasyonel düşünceyi, bireysel özgürlüğü ve ampirik kanıtı ön planda tutan felsefi yaklaşımının din olgusuna uygulanmasının önemli bir örneğidir. Eser, dinin doğası, toplumsal rolü ve Tanrı’nın varlığı gibi temel soruları ele alarak, okuyucuyu eleştirel düşünmeye teşvik etmektedir.

  • Künye: John Stuart Mill – Din Üzerine Üç Deneme: Doğa, Dinin Faydası ve Tanrıcılık, çeviren: Özgüç Orhan, Alfa Yayınları, din, 256 sayfa, 2025

Ulus Atayurt – Akrabalar ve Köstebekler (2025)

Ulus Atayurt’la şehirlerin labirentlerinde bir gezintiye çıkıyoruz. Barcelona’nın kalabalığından İstanbul’un karmaşasına, Bodrum’un tatilci atmosferinden New York’un devasa siluetine uzanan bu yolculuk, kapitalizmin kentler üzerindeki görünmez ama derin izlerini takip ediyor. Bu sadece bir coğrafi keşif değil, aynı zamanda emlak piyasasının finansal sistemdeki kilit rolüne, barınma hakkının kutsallığına ve kriz anlarında yeşeren dayanışma ruhuna dair keskin bir bakış. Para nedir ki? Platform kapitalizmi kamusal bir fayda yaratabilir mi? Atayurt bu soruları sorarken, Ernst Bloch’un o unutulmaz uyarısını fısıldıyor: “Kaybın en trajik biçimi güvende olmanın değil, her şeyin farklı olabileceğini hayal etme yetisinin kaybıdır.”

Kitaptan bir alıntı:

“Düşüncelerin ‘belli bir kültürde kök salma’ hali sadece büyük buluşlar için değil, ‘kuramın gündelik hayatı’ diye adlandırabileceğimiz (örneğin bir işgal evinin zamanı genişleten heterotopik mekânı, kentsel rant ve finansal kapitalizm ilişkisine dair eğitim veren bir kiracılar sendikası, orta-üst sınıf bir tatil kasabasının mikro-faşist ekolojisinde yeşeren haklı sorular vb.) durumlar için de geçerli. Kuram ve gündelik yaşamın buluştuğu yer iktidarlar tarafından sürekli unutturulmaya çalışılan kolektif hafızanın mekânıdır. İnsan dikkatli bakınca düşüncenin sokaklarda volta attığını görebilir.”

  • Künye: Ulus Atayurt – Akrabalar ve Köstebekler: Kentlere Barınma Hakkına ve Paraya Dair, Metis Yayınları, inceleme, 216 sayfa, 2025

Catherine Malabou, Adrian Johnston – Benlik ve Duygusal Yaşam (2025)

Catherine Malabou ve Adrian Johnston’ın bu ortak çalışması, benlik deneyimini ve duygusal yaşamı anlamak için felsefe, psikanaliz ve nörobilimin kesişim noktalarını araştıran disiplinlerarası bir çalışmadır. ‘Benlik ve Duygusal Yaşam’ (‘Self and Emotional Life: Philosophy, Psychoanalysis, and Neuroscience’), felsefe, psikanaliz ve nörobilim gibi üç farklı alanın kavramsal çerçevelerini ve ampirik bulgularını diyalog halinde kullanarak, benliğin ve duyguların karmaşık doğasını daha bütünlüklü bir şekilde kavramayı amaçlıyor. Kitap, geleneksel felsefi benlik anlayışlarından, psikanalizin bilinçdışı duygusal süreçlere odaklanan yaklaşımlarına ve nörobilimin duygusal deneyimlerin beyindeki karşılıklarına kadar geniş bir yelpazede teorik ve bilimsel tartışmaları ele alıyor. Malabou ve Johnston, bu farklı perspektifleri karşılaştırarak, benliğin ve duyguların sadece soyut felsefi kavramlar veya salt biyolojik süreçler olmadığını, aksine bu boyutların birbirleriyle sürekli etkileşim halinde olduğunu savunuyorlar.

Kitap, özellikle duyguların benlik oluşumundaki ve sürdürülmesindeki merkezi rolünü vurguluyor. Yazarlar, psikanalitik teorinin erken dönem duygusal deneyimlerin benlik yapısı üzerindeki kalıcı etkisine dair içgörülerinden yararlanarak, nörobilimin duygusal süreçlerin beyindeki plastisitesini gösteren bulgularıyla bu görüşleri destekliyorlar. Ayrıca, felsefenin benliğin sürekliliği, kimliği ve öznelliği gibi temel sorularına da bu disiplinlerarası çerçeve içinde yeni yanıtlar arıyorlar. Malabou ve Johnston, benliğin statik ve sabit bir öz değil, sürekli olarak duygusal deneyimler, sosyal etkileşimler ve nörobiyolojik süreçler tarafından şekillendirilen dinamik bir oluşum olduğunu ileri sürüyorlar. Bu nedenle, benliği ve duygusal yaşamı anlamak için bu farklı disiplinlerin birbirleriyle olan kaçınılmaz etkileşimini dikkate almak gerektiğini savunuyorlar.

Çalışma, benlik ve duygu üzerine düşünen felsefeciler, psikanalistler ve nörobilimciler için olduğu kadar, bu temel insani deneyimleri farklı açılardan anlamak isteyen genel okuyucu için de ufuk açıcı bir çalışmadır. Kitap, karmaşık teorik tartışmaları anlaşılır bir dille sunarak, benliğin ve duygusal yaşamın çok boyutlu doğasına dair derinlemesine bir anlayış geliştirmeye katkıda bulunmaktadır.

  • Künye: Catherine Malabou, Adrian Johnston – Benlik ve Duygusal Yaşam, çeviren: Hakan Gürvit, Axis Yayınları, psikanaliz, 400 sayfa, 2025

Chris Gratien – Dağlar Bizimdir (2025)

Chris Gratien’in bu çalışması, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde, özellikle 19. yüzyılda, Çukurova bölgesinin çevre tarihini inceliyor. ‘Dağlar Bizimdir: Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Çukurova’nın Çevre Tarihi’ (‘The Unsettled Plain: An Environmental History of the Late Ottoman Frontier’), bu bölgenin sadece siyasi ve sosyal değişimlere değil, aynı zamanda derin çevresel dönüşümlere de sahne olduğunu gösteriyor. Kitap, Osmanlı Devleti’nin modernleşme çabaları, artan merkezi kontrol arzusu, yeni tarım politikaları ve teknolojik gelişmelerin bu sınır bölgesinin ekolojisi üzerindeki etkilerini detaylı bir şekilde analiz ediyor. Gratien, bu dönemde uygulanan toprak reformları, sulama projeleri ve yerleşik hayata geçirme politikalarının, bölgenin doğal kaynakları, bitki örtüsü ve yerel toplulukların yaşam biçimleri üzerinde kalıcı ve çoğu zaman olumsuz sonuçlar yarattığını gösteriyor.

Kitap, Osmanlı İmparatorluğu’nun Çukurova’yı ekonomik ve siyasi olarak bütünleştirme çabalarının, bölgenin kırılgan ekosistemini nasıl etkilediğini ve yerel Türkmen ve Arap aşiretlerinin geleneksel yaşam tarzlarını nasıl dönüştürdüğünü inceliyor. Gratien, bu süreçte ortaya çıkan çatışmaları, kaynak rekabetini ve çevresel bozulmayı, arşiv belgeleri, seyahatnameler ve dönemin diğer görsel ve yazılı kaynakları aracılığıyla zengin bir şekilde ortaya koyuyor. Yazar, sadece devlet politikalarının değil, aynı zamanda demografik değişimlerin, yeni tarım tekniklerinin ve uluslararası ticaretin de bölgenin çevresel tarihinde önemli bir rol oynadığını vurguluyor. Çalışma, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerindeki sınır bölgelerinin çevre tarihine odaklanarak, modernleşme ve merkeziyetçilik süreçlerinin çevresel sonuçlarını anlamak için önemli bir perspektif sunuyor. Kitap, Türkiye tarihi, çevre tarihi ve Osmanlı çalışmaları alanlarına ilgi duyan herkes için değerli bir kaynak.

  • Künye: Chris Gratien – Dağlar Bizimdir: Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Çukurova’nın Çevre Tarihi, çeviren: Dara Elhüseyni, Fol Kitap, tarih, 424 sayfa, 2025

Max Weber – Temel Sosyoloji Kavramları (2025)

Max Weber’in ‘Temel Sosyoloji Kavramları’ (‘Soziologische Grundbegriffe’) adlı eseri, sosyolojinin temel kavramlarını ve metodolojik yaklaşımlarını sistematik bir şekilde ele alan klasik bir çalışma. Weber, bu eserinde, sosyolojik analizin nesnesini “sosyal eylem” olarak tanımlar ve sosyal eylemi, bireylerin öznel anlamlar yükleyerek gerçekleştirdikleri ve diğerlerinin davranışlarını hesaba katarak yönlendirdikleri davranışlar olarak açıklar. Weber, sosyal eylemin farklı türlerini (amaçsal-rasyonel, değer-rasyonel, duygusal ve geleneksel eylem) analiz ederek, sosyolojik araştırmanın bu anlamları anlamaya ve yorumlamaya yönelik olması gerektiğini savunur.

Weber, sosyolojinin temel kavramlarından biri olan “sosyal ilişki”yi, birden fazla bireyin karşılıklı olarak birbirlerinin davranışlarına öznel anlamlar atfettiği ve bu anlamlar çerçevesinde eylemlerini yönlendirdiği bir durum olarak tanımlar. Weber, sosyal ilişkilerin farklı biçimlerini (örneğin, çıkar ilişkileri, otorite ilişkileri, dayanışma ilişkileri) inceler ve bu ilişkilerin toplumsal yapıların oluşumundaki rolünü vurgular. Ayrıca, Weber, “otorite” kavramını da detaylı bir şekilde ele alır ve geleneksel otorite, karizmatik otorite ve rasyonel-yasal otorite olmak üzere üç farklı otorite tipini ayırt eder. Bu otorite tiplerinin, toplumsal düzenin ve siyasi yapıların anlaşılmasındaki önemini açıklar.

Kitap, Weber’in sosyolojik metodolojisine dair temel ilkeleri de içerir. Weber, sosyolojinin ampirik verilere dayanması gerektiğini ancak aynı zamanda bu verilerin “anlayıcı sosyoloji” (verstehende Soziologie) yaklaşımıyla yorumlanması gerektiğini savunur. Ona göre, sosyolojik açıklama hem nedensel ilişkileri ortaya koymalı hem de sosyal eylemlerin öznel anlamlarını anlamaya çalışmalıdır. Bu eseri, Weber’in sosyolojik düşüncesinin temelini oluşturan kavramları ve metodolojik yaklaşımları anlamak için vazgeçilmez bir kaynak.

  • Künye: Max Weber – Temel Sosyoloji Kavramları, çeviren: Mustafa Tüzel, Can Yayınları, sosyoloji, 96 sayfa, 2025

Sigmund Freud – Histerinin Psikoterapisi (2025)

Sigmund Freud’un bu eseri, histeri vakalarının psikolojik kökenlerini ve bu rahatsızlığın tedavisine yönelik erken dönem psikanalitik yaklaşımlarını ele alan önemli bir çalışma. ‘Histerinin Psikoterapisi’ (‘Zur Psychotherapie der Hysterie’), histerik semptomların altında yatan bilinçdışı çatışmaları ve bastırılmış travmatik deneyimleri vurgular. Ona göre, histeri fiziksel bir rahatsızlık değil, zihinsel süreçlerin bir sonucu olarak ortaya çıkar. Freud, histerik belirtilerin, bilinçdışına itilmiş, kabul edilemez düşünce ve arzuların sembolik ifadeleri olduğunu savunur. Bu semptomlar, bastırılmış duygusal enerjinin farklı fiziksel veya psikolojik biçimlerde açığa çıkmasıdır.

Freud, histerinin psikoterapisinde hipnozun rolünü ve sınırlılıklarını tartışır. Hipnozun semptomları geçici olarak ortadan kaldırabileceğini ancak altta yatan bilinçdışı çatışmaları çözmede yetersiz kaldığını belirtir. Bu nedenle, Freud, “serbest çağrışım” yöntemini geliştirerek, hastaların düşüncelerini sansürlemeden ifade etmelerini teşvik etmeyi amaçlar. Bu yöntemle, bilinçdışına itilmiş travmatik anıların ve duygusal yüklerin yüzeye çıkarılması ve hasta tarafından yeniden deneyimlenmesi hedeflenir. Freud, bu sürecin, histerik semptomların kaynağını anlamaya ve duygusal katharsis yoluyla iyileşmeye yardımcı olduğuna inanır.

‘Histerinin Psikoterapisi’, psikanalitik teorinin erken dönemlerine ışık tutan ve histeri kavramının anlaşılmasında önemli bir dönüm noktası olan bir eser. Freud’un bu çalışması, bilinçdışı zihinsel süreçlerin ve bastırılmış duyguların psikopatolojideki rolünü vurgulayarak, modern psikoterapinin temelini oluşturdu. Eser, histeri ve erken dönem psikanalitik tedavi yöntemlerine ilgi duyan herkes için değerli bir kaynak.

  • Künye: Sigmund Freud – Histerinin Psikoterapisi, çeviren: Sinan Köseoğlu, Say Yayınları, psikanaliz, 248 sayfa, 2025

Douglas Harper – Görsel Sosyoloji (2025)

Douglas Harper’ın ‘Görsel Sosyoloji’ (‘Visual Sociology’) adlı eseri, sosyolojik araştırmalarda görsel materyallerin (fotoğraflar, filmler, videolar vb.) kullanımını inceleyen ve bu yöntemin potansiyelini değerlendiren bir çalışma. Harper, görsel sosyolojinin sadece bir araştırma tekniği olmadığını, aynı zamanda toplumsal gerçekliği anlamak ve yorumlamak için özgün bir bakış açısı sunduğunu savunur.

Kitap, görsel verilerin toplanması, analizi ve sunulması süreçlerinde dikkat edilmesi gereken etik ve metodolojik sorunları ele alırken, görsel sosyolojinin farklı araştırma alanlarında (kent sosyolojisi, aile çalışmaları, göç araştırmaları vb.) nasıl kullanılabileceğine dair örnekler sunuyor.

Harper, görsel sosyolojinin, sözlü veya yazılı verilere kıyasla, toplumsal deneyimleri daha doğrudan ve dolaysız bir şekilde aktarma potansiyeline sahip olduğunu vurguluyor. Ancak, görsel verilerin yorumlanmasının da öznel olabileceğini ve araştırmacının kültürel arka planından etkilenebileceğini belirtiyor.

  • Künye: Douglas Harper – Görsel Sosyoloji, çeviren: Hüseyin Yılmaz, Espas Yayınları, sosyoloji, 480 sayfa, 2025

Nick Midgley – Anna Freud’u Okumak (2025)

Nick Midgley’nin bu kitabı, psikanalizin öncü isimlerinden Anna Freud’un düşünce dünyasına kapsamlı bir giriş sunan ve onun Sigmund Freud’un kuramına yaptığı özgün katkıları detaylı bir şekilde inceliyor. ‘Anna Freud’u Okumak’ (‘Reading Anna Freud’), Anna Freud’un çocuk psikanalizi alanındaki çığır açan çalışmalarını, ego psikolojisine yaptığı önemli katkıları ve psikanalitik düşüncenin pedagoji ve sosyal hizmet gibi farklı disiplinlere uygulanmasındaki rolünü derinlemesine ele alıyor. Kitap, Anna Freud’un temel kavramlarını, özellikle savunma mekanizmaları üzerine olan detaylı analizlerini, çocukların gelişimsel süreçlerine dair özgün bakış açılarını ve psikanalitik tedavi tekniklerinin çocuklara uyarlanmasındaki yenilikçi yaklaşımlarını anlaşılır bir dille açıklıyor.

Midgley, Anna Freud’un sadece babasının kuramını takip eden bir figür olmadığını, aksine kendi özgün düşünceleri ve klinik gözlemleriyle psikanalitik teoriyi önemli ölçüde zenginleştirdiğini vurguluyor. Kitap, Anna Freud’un çocukların iç dünyasını anlama ve onlara psikolojik olarak yardımcı olma konusundaki derin hassasiyetini ve bu alandaki titiz çalışmalarını örnek vakalar ve teorik tartışmalar üzerinden aktarıyor. Midgley, Anna Freud’un ego psikolojisi üzerindeki etkisini ve bu alandaki kavramsal çerçeveyi nasıl genişlettiğini, özellikle savunma mekanizmalarının sınıflandırılması ve işleyişine dair yaptığı detaylı analizlerle ortaya koyuyor. Kitap ayrıca, Anna Freud’un psikanalitik düşüncenin eğitim ve sosyal hizmet gibi alanlarda uygulanmasına yönelik çabalarını ve bu alandaki kalıcı etkisini de değerlendiriyor.

‘Anna Freud’u Okumak’, bu önemli psikanalistin düşüncelerine kapsamlı ve eleştirel bir giriş sunarken, onun psikanaliz tarihindeki merkezi rolünü ve günümüzdeki etkilerini de gözler önüne seriyor. Midgley’nin çalışması, psikanalize ilgi duyan öğrenciler, akademisyenler ve klinisyenler için değerli bir kaynak niteliği taşıyor. Kitap, Anna Freud’un karmaşık ve derinlikli düşünce dünyasına erişilebilir bir kapı aralarken, psikanalitik teorinin temel kavramlarını ve klinik uygulamalarını anlamak isteyen okuyuculara rehberlik ediyor.

  • Künye: Nick Midgley – Anna Freud’u Okumak, çeviren: Gülin Ekinci, Minotor Kitap, psikanaliz, 432 sayfa, 2025

Nick Srnicek, Helen Hester – İşten Sonra (2025)

Nick Srnicek lle Helen Hester’in ‘İşten Sonra: Evin Tarihi ve Özgür Zaman Mücadelesi’ (‘After Work: The Fight for Free Time’) adlı bu eseri, günümüz kapitalist toplumlarında işin merkezi rolünü ve bunun bireylerin yaşamları üzerindeki olumsuz etkilerini eleştirel bir bakış açısıyla inceliyor. Kitap, teknolojinin hızla geliştiği bir çağda, neden hâlâ bu kadar çok çalışmak zorunda olduğumuz sorusunu sorarak, tam otomasyonun potansiyelini ve “iş sonrası” bir toplumun nasıl mümkün olabileceğini tartışıyor. Yazarlar, neoliberal politikaların dayattığı güvencesiz çalışma koşulları, artan iş yükü ve azalan boş zamanın bireyler üzerindeki psikolojik ve sosyal maliyetlerini vurgulayarak, “tam zamanlı çalışma” idealinin sürdürülebilir olmadığını savunuyorlar.

Srnicek ve Hester, “iş sonrası” bir topluma geçişin sadece teknolojik bir zorunluluk değil, aynı zamanda arzu edilir bir hedef olduğunu ileri sürüyorlar. Kitap, evrensel temel gelir, çalışma haftasının kısaltılması, kamusal hizmetlerin genişletilmesi ve boş zamanı değerlendirmeye yönelik yeni sosyal altyapıların oluşturulması gibi bir dizi radikal politika önerisi sunuyor. Yazarlar, bu tür politikaların, bireylerin daha anlamlı ve tatmin edici yaşamlar sürmelerine, yaratıcılıklarını geliştirmelerine ve demokratik katılımı artırmalarına olanak tanıyacağını savunuyorlar. “İş sonrası” bir toplum, sadece zorunlu çalışmanın azalması anlamına gelmemekte, aynı zamanda boş zamanın yeniden tanımlanması ve yeni sosyal ilişkilerin geliştirilmesi için bir fırsat sunuyor.

‘İşten Sonra’, günümüz çalışma kültürüne yönelik kapsamlı bir eleştiri sunuyor, daha özgür, eşitlikçi ve sürdürülebilir bir geleceğe yönelik umut dolu bir vizyon da çiziyor. Kitap, işin yaşamlarımız üzerindeki tahakkümünü sorgulamaya ve “iş sonrası” bir dünyanın nasıl inşa edilebileceğine dair somut öneriler sunarak, okuyucuyu bu önemli tartışmaya katılmaya davet ediyor. Srnicek ve Hester’in çalışması, siyaset, ekonomi, sosyoloji ve teknoloji alanlarına ilgi duyan herkes için düşündürücü ve ilham verici bir okuma sunuyor.

  • Künye: Nick Srnicek, Helen Hester – İşten Sonra: Evin Tarihi ve Özgür Zaman Mücadelesi, çeviren: Melis İnan, Otonom Yayıncılık, siyaset, 264 sayfa, 2025