Virginia H. Aksan – Osmanlılar (2025)

Virginia Aksan’ın bu kitabı, Osmanlı İmparatorluğu’nun 18. yüzyıldan yıkılışına kadar olan dönemini, özellikle modern savaşların imparatorluk üzerindeki etkisini mercek altına alıyor. ‘Osmanlılar: Kuşatılmış Bir İmparatorluk (1700-1923)’ (‘The Ottomans 1700-1923: An Empire Besieged [Modern Wars In Perspective]’), bu dönemi Osmanlı Devleti’nin sürekli bir askeri baskı altında olduğu ve bu durumun imparatorluğun siyasi, sosyal ve ekonomik yapısını derinden etkilediği bir “kuşatma” metaforuyla açıklıyor.

Kitap, Osmanlıların bu dönemdeki askeri yenilgilerini sadece toprak kaybı olarak değil, aynı zamanda devletin modernleşme çabalarını, idari reformlarını ve toplumsal dönüşümlerini şekillendiren temel bir faktör olarak ele alıyor. Aksan, Rusya, Avusturya ve diğer Avrupa güçleriyle yapılan uzun süreli savaşların, Osmanlı maliyesini çökerttiğini, merkezi otoriteyi zayıflattığını ve çeşitli etnik gruplar arasındaki gerilimleri artırdığını vurguluyor.

Aynı zamanda, Osmanlı elitlerinin bu askeri başarısızlıklar karşısında geliştirdiği modernleşme projelerini, ordu reformlarını ve Batı’dan yapılan teknolojik transferleri de detaylı bir şekilde inceliyor. Ancak yazar, bu reform çabalarının imparatorluğun çöküşünü engellemede yetersiz kaldığını, zira dış baskıların ve iç sorunların birleşimiyle Osmanlı Devleti’nin varlığını sürdürmesinin giderek zorlaştığını belirtiyor.

Sonuç olarak, Aksan’ın çalışması, Osmanlı İmparatorluğu’nun son iki yüzyılını modern savaşların gölgesinde, sürekli bir adaptasyon ve direnme mücadelesi olarak yeniden yorumluyor.

  • Künye: Virginia H. Aksan – Osmanlılar: Kuşatılmış Bir İmparatorluk (1700-1923), çeviren: Barış Özkul, Alfa Yayınları, tarih, 588 sayfa, 2025

Arthur Borriello, Anton Jäger – Popülist Moment (2025)

Arthur Borriello ve Anton Jäger’in bu kitabı, 2008 küresel mali krizi sonrasında Batı’da yükselen sol popülist hareketleri inceliyor. ‘Popülist Moment: 2008 Krizi Sonrası Bir Sol Muhasebe’ (‘The Populist Moment: The Left after the Great Recession’), bu hareketlerin yükselişini tetikleyen koşulları derinleşen eşitsizlik, sivil toplumun zayıflaması ve geleneksel kurumlara duyulan güvensizlik olarak sıralıyor.

Yunanistan’daki Syriza, İspanya’daki Podemos, Fransa’da Jean-Luc Mélenchon’un Boyun Eğmeyen Fransa ve ABD’deki Bernie Sanders hareketi gibi örnekler üzerinden, bu sol popülist girişimlerin ortak özelliklerini ve karşılaştıkları zorlukları analiz ediyorlar. Borriello ve Jäger, bu hareketlerin verili düzene karşı çıkan söylemlerini, karizmatik liderlerini ve doğrudan demokrasi vurgularını ön plana çıkarırken, zayıf parti yapıları ve heterojen tabanlarını da eleştiriyorlar.

Kitap, sol popülizmin hem bir semptom hem de bir aktör olarak ortaya çıktığını savunuyor; mevcut sosyo-ekonomik koşulların ürünü olmakla birlikte, bu koşulları değiştirmeye yönelik bir çaba olarak değerlendiriliyor. Yazarlar, bu hareketlerin bazı başarısızlıklarına rağmen, onları doğuran koşulların hala geçerli olduğunu ve gelecekteki sol girişimlerin de popülist bir karakter taşıyacağını öngörüyorlar.

Sonuç olarak, ‘Popülist Moment’, 2010’lu yılların sol popülist yükselişinin kapsamlı bir değerlendirmesini sunarken, bu deneyimlerden çıkarılacak derslere ve gelecekteki sol siyaset için olası yollara ışık tutuyor.

  • Künye: Arthur Borriello, Anton Jäger – Popülist Moment: 2008 Krizi Sonrası Bir Sol Muhasebe, çeviren: Ertuğrul Genç, İletişim Yayınları, siyaset, 200 sayfa, 2025

Thomas Hobbes – Hukukun Unsurları (2025)

Thomas Hobbes’un bu kitabı, Hobbes’un siyaset felsefesinin temelini oluşturan ve daha sonraki başyapıtı Leviathan’ın öncüsü niteliğinde olan bir çalışmadır. ‘Hukukun Unsurları’ (‘The Elements of Law – Natural and Politic’), insan doğasını ve toplumsal düzenin nasıl ortaya çıktığını mekanikçi ve materyalist bir bakış açısıyla ele alır. Ona göre, insan doğası temelde bencildir ve her birey kendi varlığını sürdürme ve arzusunu tatmin etme eğilimindedir. Bu doğal durumda, herkesin herkesle savaş halinde olduğu bir kaos ortamı hüküm sürer ve güvenlik, düzen veya istikrar söz konusu değildir.

Hobbes, bu doğal durumdan çıkış yolunun, bireylerin doğal haklarının bir kısmını, ortak bir gücü temsil eden egemen bir otoriteye devretmeleriyle mümkün olacağını savunur. Bu egemen güç, yasaları koyma ve uygulama yetkisine sahip olmalı, böylece toplumsal düzeni sağlayabilir ve bireylerin güvenliğini temin edebilir. Hobbes, en etkili egemenlik biçiminin monarşi olduğunu düşünse de, önemli olanın egemenin gücünün mutlak ve bölünmez olmasıdır. Egemenin temel görevi, barışı ve güvenliği sürdürmektir ve bireylerin bu amaçla egemenin otoritesine itaat etmeleri zorunludur. Hobbes, adaletin ve hukukun ancak egemenin iradesiyle tanımlanabileceğini, doğal bir adalet anlayışının olmadığını ileri sürer. ‘Hukukun Unsurları’, Hobbes’un doğa durumu, doğal haklar, toplumsal sözleşme ve egemenlik gibi temel kavramlarını ilk kez detaylı bir şekilde ele aldığı önemli bir eserdir ve siyaset felsefesi tarihindeki etkili düşünürlerden birinin fikirlerinin gelişimini anlamak için kritik bir kaynaktır.

  • Künye: Thomas Hobbes – Hukukun Unsurları, çeviren: Ayşe Çevik, Fol Kitap, hukuk, 256 sayfa, 2025

Kolektif – Koçgiri Tarihi (2025)

 

Bu çalışma, Koçgiri’nin ve Koçgirililerin üzerindeki sis perdesini aralamak amacıyla yola çıkıyor. Osmanlı arşivlerinin derinliklerine inilerek, 16. yüzyıldan 19. yüzyıla uzanan belgeler ışığında Koçgirililerin izi sürülüyor ve şu temel sorulara yanıt aranıyor: Koçgirililer kimdi? Hangi köklerden geldiler? Tarihi yurtları Çemişgezek Beyliği’nden bugünkü coğrafyalarına ne zaman ve hangi zorlayıcı sebeplerle sürüldüler?

Osmanlı Devleti’nin Kızılbaş Kürt aşiretlerine yönelik tutumu, dönemin resmi kayıtlarına nasıl yansıdı ve bu kayıtlar sonraki tarih yazımını ne şekilde etkiledi? Günümüzde Sivas’ın İmranlı ilçesine bağlı olan köylerin, 1834 nüfus sayımında neden Harput Eyaleti’ne dahil olduğu sorusu da mercek altına alınıyor. Ayrıca, özel statülü Maadin-i Hümayun Eminliği’nin, bölgedeki sömürge benzeri yönetim anlayışının ve günümüze kadar uzanan olağanüstü hal uygulamalarının bir öncülü olup olmadığı tartışılıyor.

Akademik çalışmalarda sıklıkla inanç farklılıkları ve “şekavet” (haydutluk) kavramlarıyla açıklanan 18-19. yüzyıl “aşiretlerin iskânı” politikasının göz ardı edilen sosyo-ekonomik nedenleri, Maadin-i Hümayun’un ortaya çıkış koşulları ve uygulanan politikalarla bağlantılı olabilir miydi? Koçgirililerin “eşkıyalık” olarak nitelendirilen durumdan siyasi bir muhataplığa nasıl evrildiği, 1855’te Koçgiri Kazası’nın ve 1857’de Koçgiri Kaymakamlığı’nın hangi dinamiklerle kurulabildiği de inceleniyor. Son olarak, aşiretin önemli liderlerinden Büyük Alişan Bey’in kimliği ve Koçgirililerin 20. yüzyıla taşınan varlığındaki rolü aydınlatılmaya çalışılıyor.

  • Künye: Kolektif – Koçgiri Tarihi: 16. – 19. yy Osmanlı Arşiv Belgeleriyle, derleyen: Ali Haydar Bektaş, Burak Bektaş, Gültekin Uçar, Dipnot Yayınları, tarih, 690 sayfa, 2025

Marc Edelman, Saturnino M. Borras Jr. – Ulusötesi Tarımsal Hareketlerin Siyasi Dinamikleri (2025)

Marc Edelman ve Saturnino Borras’ın bu çalışması, küresel tarım hareketlerinin doğuşunu, gelişimini ve siyasi etkilerini çok yönlü inceliyor. ‘Ulusötesi Tarımsal Hareketlerin Siyasi Dinamikleri’ [‘Political Dynamics of Transnational Agrarian Movements (Agrarian Change & Peasant Studies’)], neoliberal politikaların tarım üzerindeki dönüştürücü etkilerine karşı oluşan ulusötesi çiftçi ve köylü hareketlerinin sadece ekonomik taleplerle sınırlı kalmadığını, gıda egemenliği, toprak reformu, çevresel adalet ve demokratik katılım gibi geniş bir siyasi mücadele yürüttüğünü savunuyor. Kitap, bu hareketlerin farklı ulusal ve bölgesel bağlamlarda nasıl örgütlendiğini, hangi stratejileri benimsediğini ve uluslararası düzeyde nasıl ittifaklar kurduğunu detaylıca ele alıyor.

Edelman ve Borras, ulusötesi tarım hareketlerinin başarısının sadece yerel mücadelelerin gücüne değil, farklı aktörler arası etkileşimlere, bilgi ve kaynak paylaşımına ve ortak siyasi gündemlerin oluşmasına bağlı olduğunu vurguluyor. Yazarlar, bu hareketlerin uluslararası örgütler, sivil toplum kuruluşları ve diğer sosyal hareketlerle kurduğu karmaşık ilişkileri inceleyerek, küresel siyaset üzerindeki etkilerini değerlendiriyor. Kitap ayrıca, ulusötesi tarım hareketlerinin karşılaştığı zorlukları, içsel bölünmeleri ve devletlerle olan mücadelelerini de ele alarak, bu hareketlerin gelecekteki potansiyelleri ve sınırlılıkları üzerine eleştirel bir bakış sunuyor. Kitap, küresel tarım politikaları, sosyal hareketler ve uluslararası ilişkiler alanlarına ilgi duyanlar için önemli bir kaynak sunuyor.

  • Künye: Marc Edelman, Saturnino M. Borras Jr. – Ulusötesi Tarımsal Hareketlerin Siyasi Dinamikleri, çeviren: Didar Kalafat, Nota Bene Yayınları, tarım, 200 sayfa, 2025

Michela Murgia – Nasıl Faşist Olunur (2025)

Michela Murgia’nın ‘Nasıl Faşist Olunur’ (‘Istruzioni per diventare fascisti’) adlı eseri, faşizmin temel mekaniklerini ve söylemlerini ironik ve keskin bir dille inceleyen bir deneme. Murgia, faşizmin sadece geçmişte kalmış bir ideoloji olmadığını, aksine günümüz toplumlarında farklı kılıklarda yeniden üretilebilecek tehlikeli bir zihniyet olduğunu savunuyor. Kitap, faşist düşünce biçiminin nasıl adım adım inşa edildiğini, hangi psikolojik ve sosyal dinamiklerden beslendiğini ve dilin bu süreçteki kritik rolünü örnekler üzerinden gösteriyor. Murgia, “biz ve onlar” ayrımının yaratılması, düşman figürlerinin oluşturulması, lider kültünün yüceltilmesi, eleştirel düşüncenin bastırılması ve duygusal manipülasyon gibi faşizmin temel araçlarını anlaşılır bir şekilde analiz ediyor.

Yazar, faşizmin sadece siyasi bir rejim biçimi olmadığını, aynı zamanda gündelik hayatta kendini gösterebilen bir tutum ve davranışlar bütünü olduğunu vurguluyor. Farklı toplumsal kesimlerde, hatta apolitik gibi görünen alanlarda bile faşist eğilimlerin nasıl filizlenebileceğine dikkat çekiyor. Murgia, dilin ve söylemin faşist ideolojinin yayılmasındaki ve meşrulaşmasındaki gücünü irdeliyor. Basit ve etkili sloganlar, düşmanlaştırıcı metaforlar ve manipülatif dil oyunlar aracılığıyla faşist düşüncenin nasıl kitlelere nüfuz ettiğini ve kabul gördüğünü örneklerle açıklıyor.

Kitap, faşizmin güncel tezahürlerini anlamak, bu tehlikeli ideolojiye karşı bilinçli bir duruş sergilemek ve demokratik değerleri savunmak için önemli bir okuma sunuyor. Murgia’nın ironik üslubu, konunun ciddiyetini azaltmadan okuyucuyu düşünmeye ve sorgulamaya teşvik ediyor.

  • Künye: Michela Murgia – Nasıl Faşist Olunur: Bir Kılavuz, çeviren: Güzin Molo, Holden Kitap, siyaset, 80 sayfa, 2025

Maureen Murdock – Mit Yaratımı (2025)

Maureen Murdock’ın bu çalışması, anı yazımını sadece geçmiş olayların kronolojik bir kaydı olarak değil, aynı zamanda kişisel mitolojimizi inşa etme ve benliğimizi derinlemesine keşfetme aracı olarak ele alıyor. ‘Mit Yaratımı: Hayatını Anlamlandırmak, Mitini Keşfetmekle Başlar’ (‘Mythmaking: Self-Discovery and the Timeless Art of Memoir’), anılarımızı yazarken kullandığımız anlatı yapılarını, arketipsel temaları ve sembolleri inceleyerek, bu sürecin bireysel psikolojik yolculuğumuzla nasıl iç içe geçtiğini ortaya koyuyor. Kitap, anı yazarlarını kendi hayat hikayelerinin kahramanları olarak görmeye ve deneyimlerini evrensel mitolojik motiflerle ilişkilendirmeye teşvik ediyor.

Murdock, Carl Jung’un arketip kavramlarından ve Joseph Campbell’ın kahramanın yolculuğu modelinden ilham alarak, anı yazım sürecinde ortaya çıkan farklı arketipsel figürleri ve temaları analiz ediyor. Gölge benlik, bilge yaşlı, anima/animus gibi arketiplerin kişisel hikayelerimizde nasıl tezahür ettiğini ve bu arketipsel dinamikleri anlamanın kendi benliğimizi daha derinlemesine kavramamıza nasıl yardımcı olabileceğini sunuyor.

Kitap, anı yazarlarını sadece olayları hatırlamaya değil, aynı zamanda bu olayların duygusal ve psikolojik anlamlarını keşfetmeye, travmaları ve zorlukları kişisel büyüme ve dönüşüm fırsatlarına çevirmeye yönlendiriyor.

Murdock, anı yazımının iyileştirici gücünü vurgulayarak, kendi mitolojimizi yaratma sürecinin bizi daha otantik ve bütünleşmiş bir benliğe taşıyabileceğini savunuyor. Kitap, hem anı yazmaya yeni başlayanlar hem de deneyimli yazarlar için ilham verici ve yol gösterici bir kaynak sunuyor.

  • Künye: Maureen Murdock – Mit Yaratımı: Hayatını Anlamlandırmak, Mitini Keşfetmekle Başlar, çeviren: Selnur Güneş, Beyaz Baykuş Yayınları, mitoloji, 208 sayfa, 2025

Stanley Wells – Shakespeare Nasıl Biriydi? (2025)

Stanley Wells’in bu eseri, William Shakespeare’in hayatını ve kariyerini, dönemin diğer önemli oyun yazarları ve tiyatrocularıyla olan ilişkileri çerçevesinde inceliyor. ‘Shakespeare Nasıl Biriydi?’ (‘Shakespeare and Co.: Christopher Marlowe, Thomas Dekker, Ben Jonson, Thomas Middleton, John Fletcher and the Other Players in His Story’), Shakespeare’in sadece tek başına bir dahi olmadığını, aynı zamanda canlı ve rekabetçi bir tiyatro ortamının içinde yetiştiğini ve bu ortamdaki diğer yetenekli isimlerle etkileşim içinde olduğunu vurguluyor. Kitap, Shakespeare’in çağdaşları olan Christopher Marlowe’un edebi dehasını, Ben Jonson’ın klasiklere olan bağlılığını, Thomas Dekker ve Thomas Middleton’ın popüler zevklere hitap eden oyunlarını ve John Fletcher’ın Shakespeare’in ölümünden sonra tiyatro dünyasındaki etkisini ayrıntılı bir şekilde ele alıyor.

Wells, bu oyun yazarlarının sadece Shakespeare’in rakipleri değil, aynı zamanda meslektaşları ve işbirlikçileri olduğunu da gösteriyor. Shakespeare’in bu isimlerden nasıl etkilendiğini, onlarla nasıl ortak projelerde yer aldığını ve onlara nasıl ilham verdiğini analiz ediyor. Kitap, dönemin tiyatro dünyasının sosyal ve ekonomik yapısını da gözler önüne seriyor, oyun yazarlarının patronlarla olan ilişkilerini, tiyatro şirketlerinin organizasyonunu ve oyunların sahnelenme koşullarını detaylı bir şekilde betimliyor. Wells, Shakespeare’in başarısının sadece edebi yeteneğine değil, aynı zamanda bu dinamik ve rekabetçi ortamda kendini kanıtlamasına ve doğru bağlantılar kurmasına da bağlı olduğunu savunuyor.

Kitap, Shakespeare’i sadece bir yazar olarak değil, aynı zamanda dönemin tiyatro dünyasının aktif bir üyesi olarak anlamak için önemli bir kaynak sunuyor. Çalışma, tiyatro tarihi, edebiyat tarihi ve biyografi alanlarına ilgi duyan okuyucular için değerli bilgiler sunuyor.

  • Künye: Stanley Wells – Shakespeare Nasıl Biriydi?, çeviren: Hamdi Koç, Koç Üniversitesi Yayınları, inceleme, 144 sayfa, 2025

Leo Markun – Fahişeliğin Tarihi (2025)

Leo Markun’un ‘Fahişeliğin Tarihi: Antikçağda ve Ortaçağ’da’ (‘Prostitution in the Ancient World & Prostitution in the Medieval World’) adlı bu eseri, antik Yunan ve Roma’dan başlayarak Orta Çağ Avrupa’sına kadar uzanan geniş bir zaman diliminde fahişeliğin sosyal, ekonomik, kültürel ve dini bağlamlarını inceleyen kapsamlı bir çalışma. Markun, fahişeliğin sadece bireysel bir olgu olmadığını, aynı zamanda dönemin toplumsal yapısı, cinsellik anlayışı, hukuk sistemleri ve dini inançlarıyla derinlemesine iç içe geçmiş bir kurum olduğunu detaylı bir şekilde ortaya koyuyor. Antik dünyada tapınak fahişeliği gibi dini ritüellerle bağlantılı uygulamalardan, liman kentlerindeki ticari fahişeliğe kadar farklı biçimleri ele alan yazar, bu dönemdeki fahişelerin sosyal statülerini, ekonomik koşullarını ve karşılaştıkları yasal düzenlemeleri inceliyor.

Mezopotamya’da tanrıçalar adına hizmet eden kutsal fahişelerden başlayarak, Antik Yunan’da hem kültürel hem de entelektüel yaşamın parçası olan hetairaları, Roma İmparatorluğu’nun yasalarla düzenlenmiş karmaşık ve şaşırtıcı genelev sistemini, erkek fahişeleri, ev hayatını, ikili ilişkileri ve nihayetinde Ortaçağ Avrupası’nın baskıcı ahlak rejimleri altında var olmaya çalışan kadınları anlatıyor.

Orta Çağ’a gelindiğinde ise Markun, Hristiyanlığın yükselişiyle birlikte fahişeliğe yönelik tutumların nasıl değiştiğini ve bu durumun fahişelerin yaşam koşulları üzerindeki etkilerini analiz ediyor. Kilisenin fahişeliği günah olarak kabul etmesine rağmen, kentlerde ve ticaret yolları üzerinde fahişeliğin varlığını sürdürdüğünü ve hatta bazı durumlarda belirli düzenlemelere tabi tutulduğunu gösteriyor. Yazar, Orta Çağ’daki fahişelerin sosyal dışlanma, şiddet ve hastalıklarla mücadelelerini aktarırken, aynı zamanda bazı kentlerde fahişeler için ayrılan bölgeleri ve bu bölgelerdeki yaşamı da betimliyor. Markun’un bu eseri, fahişeliğin tarih boyunca farklı toplumlarda nasıl algılandığını, yaşandığını ve düzenlendiğini anlamak için önemli bir kaynak niteliğinde. Kitap, cinsellik tarihi, sosyal tarih ve hukuk tarihi alanlarına ilgi duyan okuyucular için değerli bilgiler sunuyor.

  • Künye: Leo Markun – Fahişeliğin Tarihi: Antikçağda ve Ortaçağ’da, çeviren: Ulus Sevdi, Fol Kitap, tarih, 112 sayfa, 2025

Hein de Haas – Göç ile İlgili Mitler ve Gerçekler (2025)

Hein de Haas’ın bu çalışması, göç olgusuna dair yaygın yanlış anlamaları ve mitleri çürüten, kapsamlı ve gerçeklere dayalı bir analiz sunuyor. ‘Göç ile İlgili Mitler ve Gerçekler: Siyasetin En Ayrıştırıcı Konusuna Dair Gerçekçi Bir Rehber’ (‘How Migration Really Works: A Factful Guide to the Most Divisive Issue in Politics’), siyasi tartışmalarda sıklıkla duygusal ve ideolojik yaklaşımların hâkim olduğu göç konusunu, demografik veriler, sosyo-ekonomik araştırmalar ve tarihsel perspektifler ışığında ele alarak, göçün karmaşık ve çok boyutlu doğasını ortaya koyuyor. Kitap, göçün sadece bireysel bir tercih veya zorunluluktan ibaret olmadığını, aynı zamanda kaynak ülkelerdeki ekonomik eşitsizlikler, siyasi istikrarsızlıklar, demografik değişimler ve küresel bağlantılar gibi yapısal faktörlerden de derinden etkilendiğini savunuyor

de Haas, göçün genellikle tek yönlü ve kalıcı bir hareket olarak algılanmasının aksine, döngüsel ve dinamik bir süreç olduğunu vurguluyor. Göçmenlerin önemli bir kısmının zaman içinde geri döndüğünü, kaynak ülkelerin ekonomilerine önemli katkılar sağladığını ve göçün hem kaynak hem de hedef ülkeler üzerinde çeşitli sosyo-ekonomik etkileri olduğunu detaylı bir şekilde açıklıyor. Kitap ayrıca, göç politikalarının sıklıkla beklenen sonuçları doğurmadığını, hatta bazı durumlarda ters etki yaratarak düzensiz göçü teşvik edebildiğini örneklerle gösteriyor. de Haas, göç konusundaki tartışmaların daha rasyonel ve kanıta dayalı bir zemine oturtulması gerektiğini savunarak, popülist söylemlerin ve yanlış bilgilendirmelerin göçmenlere ve toplumlara zarar verdiğini belirtiyor. Kitap, göç olgusunu anlamak ve daha etkili ve insancıl politikalar geliştirmek isteyen herkes için önemli bir kaynak.

  • Künye: Hein de Haas – Göç ile İlgili Mitler ve Gerçekler: Siyasetin En Ayrıştırıcı Konusuna Dair Gerçekçi Bir Rehber, çeviren: Uğur Gülsün, Gav Perspektif Yayınları, sosyoloji, 391 sayfa, 2025