Jorge Larrain – İdeoloji ve Kültürel Kimlik (2025)

Jorge Larrain’in bu eseri, modernite ve üçüncü dünya ülkelerinin kültürel kimlikleri arasındaki karmaşık ilişkiyi derinlemesine inceleyen önemli bir çalışma. Yazar, ideoloji, akıl ve kültürel kimlik kavramlarını bir araya getirerek, bu kavramların modernite ve postmodernite tartışmalarındaki yerini ve özellikle de Üçüncü Dünya ülkelerindeki etkilerini analiz ediyor.

Larrain, kitabında Batı merkezli modernite anlayışını eleştirirken, aynı zamanda Üçüncü Dünya ülkelerinin modernleşme süreçlerinde yaşadığı sorunlara da dikkat çekiyor. Yazar, bu ülkelerdeki kültürel kimliklerin Batılı modernitenin etkisi altında nasıl dönüştüğünü ve bu dönüşümün sonuçlarını tartışıyor. Özellikle, sömürgecilik ve bağımsızlık sonrası dönemde yaşanan kültürel çatışmaları ve kimlik arayışlarını mercek altına alıyor.

Kitapta, ideolojinin, özellikle de Marksizm ve postmodernizm gibi ideolojilerin, Üçüncü Dünya ülkelerindeki kültürel kimliklerin oluşumunda ve dönüşümünde oynadığı rol inceleniyor. Larrain, bu ideolojilerin hem olumlu hem de olumsuz etkilerine dikkat çekerek, bu ülkelerdeki karmaşık siyasi ve sosyal süreçlerin anlaşılmasında önemli bir anahtar sunduğunu vurguluyor.

  • Künye: Jorge Larrain – İdeoloji ve Kültürel Kimlik: Modernite ve Üçüncü Dünyanın Varlığı, çeviren: Reyyan Denizci, Lejand Yayınları, siyaset, 290 sayfa, 2025

Richard J. Evans – Tarihin Savunusu (2025)

Richard J. Evans’ın ‘Tarihin Savunusu’ adlı çalışması, postmodernizmin tarihçiliğe yönelik eleştirilerine karşı güçlü bir savunma niteliğinde. Evans, tarihçiliğin nesnelliğinin ve geçmişi doğru bir şekilde anlama çabasının hala mümkün olduğunu savunuyor.

Yazar, postmodernistlerin tarih anlatılarının öznel ve göreceli olduğunu, tarihçilerin de kendi ideolojileri ve ön yargılarıyla yönlendirildiğini iddia etmesine rağmen, tarihçiliğin bilimsel bir disiplin olduğunu ve nesnellik arayışının temel bir ilke olduğunu vurguluyor. Evans, tarihçilerin geçmiş olayları incelerken kaynakları eleştirel bir şekilde değerlendirmeleri, farklı perspektifleri dikkate almaları ve kanıtları dikkatlice analiz etmeleri gerektiğini belirtiyor.

Kitapta, tarihçiliğin önemi ve gerekliliği de vurgulanıyor. Evans’a göre tarih, geçmişi anlamamızı, geleceğe dair daha bilinçli kararlar almamızı ve kimliğimizi oluşturmamızı sağlayan önemli bir araçtır. Tarihçilik, sadece geçmişteki olayları kaydetmekle kalmaz, aynı zamanda güncel sorunlara ışık tutar ve toplumsal bilincin gelişmesine katkıda bulunur.

‘Tarihin Savunusu’, tarihçilik alanında çalışanlar ve tarih meraklıları için önemli bir kaynak niteliğinde. Kitap, tarihçiliğin temel ilkelerini açık bir şekilde ortaya koyarken, aynı zamanda postmodernizm gibi farklı tarih anlayışlarını da eleştirel bir gözle değerlendiriyor. Evans, tarihçiliğin sadece geçmişe yönelik bir disiplin değil, aynı zamanda geleceğe dair umut veren bir uğraş olduğunu vurguluyor.

  • Künye: Richard J. Evans – Tarihin Savunusu, çeviren: Uygur Kocabaşoğlu, Vakıfbank Kültür Yayınları, tarih, 324 sayfa, 2025

Federico Finchelstein – Faşizme Heves Etmek (2025)

‘Faşizme Heves Etmek’, günümüzde yükselişe geçen ve faşizme meyleden popülist hareketleri derinlemesine inceliyor. Federico Finchelstein, bu hareketlerin tarihsel kökenlerini, ideolojilerini ve demokratik sistemlere yönelik tehditlerini detaylı bir şekilde analiz ediyor.

Finchelstein, kitabında “faşizme heves edenler” olarak tanımladığı bu yeni siyasi figürlerin, geleneksel faşist liderlerden farklı olduğunu vurguluyor. Bu yeni nesil liderler, genellikle demokratik yollarla iktidara geliyor ancak daha sonra otoriter yönetim biçimlerine kayıyorlar. Yazar, bu dönüşümün nasıl gerçekleştiğini ve bu liderlerin demokrasiyi içten nasıl çürüttüğünü açıklıyor.

Kitap, faşizmin tarihsel kökenlerinden yola çıkarak günümüzdeki popülist hareketlerin nasıl ortaya çıktığını ve bu hareketlerin ortak özelliklerini inceliyor. Yazar, bu hareketlerin temelde yabancı düşmanlığı, propaganda, siyasi şiddet ve nihayetinde diktatörlüğe giden bir yol izlediğini belirtiyor. Ancak, günümüzdeki faşist eğilimli liderlerin, geçmişteki faşist liderler gibi tam anlamıyla diktatörlük kuramadıklarını da vurguluyor.

Finchelstein, kitabında Trump, Bolsonaro ve Modi gibi güncel örnekleri inceleyerek, “faşizme heves eden” liderlerin nasıl iktidara geldiğini ve ne gibi tehditler oluşturduğunu gösteriyor. Yazar, bu liderlerin ortak özelliklerini ve kullandıkları yöntemleri ortaya koyarak, okurlara bu tür liderleri tanıma ve onlara karşı mücadele etme konusunda önemli bilgiler sunuyor.

‘Faşizme Heves Etmek’, günümüz dünyasının en önemli sorunlarından biri olan popülizm ve otoriterizm meselesine farklı bir bakış açısı getiriyor. Kitap, hem akademik bir çalışma hem de güncel siyaseti anlamak isteyen herkes için önemli bir kaynak niteliğinde.

  • Künye: Federico Finchelstein – Faşizme Heves Etmek: Demokrasiye Karşı En Büyük Tehdidi Anlamak İçin Bir Rehber, çeviren: Zeynep Şarlak, İletişim Yayınları, siyaset, 253 sayfa, 2025

Hatice Çoban Keneş – Yeni Irkçılığın “Kirli” Ötekileri (2025)

Sınıfa, ırka, etnik kökene, cinsiyete dair ayrımcı pratikleri sınırlamaya, denetlemeye, hatta gerektiği yerde yasaklamaya yönelen bütün önlemlere rağmen ayrımcılık, biçim değiştirmiş ve gündelik yaşamın içine sızmış ama görünürlüğü azalmış olarak önemli bir sorun olmayı sürdürüyor. Ayrımcılığın dolaylı biçimleri, özellikle medyanın gündelik yaşamın hemen her alanına dair yaydığı mesajlarda kendini gizleyen sıradan, ilgisiz bir haberin ya da metnin satır aralarında kaybolan ama yakından bakıldığında pekâlâ ırkçı olarak nitelenebilecek yargılarla üretilmeye devam ediyor.

Bu çalışma, ırkçı söylemin bu yeni biçiminin görünürleştirilmesi yükümlülüğünü üstleniyor. Kitapta, “muğlak-belirsiz” görünümler arkasına yerleşen ve çoğu zaman satır aralarına gizlenen ırkçılığın ve ayrımcılığın medyayı bir şekilde takip eden “sıradan insanların” gündelik konuşmalarında yer etme biçimleri serimlenip yeni ırkçılığın perdesi aralanıyor. Sıradan medya takipçilerinin gündelik hayatlarında yeni ırkçı söylemleri nasıl inşa ettiği, yeni ırkçı ideolojinin “öteki”nin etnik, dinsel, cinsel farklılıkları üzerinden nasıl bir fantezi işlevi yüklendiği irdeleniyor.

Ayrımcı ideolojileri birbirine eklemlemek yoluyla başta Kürtler olmak üzere Alevilere, Ermenilere, kadınlara, farklı cinsel yönelimlere yönelik nefret dolu ifadelerinden hareketle biyolojik temellere dayanan “eski” ırkçılıktan, daha çok cinsiyetçi, milliyetçi vb. ideolojilerin ittifak kurması ile üretilen “yeni” ırkçılığa evrilen süreçte kavramın nasıl bir dönüşümden geçtiğinin ve hangi anlamlara büründüğünün izi sürülüyor.

  • Künye: Hatice Çoban Keneş – Yeni Irkçılığın “Kirli” Ötekileri: Kürtler, Aleviler, Ermeniler, Dipnot Yayınları, siyaset, 224 sayfa, 2025

Jean Améry – İstemli Ölüm (2025)

Jean Améry’nin ‘İstemli Ölüm’ adıyla Türkçeye çevrilen bu derinlikli eseri, yazarın toplama kampı deneyiminin psikolojik izlerini ve intihar düşüncesini felsefi bir perspektifle incelemesidir.

Améry, Auschwitz ve Bergen-Belsen gibi Nazi toplama kamplarında yaşadığı dehşet verici deneyimlerin ardından, yaşamın anlamı ve insanın özgürlüğü üzerine derinlemesine düşünmeye başlar. Kitapta, bu deneyimlerin psikolojik etkilerini ve bireyin kendi hayatına son verme hakkını felsefi bir çerçevede tartışır.

Yazar, intiharı sadece bireysel bir eylem olarak değil, aynı zamanda toplumsal ve siyasal koşulların bir sonucu olarak da ele alır. Toplama kamplarında yaşanan insanlık dışı koşulların, bireyin yaşam hakkını nasıl zedelediğini ve intiharı kaçınılmaz kılan bir hale nasıl getirdiğini detaylı bir şekilde analiz eder.

Améry, intiharı bir kaçış olarak değil, aksine özgürlüğün son çaresi olarak görür. Ona göre, insanın kendi hayatına son verme hakkı, temel bir insan hakkıdır ve bu hak, bireyin özgür iradesinin bir ifadesidir. Ancak, intiharın kolayca alınabilecek bir karar olmadığını ve derinlemesine düşünülmesi gerektiğini vurgular.

Kitapta, Améry aynı zamanda suçluluk, vicdan, insanlık onuru gibi kavramları da sorgular. Toplama kamplarında yaşananların vicdanlarda yarattığı derin yaraları ve bu yaraların iyileşmesinin ne kadar zor olduğunu anlatır.

‘İstemli Ölüm’ sadece intihar üzerine bir inceleme değil, aynı zamanda insanlık durumu, özgürlük, acı ve umut üzerine derinlemesine bir düşünce deneyidir. Améry, okuru zorlayıcı sorularla karşı karşıya bırakarak, kendi yaşamı ve dünyası hakkında derinlemesine düşünmeye teşvik ediyor.

  • Künye: Jean Améry – İstemli Ölüm, çeviren: Aydın Gelmez, Sel Yayıncılık, anlatı, 216 sayfa, 2025

Kolektif – Hayatın Anlamı ve Büyük Filozoflar (2025)

Stephen Leach ve James Tartaglia’nın editörlüğünü yaptığı ‘Hayatın Anlamı ve Büyük Filozoflar’, felsefenin en temel sorularından biri olan “hayatın anlamı” üzerine derinlemesine bir inceleme sunuyor. Kitap, farklı dönemlerde yaşamış ve insan varoluşunu sorgulayan büyük filozofların düşüncelerini bir araya getirerek, bu kadim sorunun çok yönlü yanıtlarını ortaya koyuyor.

Eserde, Sokrates’ten Konfüçyüs’e, Nietzsche’den Kant’a ve Sartre’a kadar pek çok filozofun yaşamın anlamı üzerine görüşleri ele alınıyor. Felsefenin farklı akımları, bu soruyu nasıl ele aldığı, hangi yöntemleri kullandığı ve hangi sonuçlara ulaştığı detaylı bir şekilde analiz ediliyor. Kitap, sadece filozofların düşüncelerini aktarmakla kalmıyor, aynı zamanda bu düşüncelerin günümüz insanı için ne anlama geldiğini de sorguluyor.

A. C. Grayling, Genevieve Lloyd ve John Cottingham gibi alanın önde gelen uzmanları tarafından kaleme alınan ‘Hayatın Anlamı ve Büyük Filozoflar’, felsefeye ilgi duyan herkes için olduğu kadar, hayatın anlamını sorgulayan herkes için de önemli bir kaynak. Kitap, okuyucuyu düşünmeye ve kendi yaşamının anlamı üzerine derinlemesine düşünmeye teşvik ediyor.

  • Künye: Kolektif – Hayatın Anlamı ve Büyük Filozoflar, derleyen: Stephen Leach, James Tartaglia, çeviren: Cem Gönenç, Alfa Yayınları, 512 sayfa, 2025

İrfan Aktan – Karihōmen (2025)

İrfan Aktan, 1990’lı yıllardan itibaren baskılar ve yayla yasakları nedeniyle Adıyaman-Maraş-Gaziantep üçgenindeki topraklarını terk etmek zorunda kalan Mahkan aşiretine bağlı Kürtlerin Japonya’da karşılaştıkları zulme sert bir ışık tutuyor.

Aktan, Tokyo’ya yakın Kawaguchi-Warabi şehirlerinde yaşayan kadını, çocuğu, yaşlısıyla iki bin Kürt’ün, Türkiye ve Japonya hükümetleri arasındaki ilişkilere ve Japon iç siyasetine nasıl kurban edilip ikili kuşatmaya alındığını gösteriyor.

Karihōmen denen “denetimli serbestlik” statüsüyle çalışma, sağlık, seyahat ve eğitim dahil, her türlü haktan nasıl mahrum bırakıldıklarını, Japonya’daki Netto-uyo (internet sağı) ile Türkiye’deki ırkçı sosyal medya kullanıcılarının müşterek olarak Kürt karşıtı nefreti nasıl örgütlediğini mercek altına alıyor. Japonya’daki ırk ayrımcılığının tarihsel ve sosyal arka planına eğiliyor. ‘Karihōmen: Japonya’da Kürt Olmak’ bu alanda yapılmış kapsamlı ilk çalışma özelliği taşıyor.

Japoncada “Karihōmen” kelimesi, bir bireyin farklı kültürler, etnik kökenler veya sosyal çevreler arasında sıkışıp kalması, kimliğini yitirmesi veya birden fazla kimliğe sahip olma durumu gibi karmaşık ve çelişkili bir durumu ifade eder. Bu durum, özellikle göçmenler, melezler veya farklı kültürlerden gelen insanlarda sıklıkla yaşanır.

Kitaptan bir alıntı:

“Filistin askısını biliyor musun; Karihōmenlilik işte öyle bir işkence. Vücudunun bütün ağırlığını yere zar zor değen ayak parmaklarının üstünde taşıman gerekiyor. Ben buna ‘Japon askısı’ diyorum. Karihōmenlilik ne zaman indirileceğini bilmeden tutulduğun bir askıdır. Çoğumuz yıllardır Japon askısındayız. İltica başvurusu yapıyorsun, reddediyorlar. Yine başvuruyorsun, yine reddediyorlar. ‘Ülkeme dönersem hapse girerim’ diyorsun, seni burada hapse atıyorlar. Dönmeyi reddedersen seni Karihōmenli yapıp Saitama’ya hapsediyorlar.”

  • Künye: İrfan Aktan – Karihōmen: Japonya’da Kürt Olmak, İletişim Yayınları, siyaset, 351 sayfa, 2025

Dennis P. Hupchick – Balkanlar (2025)

Dennis P. Hupchick’in bu çalışması, karmaşık ve çalkantılı bir coğrafya olan Balkanların tarihini kapsamlı bir şekilde ele alıyor.

Özgün adı ‘The Balkans from Constantinople to Communism’ (‘Konstantinopolis’ten Komünizme Balkanlar’) olan kitap, Bizans İmparatorluğu’nun sonundan başlayarak, Osmanlı hakimiyeti, ulus devletlerin ortaya çıkışı, Balkan Savaşları, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları ve Soğuk Savaş dönemi gibi önemli dönüm noktalarını inceliyor.

Yazar, Balkanların tarihini sadece siyasi olaylar üzerinden değil, aynı zamanda bölgenin kültürel, dini ve etnik çeşitliliğini de göz önünde bulundurarak analiz ediyor. Bu çeşitliliğin hem bölgeye zenginlik kattığını hem de çatışmalara zemin hazırladığını vurguluyor. Hupchick, Balkanların tarihini, Batı ve Doğu arasında bir köprü olarak konumlandırıyor ve bu coğrafyanın Avrupalılaşma sürecini detaylı bir şekilde inceliyor.

Kitap, Balkanların siyasi ve sosyal tarihini anlatırken, aynı zamanda bölgenin ekonomik yapısını, eğitim sistemini ve kültürel hayatını da ele alıyor. Yazar, Balkanların tarih boyunca büyük güçlerin çekişme alanı olması nedeniyle sık sık istikrarsızlık yaşadığını ve bu durumun bölge halkının hayatını derinden etkilediğini vurguluyor.

Kitap, Balkan tarihi hakkında kapsamlı bir bilgi edinmek isteyenler için önemli bir kaynak. Kitap, bölgenin karmaşık tarihini anlaşılır bir dille anlatırken, aynı zamanda okuyucuyu düşünmeye ve kendi yorumlarını yapmaya teşvik ediyor.

Kitap, Türkçe’de şimdiye kadar yayımlanmış en kapsamlı Balkan tarihidir.

Özetle, Hupchick’in çalışması, Balkanların zengin ve çalkantılı tarihini, Bizans’tan komünizme uzanan geniş bir zaman diliminde inceliyor. Kitap, bölgenin kültürel, siyasi ve sosyal yapısını anlamak isteyenler için değerli bir kaynak.

  • Künye: Dennis P. Hupchick – Balkanlar: İki Dünya Arasında Bir Tarih, çeviren: Cengiz Yolcu, Vakıfbank Kültür Yayınları, tarih, 544 sayfa, 2025

Bernard Friot, Frédéric Lordon – Komünizm İş Başında (2025)

Bernard Friot ve Frédéric Lordon’un ‘Komünizm İş Başında’ adlı kitabı, komünizmi güncel bir perspektifle ele alıyor. Friot, Fransa’daki sosyal güvenlik sisteminin komünist bir deneyim olduğunu savunurken, Lordon ise bu deneyimin hem güçlü hem de zayıf yönlerine dikkat çekiyor. İkisi de kapitalizmin mevcut sorunlarına karşı alternatif çözümler sunuyor. Kitap, komünizmin tarihsel deneyimlerinden ders çıkararak, günümüzün ekonomik ve sosyal sorunlarına daha iyi çözümler üretmek isteyenler için önemli bir kaynak. Friot’un “genel vatandaşlık geliri” önerisi ve Lordon’un Spinoza’dan ilham alan düşünceleri, bu kitabı hem akademik hem de siyasi açıdan zengin kılıyor.

Kitapta, komünizmin sadece ekonomik bir sistem değil, aynı zamanda bir yaşam tarzı ve toplumsal bir proje olduğu vurgulanıyor. Yazarlar, komünizmin eşitlik, adalet ve özgürlük gibi değerleri nasıl gerçekleştirebileceğini tartışıyorlar. Aynı zamanda, komünizmin tarihsel deneyimlerinden ders çıkararak, gelecekteki olası komünist projeler için yol haritaları çiziyorlar.

‘Komünizm İş Başında’ hem komünizm tarihine ilgi duyanlar hem de güncel siyasi ve ekonomik sorunlara çözüm arayanlar için önemli bir kaynak. Kitap, farklı disiplinlerden gelen iki düşünürün, komünizm üzerine yaptıkları derinlemesine tartışmaları sayesinde, okurlarına yeni perspektifler sunuyor.

  • Künye: Bernard Friot, Frédéric Lordon – Komünizm İş Başında: Kapitalizme Karşı Sosyal Güvenlik Sistemi, söyleşi: Amélie Jeammet, çeviren: Aslı Sümer, Metis Yayınları, siyaset, 248 sayfa, 2025

Beatrix Caner – Türk Modernizminin Klasikçileri (2025)

Türkolog, yazar, yayıncı, çevirmen ve edebiyat eleştirmeni Beatrix Caner’in bu çalışması, Türk edebiyatının modern dönemdeki önemli eserlerini ve yazarlarını ele alıyor.

Caner, eserinde Türk modernleşme sürecinde edebiyatın oynadığı rolü inceler.

Batılılaşma sürecinde Türk edebiyatının nasıl şekillendiğini, geleneksel değerlerle modern düşüncelerin nasıl bir araya geldiğini ve bu süreçte ortaya çıkan özgün bir edebiyatın nasıl oluştuğunu detaylı bir şekilde analiz ediyor.

Kitap, Türk edebiyatının önemli isimlerinden örnekler vererek konuyu derinleştiyor. Yazarlar hakkında biyografik bilgiler sunar, eserlerinin temalarını ve stilistik özelliklerini inceler. Ayrıca, Türk edebiyatının Batı edebiyatıyla olan ilişkilerini ve etkileşimlerini de ele alıyor.

Caner’in çalışması, Türk edebiyatının dünya edebiyatındaki yerini daha iyi anlamayı sağlayan önemli bir kaynak niteliğinde.

Özetle ‘Türk Modernizminin Klasikçileri’ Türk edebiyatının modern dönemdeki gelişimini, önemli yazarlarını ve eserlerini kapsamlı bir şekilde inceleyen bir çalışmadır. Kitap, hem Türk edebiyatına merak duyan yabancı okuyuculara hem de Türk edebiyatı araştırmacılarına önemli bilgiler sunuyor.

  • Künye: Beatrix Caner – Türk Modernizminin Klasikçileri, çeviren: Rıza Alper, Albaraka Yayınları, inceleme, 384 sayfa, 2025