Thomas de Quincey – Güzel Sanatların Bir Dalı Olarak Cinayet (2018)

Thomas de Quincey eserlerinde, suçu estetik bir eylem olarak ele alması, intikam ve şiddeti dürüstçe restmetmesiyle hem kendi dönemindeki edebiyatta yapılmayanı yaptı hem de daha sonraki suç edebiyatı, özellikle de dedektiflik edebiyatı üzerinde önemli etkiler bıraktı.

de Quincey’nin ‘Güzel Sanatların Bir Dalı olarak Cinayet’ adlı bu eseri ise, John Williams’ın 1811’deki bir dizi dehşetli cinayetinin izini sürüyor.

Roman, bir yandan bu cinayetleri ayrıntılı olarak tasvir ederken, diğer yandan da toplumdaki egemen ahlak anlayışındaki ikiyüzlülükleri net bir biçimde ortaya koyuyor.

Karanlık mizah duygusunun egemen olduğu bir üslupla yazan de Quincey’nin ardılları olarak Edgar Allan Poe, Charles Baudelaire, Aldous Huxley ve William Burroughs gibi yazarları örnek gösterebiliriz.

  • Künye: Thomas de Quincey – Güzel Sanatların Bir Dalı Olarak Cinayet, çeviren: İsmet Birkan, İletişim Yayınları, roman, 172 sayfa, 2018

Kevork Garbisyan ve Sarkis Gregoryan – Gökyüzünü Kaybeden Kartal (2015)

1895 katliamından ve 1915 soykırımından kurtulan, fakat 1938 Dersim katliamında kırıma uğrayan Dersimli bir ailenin, Hozatlı Gregoryan’ların trajik hikâyesi.

Bu kitapta anlatımlarına yer verilen, Gregoryan ailesinden Kevork Garbisyan ve Sarkis Gregoryan (Hıdır Yıldız) amcalar, yaklaşık yüz yıla yakın süredir etkisinden hiçbir şey kaybetmeyen bir acının yıkıcı etkilerini ilk günkü gibi hatırlıyor.

  • Künye: Kevork Garbisyan ve Sarkis Gregoryan – Gökyüzünü Kaybeden Kartal: Dersimli Gregoryan Ailesinin Anıları, hazırlayan: Murat Kahraman, İletişim Yayınları

Pelin Özer – Latife Tekin Kitabı (2014)

Latife Tekin’in kendine has edebiyat dünyasını farklı bir pencereden görmek isteyenlere.

Kendisiyle yapılmış söyleşilere dayanan kitapta Tekin, samimi bir şekilde yazı macerasını, kimi romanlarını yazarken yaşadığı ilginç olayları okurlarıyla paylaşıyor.

Bu söyleşi, kendi hikâyesini kurmak isteyen yazar adayları için de pek çok ipucu barındırıyor.

  • Künye: Pelin Özer – Latife Tekin Kitabı, İletişim Yayınları

Wilhelm Schmid – Sakin Olmak (2014)

Hızın, hareketin egemen olduğu çağımız, sükûnete ve dinginliğe izin vermiyor. Wilhelm Schmid, içinde bulunduğumuz bu çıkmazın karşısına, hayatı kolaylaştıran ve zenginleştiren bir kaynak olarak sakinliği koyuyor.

Sakinliği nasıl geri kazanabiliriz ve onu bir erdem olarak görmek ne demektir sorularına yanıt bulmak için bakmakta fayda var.

  • Künye: Wilhelm Schmid – Sakin Olmak, çeviren: Tanıl Bora, İletişim Yayınları

Ali Karatay – Demir Çelik Karabük: Bir İşçi Kentinin Hikâyesi (2018)

Çeliğe can verenlerin ülkesi Karabük hakkında çok güzel bir çalışma.

Ali Karatay, Türkiye’nin ilk ağır sanayi merkezi olan Karabük’ün siyasal ve sosyal/sınıfsal evrimini ve bu evrimin ardındaki etkenleri kapsamlı bir şekilde ortaya koyuyor.

Kitapta,

  • Cumhuriyet’in Karabük ve Karabük Demir Çelik Fabrikası’nda cisimleşen ekonomi-politiği,
  • Fabrika işçilerinin yaşam koşulları,
  • Karabük burjuvazisinin doğuşu,
  • Karabük’te işçilerin sendikayla tanışması,
  • 1950’li yılların Karabük’ünde siyaset,
  • 1960-1981 arasında Karabük işçi sınıfının durumu ve işçi hareketi,
  • Karabük’ün ve Karabük işçisinin darbeyle imtihanı,
  • Siyasi cephede Karabük ve 12 Eylül,
  • Karabük’ün çelik işçisinin sağcılığı, solculuğu, köylülüğü ve muhafazakârlığı,
  • Ve Karabük işçisinin sağcılığının temel nedenleri gibi konular ele alınıyor.

Ali Karatay’ın çalışmasının çerçevesini, bir işçi kenti olarak Karabük’ün siyasi duruşunun ve sınıf mücadelesinin yakın tarihi süreç içindeki evrimi oluşturuyor.

Dolayısıyla kitap, Karabük’ün bu kimliğiyle uyumlu siyasi-sınıfsal eğilimleri ve refleksleri neden göstermediğini tartışmasıyla da önemli bir boşluğu dolduruyor.

  • Künye: Ali Karatay – Demir Çelik Karabük: Bir İşçi Kentinin Hikâyesi, İletişim Yayınları, şehir, 464 sayfa, 2018

Douglas Spencer – Neoliberalizmin Mimarlığı (2018)

Kimi mimar ve mimarlık kuramcıları, kendilerini mimarlığa yeni ve özgürleştirici bir yön kazandıran birer öncü gibi göstermek amacıyla Deleuze ve Guattari’ye ait kavramsal sözdağarcığını nasıl suistimal ediyor?

Başka bir deyişle Zaha Hadid, Patrik Schumacher, Rem Koolhaas ve Greg Lynn Spencer gibi bugün mimarlık alanının şöhretli isimlerinin ortaya koydukları, özünde neoliberal düşünceyle nasıl bir ortaklık kurdu?

Şehircilik tarihi ve kuramı ile mimarlık üzerine uzun yıllardır ders vermekte olan Douglas Spencer bu önemli çalışmasında, çağdaş mimarlıktaki egemen düşünce ve uygulamaların neoliberal yönetim teknikleriyle nasıl bir ittifak kurduğunu gözler önüne seriyor.

Spencer, “mimari Deleuze’cülük”ün hem yazılı söylemini yakın bir okumaya tabi tutuyor, hem de inşa edilmiş projelerini analiz ederek aslında bunların, özgürleştirici olmak şöyle dursun, neoliberal özneleştirme gündemine alet olduğunu ortaya koyuyor.

Kitap bunun yanı sıra, mimarlıkta post-eleştirel ve “projeci” görüşün gelişimini ve bunun hayata geçirilmesi için mimarlık kuramına nasıl yeni bir biçim ve amaç kazandırıldığını ele alıyor.

Ayrıca mimarlıkta kendiliğinden organizasyona, karmaşıklığa ve oluşuma ilişkin genel modeller üzerinde, özellikle de bunların neoliberalizme ait “hakikat oyunları”nın inşasında nasıl rol oynadığı üzerinde duruyor.

Spencer, buna ilaveten, son zamanlarda mimarlık söylemine hâkim olan duygulanım kuramlarını eleştirel bir bakışla ele alarak, yapılı çevreyle ilgili dolayımsız ve post-linguistik deneyimlerin olumlanmasını sorguluyor.

Spencer, aynı zamanda, Foucault’nun izinden giderek “öznelliğin üretimi” dediği mesele bağlamında, neoliberalizmin verimli bir iktidar ve denetim modeli ve aracı olarak işleyişini anlamaya ve ortaya sermeye çalışıyor; neoliberalizmi, kapitalizmin hiç değişmeyen asli “doğasının” gem vurulamayan aşırı bir dışavurumu gibi sunmaktansa, bir iktisadi düşünce ekolü olarak kavramaya çalışıyor.

Bu minvalde hem Foucault’nun “Biyopolitikanın Doğuşu” üzerine derslerini, hem de daha yakın zamanlarda bu dersler üzerinden çalışmalarını geliştiren Christian Laval, Pierre Dardot ve Philip Mirowski gibi yazarların yazılarını esas alan Spencer, Zaha Hadid Architects, Foreign Office Architects, Rem Koolhaas/OMA gibi önemli mimari projeleri bu bağlamda analiz ediyor.

  • Künye: Douglas Spencer – Neoliberalizmin Mimarlığı: Çağdaş Mimarlığın Denetim ve İtaat Aracına Dönüşme Süreci, çeviri: Akın Terzi, İletişim Yayınları, mimari, 304 sayfa, 2018

Çilem Tercüman – Türk Romanında Moda ve Toplumsal Değişim (1923-1940) (2018)

Moda denince, herkesin aklına öncelikle kıyafet gelir.

Oysa moda, politik doktrinlerden ev dekorasyonuna, sanat akımlarından davranış biçimlerine kadar sosyal hayatın değişikliğe açık olan bütün cephelerinde var olabilen bir olgudur.

Dolayısıyla moda, geleneksel toplumlarda bugünkü anlamında görülmezken modern toplumlarda en yaygın ve etkileyici hâliyle ortaya çıkar; toplumsal değişimle birlikte hızını ve gücünü arttırarak mevcudiyetini devam ettirir.

İşte Çilem Tercüman’ın bu muhteşem çalışması da, modanın yarattığı toplumsal değişimi erken Cumhuriyet dönemi romanları üzerinden inceliyor.

Çalışmanın çerçevesini, 1923-1940 yılları arasında yayınlanmış romanlar oluşturuyor.

Bilindiği gibi, erken Cumhuriyet yılları, Türkçede, yaygın olarak Batılılaşma ile ifade edilmeye başlanan modayla ilgili gündemin hayatın içinde belirginleşerek yaygınlaştığı bir dönem olmasıyla ayrıca dikkat çekicidir.

Tercüman, kadınlar için kürkten ipek çoraba, şapkadan mücevhere ve makyaja; erkekler için de monokldan bastona, yaka çiçeğinden kol saatine yanık deri modasından zayıflık modasına bu dönemin kılık kıyafet ve moda anlayışında öne çıkan eğilimleri bir bir izliyor.

Kitapta ayrıca,

Şark veya eski Türk odası, Amerikan bar, dans salonuyla karşımıza çıkan ev modalarını; Pera Palas, Lebon, Maksim Bar, Serkldoryan (Cercle d’Orient), Büyükada, Yat Kulübü ve Splendid Otel’le eğlence mekânları modalarını ve nihayet müzik, dans, kumar, balo, çay, spor gibi dönemin eğlence modasını da kapsamlı bir şekilde inceliyor.

  • Künye: Çilem Tercüman – Türk Romanında Moda ve Toplumsal Değişim (1923-1940), İletişim Yayınları, edebiyat inceleme, 302 sayfa, 2018

Volker Kutscher – Sessiz Ölüm: Gereon Rath’ın İkinci Vakası (2018)

Kısa bir süre önce burada yer verdiğimiz ‘Islak Balık’tan sonra, Komiser Gereon Rath ikinci macerasıyla karşımızda.

Daha önceki romanda, Weimar Cumhuriyeti zamanlarında, Nazilerin komünistlere karşı yürüttüğü acımasız sokak savaşları sürecinde bir cinayeti aydınlatmaya koyulan Komiser Rath, şimdi de Berlin’de ünlü bir aktrisin cinayete kurban gitmesinin ardındaki gizemleri aydınlatmaya koyuluyor.

Nazilerin bütün yıkıcılıklarıyla, koşar adım Almanya’da iktidara koşar adım iktidara yürümektedir.

Bu esnada 1930’ların Berlin’i de, Avrupa’nın en önemli sinema merkezlerinden biri haline gelmiştir.

Fakat aynı zamanda bu sektör ile yeraltı dünyasında büyük bir güç mücadelesi yaşanmaktadır.

İşte aktrisin cinayeti, tam da bu rekabetin beraberinde getirdiği kirli ilişkilerin düğümlendiği bir olay olması açısından önemlidir.

Sinema sektörünün ilk döneminde geçmesiyle ayrıca dikkat çeken ‘Sessiz Ölüm’, sessiz filmcilerle sesli filmciler arasındaki kamplaşmayı, Nazilerin gittikçe şiddetlenen baskılarını ve polis örgütü içindeki rekabeti de kurguya yediriyor.

  • Künye: Volker Kutscher – Sessiz Ölüm: Gereon Rath’ın İkinci Vakası, çeviren: Gülçin Wilhelm, İletişim Yayınları, roman, 483 sayfa, 201

Ayşe Buğra ve Osman Savaşkan – Türkiye’de Yeni Kapitalizm (2014)

1980 sonrasında iş dünyasının ekonomik, siyasi ve kültürel koordinatlarını dönüştüren, yeni türden çıkar temsiliyetlerine yol açan ve Türkiye’de hükümet ile iş dünyası arasındaki ilişkileri değiştiren gelişmelerin bir dökümü.

Bu kitap tam da bunu irdeliyor ve bunu yaparken, muhafazakâr ve laik burjuvazi arasındaki çatışmaları saptamayı da ihmal etmiyor.

  • Künye: Ayşe Buğra ve Osman Savaşkan – Türkiye’de Yeni Kapitalizm, İletişim Yayınları

Jeremy Rifkin – Üçüncü Sanayi Devrimi (2014)

Endüstriyel yaşam tarzını oluşturan petrol ve diğer fosil yakıtlar tükeniyor ve bu enerjiden üretilen teknolojiler hızla eskiyor.

İnternet teknolojisi ve yenilenebilir enerjilerin dünyayı değiştirebilecek bir Üçüncü Sanayi Devrimi’ni sağladığını söyleyen Rifkin, yeşil bir geleceğin imkânlarını tartışıyor.

  • Künye: Jeremy Rifkin – Üçüncü Sanayi Devrimi, çeviren: Pelin Sıral ve Murat Başekim, İletişim Yayınları