Robert Sasso ve Arnaud Villani – Gilles Deleuze Sözlüğü (2023)

Bu kapsamlı sözlük Gilles Deleuze’ün orijinal terminolojisinin sistematik bir envanterini çıkarmasıyla çok önemli.

Robert Sasso ve Arnaud Villani, her bir kavramın ayrıntılı bir tarihini, felsefi bir tartışma ve metinlerin bibliyografyası eşliğinde sunuyor.

Sözlük, mevcut veya gelecekteki tüm Deleuze çalışmaları için eşsiz bir araç.

Deleuze’ün felsefesinde, bireyler ve gruplar gibi, kavramlar da kompozisyonlarını sürekli değiştiren farklılaşma çizgilerinden oluşur.

Bu felsefenin baş döndürücü kavram yaratımı, aynı kavramın başka başka terimlerle ifade edilmesine yol açar.

Bazen de ifade edilen kavramın anlamı esner ve başka kavramlarla başka kompozisyonlar oluşturur.

Üstelik bunların hepsi aynı anda olur.

Bu durumda, kavram ile tanımı bile mutlu bir beraberlik içinde değilken, kavram ile kelimenin nasıl bir mutlu beraberliği olabilir ki?

Böyle bir beraberliği varsaymadan, bir felsefenin sözdağarını oluşturmak hâlâ mümkün olabilir mi?

Olabilir.

İşte bu sözlük, bunun da yeterli bir kanıtı olabilir.

  • Künye: Robert Sasso ve Arnaud Villani – Gilles Deleuze Sözlüğü, çeviren: İrem Güven, Otonom Yayıncılık, sözlük, 368 sayfa, 2023

LASTESIS Kolektifi – Korkuyu Ateşe Vermek (2023)

LASTESIS kolektifi, Şili’de kadına yönelik sistematik şiddeti protesto eden “Yoluna Çıkan Tecavüzcü” performansını ilk kez 2019 yılının sonunda sergiledi.

Yazdıkları şarkı, sadece birkaç gün içinde dünyanın pek çok yerinde kadınlar tarafından sahiplenilerek sokaklara taşındığında feminist bir marşa dönüştü.

Suç bende değil,

Her nerdeysem, her ne giydiysem.

Tecavüzcü sendin.

Tecavüzcü sensin.

Şilili kadınların başlattığı yangın bu kadar büyüdüyse, bunun bir sebebi düşmanın sınır tanımazlığı, diğer sebebi öfkelerinin yakıcılığıydı.

Patriyarkal sistemin şiddetinin hüküm sürmediği hiçbir yer olmadığı için, kadınlar kendi hikâyelerini yazmaya başladıkları anda birbirlerini buldular.

Öfkeyle ve inançla tutuşmuş bedenler korkuyu, sessizliği ve suçluluk duygusunu ateşe verdi.

Birbirlerini bir daha asla bırakmayacaklarına söz verdiler.

Birlikte, büyütecekleri yangını bu manifestoyla ilan ettiler.

  • Künye: LASTESIS Kolektifi – Korkuyu Ateşe Vermek: Bir Manifesto, çeviren: Bilge Tanrısever, Otonom Yayıncılık, siyaset, 96 sayfa, 2023

Gilles Deleuze – İktidar (2023)

Gilles Deleuze, Vincennes Üniversitesi’nde Foucault üzerine verdiği derslere 1985 yılının sonuna doğru, ona göre Foucault’nun düşüncesinin üç temel ekseninden ilki olan “bilgi”den başlamıştı.

Derslerin 1986 yılının başına denk gelen bu ikinci kısmında ise, Deleuze ikinci eksen olan “iktidar”ın düşünce ve pratikteki süreksizlikler, dolambaçlar, kırılmalar, çarpışmalar, geri dönüşler, sıçrayışlarla kıvrımlanmış olan bir haritasını sunuyor.

  • Künye: Gilles Deleuze – İktidar: Foucault Üzerine Dersler 7 Ocak – 15 Nisan 1986, çeviren: Sinem Özer ve Münevver Çelik, Otonom Yayıncılık, felsefe, 488 sayfa, 2023

Verónica Gago ve Lucí Cavallero – Borcun Feminist Reddi (2022)

“Biz değer üretenler olarak diyoruz ki: Bir Kadın Daha Eksilmeyeceğiz, Hayatta Kalmak ve Borçsuz Olmak İstiyoruz!”

İşte tam da feminist hareketin yükselttiği bu sloganın izini sürüyor elinizdeki kitap.

Borç mekanizmasının nasıl da yaşamın her alanına sızdığını, yeni itaat ve sömürü biçimleri ürettiğini, böylece emeğin güvencesiz, esnek ve kötü çalışma koşullarına nasıl da mahkûm edildiğini gözler önüne seriyor.

İktidarın borç yoluyla uyguladığı şiddeti, mülksüzleştirme pratiklerini, bireyselliğe hapsedilmeyi ilk elden yaşayanların diliyle ifade ediyor.

Borç yükünün özellikle de kadınların, lezbiyenlerin, transların ve non-binary’lerin üzerinde yarattığı olumsuz etkileri, kaygıları, yalnızlıkları, yabancılaşmaları anlatıyor.

Borç yüzünden “sıfır noktasında” yaşayanların, kırılgan bedenlerin, yaşamı üretenlerin direnişini, reddini ve isyanını dile getiriyor.

  • Künye: Verónica Gago ve Lucí Cavallero – Borcun Feminist Reddi, çeviren: Bilge Tanrısever, Otonom Yayıncılık, 148 sayfa, 2022

Michaël Fœssel – Gece: Tanıksız Yaşam (2022)

Felsefede hakikati, doğruyu, güzeli, iyiyi bulmak için gündüzün aydınlığı önemliydi, karanlık mağara ise cehaletin simgesi olageldi.

Bir çağa medeniyet getirenler de “Aydınlanan”lardı.

Bu kitabıyla felsefede gündüzün hegemonyasını sarsmaya çabalayan Fœssel ise bizi gecenin karanlığını felsefenin yaratıcılığı olarak düşünmeye davet ediyor.

Düşünceyi farklı kılan ya geceye özgü karanlığın müphemliğiyse?

Gece, bilincin tam olarak çalışmasına izin vermez; üstelik gece varlıklar açık seçik olmadığından, bilinç hep şüphe içindedir.

Felsefe için en güvenilir bilgi sığınağı olan görme duyusu, gündüze kıyasla gece bozulmuş, bulanıklaşmış haldedir.

  • Peki görmeye değil de dokunmaya ve işitmeye güvenerek felsefe yapmak nasıl olur?
  • Böyle bir felsefe, felsefenin sevdiği kesinliği ne kadar içerir?
  • Ahlakın ve bilincin etkisinin en aza indiği gece, gündüz kurulan hiyerarşilerin dışındaki yaratıcılıklara ve farklanmalara gebe değil midir?

Künye: Michaël Fœssel – Gece: Tanıksız Yaşam, çeviren: Alâra Kuset, Otonom Yayıncılık, felsefe, 140 sayfa, 2022

Eduardo Viveiros de Castro – Yamyam Metafizikler (2022)

Amerika yerlileri ile Avrupalı sömürgeciler ilk kez karşılaştıklarında, birincisi ötekini Tanrı, ikincisi ise ötekini hayvan olarak görmüştü, zira “Öteki’nin ötekisi Aynı’nın ötekisiyle aynı değildi.

Ama insan bilimi olarak antropoloji, ötekiyi hayvan olarak görenin bakış açısından kuruldu.

Şimdi usulca beyaz adamların antropolojisini bir kenara bırakıp bakış açımızı tersine çevirmeye çalışıyoruz: Amerikan yerli düşüncesinin çizgilerinde alter bir antropoloji nasıl kurulur?

Düşünceyi başka bir şekilde düşünmeye davet eden ‘Yamyam Metafizikler’, Batı felsefesinin ve antropolojisinin de mümkün dünyaların içinden yalnızca biri olduğunu keyifli bir yolculukla bize tekrar hatırlatıyor.

  • Künye: Eduardo Viveiros de Castro – Yamyam Metafizikler: Postyapısalcı Antropoloji Çizgileri, çeviren: Arda Varan ve Deniz Dirican, Otonom Yayıncılık, antropoloji, 256 sayfa, 2022

Carolyn Merchant – Doğanın Ölümü (2022)

Biliyoruz ki, doğanın sömürgeleştirilmesiyle tam da aynı zamanlarda, bir tehdit olarak algılanan kadınlar da tahakküm altına alındı.

Ekofeminist bir perspektiften yola çıkan Carolyn Merchant, ekolojik ve feminist bir etik kurmanın imkânları üzerine düşünüyor.

  • Doğa ve dişilik arasındaki asırlık çağrışımlar bize ne anlatıyor?
  • Toprak ana bize ne sunuyor?
  • Kıtlık ve salgınlar mı yoksa bolluk ve bereket mi?
  • Korku mu yoksa dinginlik mi?
  • Bu çağrışımlar ve duygularla kurulan imgelemde dişil doğayı dizginlenmek mi yoksa ona hizmet etmek mi gerek?
  • O, engizisyon kazıklarında yakılan etkin, sinsi, büyücü kadınlar mı yoksa Rönesans’ın heykel kaidelerinde şekillendirilen edilgin, tabi bakireler mi?
  • Peki, günümüze kadar taşınagelen bu imgelemin tarihte bıraktığı ayak izlerini takip edersek, hangi önemli uğraklara çarparız?

Bu uğrakların izini süren Merchant, ekofeminist bir perspektiften başlattığı bu çalışmasında insanın benlik, toplum ve kozmos algısını kalıcı bir biçimde dönüştüren Bilimsel Devrim’e dönüp bakıyor.

Zira bu büyük dönüşümün yarattığı yeni ekonomik ve bilimsel düzen, hem doğa hem de kadınlar için can yakıcı bir öneme sahip.

Bu dönüşümle, merkezinde canlı bir dişil yeryüzünün olduğu organik kozmos tahayyülü, yerini mekanik dünya görüşüne bırakıyor.

Doğa, kontrol edilip sonuna kadar sömürülmesi gereken bir kaynak olarak şekillenirken, kaotikliği ve üretici gücüyle bir tehdit olarak algılanan kadınlar da tahakküm altına alınıyor.

Felsefi, ekonomik, dini, çevresel ve toplumsal her alanda doğaya ve kadınlara dair yeni inşalar ilmik ilmik örülüyor.

Bu inşaları alaşağı etmek, yeryüzüne nefes aldıracak, şifa bulacağımız ekolojik ve feminist bir etik kurmak belki de, Merchant gibi, bu ilmikleri tek tek söküp yenilerini atmakla mümkün.

  • Künye: Carolyn Merchant – Doğanın Ölümü: Kadınlar, Ekoloji ve Bilimsel Devrim, çeviren: Bilge Tanrısever, Otonom Yayıncılık, inceleme, 400 sayfa, 2022

Antonio Negri – İsyanlar (2022)

Devrimler, mutlak demokrasiyi nasıl inşa edebilir?

Antonio Negri, Machiavelli’den Spinoza’ya ve Marx’a uzanarak modern siyasi rasyonaliteyi altüst edecek devrimci bir siyaset felsefesi kuruyor.

Şimdiye kadar devrimler devlet aygıtını daha da yetkinleştirmekle yetindi. Devlet biçiminin değil çokluğun mutlak demokrasisinin kaynağı olacak bir kurucu iktidar nasıl düşünülebilir?

Devrimci düşünce ve pratiğin gerçek mirası ve asıl vaadi bu değil midir?

Negri ‘İsyanlar’da, Machiavelli’nin Floransa’sından İngiliz Devrimi’ne, Amerikan ve Fransız Devrimleri’nden Rus Devrimi’ne modern isyan ve devrim süreçlerine bu sorularla geri dönüyor.

Demokratik ve devrimci kuvvetlerin başlattığı bu kurucu süreçlerin düzene geri dönüşle ve devletin yeniden diriltilmesiyle kapandığı her seferde, iktidarın iki anlamı, siyasala iki farklı yaklaşım arasındaki antagonizma da yeniden belirdi.

Değişim kuvvetlerinin ve çokluğun sınırsız arzularının önünü açan etkin kurucu iktidar ile bu kuvvetleri ve arzuları kaparak sınırlandıran kurulu iktidarın ilişkisi daima bir krize işaret eder.

Ama Negri kurucu iktidarı bu krizi sürekli yeniden üretecek bir diyalektiğin içine kapatmaz.

Aksine Machiavelli’deki çatışmalı güç siyasetine, Spinoza’da olduğu gibi çokluğun arzusuna ve Marx’taki gibi canlı emeğin yaratıcılığına dayanan bir kurucu iktidarın kopuş gücünde mutlak bir demokrasinin olanaklarını görür.

Kurucu iktidarın tek güvencesi, güç ile çokluk arasındaki ilişkinin sürekliliği ve yaratıcı devingenliğidir.

Bu süreklilik ve devingenlikte, çokluğun Bir, gücün iktidar tarafından kapılması artık mümkün olmaz.

Modern siyasi rasyonaliteyi altüst edecek devrimci bir siyaset felsefesinin temeli ancak çokluğun kurucu gücünde bulunabilir.

  • Künye: Antonio Negri – İsyanlar: Kurucu İktidar ve Modern Devlet, çeviren: Ebru Kılıç, Otonom Yayıncılık, siyaset, 464 sayfa, 2022

Audre Lorde – Bahisdışı Kız Kardeş (2022)

Efsanevi mücadeleci Audre Lorde, ilham verici düzyazılarıyla nihayet Türkçede.

‘Bahisdışı Kız Kardeş’, şiddetin ruhumuzda sebep olduğu yaralara karşı derinden gelen, öfkeli ve isyankâr bir özgürlük çığlığı olarak okunmalı.

Audre Lorde…

Siyah, lezbiyen, anne, savaşçı, şair.

Cinsiyetçilik, ırkçılık, yaşçılık, homofobi ve sınıf ayrımına kafa tutan mücadeleci ve derin sesiyle zamanı, sınırları aşarak kabuğumuzun içine işliyor.

Öfkelendiriyor, cesaretlendiriyor, umut veriyor, güç katıyor. Süreğen bir şiddetin açtığı yaralara merhem oluyor, dehşet karşısında sessizleşen dilimizi çözüyor, bedenimizi ifadesine kavuşturuyor.

Heteropatriyarkal bakış tarafından çalınan, tanımlanan ve utandırılan feminen bedenlere ait erotik gücün itibarını iade ederek diriltiyor.

Lorde, dehşet ve kaosa kulak vermemizi salık veriyor bize.

Öyle bir kaos ki bu “Siyah, yaratıcı, dişil, karanlık, reddedilmiş, karmakarışık, uğursuz, kokuşmuş, erotik, muğlak, üzücü…”

Bu kaosun gözü pek kalemi Lorde, keskin gözlemleri, poetik dili ve güçlü sesiyle tüm özgürlük hareketleri için hiç tükenmeyecek bir esin kaynağı.

  • Künye: Audre Lorde – Bahisdışı Kız Kardeş, çeviren: Gülkan Noir ve Yusuf Demirörs, Otonom Yayıncılık, feminizm, 248 sayfa, 2022

Franco “Bifo” Berardi – Üçüncü Bilinçdışı (2022)

 

Pandemi, kapitalizmin tükenmişliğini nasıl da yüzeye çıkardı!

Franco “Bifo” Berardi, yaşadığımız sürecin sağlam bir tasvirini yaparak yaşam için yararlı olanı nasıl birlikte yaratabileceğimizi gösteriyor.

Kapitalizmin tarihi, soyut olanın yararlı olan üzerinde bitimsizce genişleyen egemenliğinin tarihiydi, ama soyutlamanın bu dörtnala koşusu bir “biyo-enfo-psiko” virüsün ortaya çıkışıyla birlikte aniden kesildi.

Ekonomik öncelikler sistemi içe çöktükçe gerçek yaşamı kodlamakta artık nasıl da zorlanıyor.

Çünkü gerçek yaşam artık şunlardan ibaret: orman yangınları, eriyen buzullar, hava kirliliği, pandemiler.

Yaşanan viral kasırga uzun süre saklı kalan işte bu kaos, yokoluş ve tükenmişlik ufkunu gözler önüne serdi.

Eylemin, üretimin ve yaşamın anlamında derin bir yara açıldı.

Bu yarayla nasıl yaşıyoruz, yaşayabilir miyiz?

Toplumsal alandaki bütün olay, eylem ve göstergelerin yeniden kodlanmakta olduğu bu eşiğin ötesinde bizi ne bekliyor?

Berardi, bilinçdışının önce Freud, sonra Deleuze ve Guattari’deki analizine geri dönüyor.

Bilinçdışı yalnızca psikanalitik açıdan bakılırsa bireyseldir, o aslında kolektif ve tarihsel bir boyutu olan psikosferden doğan akışlarla beslenir.

Bilinçdışı yalnızca belirlenimcilikle bakılırsa bir tiyatrodur, o aslında durmadan yeni eylem ve imgelem olanakları üreten bir fabrikadır.

Öyleyse virüs mutasyona uğrarken, psikosfer yeniden şekillenirken, kolektif bilinçdışının nasıl mutasyon geçireceğini önceden bilemeyiz.

Ama tam da aynı sebeple, politik eylemle, poetik hayal gücümüzle ve terapiyle, yaşam için yararlı olanı birlikte yaratabiliriz.

Birlikte nefes alma kaynaklarımızı tüketen fobik duyarlılıklardan kurtulabilir, üçüncü bilinçdışını kâbuslarından uyandırabiliriz.

Ne de olsa olanaklar, olasılıklardan daima daha güçlüdür.

  • Künye: Franco “Bifo” Berardi – Üçüncü Bilinçdışı: Viral Çağda Psikosfer, çeviren: Münevver Çelik, Otonom Yayıncılık, siyaset, 192 sayfa, 2022