Pierre Bourdieu, Jean-Claude Chamboredon, Jean-Claude Passeron – Sosyoloji Zanaatı (2025)

Pierre Bourdieu, Jean-Claude Chamboredon ve Jean-Claude Passeron’un bu ortak çalışması, sosyolojinin bilimsel bir disiplin olarak nasıl inşa edilmesi gerektiğine dair temel bir metodoloji ve epistemoloji rehberi. ‘Sosyoloji Zanaatı: Epistemolojik Ön Hazırlık’ (‘Le métier de sociologue: Préalables épistémologiques’), sosyolojinin, yaygın kanılarla ve sağduyu bilgisiyle arasına bir mesafe koyması gerektiğini, aksi takdirde bilimsel bir bilgi üretilemeyeceğini vurguluyor. Yazarlar, sosyoloğun kendi ön yargıları, değerleri ve toplumsal konumu gibi faktörlerin araştırma sürecini nasıl etkileyebileceğine dikkat çekerek, bu öznelliğin farkında olunması ve kontrol edilmesi gerektiğini savunuyor.

Kitap, “sosyolojik inşa” kavramının önemini vurguluyor. Toplumsal gerçekliğin kendiliğinden “verili” olmadığını, aksine sosyoloğun kavramsal araçlar, teorik çerçeveler ve metodolojik yaklaşımlar kullanarak onu “inşa etmesi” gerektiğini belirtiyor. Bu inşa sürecinde, toplumsal olguların nesnel bir şekilde ele alınması, nedensellik ilişkilerinin araştırılması ve ampirik verilerle desteklenmesi esastır. Gündelik yaşamın yüzeysel gözlemlerinin bilimsel analizin yerini tutamayacağı, sosyolojinin özel bir “bakış açısı” gerektirdiği vurgulanır.

Sosyolojik araştırmanın her aşamasında, teorik ve metodolojik titizliğin önemi üzerinde duruluyor. Veri toplama tekniklerinden (anket, mülakat, gözlem) analiz yöntemlerine kadar her adımda, bilimsel rasyonalitenin ve eleştirel düşüncenin rehberliğinde hareket edilmesi gerektiği anlatılıyor. Kitap, sosyoloğun rolünün sadece toplumsal gerçekliği betimlemek değil, aynı zamanda onu açıklamak ve yapısal mekanizmalarını anlamak olduğunu savunarak, sosyolojik bilginin toplumsal değişime katkı sağlayabilecek dönüştürücü potansiyeline işaret eder.

  • Künye: Pierre Bourdieu, Jean-Claude Chamboredon, Jean-Claude Passeron – Sosyoloji Zanaatı: Epistemolojik Ön Hazırlık, çeviren: Levent Ünsaldı, Heretik Yayıncılık, sosyoloji, 2025

Loïc Wacquant – Bourdieu Şehirde (2024)

Sanayi sonrası metropolde marjinallik, etnisite ve ceza sistemi üzerine otuz yıllık karşılaştırmalı araştırmalarına dayanan Loïc Wacquant, Pierre Bourdieu’nün kent kuramcısı olarak yeni bir yorumunu sunuyor.

Simgesel uzam (dünyayı algıladığımız ve düzenlediğimiz zihinsel kategoriler), toplumsal uzam (sermayenin farklı biçimlerdeki dağılımı) ve fiziksel uzam (yapılı çevre) arasında kurduğu triyalektik yoluyla bizi kenti keşfetmeye davet ediyor.

Bu okumaya göre, Bourdieu’nün topolojik sosyolojisi bize sadece enerji vermek için değil, aynı zamanda kent çalışmaları kanonuna meydan okumak ve teorik ufkunu yeniden çizmek için araçlar sunuyor.

Wacquant, “kenti” sermayelerin (çoğul olarak) birikim, çeşitlenme ve çekişme sahası ve tarihsel mücadelelerin merkezi ve paydası haline getiren alacalı habitusların bir araya gelme ve çarpışma zemini olarak yeniden düşünmeyi öneriyor.

Kentin Bourdieu’nün sosyolojisinin kalbinde paradoksal bir eksiklik olduğunu ve düşüncesini “kentleştirmenin” onun alanlar teorisini güçlendirdiğini ancak eylem açıklamasını sarstığını da gösteriyor.

Wacquant, simgesel iktidar ve devletin rolünü ön plana çıkaran metropolün toplumsal incelemesine yönelik yeni-Bourdieucü programının formülasyonundaki her adımda, argümanlarının disipliner ve ulusal sınırların ötesinde uyandırdığı itirazlarla yüzleşir ve eleştirilere yanıt verir.

Bu da, okuyucularının Bourdieu’yü anlama ve metropolü görme biçimlerini değiştirmeyi amaçlayan kitaba alışılmadık bir güç ve özel bir netlik kazandırmaktadır.

Özlü ve keskin bir dille yazılmış olan ‘Bourdieu Şehirde’, sosyoloji, antropoloji, coğrafya, kent çalışmaları, kent planlaması ve toplumsal teori sahalarındaki öğrenci ve akademisyenlerin yanı sıra Bourdieu’nün çalışmalarına ve kendi çalışmalarıyla olan bağlantısına ilgi duyan, toplumsal ve beşeri bilimler alanlarında çalışan herkesin ilgisini çekecektir.

  • Künye: Loïc Wacquant – Bourdieu Şehirde: Kentsel Teoriye Meydan Okumak, çeviren: Tuğba Zeynep Şen, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, sosyoloji, 272 sayfa, 2024

Pierre Bourdieu – Devlet Soyluları (2024)

Fransız Devrimi’nin 300. yıldönümünde yayımlanan bu eserinde Pierre Bourdieu, hem bilgi sosyolojisinin hem de iktidar sosyolojisinin en önemli dallarından biri olarak gördüğü eğitim sosyolojisi bakımından ülkenin en seçkin eğitim kurumları olan Büyük Okullar’ın öğrenci kitlelerini, uzun süreye yayılmış araştırmalarla kapsamlı şekilde inceleyerek Fransa’nın iktidar alanını; özellikle de iktidar mevkilerinde yer tutmada, eğitimin, yani akademik sermayenin aldığı rolü çözümlüyor.

Doğuştan, yani aileden gelen nitelikler ile sonradan, liyakatle edinilenleri birleştirmeyi başarması sayesinde, demokratik idealin etkisi altındaki toplumlarda sosyal ayrıcalıkların kalıcılaşmasına gerekçe sağlamaya birebir olan kültürel sermayenin rolünü gözler önüne seriyor.

“Okul”u, kitabın ortaya çıkardığı sosyal kullanımlarının hakikatiyle, yani hem tahakkümün hem de tahakkümün meşrulaştırılmasının dayanaklarından biri olarak kavramak için, “özgürleştiren okul” efsanesine veda etmek gerektiği sonucuna varan Bourdieu söyle diyor:

“‘Özgürleştiren okul’ efsanesi, aynen soyluluk inancı gibi, doğuştan getirilenler ve doğa etrafında şekillenmekteydi. Ancak bu ikisi tanrı vergisi yetenek ve kişisel liyakat ideolojisi görünümlerinde yeniden tasarlanmıştı. Bu efsane, akademik kurumun en derinlerine; pedagojik gelenekleri ile kurallarına ve eğitim kadrolarının inançları ile yatkınlıklarına pratikte nakşolmuştu. Böylelikle, bir yandan doğuştan getirdiği özelliklerden, yani özünden ötürü hükmetmesi meşru olan bir gruba atfedilen tüm özellikler kendisine atfedilmekte olan mektepli soylular grubu, diğer yandan, gönül rahatlığıyla, soylu doğmuşların karşısına koyulabildi. […] Her şey, cumhuriyetçi kavrayış kategorisi haline gelmiş olan, ‘beşikten’ ile ‘hak ederek/liyakatle’ karşıtlığı nâmına bu grubu eski aristokrasinin karşısına koyarak kavramaya meyilli kılarken, yeni akademik ‘seçkinleri’ bir soylular sınıfı olarak nasıl tasavvur edebilirlerdi ki?”

Aslı Sümer’in titiz çalışmasıyla ilk kez Türkçeye kazandırılan ‘Devlet Soyluları’, Bourdieu’nün öğrencilerinden sosyolog Loïc Wacquant’ın İngilizce baskı için yazdığı önsözle yayımlanıyor.

  • Künye: Pierre Bourdieu – Devlet Soyluları: Büyük Okullar ve Zümre Ruhu, çeviren: Aslı Sümer, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, sosyoloji, 504 sayfa, 2024

Pierre Bourdieu – Bilimin Bilimi ve Düşünümsellik (2024)

‘Bilimin Bilimi ve Düşünümsellik’, Bourdieu’nün 2000-2001 yılı arasındaki Collège de France derslerini bir araya getiriyor.

Bourdieu burada, bilimi tarihsel ve sosyolojik bir analize tabi tutuyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Nesnem olarak aldığım dünyanın içinde olduğumu ve onun tarafından içerildiğimi biliyorum.

Bir bilim insanı olarak, toplumsal dünyadaki hakikat mücadelelerinde ne yaptığımı bilmeden, bu mücadelelerde yer aldığımı bilmeden bir pozisyon alamam; tek hakikat, hakikatin hem akademik dünyada hem de bu akademik dünyanın nesnesi olarak toplumsal dünyada bir mücadele nesnesi olduğudur. Tam da bundan ötürü bilimi tarihsel ve sosyolojik bir analize tabi tutmak bana hiç olmadığı kadar gerekli gözüktü.

Amaçlarımdan biri, bilimsel bilgiyi ortadan kaldırmak ya da itibarsızlaştırmak için değil, aksine onu daha güçlü bir kontrole tabi tutmak ve güçlendirmek için bilginin öznesine karşı yönlendirilebilecek bilgi araçlarını sağlamaktır.

Diğer bilimlere toplumsal temelleri sorusunu yönelten sosyoloji bu sorgulamadan kendisini muaf tutamaz.

Toplumsal dünyaya, ifşa eden, maskeyi düşüren, gizli olanı açığa çıkaran bir bakış atan sosyoloji kendisine de aynı şekilde bakmaktan kaçınamaz.

Buradaki amaç, sosyolojiyi yok etmek değil, aksine ona hizmet etmek, daha iyi bir sosyoloji yapmak için sosyolojinin sosyolojisinden istifade etmektir.”

  • Künye: Pierre Bourdieu – Bilimin Bilimi ve Düşünümsellik: Collège de France Dersleri 2000-2001, çeviren: Levent Ünsaldı, Heretik Yayıncılık, sosyoloji, 206 sayfa, 2024

Pierre Bourdieu – Sosyolojiyi Düşünmek (2023)

  • Sosyolojinin sosyal tarihi yazılabilir mi?
  • Sosyoloji yapmanın sosyal koşulları nelerdir?
  • Bilimsel bir uğraş olarak sosyoloji, elindeki araç gereci kendi üstünde kullanabilir mi?
  • Sosyolog kendini yüceltmeden, gereğinden fazla önemsemeden kendi hakkında düşündüğü zaman neler görebilir?

Pierre Bourdieu’nün kültür üstüne yürüttüğü sosyoloji çalışmalarının kaçınılmaz temalarından biri her zaman için sosyolojinin kendisine ayna tutmak oldu.

Bu kitapta bir araya getirilen dört metinde Bourdieu sosyolojinin bir bilim olarak toplumsal “olanaklılık koşulları” hakkında düşünüyor.

‘Sosyolojiyi Düşünmek’, sosyoloji ve epistemolojisi üstüne okuyup çalışanlar kadar, genel olarak kültürü anlamak isteyen herkesin ilgisini çekecek bir kitap.

  • Künye: Pierre Bourdieu – Sosyolojiyi Düşünmek: Düşünümselliğe Dönüş, çeviren: Aslı Sümer, Metis Yayınları, sosyoloji, 104 sayfa, 2023

Pierre Bourdieu – Bir Oto-Analiz İçin Taslak (2023)

 

Pierre Bourdieu’nün özyaşamöyküsü türüne reddiye olarak yazdığı ‘Bir Oto-Analiz İçin Taslak’, düşünümsel sosyolojinin mimarının kendi toplumsal doğumunu ve izlediği stratejileri ortaya koyduğu, kendini nesneleştirdiği bir elveda mektubu.

2001’de Sosyoloji Bir Dövüş Sanatıdır belgeseliyle Fransa’da meşhur olan Bourdieu’nün belgeselin yayınlandığı yıl kaleme alıp 2002’de –Yüce Fransız Düşüncesi Kilisesi’ne karşı bir tür rövanş olarak– önce Almanca basılan, 2004’te –vefatından ancak iki yıl sonra– Fransızca basılan ‘Oto-Analiz’de klasik biyografik referanslar yoktur: Fransa’nın sınıf coğrafyası içinde ölene dek aksanı Parislilerin müstehzi tebessümlerine maruz kalan bir postane memurunun oğlu olarak Fransa’nın en prestijli okulu École Normale Supérieure’de burjuva çocukları arasında başlayan ve Collège de France’a varan yolculuğu sosyolojik yöntemin cenderesinden anlatılır.

Ne Sartre gibi filozof-peygamber ne Bataille ve şürekası gibi edebi mistik coşkuların müptelasıdır, ne Foucault gibi Felsefe’yi tekrar ululayan bir programı ne de Heidegger kültünü benimser.

60’ların her gün yeni bir mesih çıkaran Marksistlerinden, Ford Vakfı’nın Sorbonne’daki temsilcilerinden, kâğıt üzerinde -oloji’leriyle köpükten özgürlük savaşları veren şarlatanlardan uzak durur.

Bourdieu Fransız entelektüel sahası içinde sosyal bilimsel yöntemin 68 öncesi ve sonrasında “Felsefe”nin gölgesinde bırakılması isyanını nasıl örgütlediğini –ittifaklarını ve mücadelelerini– anlatır.

  • Künye: Pierre Bourdieu – Bir Oto-Analiz İçin Taslak, çeviren: Murat Erşen, Dergah Yayınları, sosyoloji, 112 sayfa, 2023

Pierre Bourdieu – Bekârlar Balosu (2023)

Pierre Bourdieu’nün yaşarken yayımladığı son kitabı ‘Bekârlar Balosu’ kendi toplumsal kökenlerine dair bir yolculuk sunuyor.

Habitus, sermaye ve alan kavramlarıyla miras alınan eşitsizlikleri ve toplumsal konumların yeniden üretimini kuramsallaştırmış Fransız sosyolog, bu kitapta Fransa’nın güneybatısında büyüdüğü mazbut Béarn bölgesinin II. Dünya Savaşı sonrası dönüşümüne odaklanıyor.

Tarımsal dönüşümle albenisini yitiren çiftçilik ve patriyarkal iç evreni, 60’larda köylü erkekleri evlenilemez kılar.

Kendisi de köyünü unutan adam olarak sayılabilecek Bourdieu, yitmekte olan kırsal dünyayı açıklayıp köylülüğün sembolik iflasını haritalıyor.

Hususen küçük ihtisas dergilerinde yayımladığı bu üç makaleyle Bourdieu, düşünümsel sosyal bilim pratiğini tamamlıyor.

‘Bekârlar Balosu’, Bourdieu’nün kurallardan stratejiye uzanan kendi teorik yörüngesinin gelişimini gösteriyor.

Bourdieu’nün çalışmalarını daha zengin bir şekilde anlamak isteyenler, habitus, strateji, sembolik tahakküm ve düşünümsellik gibi temel kavramların ilk izlerini burada bulabilirler.

Kitap, habitustan ilham alan uygulamalar olarak kavramsallaştırılan evlilik stratejilerinin büyük ölçüde ampirik bir tanımından, geniş bir ulusal (şimdi küresel) sembolik tahakküm pazarı içindeki yerlerine kadar entelektüel bir yolculuk olarak okunabilir.

Görüldüğü kadarıyla Bourdieu, bu sosyal evreni avucunun içi gibi biliyor.

  • Künye: Pierre Bourdieu – Bekârlar Balosu: Fransa Kırsalında Köylü Toplumunun Krizi, çeviren: Çağrı Eroğlu, Dergah Yayınları, sosyoloji, 248 sayfa, 2023

Pierre Bourdieu – Kültür Üretimi (2023)

Avrupa toplumlarında sanatın kurumsallaşmasının tarihi, sanatın özerkliğini kazanmasının tarihidir.

Rönesans’ta tohumları atılan bu özerkleşme süreci boyunca sanat, Kilise ile Saray’ın himayesinden ve vesayetinden koparak bağımsızlaşır.

Aynı süreçte kapitalizmin yükselişine koşut bir sanat piyasası örgütlenir.

Bir yandan da sanat tarihi ve sanat eleştirisi başlı başına birer yazın türü olarak gelişir.

Ondokuzuncu yüzyıla gelindiğinde, kendi bilgisini ve estetiğini kendi içinde belirleyen, otoriteyi ve meşruiyeti kendi mercilerinden devşiren bir sanat alanı teşekkül etmiştir.

Ne var ki, bu alan bir yandan da piyasaya tâbidir; oysa varlığını “ekonomi”nin inkârı üzerine tesis etmiş, kendini “ticari” kaygıların reddiyle tanımlamıştır.

Pierre Bourdieu, burada yayımladığımız iki temel makalesinde, sanat alanına damgasını vuran bu paradoksu masaya yatırıyor ve “sembolik mallar”ın üretimindeki yapısal dinamikleri ortaya koyuyor.

Tiyatro, edebiyat ve görsel sanat alanlarındaki saha araştırmaları üzerinden, kültürel üretimin temel yasası olan rekabetin nasıl işlediğini inceliyor.

“Çıkar gözetmezlik”, “saf estetik”, “sanat-için-sanat” gibi şiarların üstünü örttüğü sembolik iktidar mücadelelerini gözler önüne seriyor.

Randal Johnson’ın sunuş yazısı ise, Bourdieu’nün çalışmalarını ve temel kavramlarını ele alıyor.

  • Künye: Pierre Bourdieu – Kültür Üretimi: Sembolik Ürünler, Sembolik Sermaye, çeviren: Elçin Gen, İletişim Yayınları, sosyoloji, 224 sayfa, 2023

David L. Swartz – Simgesel İktidar (2022)

Pierre Bourdieu’nün sosyolojisinin altında yatan siyasi analiz, sosyoloji için geliştirdiği siyasi proje ve kendi siyasi eylemciliği büyük ölçüde ihmal edildi.

David L. Swartz’ın bu enfes çalışması, Bourdieu’nün devlet ve siyaset anlayışını merkeze alarak sosyoloji sadece bilim olarak değil, aynı zamanda daha adil ve demokratik bir yaşam için bir siyasi mücadele alanı olarak tasavvur ediyor.

  • Sosyoloji ile siyaset arasında doğrudan bir bağ var mı?
  • Sosyoloji toplumsal dünyayı açıklamakla yetinmeyip değiştirmeye çalışmalı mı?
  • Kısacası, müdahil bir sosyoloji mümkün mü ve sosyolojinin siyaseti olur mu?

Bourdieu, 20. yüzyılın en önemli sosyologlarından biri olsa da genellikle bir siyaset sosyoloğu olarak tanınmaz.

Bunda onun geleneksel siyaset pratiklerine ve siyaset bilimine mesafeli tutumunun payı büyüktür.

Oysa Bourdieu meslek hayatı boyunca, iktidar mücadelelerinin bizzat kültür aracılığıyla toplumun kılcal damarlarına nasıl nüfuz ettiğini, toplumsal eşitsizlikleri nasıl ürettiğini ve direnişi nasıl güçleştirdiğini gerek eylemleri gerekse çalışmaları vasıtasıyla ortaya koymak için büyük bir uğraş verdi.

Her alanda verilen iktidar mücadelelerinin, maddi kaynakların yanı sıra simgesel kaynaklara sahip olmayı, bunları biriktirmeyi ve yönetmeyi gerektirdiğini göstermiş ve simgesel sermayenin toplumsal hiyerarşilerin inşasında ve korunmasında ne denli etkili bir rol üstlendiğini gözler önüne serdi.

Swartz, bu kitapta, Bourdieu’nün sosyal bilim tasarısının “sadece bir bilim” olmadığını, ayrıca bir siyaset tasarısı da olduğunu iddia ediyor.

Onun tüm çalışmalarının birleştirici ve değişmez izleği olan bu ‘siyasi’ sosyolojinin unsurlarını, temel kavramlarından hareketle tek tek ve ayrıntılı biçimde ortaya koyuyor.

Bourdieu’nün fikirlerini birbiriyle bağlantısı ve bütünlüğü içinde öğrenmek isteyenlerin kaçırmaması gereken yetkin bir başvuru kaynağı sunuyor.

  • Künye: David L. Swartz – Simgesel İktidar: Siyaset ve Entelektüeller Pierre Bourdieu’nün Siyaset Sosyolojisi, çeviren: Eva Gurbanova ve Cem Sili, Fol Kitap, sosyoloji, 384 sayfa, 2022

Pierre Bourdieu – Dünyanın Sefaleti (2022)

‘Dünyanın Sefaleti’, sefaletin çağdaş veçheleri üzerine muazzam bir sosyolojik çalışma.

Pierre Bourdieu’nün yetkin bir araştırma ekibiyle üç yıl boyunca Fransa’yı karış karış gezerek neoliberal yıkımın mağduru ezileni dinliyor.

1990’lı yılların başlarından itibaren üç yıl boyunca, Bourdieu’nün yönetiminde bir araştırma ekibi, toplumsal sefaletin çağdaş veçhelerinin izinde Fransa’yı boydan boya arşınlar.

Amaç, neoliberal kasırga altında acı çeken Fransa’yı konuşturmak, şimdiye dek söz hakkı tanınmamışlara bu hakkı vermektir.

Mekânlar, insanlar ve yaşam kesitleri, “dillendirilmemiş-dillendirilemeyen” ortak bir toplumsal ızdırabın tanıkları olarak arz-ı endam ederler: banliyöler, kenar mahalleler, göçmenler, gençler, işçiler, sendikalar, memurlar, esnaflar, polisler, öğretmenler, yargı mensupları, öğrenciler, emekliler, işsizler, çiftçiler…

Sosyolog burada artık bir ebedir; ezilene giderek, onu dinleyerek toplumsal sefaleti doğurtacak ve bunu kolektif bir “yüzleşme” (acıyı kusturma) seansına tahvil edecek olan odur.

Mülakatın kendisi, özellikle de yürütülüş biçimi, tüm bu tahakküm kırıcı “müşterek psikanalizin” merkezinde yer alır.

Bourdieu, bilinen tüm standart yöntemleri, sosyoloji derslerinde anlatılabilecek türden yöntemsel “zırvaları”, sıradan yöntem kitaplarının kuru ve anlamsız tasniflerini unutun der gibidir: Yakın yöntem kitaplarını!

Sanki bilimin o alışılagelen karmaşık ve mesafeli dili; sosyoloğun, sözcüsü olmaya soyunduğu o insanların ızdırabını içinde hissetmesinde ve bu duyguyu, öfke ve isyanı olabildiğince sadık biçimde aktarmasında yetersiz kalacakmış gibi…

Yalın ve dolayımsız “gerçeklik”: Sefalet!

Başka bir sosyoloji pratiği, başka bir Bourdieu…

  • Künye: Pierre Bourdieu vd. – Dünyanın Sefaleti, çeviren: Levent Ünsaldı, Aslı Sümer, Hatice Esra Mescioğlu, Özlem İlyas, Laçin Tutalar, Baran Öztürk, Zeynep Baykal ve Özlem Akkaya, Heretik Yayıncılık, sosyoloji, 955 sayfa, 2022