Jean-Louis Rocca – Çin’in Sosyolojisi (2011)

 

Çin, gerek tarihi gerek sahip olduğu özgün yapısıyla, sürekli ilgi odağı olan ülkelerden.

Fransız sosyolog Jean-Louis Rocca da, ‘Çin’in Sosyolojisi’nde, sosyal bilimlerin araçlarını kullanarak Çin toplumunun özgüllüklerini çözümlüyor.

Rocca’nın çalışması, bu devasa ülkedeki toplumsal tabakalaşmayı; bireylerin ve toplulukların pratik ve imgelerini; doğrudan toplumsal ilişkileri ve sergilenen iktidar ilişkilerini ortaya koymasıyla dikkat çekiyor.

Rocca bu incelemeyi yaparken, “Çin’in demokrasi açığı nasıl anlaşılabilir” ve “Siyasal iktidarla toplum arasındaki bu ikircikli ilişkilerin içeriği ne?” gibi hayati soruların da yanıtını arıyor.

  • Künye: Jean-Louis Rocca – Çin’in Sosyolojisi, çeviren: Arzu Nilay Kocasu, İletişim Yayınları, sosyoloji, 143 sayfa

Pınar Selek – Maskeler, Süvariler, Gacılar (2011)

  • MASKELER, SÜVARİLER, GACILAR, Pınar Selek, Ayizi Kitap, sosyoloji, 208 sayfa

 

Pınar Selek, ilk baskısı 2001’de yapılan ‘Maskeler, Süvariler, Gacılar’da, bir altkültür mekanı olarak Ülker Sokak’taki hayatı, travesti ve transseksüellerle yaptığı görüşmeler aracılığıyla anlatıyor. İstanbul Beyoğlu’ndaki Ülker Sokak’ta, 1996 baharında çok yönlü bir düzenleme operasyonu yaşandı. Operasyonla amaçlanan, travesti ve transseksüeleri sokaktan sürmekti. Fakat sokak sakinlerinin bu düzenlemeye karşı verdiği mücadele, olayın uzun süre gündemde kalmasına vesile oldu. İşte Selek, sosyolojik-siyasî bir bakış açısıyla, bu sürecin derli toplu bir panoramasını sunuyor. Ataerkil dışlama ve eşcinsellik altkültürünü Türkiye bağlamında inceleyerek çalışmasına başlayan Selek, Ülker Sokak’ta yaşanan şiddeti, hem mekânı “temizlemeyi” amaçlayan dışlayan aktörler hem de burada yaşayan dışlananların gözünden anlatıyor.

Jack Goody – Yaban Aklın Evcilleştirilmesi (2011)

  • YABAN AKLIN EVCİLLEŞTİRİLMESİ, Jack Goody, çeviren: Koray Değirmenci, Pinhan Yayıncılık, sosyoloji, 240 sayfa

 

Türkçede yeniden yayımlanan Jack Goody imzalı ‘Yaban Aklın Eleştirisi’, antropolog Claude Lévi-Strauss’un ünlü eseri ‘Yaban Düşünce’ye bir nazire. Goody burada, yazıya sahip toplumlar ile yazısız toplumlar arasındaki farkları inceliyor. Yazar çözümlemesini de, bir yandan yazının düşünce biçimleri ve bilişsel süreç üzerindeki etkileri, bir yandan da toplumsal kurumlar üzerindeki etkisi yönünde genişletiyor. “Düşünce sistemleri nasıl işler?”, “Toplumsal örgütleniş ile düşünce arasında nasıl bir ilişki vardır?” ve “Yaban toplulukların çeşitli düşünüş biçimlerine rağbet etmemeleri nasıl açıklanabilir?” Goody’nin yanıtını aradığı sorulardan.

Ahmet Murat Aytaç – Ailenin Serencamı (2007)

  • AİLENİN SERENCAMI, Ahmet Murat Aytaç, Dipnot Kitabevi, sosyoloji, 212 sayfa

 

‘Türkiye’de Modern Aile Fikrinin Oluşması’ alt başlıklı ‘Ailenin Serencamı’, aile ile modernleşme arasındaki ilişkiye dair önemli bir kitap. Çalışmanın temel tezi, ailenin Türk modernleşmesinde, bir dönüştürme alanı olarak tanımlandığı, bundan dolayı da ailenin modern bireyleri üretecek bir araç olarak algılandığı şeklinde özetlenebilir. Bu sürecin başlıbaşına bir gerilim yarattığını öne süren çalışma, aile ve siyaset arasındaki ilişkiyi irdelemeye, öncelikle siyasi aklın aileyi kavrama biçimini eleştirmekle başlıyor. Konuyu “geleneksel aile” veya akrabalık ilişkileri üzerinden izlemekten çok, onu modernleşme süreci çerçevesinden inceleyen çalışma, özellikle bu yönüyle ilgiye değer.

Kimberly Hart – Modernliği Dokumak (2011)

  • MODERNLİĞİ DOKUMAK, Kimberly Hart, çeviren: Elçin Gen, Koç Üniversitesi Yayınları, sosyoloji, 217 sayfa

 

‘Modernliği Dokumak’, Kimberly Hart’ın, Batı Anadolu’nun Yuntdağ bölgesindeki Örselli köyünde 1998-2008 arasında yürüttüğü etnografik araştırmalara dayanıyor. Bir halı dokuma kooperatifinin bulunduğu köyde gözlemlerde bulunan Hart, kırsal yörede geleneklerin ve modernliğin nasıl üretildiği, kalkınma projelerinin toplumsal dönüşümdeki rolleri, akrabalık ilişkileri, toplumsal iktidar ve sosyo-ekonomik farklılıkların dini faaliyetleri nasıl etkilediği gibi konuları irdeliyor. Anadolu’nun kırsalının gündelik yaşamı konusundaki saptamalarıyla dikkat çeken kitap, bilhassa sosyoloji ve antropoloji alanlarında çalışanlar için iyi bir kaynak.

Handan Çağlayan – Analar, Yoldaşlar, Tanrıçalar (2007)

  • ANALAR, YOLDAŞLAR, TANRIÇALAR, Handan Çağlayan, İletişim Yayınları, kadın, 278 sayfa

 

Handan Çağlayan’ın ‘Analar, Yoldaşlar, Tanrıçalar’ı, Kürt hareketinde kadınlar ve kadın kimliğinin oluşumuna odaklanıyor. Kitap, ekler dışında, Kürt kadınının günümüzdeki konumunu, erken dönem milliyetçi ideolojide kadınların yerini, yeni bir kimlik inşa süreci olarak 1980 sonrası Kürt kadın hareketinin gelişmesi, yasal partilerde kadınlar ve politikacı kadın kimliği ve nihayet Kürt kadın kimliğinin oluşumu, bileşenleri ve dinamikleri gibi konular yer alıyor. Çağlayan’ın çalışması, kadınların siyasette özne olup olmadıkları sorusuna, ortaya koyduğu önemli bulgularla sağlam bir yanıt veriyor.

Hüseyin Köse (ed.) – Medya Mahrem (2011)

  • MEDYA MAHREM, editör: Hüseyin Köse, Ayrıntı Yayınları, medya, 405 sayfa

 

Birçok yazarın makaleleriyle katkıda bulunduğu ‘Medya Mahrem’, medyada mahremiyet olgusunu detaylı bir gözle irdeliyor. Son dönemde, özellikle yeni iletişim teknolojilerinin gelişmesinin bir sonucu olarak, yaşamın her alanında mahremiyetin geri dönüşsüz biçimde parçalandı. İşte bu çalışma, mahremiyet ilhali kurbanlarını kapsamlı bir şekilde saptarken, teknolojinin pek göze gelmeyen ve tartışılmayan zararları konusunda okurunu uyarıyor. Postmodernizm, ideoloji ve mahrem konularının din ve kamusal siyasetle ilişkisi; talk showlarda mahremiyet ve Deniz Baykal örneğinde mahremiyetin ihlali, bu nitelikli kitapta ele alınan konulardan birkaçı.

Gananath Obeyesekere – Kültürün İşleyişi (2011)

  • KÜLTÜRÜN İŞLEYİŞİ, Gananath Obeyesekere, çeviren: Jale Ergelen, Doruk Yayınları, antropoloji, 429 sayfa

 

Princeton Üniversitesi’nde antropoloji profesörü olan Gananath Obeyesekere, Sri Lanka ve Hindistan’da saha çalışmaları yapmış ve bulgularını psikanaliz, antropoloji ve kişisel simgesellik bağlamlarında derlemiş isimlerden. Obeyesekere’nin bu çalışmalarının iyi bir örneği olan ve antropolojik birikimiyle göz dolduran ‘Kültürün İşleyişi’nde, psikanaliz ve antropolojide sembolik dönüşümü irdeleniyor. Obeyesekere burada, kültürle bireylerin güdüleri arasındaki bağlantıları yakalamaya çalışıyor ve Sri Lanka yaşamından kesitleri, Freud’un teorileri ile Wittgenstein ve Ricoeur gibi belli başlı felsefecilerin görüşlerinden hareketle inceliyor.

Nuri Bilgin – Kimlik İnşası (2007)

 

 

Nuri Bilgin’in ‘Kimlik İnşası’, “kimlik nedir?” sorusundan hareketle, kim olduğumuz sorusuna verdiğimiz cevapların peşine düşüyor.

Son zamanlarda yoğunlaşan tartışmalardan biri olan kimlik konusu, konunun kişisel, mesleki, cinsel, kolektif, etnik, dinsel, kültürel, ulusal ve ulus-üstü gibi, farklı özellikleriyle değerlendiriliyor.

“Kimlik kavramı, kendi cazibesi altında kaybolan ilginç kavramlardan biri” diyen Bilgin, bu konunun sorun haline gelmesinin de, her şeyden önce, olgunun dil berraklığı içinde ele alınmamasından ve bu konuda bir türlü aynı dilin konuşulamamasından kaynaklandığını belirtiyor.

Türkiye’de de tartışma konusu olan kimlik, Bilgin’in çalışmasında ayrıntılı olarak ele alınıyor.

  • Künye: Nuri Bilgin – Kimlik İnşası, Aşina Kitaplar, Aşina Kitaplar, 329 sayfa, 2007

Ahmet Murat Aytaç – Kitlelerin Ruhu (2011)

  • KİTLELERİN RUHU, Ahmet Murat Aytaç, Dipnot Yayınları, siyaset, 342 sayfa

Ahmet Murat Aytaç ‘Kitlelerin Ruhu’nda, kalabalık ve kitle kavramlarının değişik imge tahayyülleri içindeki tezahürlerini ve bunun yarattığı gerilimleri inceliyor. Aytaç bunu da, siyaset felsefesinde kök salmış, siyasetin epistemolojik analizi yaklaşımıyla değil, siyasal topluluğun varlık koşullarını ele alan ontolojik bir soruşturma yürüterek yapıyor. Yazar burada, kalabalıklar ve siyaset arasındaki ilişkiyi, bir siyasal teknoloji olarak kitle söylemini ve kalabalık ve kitle arasındaki siyasal imgeleri irdeliyor. Kitapta bunun yanı sıra, modern siyasal imgelemin sorunlarına kuramsal yanıtlar da verilmeye çalışılıyor. Sosyal ve siyasal kuramdaki kalabalık tahayyüllerine yönelttiği eleştiriyle öne çıkan çalışma, bunu yaparken, eşitlikçi ve özgürlükçü düşünceyi donatacak yeni imgelerin üretilmesinin zorunlu olduğunu da gösteriyor.