Damla Selin Tomru – Göbeklitepe ve Neolitik Gizemleri (2025)

Göbeklitepe… İnsanlık tarihinin başlangıç çizgisini yerinden oynatan gizemli bir yapı. Sıradan bir arkeolojik keşif değil; aksine, binlerce yıl öncesinden gelen bir meydan okuma. Tarımın, yazının ya da şehirlerin değil, inancın medeniyeti başlattığını öne süren bu yer, yerleşik hayata dair ezberleri bozar. Göbeklitepe’de ortaya çıkan her taş, insanlık tarihine yeniden bakmamızı sağlayan birer şifre gibidir.

Damla Selin Tomru bu kadim yapının izini süren bir anlatıcı olarak karşımıza çıkar. Arkeolojik verileri yalnızca bilgi kırıntısı olarak değil, bir sezgi haritasının parçaları gibi ele alır. Kitapta yer alan uzman görüşleri, bilimsel bulgularla spiritüel düşünce arasında köprü kurar. Bu yaklaşım, Göbeklitepe’yi yalnızca geçmişe ait bir yapı değil, bugüne dair derin soruların da kaynağı haline getirir.

Yazar, 12.000 yıl öncesinde temellenmiş bir soruyu ortaya koyar: İnsan hangi duyguyla, hangi ihtiyaçla kutsalı inşa etti? İnanç, korkudan mı doğdu, yoksa birliği arzulayan bir sezgiden mi?

‘Göbeklitepe ve Neolitik Gizemleri’, yalnızca taşlarla örülü bir geçmişe değil, anlamla dokunmuş bir geleceğe de kapı aralıyor. Mezopotamya’nın bereketli topraklarında başlayan bu yolculuk, medeniyetin kökenine olduğu kadar insan ruhunun derinliklerine de uzanıyor. Bir keşiften fazlası: belki de insanlığın kendini yeniden hatırlayış biçimi.

  • Künye: Damla Selin Tomru – Göbeklitepe ve Neolitik Gizemleri, Kanon Kitap, tarih, 164 sayfa, 2025

Astra Taylor – Tedirgin Yeni Dünya (2025)

Astra Taylor’un bu kitabı, modern dünyada artan güvensizlik duygusunun bireysel bir eksiklik değil, yapısal olarak yaratılan bir toplumsal gerçeklik olduğunu savunuyor. ‘Tedirgin Yeni Dünya: Her Şey Altüst Olurken Bir Araya Gelmek’ (‘The Age of Insecurity: Coming Together as Things Fall Apart’), neoliberalizmin istikrar değil, sürekli kriz ve belirsizlik ürettiğini, bu nedenle insanların sadece maddi değil, duygusal ve sosyal olarak da güvencesiz kaldığını söylüyor. İşsizlik korkusu, sağlık sistemlerinin çöküşü, kiraların yükselmesi gibi faktörler bireyleri sürekli bir tedirginlik içinde yaşamaya zorluyor.

Güvensizlik, yalnızca ekonomik değil, politik bir araçtır. Taylor’a göre bu ortamda insanlar, sistemle yüzleşmek yerine birbirine rakip hale gelir; kolektif örgütlenme yerine bireysel kurtuluş arar. Ancak bu parçalanmışlık, aynı zamanda yeni bir dayanışma ihtiyacını da doğurur. Güvensizlik, dayanışmaya açılan bir kapı olabilir. Taylor, kırılganlığın bastırılması gereken bir zayıflık değil, dönüştürücü bir güç olduğunu vurguluyor.

Kitap, “güvenlik” gibi kavramların kimin için, ne pahasına sağlandığını da sorgular. Devletin güvenlik politikaları genellikle güçlüyü korurken, yoksulların, göçmenlerin, kadınların ve diğer dezavantajlı grupların güvensizliğini meşrulaştırır. Taylor, bu çelişkileri görünür kılarak yeni bir kolektif siyaset hayal ediyor.

Sonuç olarak kitap, korku, kırılganlık ve karşılıklı bağımlılık ekseninde yeniden şekillenen bir dayanışma kültürünü savunuyor.

  • Künye: Astra Taylor – Tedirgin Yeni Dünya: Her Şey Altüst Olurken Bir Araya Gelmek, çeviren: Gökçe Metin, Okuyanus Yayınları, inceleme, 332 sayfa, 2025

Boaventura de Sousa Santos – Ya Tanrı İnsan Hakları Aktivisti Olsaydı? (2025)

Version 1.0.0

Boaventura de Sousa Santos’un bu eseri, insan haklarını Batı merkezli bir yapıdan çıkararak çoğulcu, kültürel ve epistemolojik olarak daha kapsayıcı bir zemine oturtmayı hedefliyor. ‘Ya Tanrı İnsan Hakları Aktivisti Olsaydı?’ (‘If God Were a Human Rights Activist’), insan haklarının yalnızca birey merkezli değil, toplulukların onuru, kolektif hafıza ve adalet arayışıyla da ilgili olduğunu savunuyor. Kitap, bu hakların küresel eşitsizlikler karşısında nasıl yeniden düşünülmesi gerektiğini ele alıyor.

Santos’a göre günümüz insan hakları söylemi, sömürgecilik sonrası ilişkiler ve neoliberal ekonomi ile şekillenmiştir. Bu yüzden hak mücadelesi yalnızca hukuki değil, aynı zamanda bilgi üretimi ve kültürel tanınma düzeyinde verilmelidir. “Epistemolojik çoğulculuk” kavramını öne çıkararak yalnızca Batılı değil, yerli, feminist ve marjinal bilgi biçimlerinin de meşrulaştırılması gerektiğini savunuyor.

Kitapta yerli halklardan sosyal hareketlere kadar birçok direniş pratiği, insan haklarına dair yeni imkânlar sunar. Santos, Tanrı bir insan hakları savunucusu olsaydı, yalnızca güçlülerin değil, dışlanmışların da haklarını savunacak bir etik sistem yaratacağını söyler. Bu yönüyle eser, insan haklarını sadece normatif değil, aynı zamanda ahlaki ve politik bir mücadele alanı olarak yeniden tanımlar.

  • Künye: Boaventura de Sousa Santos – Ya Tanrı İnsan Hakları Aktivisti Olsaydı?, çeviren: Yusuf Enes Karataş, Islık Yayınları, siyaset, 160 sayfa, 2025

Olivier Reboul – Eğitim Felsefesi (2025)

Olivier Reboul’un bu eseri, eğitimin felsefi temellerini irdeleyen derinlikli bir çalışma. ‘Eğitim Felsefesi’ (‘La Philosophie de l’éducation’), eğitimi yalnızca bilgi aktarımı değil, bireyin akıl yürütme ve özgür düşünme kapasitesini geliştiren bir süreç olarak tanımlıyor. Reboul’e göre eğitim, insanın yalnızca bilen değil, düşünen ve sorumluluk taşıyan bir varlık olmasına katkı sunar.

Kitap, “eğitim nedir?”, “niçin eğitiriz?” ve “nasıl eğitmeliyiz?” gibi temel soruları ele alıyor. Bu bağlamda otorite, disiplin, özgürlük, kültür, değer, bilgi ve anlam kavramları felsefi düzeyde tartışılıyor. Reboul’a göre eğitim, bireyin hem aklını hem de vicdanını geliştirmeyi hedefler. Bu yönüyle pedagojik faaliyet, ahlaki bir sorumluluk taşır.

Yazar, eğitimin ideolojik yönünü de göz ardı etmez. Eğitim sistemi, yalnızca bireyleri biçimlendirmez; aynı zamanda toplumun değerlerini, inançlarını ve ön kabullerini yeniden üretir. Bu nedenle eğitimin eleştirel düşünceyle birlikte yürütülmesi gerekir. İyi bir eğitim, bireyi hazır bilgiyle donatmak yerine soru sormaya, anlamaya ve etkin bir yurttaş olmaya yönlendirmelidir.

Reboul’un eseri, eğitime salt teknik bir etkinlik olarak değil, insanlaşma sürecinin felsefi bir boyutu olarak yaklaşanlar için önemli bir kaynak.

  • Künye: Olivier Reboul – Eğitim Felsefesi, çeviren: Kağan Kahveci, İş Kültür Yayınları, eğitim, 128 sayfa, 2025

David Bessis – Matematik Herkes İçindir (2025)

David Bessis’in bu kitabı, matematiği yalnızca formüllerden ibaret kuru bir alan gibi değil, sezgiye ve meraka dayalı yaratıcı bir keşif dünyası olarak ele alıyor.

‘Matematik Herkes İçindir: Sezgi ve Merakın Dünyası’ (‘Mathematica: A Secret World of Intuition and Curiosity’), matematiğin özünde bir düşünme biçimi olduğunu, estetik ve hayal gücüyle iç içe geçtiğini vurguluyor. Geleneksel öğretim yöntemlerinin aksine, kitabın odağında soyutlamadan korkmamak ve sezgisel kavrayışı geliştirmek var. Matematik yalnızca doğru cevabı bulma sanatı değil, doğru soruyu sorma cesaretidir.

Yazar, iyi bir matematikçinin hesap makinesi gibi işlem yapmaktan çok, karmaşık yapılar içinde yolunu bulabilen ve anlam kurabilen biri olduğunu söyler. Sezgi, bilinmeyeni anlamlandırmada temel araçtır. Her denklem, ardında derin bir kavrayışı ve hatta bir duyguyu saklayabilir. Matematik öğrenimi de mekanik ezberle değil, oyun ve keşifle başlar. Hatalar, ilerlemenin zorunlu bir parçasıdır.

Bessis’in yaklaşımı, özellikle matematikten korkmuş ya da uzak durmuş okurlara hitap ediyor. Kitap, düşünmenin doğasını sorgulayan, sezgiyle aklı buluşturan özgün bir yolculuk sunuyor. ‘Matematik Herkes İçindir’, matematiğin yalnızca bilim değil, aynı zamanda bir sanat olduğunu hatırlatıyor.

  • Künye: David Bessis – Matematik Herkes İçindir: Sezgi ve Merakın Dünyası, çeviren: Samet Öksüz, Say Yayınları, matematik, 328 sayfa, 2025

Max Planck – Modern Doğa Anlayışı ve Kuantum Teorisi’ne Giriş (2025)

Max Planck bu eserinde, teorik fiziğin temel ilkelerini sade ve anlaşılır bir dille açıklıyor. ‘Modern Doğa Anlayışı ve Kuantum Teorisi’ne Giriş’ (‘Acht Vorlesungen über theoretische Physik’), fiziğin temel yasalarını anlamak isteyenler için bir giriş niteliğinde. Klasik mekaniğin dayandığı Newton yasalarından başlayarak, enerji korunumu ve termodinamiğin ilkelerine geçiş yapıyor. Isı, iş, entropi ve geri dönüşümsüzlük gibi kavramların fiziksel anlamını tartışıyor. Bu bağlamda doğadaki süreçlerin yönlü ve istisnasız şekilde ilerlediğini, entropi artışıyla evrensel düzenin nasıl şekillendiğini aktarıyor.

Ardından elektromanyetik kuram ve ışığın doğası üzerinde duruyor. Maxwell denklemleriyle ışığın dalga yapısının ortaya konduğunu, ancak bu teorinin bazı deneyleri açıklamakta yetersiz kaldığını belirtiyor. Özellikle kara cisim ışıması problemi, klasik fiziğin sınırlarını zorlayan bir örnektir. Planck, bu sorunu çözmek için enerjinin sürekli değil, belirli “kuantum” birimlerinde yayıldığını öne sürüyor. Bu fikir, daha sonra kuantum mekaniğinin temelini oluşturuyor. Planck sabiti, doğanın en küçük enerji paketlerini belirliyor. Böylece, doğanın süreksiz ve olasılıklı bir yapıya sahip olabileceği fikri ortaya çıkarıyor. Bu devrim niteliğindeki yaklaşım, modern fiziği derinden etkileyerek Einstein, Bohr ve Heisenberg gibi bilim insanlarına ilham kaynağı oldu. Planck’ın bu dersleri, klasik fiziğin açıklamada yetersiz kaldığı olgulara yeni bir bakış sunuyor ve 20. yüzyılın fizik anlayışını temelden değiştirdi.

  • Künye: Max Planck – Modern Doğa Anlayışı ve Kuantum Teorisi’ne Giriş, çeviren: Yılmaz Öner, Liberus Yayınları, fizik, 316 sayfa, 2025

Simon Gilham – Kendine Yalan Söylemeyi Bırak (2025)

Simon Gilham’ın bu eseri, kişisel gelişim alanında kalıpların dışında bir yaklaşım sunuyor. ‘Kendine Yalan Söylemeyi Bırak: Hayatını Değiştirecek 101 Acı Gerçek’ (‘Stop Lying to Yourself: 101 Hard Truths to Help You Change Your Life’), okuyucunun kendisiyle yüzleşmesini, bahaneleri ve kendini kandırmayı bırakmaya davet ediyor. Her biri kısa ama vurucu 101 bölümde, hayatı değiştirmek için gerekli olan dürüstlüğün altı çiziliyor.

Gilham, değişimin ilk adımının gerçekleri kabul etmek olduğunu savunuyor. “Vaktin yok değil, önceliğin yok.” gibi ifadelerle, sorumluluğu dış faktörlere yüklemek yerine bireyin kendi tercihlerinin farkına varması gerektiğini söylüyor. Kitap, okuyucunun sıkça kullandığı bahaneleri tek tek ortaya koyarak, onların ardındaki korkuları ve kaçışları gösteriyor.

Yazar, bu sert doğrularla okuyucunun konfor alanından çıkmasını amaçlıyor. Çünkü gerçek değişim, ancak yüzleşme ve eylemle mümkün. İlişkilerden kariyere, fiziksel sağlıktan kişisel hedeflere kadar geniş bir yelpazede okura ayna tutuyor.

Kitabın dili doğrudan ve zaman zaman provokatif olsa da altında yatan niyet açık: kendinle yüzleşmeden kendini geliştiremezsin. Gilham, motivasyon değil, dürüstlük sunuyor. Çünkü ancak gerçeği gördüğümüzde onu dönüştürebiliriz.

Sonuç olarak ‘Kendine Yalan Söylemeyi Bırak’, bahaneleri bırakıp yaşam sorumluluğunu üstlenmek isteyen herkes için cesur, net ve dönüştürücü bir rehber.

  • Künye: Simon Gilham – Kendine Yalan Söylemeyi Bırak: Hayatını Değiştirecek 101 Acı Gerçek, çeviren: Ezgi Alkan, Literatür Yayıncılık, kişisel gelişim, 208 sayfa, 2025

Pedram Türkoğlu – Yaşayan Dinozor: Avian (2025)

‘Yaşayan Dinozor’, Türkiye’de dinozorlar üzerine yayımlanan ilk kapsamlı popüler bilim kitabı olarak önemli bir boşluğu dolduruyor. Pedram Türkoğlu, sinema ve popüler kültürle zihinlerimize yerleşmiş dinozor imgesini, modern paleontolojinin sunduğu verilerle yeniden yorumluyor.

Kitap, özellikle “Jurassic Park” gibi filmlerin etkisiyle kalıplaşan dinozor algısını eleştirerek, bu canlıların tüyleri, renkleri, hareket biçimleri ve davranışları üzerine güncel bilimsel bilgileri okuyucuya aktarıyor. Dinozorların sadece devasa sürüngenler olmadığı, pek çoğunun kuşlarla yakın akraba olduğu bilgisi, kitapta geniş yer tutuyor.

Ayrıca, kuşların dinozor soyundan geldiği tezi, anatomik karşılaştırmalar ve evrimsel biyoloji çerçevesinde açıklanıyor. Memelilerin evrimi, dinozorlarla karşılaştırmalı olarak sunularak, canlılar dünyasındaki büyük dönüşümler gözler önüne seriliyor.

‘Yaşayan Dinozor’, hem meraklı okurlar hem de gençler için bilgilendirici, eğlenceli ve düşündürücü bir okuma deneyimi sunuyor.

  • Künye: Pedram Türkoğlu – Yaşayan Dinozor: Avian (Kuşların Evrimi ve Atalarının Serüveni), Ginko Bilim Yayınları, bilim, 148 sayfa, 2025

Edward J. Erickson – Türk Kurtuluş Savaşı (2025)

Edward J. Erickson’ın bu çalışması, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna giden süreçteki askerî gelişmeleri detaylı bir şekilde inceliyor. ‘Türk Kurtuluş Savaşı: Bir Askerî Tarih 1919-1923’ (‘The Turkish War of Independence: A Military History 1919-1923’, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra Türk ordusunun yeniden yapılandırılmasını ve verilen mücadeleleri merkezine alıyor.

Erickson, Kurtuluş Savaşı’nı sadece bir siyasal direniş değil, aynı zamanda disiplinli bir askeri strateji ve lojistik başarı olarak yorumluyor. Türk ordusunun karşılaştığı iç ve dış tehditler, özellikle Yunan, Ermeni ve Fransız kuvvetlerine karşı yürütülen cephe savaşları, detaylı harita ve analizlerle anlatılıyor.

Kitap, Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde şekillenen komuta yapısını, cephe yönetimindeki karar alma süreçlerini ve Anadolu’da halkla kurulan ilişkiyi askeri bakış açısıyla ele alıyor. Ayrıca, Sovyetler Birliği’yle kurulan ilişki, askeri mühimmat temini ve istihbarat faaliyetleri gibi stratejik konular da geniş yer buluyor.

Erickson, savaşın bir “bağımsızlık” mücadelesi olmasının ötesinde, modern bir ulusun temellerinin nasıl disiplinli bir ordu sayesinde atıldığını savunuyor. Kitap, Batı literatüründe bu dönemi askeri yönüyle anlatan az sayıdaki akademik çalışmadan biri olmasıyla da önem taşıyor.

  • Künye: Edward J. Erickson – Türk Kurtuluş Savaşı: Bir Askerî Tarih 1919-1923, çeviren: Selim Çelebi, Alfa Yayınları, tarih, 464 sayfa, 2025

Kolektif – Macarların Tasarımları Türkiye’de (2025)

‘Macarların Tasarımları Türkiye’de’, Türk-Macar mimari ilişkileri odağında, Türkiye ile Avrupa arasındaki kültürel etkileşimi ele alan özgün bir çalışma.

Kitapta, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan dönemde, mimarlık aracılığıyla kurulan çok katmanlı ilişkiler anlatılıyor. Türk mimarisine duyulan ilginin oryantalist bakıştan modern mimarlık ilkelerine geçiş süreci çizimler ve metinlerle belgeleniyor. Türk ve Macar araştırmacıların ortak emeğiyle hazırlanan bu içerikler, ilk kez bu kapsamda bir araya getirilmiş.

Prof. Dr. János Krähling’e göre, Osmanlı’nın Avrupa’daki etkinliğinin azalmasından sonra bile, Türk mimarlığı Avrupa’da ilgi görmeye devam etmiştir. Guarini’nin Mağribi mimariden ilhamı ve Fischer von Erlach’ın Osmanlı anıtlarını içeren çalışmaları bu sürekliliği yansıtır.

Macar mimarisinin anıtları arasında, Macar romantik tarihselciliğinin önemli bir örneği olan Tata şehrindeki Saray Bahçesi’nde yer alan Türk mescidi gibi bu sürece uygun anıtları da bulabiliriz. Oryantalist formların romantik çağrışımı başlangıçta bu ilişkilerle karakterize edilmiştir. Daha sonra mûtat işveren, jüri, tasarım ve inşaat faaliyetleri kapsamında Türkiye ile ilgili mimari projeler profesyonel kamu yaşamının bir parçası haline gelmiştir.

Bu bağlamda oryantalist etkiler zamanla daha kurumsal mimari iş birliklerine dönüşmüştü.

Kitapta yer alan mimari çizimler, Osmanlı İmparatorluğu’nun önemli eski Avrupalı ortakları olan Macaristan, Almanca konuşan ülkeler ve İtalya arasındaki mimari bağlantıları sunuyor.

Kitap, Macaristan, Almanca konuşan ülkeler ve İtalya ile Osmanlı arasındaki mimari bağları vurgularken, Macar mimarların Türkiye’de gerçekleştirdikleri ya da tasarladıkları yapılar üzerinden karşılıklı kültürel aktarımı gözler önüne seriyor.

  • Künye: Kolektif – Macarların Tasarımları Türkiye’de: 19. ve 20. Yüzyılda Macar-Türk Mimarlık İlişkileri, editör: Gergő Máté Kovács, Zafer Sağdıç, YEM Yayın, mimari, 192 sayfa, 2025