Klaus Kreiser – Kısa Türkiye Tarihi (2024)

Türkiye 1923 yılında cumhuriyetin kurulmasının ardından yalnızca birkaç kuşak içinde bölgenin en kalabalık ve ekonomik açıdan en güçlü devleti haline geldi.

Klaus Kreiser bir yandan Türkiye’nin siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel gelişimini anlatırken bir yandan da Kıbrıs sorunu, azınlıklar ve dinin kamusal rolü gibi ülkenin Avrupalı komşularını endişelendirmeye devam eden iç ve dış politika gerilimlerini ayrıntılı bir şekilde gözler önüne seriyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Bu kitapta, Türkiye’nin ve insanlarının 1920’den günümüze dek izlediği yolu anlatmaya çalıştım. Batı ittifak sistemlerine entegrasyon, İslamiyet’in rolü ya da Kürt sorunu gibi temel konuları göz ardı etmeksizin, kırsal kesimin kalkınması, Doğu-Batı arasındaki seviye farkı ve eğitim sistemi gibi birçok araştırmada yeteri kadar değinilmeyen, eksik kalan konulara yöneldim. Geleceğe dair ‘tahminlerin’, tarihsel bir anlatıda yeri olmayacağı gibi övgü ve serzenişin de yeri yoktur.”

  • Künye: Klaus Kreiser – Kısa Türkiye Tarihi, çeviren: Sema Özgün, Say Yayınları, tarih, 152 sayfa, 2024

 

Fatih Yaşlı – Antikomünist Şebeke (2024)

Türkiye’de milliyetçiliğin, sağın ve antikomünizmin tarihine ilişkin kitapları ve biyografi çalışmalarıyla tanıdığımız Fatih Yaşlı, bu kez, Türkiye’de yönetici sınıfın hegemonya krizleriyle dinselleşme arasındaki tarihsel ilişkiye ışık tutuyor.

“1923 paradigması nasıl çöktü, Cumhuriyet neden yıkıldı?” sorusundan yola çıkan Yaşlı, Türkiye’de düzenin üç farklı dönemeçte yaşadığı hegemonya krizlerini aşabilmek için devletle Türk sağı arasında bir mutabakat kurulduğunu ve bu mutabakatın da temelini antikomünizmin oluşturduğunu ileri sürüyor.

Bu mutabakatın bir ürünü olarak 1946-1980 yılları arasında Türkiye’de kişileriyle, yayınlarıyla ve örgütleriyle antikomünist bir şebekenin ortaya çıktığını savunan Yaşlı, 2000’li yıllardan başlayarak yaşanan tedrici rejim değişikliğini anlamak için bu antikomünist şebekeyi merkeze alan bir tarih okumasına ihtiyacımız olduğuna dikkat çekiyor.

Komünizmle Mücadele Dernekleri’nden İlim Yayma Cemiyeti’ne, Büyük Doğu dergisinden Milliyetçiler Derneği’ne, Milli Türk Talebe Birliği’nden Aydınlar Ocağı’na bir şebekenin adım adım inşa edilişini gözler önüne seren çalışma, bu geleneğin AKP’nin kurmaya çalıştığı yeni rejim üzerindeki siyasi ve ideolojik etkisini çarpıcı ve berrak bir şekilde ortaya koyuyor.

‘Antikomünist Şebeke’, Türk sağının şeceresini çıkarmaya yönelik kapsamlı bir çalışma olmanın ötesinde, Türkiye tarihini tarihsel maddeci/sınıfsal bir perspektiften okuma çabalarına ufuk açıcı bir katkıda bulunarak, deneyimlemeye devam ettiğimiz şiddetli hegemonya bunalımını anlamaya ve açıklamaya yönelik yeni bir pencere açıyor.

  • Künye: Fatih Yaşlı – Antikomünist Şebeke: Örgütler, Kişiler, Yayınlar (1946-1980), Yordam Kitap, siyaset, 384 sayfa, 2024

Ramil Aliyev – Matematiksel Mitoloji ve Folklor (2024)

 

‘Matematiksel Mitoloji ve Folklor’, dünyada bu konuda yazılmış ilk eserdir.

Bu nedenle ilk defa böyle bir kitap okuyacaksınız.

Bilimler arası entegrasyona adanan bu çalışmada, mitolojinin öğrenilmesi sırasında matematiksel bilgiyi mitolojik dünya görüşü ve folklor metinlerine uygulama sorunları incelendi.

Ramil Aliyev bu kitabında, atalarımızın matematiksel-mitolojik dünya görüşünü, modern algoritmalara dayanan erken bir dijital matematiksel-geometrik dünya görüşü sistemi şeklinde ortaya çıkarmak gibi çetin bir işe girişti.

Matematiksel folklor metinlerine dayanarak matematiksel mitolojiyi bir bilim olarak düşündü ve muhteşem bir yapıya sahip bu monografiyi ortaya çıkardı.

Kitap, aynı zamanda Azeri halk bilimcilerimizin matematiksel düşüncelerini eserlerine göre analiz etmekte ve Azeri bilim insanlarının matematiksel düşünceleri ve matematiksel folklor çalışmalarının gelişimine dayalı olarak folklor metinlerindeki matematiksel modellerin bilimsel bir açıklamasını sunmaktadır.

  • Künye: Ramil Aliyev – Matematiksel Mitoloji ve Folklor, Doruk Yayınları, mitoloji, 216 sayfa, 2024

Robert Alexy – Hukuk Kavramı ve Hukukun Geçerliliği (2024)

Robert Alexy çağdaş hukuk kuramının ve hukuk felsefesinin yaşayan en önemli isimlerinden biridir.

Bu kitap 13 dile çevrilmiş, bu alanların artık klasikleşmiş eserleri arasında yer almaktadır.

Bu kitabın merkezinde hukuk ve ahlak arasındaki ilişki bulunmaktadır.

Hukuki pozitivizm bu ikisinin ayrılması gerektiğini iddia eder.

Hukuki pozitivizme göre hem hukuk kavramı ve hem de hukukun geçerliliği ahlak dışında tanımlanmalıdır.

Robert Alexy bu tezin yanlış olduğunu göstermeye çalışmaktadır.

İlk olarak hukuk ve ahlak arasında zorunlu kavramsal bir bağ bulunmaktadır, ikinci olarak, hukuk kavramını ve hukukun geçerliliği kavramını, ahlaki unsurları içerecek şekilde tanımlamanın lehinde normatif nedenler vardır.

Bu nedenlerle hukuki pozitivizm hukukun kapsayıcı bir tezi olarak başarısızlığa uğramaktadır.

Bu tezler kitaba eklenen “Hukukun İkili Doğası” makalesiyle pratik aklın kurumsallaştırılmasının bir sistemi olarak geliştirilmiştir.

Bu sistem demokratik anayasa devletinin temel unsurlarını içermektedir.

  • Künye: Robert Alexy – Hukuk Kavramı ve Hukukun Geçerliliği, çeviren: Altan Heper, Fol Kitap, hukuk, 184 sayfa, 2024

Kolektif – Şiddetsiz Birey, Aile ve Toplum (2024)

Şiddetin küresel ölçekte ve Türkiye’de yaygın bir insan hakkı ihlali olduğu bir çağda, ruh sağlığı çalışanları bu şiddetin bireylerin, ailelerin ve toplumun üzerindeki derin etkisiyle sıkça karşılaşıyor.

Bu bağlamda bu kitap, ruh sağlığı çalışanları olarak şiddetle mücadele ve şiddetsizliğin tesisi konusunda birlikte düşünme ihtiyacının bir ürünü olarak ortaya çıktı.

Kitabın birinci kısmı, psikoterapi bağlamında şiddeti ele alıyor.

Seans odalarında şiddeti ve şiddetsizliği psikodinamik, zihinselleştirme odaklı ve gelişimsel perspektiflerden inceliyor.

Ayrıca, feminist ve kesişimsellik odaklı yaklaşımların yanı sıra, psikoterapistlerin yasal sorumluluklarına dair bilgiler de içeriyor.

Kitabın ikinci kısmı, şiddeti önleme konusunda yol gösterici uygulama örnekleri sunuyor.

Ebeveyn eğitimi ve destek çalışmaları, genç yetişkinlere yönelik eğitim programları, şiddetsizliğin inşasında yaratıcı yaklaşımlar ve kurumlarda şiddetsizlik kültürü gibi konuları ele alıyor.

Bu kitabın ruh sağlığı alanlarında çalışanlar olarak hepimize hem yol gösterici bir başlangıç noktası olmasını hem de bu yolda yalnız olmadığımızı hissettirmesini umuyoruz.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise söyle: Alev Çavdar, Anıl Özge Üstünel, Begüm Efeoğlu, Buket Kılıçer, Büşra Yalçınöz Uçan, Çimen Günay-Erkol, Elif Akdağ Göçek, Fatma Arıcı-Şahin, Gülden Sayılan, İdil Işık, Nurseli Yeşim Sünbüloğlu, Oğuz Can Ok, Özlem Bugur Özdemir, Rüştü Emre Aksoy, Şafak Ebru Toksoy, Selin Akyüz, Sibel Halfon, Tuğçe Çetin Ertekin, Yudum Söylemez, Zeynep Maçkalı.

  • Künye: Kolektif – Şiddetsiz Birey, Aile ve Toplum: Ruh Sağlığı Alanında Şiddetsizlik Odaklı Yaklaşım ve Uygulamalar, derleyen: Alev Çavdar, Anıl Özge Üstünel, Zeynep Maçkalı, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, psikoloji, 324 sayfa, 2024

Aimé Césaire – Sömürgecilik Üzerine Söylev (2024)

Martinikli düşünür ve şair Aimé Césaire’nın yayınlandığı 1950’den itibaren kült statüsü kazanmış ‘Sömürgecilik Üzerine Söylev’i sömürgeciliğin ilerlemeye, kapitalizme ve Batı’nın medeniyet kavramına içkinliğini ifşa eden bir manifesto.

Afrika ve Asya’daki sömürgeci idareler halen iktidardayken, milyonlar esaret altındayken yazılan bu metin iki yüzlü Avrupa hümanizminin cilasını kazırken gerçek bir evrensel hümanizmden hiç vazgeçmez.

Şiddetin tarihine ve yarattığı sömürgeci-sömürgeleştirilen diyalektiğine getirdiği eleştiri Fanon’dan Said’e sayısız düşünürü etkilemiş, post-kolonyal kuramın temellerini atmıştır.

Güneş Ayas’ın güncellediği sunuşu ve ek metinlerle genişlettiğimiz ‘Sömürgecilik Üzerine Söylev’ yeniden alenileşen Batı küstahlığı ve emperyalist şiddetin bu karanlık günleri için zorunlu bir okuma teşkil ediyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Fırtınayı duyuyorum. Bana ilerlemeden, ‘başarılanlardan’, tedavi edilen hastalıklardan, iyileştirilen yaşam standartlarından bahsediyorlar. Bense tüketilmiş, kültürleri ayaklar altında çiğnenmiş, kurumları yıkılmış, toprakları zapt edilmiş, dinleri darmadağın edilmiş, muhteşem sanat eserleri yok edilmiş, olağanüstü imkânları ortadan kaldırılmış toplumları duyuyorum… bu politika Avrupa’nın kendi yıkımından başka bir şeye sebep olmaz ve Avrupa eğer dikkat etmezse kendi etrafında yarattığı boşlukta telef olup gidecek.”

  • Künye: Aimé Césaire – Sömürgecilik Üzerine Söylev, çeviren: Güneş Ayas, Dergah Yayınları, siyaset, 152 sayfa, 2024

Kolektif – Lacan Depresyon ve Melankoli Hakkında Ne Dedi? (2024)

Elinizdeki bu kitap çağımızda git gide bir salgına dönüştüğü iddia edilen “depresyon” üzerine Lacancı bakışı hakkıyla ortaya koyan yenilikçi ve çığır açıcı bir kitap.

Lacancı psikanalizin “depresyon” konusunda ne söyleyebileceği hepimizin kulak kabartması gereken bir konu.

Çünkü “depresyon” terimi heterojen bir alanı indirgeyerek, dışsal belirtilerden kurulu bir dizi semptomu birleştirmektedir.

Ki bu da sonuçta depresif olan her bir kişide farklı anlamlara gelebilecek olan belirtileri, üzerine konuşmadan kabul etmeye bizi zorlamaktadır.

Klinisyenler için –özellikle de psikiyatristler için– bu alanın heterojen bir dizi şeyin üst üste binmesinden oluştuğunu görmek çok önemlidir.

Bu da bize her bir öznenin tek tek dinlenmesi gerektiğini salık verir.

İlaçlar öznelerin özneliğini siler ve herkesi aynılaştırır, oysa Lacancı psikanaliz her birimizin tekilliğine vurgu yaparak bizi konuşma göreviyle yüz yüze bırakır.

Kitaptaki klinik örnekler her bir bireyde depresif durumların ortaya çıkışının farklı nedenlerle olduğunu gözler önüne seriyor; ki bu noktanın –Lacancı olmayanların– kendi klinik anlayışlarını sorgulamaları için bir nebze de olsa katkıda bulunabileceğini düşünüyorum.

Depresyonun görülme sıklığının artması depresyonun konuşma ile ele alınabilecek bir şey olmadığı fikrindeki artışla el ele gidiyor.

Kimyasal çözümler ya da adına terapi denen standart uygulamalar ile depresyonun ortadan kaldırılabileceği iddia edilegelindi.

Oysa araştırmalar bunun tersini söylüyor; öznenin ve konuşmanın üzerinin çizilmesi, adına depresyon denilen durumların aynı dönemde daha da arttığını kanıtlıyor.

Bu kitabın, Freud’un Yas ve Melankoli metninde ortaya attığı fikirlere çok önemli açılımlar getirdiğini, bunun Lacancı a nesnesi bağlamında olduğunu belirtmeden geçmek olmaz.

Kitapta melankoliye odaklanan pek çok yazı, yas ve melankolinin karmaşık ilişkisine odaklandığı kadar, melankolinin kendine özgü yanlarını nasıl formüle edebileceğimize de dikkatimizi çekiyor.

Melankolide nesnenin aşırı, boğucu yakınlığı ve bu nesneden aralanmanın neredeyse imkânsız olması yaratıcılık sorusuyla birlikte ele alınıyor kitapta.

İnsani acının pusulasını bulduğunu iddia etmiyor bu kitap ama bir taraftan da öyle teorik ve klinik noktalara dikkatimizi çekiyor ki yıllar boyu tekrar tekrar okunacak temel bir eser olduğunu söylememek haksızlık olur.

Depresyon, yas, melankoli, a nesnesi, klinik çalışma, yaratıcılık, edebiyat, moda, psikiyatrik ilaçlar ve daha pek çok şey üzerine düşünmek isteyenler için mutlaka okunması gereken bir kitap.

    • Künye: Kolektif – Lacan Depresyon ve Melankoli Hakkında Ne Dedi?, editör: Stijn Vanheule, Derek Hook, çeviren: Pınar Garan, Axis Yayınları, psikanaliz, 349 sayfa, 2024

Meriç Bilgiç – Felsefi Antropoloji (2024)

Günümüzde Dünya’yı saran sürü kültürü içinde insanlar insanlıklarına yabancılaştıklarını dahi duyamayacak kadar yabancılaşmıştır.

Bu kitap tarih boyunca insan olmanın fenomenlerini panoramik olarak sergilemekte ve yeniden yaratılabilecek mantıksal bir zemin kurmaktadır.

Kitap bir yandan felsefe dünyasına, felsefi antropolojinin akademik bir disiplin olarak üzerine oturacağı ana çerçeveyi, okuma kaynaklarıyla beraber sunarken, diğer yandan da tarihe karşı kendi tarihini yaratacak, geleceğini kendisi olmanın mutluluğu üzerine kuracak öncü insanlara Arşimetçi bir insan felsefesi vermektedir.

“İnsan” derken, burada geleneksel olarak alışıldığı gibi, gizliden içine Batılı-Akıllı-Erkek kaçmış, teorik bir ruhsal üründen söz edilmiyor.

Bu insanın içinde bütün o silinmiş, itilmiş, aşağılanmış, dişi, deli, saf, kötü, çirkin bileşenleriyle de birlikte, kayıp insanı, yeryüzünde insan olarak insanı arıyoruz.

Bu kitap ile yapmaya çalıştığımız şey de tam olarak insanı tarihsel bir varlık olarak otantik, estetik eksenine geri taşımaktır.

  • Künye: Meriç Bilgiç – Felsefi Antropoloji, Say Yayınları, antropoloji, 216 sayfa, 2024

Boris Groys – Sanat Eserine Dönüşmek (2024)

  • Modern çağda sanat nedir?
  • Sanatçı kimliği ne anlama gelir?
  • Kendimizi bir sanat eserine dönüştürmek mümkün mü?

Boris Groys, bu sorulara ‘Sanat Eserine Dönüşmek’ adlı cesur kitabında cevap arıyor.

Groys, modern ve çağdaş sanatın tarihini inceleyerek sanatın geleneksel tanımlarının artık geçerli olmadığını savunuyor.

Artık sanat, sadece müze ve kütüphanelerde sergilenen nesnelerden ibaret değildir.

Dijital çağda sanat, her yerde ve her şeyde olabilir.

Groys’un kapsamlı birikimi ve keskin gözlem yeteneği, bu kitapta sanatın dönüşümünü ve sanatçının kendi varoluşunu sanat eserine nasıl yansıttığını inceliyor.

Sanatçının kendisini bir sanat eseri haline getirme süreci, modern ve çağdaş sanatın temelindeki kavramsal kaygıları aydınlatıyor.

Groys, bu kitapta bize sanatın artık bir dış nesne değil, bir iç deneyim olduğunu gösteriyor.

Bir sanat eserine dönüşmek için, kendimizi sürekli olarak yeniden ve yeniden tasarlamamız gerekir.

Bu, kimliğimizi, bedenimizi ve ilişkilerimizi sorgulamayı gerektiren zorlayıcı bir süreçtir.

Groys’un ustalıklı analizi, sanatın sınırlarını ve potansiyelini keşfetmek isteyen herkes için ilham verici bir kaynak olacak.

  • Künye: Boris Groys – Sanat Eserine Dönüşmek, çeviren: Feyza Yazıcı, Ayrıntı Yayınları, sanat, 80 sayfa, 2024

Kolektif – Erken Modern Avrupa Tarihi 4. Cilt (2024)

VakıfBank Kültür Yayınları’nın ‘Erken Modern Avrupa Tarihi’ serisinin dördüncü cildi ‘Düşünce Sanat ve Kültür’, Avrupa’nın modernliğin şafağında entelektüel ve kültürel dönüşümünü merkeze alıyor.

Hümanizmin yükselişinden bilimsel devrimlerin etkilerine, politik düşüncenin evrilişinden sanat ve müzik dünyasındaki köklü değişimlere kadar geniş bir yelpazede Avrupa’nın 14. yüzyıldan 18. yüzyılın ortalarına kadar geçirdiği devinimleri takip ediyor.

Avrupa’nın düşünce dünyasında ve kültürel yaşamında meydana gelen derin değişimlerin izi, Galieo’dan Newton’a, van Eyck’ten Mozart’a, Bodin’den Rousseau’ya erken modern çağın kültür ve fikir mimarlarının eserleri, düşünce dünyaları ve modern zamana uzanan etkileri üzerinden işleniyor.

Aynı zamanda bu dönüşümlerin, toplumsal yapı ve günlük yaşam üzerindeki etkileri de dikkatle inceleniyor; bunların ne miktarda bir kırılma ya da ne denli bir devamlılık olduğu, ne oranda sadece Avrupa’ya ait oldukları ve İslam, Çin, Hint gibi kültürlerden nasıl beslendikleri, kadim eserleri nasıl yorumladıkları ve onlarla nasıl irtibatta oldukları dakik araştırma yöntemleriyle sorgulanıyor.

Erken modern dönemde, sanat, mimarî ve müzik gibi yaratıcı alanlarda yaşanan devinimler, sadece estetik anlayışı değil, aynı zamanda toplumun kendini ifade ediş biçimlerini de dönüştürmüştü.

Erken Modern Avrupa’nın entelektüel ve kültürel dinamiklerini anlamak için temel bir rehber niteliği taşıyan bu eser, serinin önceki üç cildinde olduğu gibi, okurlar için öncelikli bir başvuru kaynağı olmayı sürdürecektir.

  • Künye: Kolektif – Erken Modern Avrupa Tarihi 4. Cilt: Düşünce, Sanat ve Kültür, hazırlayan: Hamish Scott, çeviren: İsmail Hakkı Yılmaz, Vakıfbank Kültür Yayınları, tarih, 344 sayfa, 2024