Faik Bulut – Filistin Rüyası (2016)

Filistin, bir zamanlar her genç ve romantik devrimcinin gönlünde yatan bir aslandı.

Bu, Filistin Rüyası’ydı.

Kendisi de El Fetih kamplarında eğitim görmüş, İsrail’de yedi yıl hapis yatmış Faik Bulut, Türkiye devrimci hareketiyle iç içe geçen ve bu anlamda Türkiye devrimci tarihinin bir boyutunu oluşturmuş Filistin’deki devrimcilerin durumuna tanıklık ediyor.

  • Künye: Faik Bulut – Filistin Rüyası, Berfin Yayınları

Bahar Dadaloğlu – Köy Enstitülü Avşar Kızı (2016)

Halkın, Öksüz Mektepleri diyerek sahip çıktığı Köy Enstitülerinin tarihi, değeri ve mirası konusunda önemli bir kaynak.

Kendisi de Pazarören Köy Enstitüsü’nden olan Bahar Dadaloğlu’nun buradaki anıları, Türkiye’nin eğitim-öğretim ve kültür tarihinin 50 yıllık bir döneminden önemli bilgi ve ayrıntılar barındırmasıyla vazgeçilmez bir tanıklık.

  • Künye: Bahar Dadaloğlu – Köy Enstitülü Avşar Kızı, Berfin Yayınları

Bilge Cankorel – Bir Dönem Biterken (2014)

 

Büyükelçi Bilge Cankorel, büyük tarihi, siyasi dönüşümlerin yaşandığı bir dönemde görev yapmış.

Mao’nun ölümü ile yeni Çin’in ortaya çıkışından Berlin Duvarı’nın yıkılışına, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından Soğuk Savaş’ın bitişine ve Türkiye’nin bu değişim rüzgârları karşısında rotasını belirleme çabalarına kadar pek çok detay, bu anılarda karşımıza çıkıyor.

  • Künye: Bilge Cankorel – Bir Dönem Biterken, Kırmızı Kedi Yayınevi

Hulki Aktunç – Yoldaşım Kırk Yıl (2014)

Şair, öykücü, romancı ve sözlük yazarı Hulki Aktunç’un hayatı ve sanatına dair derinlikli bir anlatı.

Söyleşilerle oluşan bu kitap, bir yazarın çocukluğundan yetişkinliğine uzanarak hayatındaki dönüm noktalarını sergilemekle kalmıyor, aynı zamanda 68’li yıllar, TİP deneyimi, 12 Eylül darbesi gibi Türkiye yakın tarihindeki önemli olaylara dair tanıklığını da sunuyor.

  • Künye: Hulki Aktunç – Yoldaşım Kırk Yıl, söyleşi: Rıza Kıraç, Yapı Kredi Yayınları

Corrado Alvaro – Türkiye’ye Yolculuk (2010)

‘Türkiye’ye Yolculuk’, İtalyan gazeteci, yazar ve şair Corrado Alvaro’nun 1931 yılında Türkiye’ye yapmış olduğu yolculuğun izlenimlerinden oluşuyor.

Atatürk’ün modernleşme çalışmalarının ilk ürünlerinin alındığı dönemde Türkiye’yi ziyaret eden Alvaro, ülkenin geçmişten bugüne gelirken yaşadığı dönüşümü ayrıntılı bir bakışla kaleme getiriyor.

Atatürk devrimlerinin savunuculuğunu yapan Alvaro, bu devrimlerin eskinin “teokratik derebeylik” sistemine karşı yapıldığını belirtiyor.

Yazar buradan hareketle, Atatürk’ün, Türk toplumunun özüne yaraşır “yeni insan”ın yaratılması konusundaki öncü rolünün görmezden gelinmemesi gerektiğini belirtiyor.

  • Künye: Corrado Alvaro – Türkiye’ye Yolculuk, çeviren: Necdet Adabağ, Literatür Yayıncılık, gezi, 107 sayfa

Celal Şengör – Bir Bilim Adamının Serüveni (2010)

‘Bir Bilim Adamının Serüveni’, dünya çapında ün kazanmış jeolog ve profesör Celal Şengör’le yapılmış uzun soluklu bir söyleşi. Şengör, hali ve tavrıyla dikkat çeken, renkli bir kişilik olarak biliniyor.

Avrupa Bilimler Akademisi, Amerikan Bilimler Akademisi ve Rus Bilimler Akademisi’ne üye olan Şengör, aynı zamanda TÜBİTAK Bilim Ödülü’nü kazanan en genç bilim adamı.

Fakat bilim adamı olmasına rağmen “12 Eylül darbesi son derece lüzumluydu” cümlesini de sarf edebilen Şengör, söyleşide, çocukluğunun İstanbul’unu, eğitim yıllarını, jeolojiye nasıl ilgi duyduğunu, Amerika, İngiltere, Fransa ve Çin’de yaptığı bilimsel çalışmaları anlatıyor.

  • Künye: Celal Şengör – Bir Bilim Adamının Serüveni: Celal Şengör Kitabı, söyleşi: Sefa Kaplan, İş Kültür Yayınları, söyleşi, 675 sayfa

Imre Kertész – Dosya K. (2010)

Macar yazar Imre Kertész’le yapılmış söyleşilerden oluşan ‘Dosya K.’, yazarın derli toplu bir biyografisi olarak da düşünülebilir.

2002 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Kertész’i, bilhassa başyapıtı sayılan ‘Kadersizlik’ ile biliriz.

Bu romanını on yılda yazmış olan yazarın diğer ünlü yapıtları da, ağırlıklı olarak Yahudi soykırımını konu edinir.

Kertész’in dostu ve editörü Zoltan Hafner’la 2003-2004 yılları arasında yaptığı konuşmalardan oluşan elimizdeki kitap, yazarın çocukluğu ve gençliğine dair anekdotları, Yahudi kimliği yüzünden çektiği acıları, toplama kampı deneyimlerini ve yazarlık yaklaşımını okurlara sunmasıyla dikkat çekiyor.

  • Künye: Imre Kertész – Dosya K., çeviren: Gün Benderli, Can Yayınları, söyleşi, 183 sayfa

İbrahim Ünal – Tarihe Not (2020)

1970’li yıllar Türkiye’de her anlamda büyük dönüşümlerin yaşandığı yıllardı.

Bu döneme bizzat tanıklık etmiş İbrahim Ünal da, yaşadıklarını çarpıcı örnekler eşliğinde bizimle paylaşıyor.

Tarihe not düşen bu anılar, dönemin çok iyi bir fotoğrafını çekiyor, fakat daha da önemlisi, Türkiye’nin nasıl büyük bir değişim geçirdiğini ayrıntılı bir şekilde ortaya koyuyor.

Ünal, hayatı mücadeleyle geçmiş isimlerden.

Kendisinin anıları, sıradan bir dönem tasviri olmaktan öteye geçerek, Türkiye tarihini kökten dönüştürmüş o on yılın egemenlerine de, muhaliflerine de eleştirel yaklaşabilmesiyle bilhassa dikkat çekiyor.

  • Künye: İbrahim Ünal – Tarihe Not: Akılda Kalanlar (1976-1980), Ayrıntı Yayınları, anı, 496 sayfa, 2020

Oğuz Akay – Bu Sofrada Ben Varım (2010)

Oğuz Akay ‘Bu Sofrada Ben Varım’da, Atatürk’ün sofra geleneğini, sofrada yaşanan anılar ekseninde anlatıyor.

Atatürk’ün bu sofraları, bazıları tarafından bir eğlence, bir rakı sofrası olarak tanımlanmıştı.

Akay ise, Salih Bozok, Celal Bayar, Falih Rıfkı Atay ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu gibi, bizzat o sofrada bulunmuş isimlerin anlatımlarına dayanarak bu teze karşı çıkıyor.

“Bu sofra, bir yeme, içme ve eğlence sofrası değil; bir iradenin ve bir devrimin sofrası idi.” diyen Akay, 1899-1938 yılları arasında kırk yıl boyunca sürmüş sofranın hikâyesini sunuyor.

Kapsamlı bir çalışmanın ürünü olan kitap, Atatürk’e yakın birçok ismin gözlem, değerlendirme ve anılarını bir araya getiriyor; Atatürk’te sofra geleneğinin nasıl oluşup yerleştiğini, sofrada nasıl eğlenildiğini ve burada konuşulan, tartışılan konuları araştırıyor.

  • Künye: Oğuz Akay – Bu Sofrada Ben Varım, Alfa Yayınları, tarih, 716 sayfa

Yusuf İzzettin Bey – Sibirya Esir Kamplarında Yedi Yıl (2020)

Bir kulak burun boğaz uzmanı olan Dr. Yusuf İzzettin Bey, savaşın ilk günü olan 22 Aralık 1914’te, 10. Kolordu’nun sağlık subayı olarak katıldığı Sarıkamış Cephesi’nde esir düşer.

Bu kitap, İzzettin Bey’in esaret sürecinin başından özgürlüğüne kavuştuğu zamana kadar yaşadıklarını gün gün anlattığı defterlerini sunuyor.

Bu tanıklık, resmi tarihin pek oralı olmadığı gerçekleri açığa çıkarmasıyla ayrıca önemli diyebiliriz.

İzzettin Bey, daha savaşın ilk günü olan 22 Aralık’ta taarruza geçen askerin aç olduğunu, mevcut olmadığı bilindiği halde ihtiyat erzakının üçte birinin sarf edilmesi emrinin verildiğini, ikinci ve üçüncü günlerde de bu emrin aynen tekrar edildiğini anlatıyor.

İzzettin Bey ayrıca, Ocak ayının ilk haftasında Başköy’den başladıkları geri çekilme sırasında İhsan Paşa’nın nasıl esir düştüğünü, Enver Paşa’nın kıl payı esaretten kurtulduğunu, Kornes köyüne kadar çekilmişken bir gece Rusların köye baskın yapması sırasında resmen gafil avlanarak nasıl esir düştüğünü ayrıntılı şekilde anlatıyor.

Kahramanımız, devamında da, 27 Ocak 1915 gecesi başlayan esaretinin her aşamasından bize hiçbir yerde yayınlanamamış bilgiler veriyor.

Tren yolculuğu sırasındaki tüm istasyonlar ve durak yerlerinde yaşadıkları, ilk esir grubu olarak geldikleri Nargin Adası’nda gördükleri ve buradan sırası ile Sibirya boyunca sık sık değiştirilen esir kamplarında yaşadıklarını canlı bir şekilde anlatıyor.

Kahramanımız ayrıca, Çita Esir Kampı’nda bulunduğu sırada askeri hastanede doktorluk yaparken açtığı muayenehanede kulak burun boğaz uzmanı olarak çalışmasını, 23 Şubat 1921’de, yedi yıllık esaretten sonra memlekete dönmek için son esir kampı olan Vladivostok’tan 1500 esirle birlikte büyük bir sevinç ve heyecanla yola çıkarken, Midilli açıklarında bir Yunan torpidosu tarafında esir alınarak götürüldükleri Pire Limanı’na demir atışlarını, gemide geçen 4 ay açlık ve sefalet dolu ikinci esaret sırasında hiçbir uluslararası kuruluşun gereği gibi ilgilenmediğini ayrıntılı şekilde anlatıyor.

İzzettin Bey, Azinara Adası’nda sekiz aylık ikinci esaretinden sonra, nihayet 19 Haziran 1922 tarihinde ancak İstanbul’a gelebilecektir.

  • Künye: Yusuf İzzettin Bey – Sibirya Esir Kamplarında Yedi Yıl: Sarıkamış’tan Vladivostok’a, hazırlayan: Bingür Sönmez, Tarihçi Kitabevi, anı, 288 sayfa