Dave Goulson – Sessiz Dünya (2024)

Doğadan ayrı değil, onun bir parçası olarak yaşamayı öğrenmeliyiz.

İlk adımı da altı bacaklı küçük dostlarımızla ilgilenerek atabiliriz.

Böcekler besin zincirinin ve gezegenimizin doğal işleyişinin anahtarı olsalar da dünya çapında nüfuslarında endişe verici bir düşüş yaşanıyor.

Peki, böceklerin hepsi gittiğinde ne olacak?

Dave Goulson iklim değişikliği, doğa, yaban hayatı ve azalan biyoçeşitlilik arasındaki bağlantıyı araştırarak bunun dünyamız ile üzerinde yaşayanlar için zararlı etkilerini analiz ediyor.

Pestisitler, gübreler, ışık kirliliği, istilacı türler ve iklim değişikliği gibi böceklere yönelik tehditleri titizlikle ortaya koyuyor.

Zamanımız azalıyor olsa da böcek popülasyonlarının toparlanması için henüz çok geç değil.

Birçok çevre sorunu karşısında kendimizi çaresiz hissetsek de Goulson bizi böcekleri sevmeye teşvik ediyor ve onların yok olmasına karşı koymak için atabileceğimiz basit adımları gösteriyor.

Bu, politikada, tarımda, sanayide, evlerimizde ve bahçelerimizde her düzeyde derin bir değişim için güçlü bir çağrıdır.

‘Sessiz Dünya’, kısmen böcekler dünyasına yazılmış bir aşk mektubu, kısmen ağıt, kısmen de daha yeşil bir gezegen için heyecan verici bir manifestodur.

Kitap, böcek türlerinin ve sayılarının çarpıcı biçimde azalmasının, dünyadaki tüm yaşam için nasıl büyük bir tehdit oluşturduğunu gözler önüne seriyor.

Biyoloji profesörü Goulson, böceklerin, özellikle de Bombus arılarının ekolojisi ve korunması konusunda uzmanlaşmış ve 300’den fazla bilimsel makale yayınlamış bir isim.

2010 yılında Biyoteknoloji ve Biyolojik Bilimler Araştırma Konseyi tarafından Yılın Sosyal Yenilikçisi ödülüne layık görüldü.

2015 yılında ise BBC Wildlife dergisinin en iyi 50 “Koruma Kahramanı” listesinde 8. sırada yer aldı.

Kitaptan bir alıntı:

“Böcekleri benim gördüğüm gibi görmenizi istiyorum; güzel, şaşırtıcı, üstün. Onları kaybedersek dünyamız yavaş yavaş çökecek…”

  • Künye: Dave Goulson – Sessiz Dünya: Böcek Kıyametini Önlemek, çeviren: Ezgi Kıymaç, Avantür Kitap, bilim, 408 sayfa, 2024

Adrian Desmond, James Moore – Charles Darwin (2024)

Charles Robert Darwin (1809-1882), Cambridge’deki ilahiyat eğitimini başarıyla tamamladıktan sonra “ıssızlığın ortasında bir taşra papazı” olarak ömrünü sükûnet içinde geçirme hayalleri kurarken, küçüklüğünden beri doğa bilimlerine olan merakının da etkisiyle, dünyayı dolaşarak ölçümler yapmak, haritalar çıkarmak, bilimsel keşif ve incelemelerde bulunmak amacıyla Beagle gemisiyle düzenlenen keşif seferine katıldı.

Avrupalıların fazla aşina olmadığı coğrafyalarda rastladığı bitkiler, hayvanlar, insanlar ve yer şekilleriyle ilgilenip örnekler toplamak ve gözlemler yapmakla geçirdiği bu yıllar, sadece onun kaderini değiştirmekle kalmayacak, dünyayı dönüştürecek bilimsel bir yaklaşımın da temellerini atacaktı.

Ancak Victoria dönemi İngilteresi aykırı fikirlere izin verecek esnekliğe sahip değildi.

Darwin, Kilise ve aristokrasinin başını çektiği müesses nizam tarafından kâfir olarak nitelenmemek için fikirlerini ve bunları şifreyle yazdığı defterleri tam yirmi yıl boyunca sır gibi gizleyerek çalışmalarını sürdürecekti.

Hatta erdem güdüsü kadar güçlü bir hakikat duygusuna sahip olmasaydı, “bir cinayeti itiraf etmeye” benzetecek kadar huzursuzlandığı teorisini açıklamayacak, ‘Türlerin Kökeni’ni yayımlamayacaktı, belki de…

Evrim teorisinin, hayatın çeşitlilik ve karmaşasını açıklayabilen bir teori olduğu ve Darwin’in dile getirdiği gibi doğanın kendi işini kendi usulünce yaptığı, yıllar süren tartışmaların ardından önce bilim çevreleri, sonra bütün dünya tarafından kabul gördü.

Doğa tarihinin bu kaba beyaz sakallı bilge devrimcisi ilk ve en büyük tepkiyi Kiliseden görmesine rağmen, ebedi uykusuna, kendi alanlarının kahramanlarıyla birlikte yatmak üzere İngiltere’nin en itibarlı kilisesi Westminister Abbey’e devlet töreniyle gömülerek onurlandırıldı.

İnsanoğlunun hayvanlarla aynı süreçler içinde evrildiği düşünülemeyecek kadar yüce bir varlık olduğuna inananlarsa insanı tanrısallığından arındıran evrim teorisine, günümüzde de en az Victoria dönemindeki güçle karşı çıkmaya devam ediyor.

  • Künye: Adrian Desmond, James Moore – Charles Darwin, çeviren: Ebru Kılıç, İş Kültür Yayınları, biyografi, 952 sayfa, 2024

Karl Deisseroth – Her Temas (2024)

İnsanlar arasındaki fiziksel veya düşünsel her temasın zihindeki karmaşık örgüde nasıl iz bıraktığını ve duyguların hem biyolojik hem de evrimsel kökenlerini klinik hikâyelerle aydınlatan nefes kesici bir zihin yolculuğu.

Ünlü klinik psikiyatr ve nörobilimci Karl Deisseroth hayatını insan zihni hakkındaki gerçeklerin peşinde koşarak geçirdi.

Beyne dair bildiklerini hastalarına duyduğu derin empatiyle birleştiren Deisseroth, ‘Her Temas’ta “bozukluklarımız sağlam yanlarımız hakkında ne söyler?” sorusunun peşine takılarak ilginç zıtlıkların izini sürüyor.

Güncel araştırmalar ve birlikte çalıştığı hastalarına ait hikâyeler aracılığıyla kendi evrimsel tarihimiz ile gündelik hayatımızdaki sancılı anlar arasında köprü kuruyor: Yeme bozukluğu yaşayan genç bir kadın, beynin en ilkel dürtüsü olan açlığa karşı zihnin nasıl direnebildiğini gözler önüne sererken depresyon ve demans yüzünden sessizliğe gömülmüş yaşlı bir adam, insanların yalnızca mutluluğu değil, mutsuzluğu da hissedecek şekilde nasıl evrimleştiğini gösteriyor.

‘Her Temas’, doğamızdan gelen bağ kurma ve anlam bulma özlemimizi zarafet dolu bir dille resmederek yalnızca beyne değil, tüm benliğimize dair anlayışımızı değiştiriyor.

  • Künye: Karl Deisseroth – Her Temas: İnsan Duygularının Yeni Bilimi, çeviren: Ezgi Başer Akgürgen, Domingo Kitap, bilim, 292 sayfa, 2024

James D. Stein – Bilimin Dönüm Noktaları (2024)

İnsanlığın en büyük başarısı hiç kuşkusuz bilimdir.

‘Bilimin Dönüm Noktaları’, antik çağdan bugüne dek bilim tarihindeki en önemli ve etkileyici buluşlarla bunların arkasındaki bilim insanlarının kısa öykülerini içeriyor ve bilimin gelecekte insana neler verebileceğine dair düşünceler sunuyor.

Astronomi, Yerküre, Madde, Kuvvetler ve Enerji, Kimya, Yaşam, Genetik ve DNA, İnsan Vücudu, Hastalıklar ve  21.Yüzyılda Bilim başlıkları altında ilginç hikâyeler anlatan yazar James Stein türümüzün en büyük başarılarını ilgi çekici ve kapsamlı bir şekilde sergiliyor.

‘Bilimin Dönüm Noktaları’nda bilim tarihine geçmiş gözlemler, deneyler, teoriler, hipotezler, gaflar ve yanılgılar bulacaksınız.

Engizisyon tarafından kitabıyla birlikte yakılan, meslektaşlarını öfkelendiren, kamuoyu tepkisinden çekindiği için çalışmasını yayımlamaya cesaret edemeyen, kendi teorisine âşık olan bilim insanlarının öykülerini okuyacaksınız.

  • Künye: James D. Stein – Bilimin Dönüm Noktaları: Evrenin Sırlarını Nasıl Keşfettik?, çeviren: Fatih Şekerci, Say Yayınları, 248 sayfa, 2024

Kolektif – Primatların İzinde (2024)

  • Primatlar kimdir?
  • Milyonlarca yıldır gezegende yaşayan, ancak insanların görece yeni denilebilecek bir ilişki kurduğu primatları anlamak mümkün müdür?
  • Tarihsel süreçlere baktığımızda primatlara dair ve primatoloji alanındaki çalışmalar nasıl başlamıştır?
  • Türkiye’de bu alanda çalışan insanlar, yapılan araştırmalar var mıdır?

Önsözünü dünya çapında şempanzelerle ilgili keşifleriyle tanınan Dr. Jane Goodall’un yazdığı bu kitap; primatların kim olduğunu, primatolojinin kendine has bir disiplin olarak ortaya çıkış sürecini ve bir disiplin olarak bilim dünyasında kendine nasıl bir yer bulduğunu, primatların kökenini, evrimsel süreçlerini ve karmaşık primat taksonomisini, çeşitli primatların fiziksel özellikleri, yaşam alanları, sosyal davranışları, beslenme biçimleri ve korunma statülerini tartışıyor.

Bunların yanı sıra primatoloji çalışmalarında kullanılan farklı yöntemler hakkında bilgi veriyor ve bunları birinci elden deneyimleyen, Türkiye’den dört kadın araştırmacı tarafından farklı zamanlarda farklı yerlerde ve farklı türlerle gerçekleştirilmiş saha çalışmalarını zorlukları ve güzellikleriyle beraber anlatıyor.

‘Primatların İzinde’, primatların dünyasına bir kapı aralarken, okuyuculara primatları tanımanın, evrimsel ve tarihsel süreçlerimizi birlikte keşfetmenin heyecanıyla, hayatlarımızı onlarla uyum içinde düzenlemenin yollarını bulma fırsatı sunuyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Aslıhan Niksarlı, Berkay Arslan, Elif Karakoç, Kardelen Mutlu, Hakan Mutlu, Sema Yılmaz.

  • Künye: Kolektif  – Primatların İzinde: Evrimsel, Tarihsel ve Metodolojik Bir Bakış, hazırlayan: Aslıhan Niksarlı, Ginko Bilim Yayınları, bilim, 248 sayfa, 2024

Lisa Genova – Hatırla! (2024)

Lisa Genova’dan nasıl hatırladığımıza, neden unuttuğumuza ve anılarımızı muhafaza etmek için neler yapabileceğimize yönelik büyüleyici bir inceleme.

  • Hiç geçen hafta izlediğiniz filmdeki aktörün ismini hatırlayamayınca panik oldunuz mu?
  • Peki ya odaya ne yapmak için girdiğinizi hatırlayamadığınızda?

Eğer kırklı yaşlarınızdaysanız, muhtemelen bu ufak şeyler sizi güldürmek yerine tedirgin ediyor.

Tüm bunların Alzheimer’ın ya da demansın habercisi olduğunu düşünseniz de, bu örneklerdeki unutma eylemi tamamen normal.

Çünkü hafıza ne kadar harika olsa da mükemmel olmaktan uzaktır ve unutmak, insan olmanın en tabii parçasıdır.

Nörolog ve edebiyatçı Lisa Genova, ‘Hatırla! Hafıza Bilimi ve Unutma Sanatı’nda anılarımızı nasıl ürettiğimizi ve onları nasıl hatırlamaya devam edebileceğimizi inceliyor.

Bu kitapta, hangi hatıraların geçici olarak oluşurken hangilerinin sonsuza kadar silineceğini; neden bazı anıların saniyeler içinde unutulurken (mesela şifreler) bazılarının sonsuza kadar unutulmamak üzere kodlandığını (mesela düğününüz); anıların duygu, uyku, stres durumları ve çeşitli bağlamlara göre nasıl değişebildiğini göreceksiniz.

Hafızanız için öğrenilmiş beklentiler oluşturduğunuzda, onunla çok daha iyi bir ilişki kurarsınız.

Bu, unutmaktan korktuğunuz bir hayatı tamamen değiştirebilir.

  • Künye: Lisa Genova – Hatırla!: Hafıza Bilimi ve Unutma Sanatı, çeviren: Tuna Sena Kara, Nova Kitap, bilim, 200 sayfa, 2024

Tim Wolff – Sapiens’in En Büyük Başarıları (2024)

‘Sapiens’in En Büyük Başarıları’, insanın kısa tarihini anlatıyor ama biraz farklı bir tarzda; yer yer alaycı, esprili bir dille ve hiç sözünü esirgemeden.

Birkaç bin yıllık insan uygarlığına şöyle bir göz atmanın şimdi tam sırası.

Evet, insan, iklim felaketinden ötürü belki de gezegeni ve kendini mahvetmek üzere, ama yaptığı iyi şeyler de var.

Tim Wolff, Homo sapiens’in gezegene egemen olduğu süre içerisinde kaydettiği en büyük başarıları soğukkanlı bir tavırla değerlendiriyor.

İnsanın en eski en büyük buluşu olan ekmekten en yeni en büyük buluşu olan cep telefonuna kadar pek çok konu üzerinde durduktan sonra sıra onun asıl en büyük başarısına geliyor: Gelecek.

Wolff’e göre insan evrim sürecine müdahale ederek kendine bir gelecek yaratmış ve daha iyisini yaratabilecek tek canlı türü.

Ama bunun farkına varması ve gerçekten istemesi gerekiyor…

  • Künye: Tim Wolff – Sapiens’in En Büyük Başarıları: Başarısızlığa Uğramış Bir Canlı Türünün En Büyük 10 Buluşu, çeviren: Gülderen Pamir, Say Yayınları, bilim, 120 sayfa, 2024

Pierre Bourdieu – Bilimin Bilimi ve Düşünümsellik (2024)

‘Bilimin Bilimi ve Düşünümsellik’, Bourdieu’nün 2000-2001 yılı arasındaki Collège de France derslerini bir araya getiriyor.

Bourdieu burada, bilimi tarihsel ve sosyolojik bir analize tabi tutuyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Nesnem olarak aldığım dünyanın içinde olduğumu ve onun tarafından içerildiğimi biliyorum.

Bir bilim insanı olarak, toplumsal dünyadaki hakikat mücadelelerinde ne yaptığımı bilmeden, bu mücadelelerde yer aldığımı bilmeden bir pozisyon alamam; tek hakikat, hakikatin hem akademik dünyada hem de bu akademik dünyanın nesnesi olarak toplumsal dünyada bir mücadele nesnesi olduğudur. Tam da bundan ötürü bilimi tarihsel ve sosyolojik bir analize tabi tutmak bana hiç olmadığı kadar gerekli gözüktü.

Amaçlarımdan biri, bilimsel bilgiyi ortadan kaldırmak ya da itibarsızlaştırmak için değil, aksine onu daha güçlü bir kontrole tabi tutmak ve güçlendirmek için bilginin öznesine karşı yönlendirilebilecek bilgi araçlarını sağlamaktır.

Diğer bilimlere toplumsal temelleri sorusunu yönelten sosyoloji bu sorgulamadan kendisini muaf tutamaz.

Toplumsal dünyaya, ifşa eden, maskeyi düşüren, gizli olanı açığa çıkaran bir bakış atan sosyoloji kendisine de aynı şekilde bakmaktan kaçınamaz.

Buradaki amaç, sosyolojiyi yok etmek değil, aksine ona hizmet etmek, daha iyi bir sosyoloji yapmak için sosyolojinin sosyolojisinden istifade etmektir.”

  • Künye: Pierre Bourdieu – Bilimin Bilimi ve Düşünümsellik: Collège de France Dersleri 2000-2001, çeviren: Levent Ünsaldı, Heretik Yayıncılık, sosyoloji, 206 sayfa, 2024

Siddhartha Mukherjee – Hücrenin Şarkısı (2024)

‘Tüm Hastalıkların Şahı’ ve ‘Gen’in Pulitzer ödüllü yazarı Siddhartha Mukherjee insan olmanın anlamına dair bir başyapıtla geri dönüyor.

‘Hücrenin Şarkısı’ 1600’lerde, birbirlerinden iki yüz kilometre uzakta çalışan münzevi bir tekstil tüccarıyla sıra dışı bir bilginin el yapımı mikroskopları sayesinde yaşam içindeki yaşamı ya da kendi verdikleri ismiyle hücreyi keşfetmeleriyle başlıyor.

Mukherjee hikâyenin izini günümüze kadar sürerek, hücreye dair kavrayışımızın ve onu manipüle etme becerimizin (modern tıp) sadece bilimi değil, insana dair hemen her şeyi değiştirdiğini gösteriyor.

Ve nihayetinde bizleri genleri düzenlenmiş embriyoların tasarlandığı, hücre naklinin doğal ile geliştirilmiş olan arasındaki sınırların bulanıklaştıracak şekilde kullanıldığı bir geleceğin sarp kayalıklarına götürüyor.

Yaklaşan bir devrim, yazılmamış bir tarih (ve bir gelecek) var: ‘Hücrenin Şarkısı’, bu devrimle birlikte açığa çıkan hücrelerin, hücreleri biçimlendirme kabiliyetimizin ve tıptaki dönüşümün tarihi.

  • Künye: Siddhartha Mukherjee – Hücrenin Şarkısı: Dönüşen Tıp ve Yeni İnsan, çeviren: Barışcan Ersöz, Domingo Yayınevi, tıp, 512 sayfa, 2024

Mark Changizi – Doğayı Dizginlemek (2024)

Dil ve müziğin kökenlerine üzerine çok iyi bir inceleme.

Mark Changizi, Changizi’nin, dil ve müziğin evrimsel dinamiklerini açıklayarak bizi kuyruksuz maymunlardan ayıran şeyin ne olduğunu gözler önüne seriyor.

Bilimsel fikir birliği, insan konuşmasını anlama yeteneğimizin yüzbinlerce yılda geliştiği yönündedir.

Daha yürümeden konuşmaları anlamayı öğreniyoruz ve çok büyük miktarda bilgiyi sadece duyarak sorunsuz bir şekilde özümseyebiliyoruz.

Çocuklar okumayı çok küçük yaşta öğrenirler ve bilgileri, işittiklerinden çok daha hızlı bir şekilde okuyarak özümseyebilirler.

Oysa okumak için gelişmediğimizi biliyoruz çünkü yazı sadece birkaç bin yaşında.

Mark Changizi, insan konuşmasının çok özel olarak doğanın seslerini kullanmak için “tasarlandığını” gösteriyor; bu sesler, kolayca anlamak için milyonlarca yıl boyunca evrimleştirdiğimiz seslerdir.

Hangi dil olursa olsun, konuşmamız çok açık bir şekilde doğanın seslerine dayanmaktadır.

  • Künye: Mark Changizi – Doğayı Dizginlemek: Dil ve Müzik Nasıl Doğayı Taklit Ederek Kuyruksuz Maymunu İnsana Dönüştürdü? çeviren: Ozan Karakaş, Alfa Yayınları, bilim, 264 sayfa, 2024