Oğuz Adanır – Eski Dünyaya Yeni Bir Bakış (2010)

Elimizdeki çalışma, Oğuz Adanır’ın farklı zamanlarda yayımlanmış ‘Eski Dünyaya Yeni Bir Bakış’ başlıklı üç kitabının toplu basımı.

Adanır burada ağırlıklı olarak, Baudrillard’ın potlaç kuramından hareketle Osmanlı ve Cumhuriyet kültürünü inceliyor.

Adanır, bu bağlamda ortaya koyduğu “Simülasyon evreninden Osmanlı ve Cumhuriyet’e nasıl bakabiliriz?”, “Bu evrende sık sık nükseden hastalıkların kökü nerededir ve kültürel kodları nasıl bir anlama sahiptir?”, “Batı burjuvazisinin aksine, bu toplumdaki para ve kazanç tutkusunun ürettiği herhangi bir değer olmuş mudur?” gibi soruları, Mauss, Berkes, Ülgener, Baudrillard, Bloch ve Braudel’in düşünceleri ekseninde yanıtlıyor.

  • Künye: Oğuz Adanır – Eski Dünyaya Yeni Bir Bakış, Doğu Batı Yayınları, sosyoloji, 726 sayfa

David Benatar – Keşke Hiç Olmasaydık (2019)

‘Keşke Hiç Olmasaydık’, iflah olmaz iyimserlerin karşısına iflah olmaz bir karamsarlıkla çıkan, ama bunu da mantığı elden bırakmayan, tavizsiz bir üslupla yapan özgün bir çalışma.

David Benatar, ilk olarak günümüzün mutluluk, zevk ve keyif standartlarının neden gerçeği yansıtmadığını, bunların gerçek rakamlara döküldüğünde nasıl derin bir sefalet ve mutsuzluk anlamına geldiğini ortaya koyarak kitabına başlıyor.

Dünyaya gelmenin her zaman beraberinde ciddi bir zarar getirdiğine inanan Benatar, insanın hayatındaki “iyi şeyler”in, hayatının nispeten iyi geçmesini sağlasa da, insan dünyaya gelmediği takdirde bu “iyi şeyler”den zaten mahrum kalmayacağını söylüyor.

“Üreme karşıtı” (anti-natalist) görüşü savunan yazar, çocuk yapmanın her zaman yanlış olduğunu ve üreme karşıtı görüşle, fetüsün ahlâki statüsüyle ilgili olan kürtaj hakkı yanlısı görüşü birleştirerek kürtaj hakkında “ölüm yanlısı” görüşten yana tavır koyuyor.

Üreme karşıtlığı aynı zamanda insanlığın soyunun tükenmesini de getireceğine inanan yazar, nüfusla ilgili birçok ahlâk kuramı açmazını çözümlüyor.

Benatar’ın aynı zamanda vegan olduğunu ve veganizm konusundaki tartışmalara katkıda bulunduğunu da ayrıca belirtelim.

  • Künye: David Benatar – Keşke Hiç Olmasaydık: Var Olmanın Kötülüğü, çeviren: Cansu Özge Özmen, Doğu Batı Yayınları, felsefe, 243 sayfa, 2019

Hegel – Karalama Defterinden Aforizmalar (2010)

‘Karalama Defterinden Aforizmalar’da yer alan kısa metinler, felsefe tarihinin önde gelen isimlerinden Hegel’in dünyaya bakışındaki renkli, ironik ve iğneleyici söylemine ilişkin iyi örnekler sunuyor.

1803-1806 döneminde kaleme alınmış bu aforizmalar, Hegel’in düşüncelerinin gelişimine dair bazı ipuçlarını sunuyor.

Ayrıca bu kitapta, düşünürün ‘Kim Soyut Düşünür’ başlıklı bir yazısı da yer alıyor.

Bu yazısında, sıradan düşünme biçiminin tek yanlı, indirgeyici ve böylece soyut oluşuna dikkat çeken Hegel, spekülatif düşüncenin soyuttan somuta gidişini tartışıyor ve soyut düşünmeye düşman olan felsefenin, ‘somut’u aradığını savunuyor.

  • Künye: Georg Wilhelm Friedrich Hegel – Karalama Defterinden Aforizmalar, çeviren: Enver Orman, Belge Yayınları, felsefe, 119 sayfa

Jean Baudrillard – Neden Her Şey Hâlâ Yok Olup Gitmedi? (2019)

Jean Baudrillard’ın kısa ama çarpıcı metni ‘Neden Her Şey Hâlâ Yok Olup Gitmedi?’, hiçlik üzerine bir tefekkür, bir hiçliğin sınırlarını genişletme girişimi.

Genel olarak insanlar, iyiliğin kötülüğü saf dışı etmesi talebinde olmasına benzer bir bakışla, hiçliğin de üstesinden gelme idealini taşır.

Baudrillard ise, aksini düşünüyor, yani hiçlikle birlikte yaşamayı öğrenmenin elzem olduğunu.

İletişim araçlarıyla sanal teknolojinin ortaya çıktığı ve her yerin değişik tipte ağlarla kaplandığı bir çağda gerçekliğin katledildiğini savunan Baudrillard, sahip olduğu o istisnai öğrenme yeteneği sayesinde insanın bir yandan dünyaya bir anlam, bir değer ve bir gerçeklik kazandırmaya çalışırken, diğer yandan bunlara koşut bir şekilde eriyip gitmelerini sağlayacak bir süreç başlattığını belirtiyor.

Bu noktadan yola çıkan düşünür, insanın şeyleri kafasında canlandırıp, isimlendirip kavramsallaştırarak var ederken aynı zamanda da onları ait oldukları ham gerçekliğin içinden kurnazca çekip alarak yok olmalarına neden olduğunu söylüyor.

Bu durumda Baudrillard’ın söz konusu ettiği hiçlik, bildiğimiz anlamda nihilizmle ilişkilendirilemez.

Fotoğraf, imge, zaman, gerçeklik, teknoloji gibi pek çok kavramı tartışmaya açan düşünür, gerçekliğin abartılı boyutlara ulaşıp her şey yok olmaya başladığında, sınır tanımayan teknolojik olanaklar zihinsel ya da maddi anlamda her yeri sarıp sarmalamaya başladığında, insanın sahip olduğu tüm olanakları zorlayarak kendisini içine kabul etmeyen yapay bir dünya oluşturup ortadan kaybolduğunu belirtiyor.

İşte hiçlik, tamı tamına bu ortadan kaybolma halidir.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Zamandan söz ettiğim sırada onun varlığını hissedemiyorum.

Bir yerden söz ettiğim sırada o yer ortadan kaybolup gitmiş oluyor.

Bir insandan söz ettiğim sırada o insan ölmüş oluyor.

Zamandan söz ettiğim sırada akıp geçmiş oluyor.

Bu durumda insanın ortadan kaybolup gittiği bir dünyadan söz edebiliriz.”

“Başlangıçta Söz vardı. Sessizlik ondan sonra ortaya çıktı. Artık ortada son denilebilecek bir şey kalmadı…”

“Bir şeye bir isim verilip, temsil edilebilir bir hale getirilip, bir kavram niteliği kazandırıldığı andan itibaren o şey bir hakikate dönüşme ya da kendini bir ideoloji olarak dayatma pahasına bile olsa yavaş yavaş canlılığını yitirmektedir.”

“Artık son demlerini yaşadığına tanık olduğumuz gerçekliğin sistematik bir şekilde yok edildiğini gösteren en güzel örnek günümüzde imgenin başına gelenlerdir.”

“Teknoloji kendini kaptırıp her şeye sanal, dokunmatik, enformatik, sayısal bir ‘gerçeklik’ kazandırdığından imge bu antropolojik devrimin en önemsiz ayrıntısı olarak kalmaya mahkûm edilmiş gibidir.”

“Hemen her zaman bizim üstünde yer almadığımız, var olmadığımız bir dünya düşlemedik mi?

İnsanlardan yoksun, hiçbir insani müdahaleye izin verilmeyen şiirsel bir dünya hayal etmedik mi?

Şiirsel dilyetisinden çok büyük bir zevk alınmasının nedeni dilyetisinin anlama boyun eğmeden de sahip olduğu maddi ve edebi özellikleri sergileyebilmesidir. Bizi büyüleyen şey budur.”

  • Künye: Jean Baudrillard – Neden Her Şey Hâlâ Yok Olup Gitmedi?: Analojik İmgeden Sayısal İmgeye, çeviren: Oğuz Adanır, Doğu Batı Yayınları, felsefe, 46 sayfa, 2019

Kurtul Gülenç ve Filiz Karadağ – Çocuklar İçin Felsefi Öyküler (2019)

Her çocuk filozof doğar, toplumun işi ise, o filozofu köreltmektir.

Kurtul Gülenç ve Filiz Karadağ da bu kitapta sundukları birbirinden enfes felsefi öykülerle çocuklarımızın içindeki filozofu diriltiyor.

Bu felsefi öyküler yoluyla çocuklarında eleştirel ve yaratıcı düşünmeyi geliştirmek isteyen her ebeveynin edinmesi gereken kitap, gerçek ve yanılsama, adalet, mutluluk, zihin, öteki, dil, zaman, cesaret, bilgelik ve hatırlamak gibi temalarda ilerleyen tam yirmi hikâye barındırıyor.

Ayşe Deniz Şahin’in şahane çizimleriyle de zenginleşen kitap, çocukların daha çok düşünen, ortaya bir yargı koyabilen, bu yargıyı savunabilen, gerekçelendirebilen, sorgulayabilen bireyler haline gelmelerine yardımcı olacak türden.

  • Künye: Kurtul Gülenç ve Filiz Karadağ – Çocuklar İçin Felsefi Öyküler, resimleyen: Ayşe Deniz Şahin, Ayrıntı Yayınları, çocuk, 128 sayfa, 2019

Roland Barthes – Romanın Hazırlanışı 2 (2010)

Roland Barthes’ın kültür, yazın ve öğretim yaşamının doruk noktasındaki son ürün olarak kabul edilen ‘Romanın Hazırlanışı’nın elimizdeki ikinci cildi, onun College de France’taki son ders notları ile ‘Proust ve Fotoğraf’ başlıklı bir seminerinden oluşuyor.

Barthes, ders notları bölümünde, “Yazma Arzusu” ve “Yazma Praksisi” konusundaki görüşlerini, edebiyatın önde gelen isimlerinin yaratımlarına ve kendi yazma serüvenine inerek açıklamaya koyuluyor.

Barthes, Marcel Proust ve fotoğraf konulu seminerinde ise, ünlü yazarı, Paul Nadar tarafından çekilmiş fotoğrafları ekseninde, insani yönlerini merkeze alarak yorumluyor.

  • Künye: Roland Barthes – Romanın Hazırlanışı 2: İstek Olarak Yapıt, çeviren: Mehmet Rifat ve Sema Rifat, Sel Yayıncılık, eleştiri, 326 sayfa

Rick Dolphijn ve Iris van der Tuin – Yeni Materyalizm (2019)

“Yeni materyalizm” ya da “neo-materyalizm”, çağdaş akademisyenler tarafından 1990’larda ortaya atıldı ve bugün de oldukça etkili bir gelenek.

İşte bu kitap da, günümüzün öne çıkan yeni materyalist akademisyenleri olan Rosi Braidotti, Manuel DeLanda, Karen Barad ve Quentin Meillassoux ile yapılmış söyleşiler ve Rick Dolphijn ve Iris van der Tuin’in bu düşünce üzerine yazdıkları kapsamlı eleştiriyi içeriyor.

Yeni materyalizmin soykütüğü ve soykütüksel olarak yeni materyalizm meselesinden yeni materyalizm ile epistemoloji ve ontoloji arasındaki ilişki gibi pek çok konunun irdelendiği çalışma, bu düşünce geleneğini baştan aşağı inceliyor ve bunu yaparken de daha geniş kapsamlı bir yeni materyalizm kavrayışı sunuyor.

  • Künye: Rick Dolphijn ve Iris van der Tuin – Yeni Materyalizm, çeviren: Esra Erdoğan, Yort Kitap, felsefe, 256 sayfa, 2019

Bernhard Waldenfels – Yabancı Fenomenolojisi (2010)

Bernhard Waldenfels ‘Yabancı Fenomenolojisi’nde, başlıca konularını düzen, pathos, cevap, vücut, dikkat ve kültürlerarasılığın oluşturduğu Yabancı Fenomenolojisini çok yönlü bir bakışla irdeliyor.

Altı bölümden oluşan kitabın herbir bölümü, farklı etaplardan kendine has vurguları çıkarıp alarak yabancılığın ve esas olarak da yabancılık felsefesinin oluşumunu ve gelişimini aydınlatıyor.

Yabancı olanın, başımıza gelen doğal kavranabilir olduğu varsayımı ile kişisel ve kültürel yaşamda önemli olan her şeyin yabancı teşviklerden serpilip geliştiği varsayımının, Waldenfels’in çalışmasının ana motifi olarak dikkat çektiğini söyleyebiliriz.

  • Künye: Bernhard Waldenfels – Yabancı Fenomenolojisi, çeviren: Mesut Keskin, Avesta Yayınları, felsefe, 136 sayfa

Byung-Chul Han – Eros’un Istırabı (2019)

Kısa ama çarpıcı bir metin olan ‘Eros’un Istırabı’, bugün sevgi ve arzuyu tehdit eden olguların izini sürüyor.

Byung-Chul Han, sevginin, Öteki’yi keşfetme uğruna kendini olumsuzlamayı gösterme cesareti olduğunu ve bunun önündeki en büyük engelin bugünün artan narsisist toplumu olduğunu söylüyor.

Han kitabında, Lars von Trier’in Melancholia’sından Wagner’ın ‘Tristan ve Isolde’sine, ‘Grinin Elli Tonu’ndan Foucault’ya, Hegel’den Baudrillard’a ve Platon’a, uzanan geniş bir alanda fikir yürütüyor.

Kitap, kapitalist toplumda sevginin yeri, eros siyaseti, aşkın ölümü, porno ve sevginin yeniden keşfi konuları üzerine derinlemesine düşünmek isteyen her okura ziyadesiyle hitap edecek türden.

Kitaptan iki alıntı:

“Bugün aşk, yaşamın bütün alanlarının pozitifleştirilmesi sürecinde, aşırılık ve delilik içermeyen risksiz ve tehlikesiz bir tüketim formülüne dönüştürülerek evcilleştirilmektedir.”

“Aşkın içinde bulunduğu krizin tek nedeni başka Başka’ların bolluğu değil, şu anda yaşamın bütün alanlarında meydana gelen ve benliğin giderek daha da narsisistleşmesinin eşlik ettiği, Başka’nın aşınması sürecidir. Başka’nın ortadan kayboluşu, ne feci ki çoğumuz farkına bile varmadan ilerleyen dramatik bir süreç.”

  • Künye: Byung-Chul Han – Eros’un Istırabı, çeviren: Şeyda Öztürk, Metis Yayınları, felsefe, 64 sayfa, 2019

Arsel Berkat Acar ve Çağrı Mert Bakırcı – Şüphecinin El Kitabı (2019)

Şüphecilik olmasaydı bilim asla olmazdı.

İşte ‘Şüphecinin El Kitabı’ da, bilimin kalbinde yer alan şüpheciliğin tam olarak ne anlama geldiği ve neden vazgeçilmez olduğu konusunda harika bir çalışma.

Arsel Berkat Acar ile Çağrı Mert Bakırcı, “Aksi kanıtlanana kadar, inandığımız veya doğru varsaydığımız her şey yanlıştır.” gerçeğinden yola çıkarak bilimsel şüpheciliğin gerçek olan ile olmayanı, doğru olan ile sahte olanı ayırt etmede bize nasıl yardımcı olduğunu çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor.

Çalışmanın en güzel yanlarından biri ise, şüpheciliğin yalnızca bilimsel çalışma sürecinde değil, gündelik yaşamımızda bile bize ne denli muazzam bir perspektif sunabileceğimizi gözler önüne sermesi.

Hayata daha bilimsel bir pencereden bakmak, bilimin baş döndürücü dünyasına daha yakından bakmak isteyenlerin kaçırmak istemeyeceği bir kitap.

  • Künye: Arsel Berkat Acar ve Çağrı Mert Bakırcı – Şüphecinin El Kitabı: Bilgi Çağında Gerçeği Bulmak, Ginko Bilim Yayınları, bilim felsefesi, 424 sayfa, 2019