Max Weber – Borsa (2022)

‘Borsa’, Max Weber’in toplum ile iktisat arasındaki ilişkiye bakışını net olarak göstermesi açısından çok önemli.

Kitap, Alman toplumu içindeki sınıf çelişkilerine dair ipuçları vermesiyle de ayrıca dikkat çekiyor.

Weber bu metni, 20. yüzyılın eşiğinde, dünyada ticari küreselleşmenin zirvesine ulaştığı bir dönemde kaleme aldı.

Weber’e göre borsa bu ticari hareketliliği mümkün kılan en önemli araçlardan biridir.

Weber bir yandan sarih bir şekilde borsanın işlevlerini açıklarken diğer taraftan da borsaya dair soru işaretlerini gidermeye çalışır.

Metin Almanya’nın söz konusu dönemde dünya çapında bir iktisadi güç olma sancılarına ve aynı zamanda Alman toplumu içindeki sınıf çelişkilerine dair de ipuçları içerir.

Weber’in söz konusu hususlara dair yaptığı yorumlar onun toplum ile iktisat arasındaki ilişkiye bakışını net olarak gösterir.

Bu çerçevede ‘Borsa’yı, takip eden yıllarda Weber’i önemli bir sosyolog olarak sahneye çıkaracak diğer metinlerine temel teşkil eden çalışmalardan biri olarak okumak mümkün.

Fazıl Baş’ın kitabın ortaya çıkış bağlamına dair etraflı sunuş yazısı ile yayımlanan ‘Borsa’, Türkçedeki Weber literatürüne önemli bir katkı.

  • Künye: Max Weber – Borsa, çeviren: Gürkan Başay, Vakıfbank Kültür Yayınları, iktisat, 112 sayfa, 2022

Robert Allen – Küresel Ekonomi Tarihi (2022)

Küreselleşmenin inişli çıkışlı tarihini 1500’den günümüze kadar izleyen, konu üzerine usta işi bir giriş.

Robert Allen, Amerika’dan Çin’e ve Afrika’ya uzanarak bu süreçteki ekonomik büyümeyi etkileyen faktörleri irdeliyor.

Niçin bazı ülkeler zengin bazıları ise yoksuldur?

Aslında 16. yüzyıla girerken ülkeler arasındaki gelir farkları küçüktü, hatta bugün “Batı” ve “Doğu” diye nitelenen kültürel coğrafyaların önde oldukları farklı alanlar mevcuttu.

Ama keşifler çağıyla birlikte, özellikle de Amerika’nın keşfini izleyen dönemde fark giderek açıldı, “büyük ıraksama” (great divergence) coğrafya, küreselleşme, teknolojik değişim ve ekonomik politikalar tarafından belirlenen bir süreçte devreye girdi, “milletlerin zenginliği” farklı yollar izlemeye başladı.

İngiltere, küreselleşmenin meydan okumasına Endüstri Devrimi’yle yanıt vererek yeni bir çığır açtı.

İç gümrükleri kaldırıp ulusal pazarlarını oluşturan, taşımacılığa yatırım yapan, yeni yeni palazlanan endüstrilerini İngiliz rekabetinden korumak için dış gümrük tarifelerini yükselten, bankalarını güçlendirip endüstrinin gerektirdiği vasıflı işgücü için kitlesel eğitime önem veren Batı Avrupa ve Kuzey Amerika da çok geçmeden İngiltere’yi yakalayıp zenginler kulübünde yerlerini aldılar.

Endüstri Devrimi’nden önce dünya imalatının büyük bölümü Asya’da yapılırken, 19. yüzyılda gelişmiş ülkelerin modern teknolojiye dayanan rekabeti dünyanın Batı dışında kalan yerlerinde yerel endüstrileri büyük ölçüde çökertti ve belli tarım ürünlerinde uzmanlaşmış “azgelişmiş ülkeler” ortaya çıktı.

Allen, Oxford University Press’in Very Short Introductions dizisinden çıkan ‘Küresel Ekonomi Tarihi’ adlı bu kısa ama önemli kitabında, 1500’den bu yana yaşanan süreci ve nedenlerini küresel boyutta inceliyor.

Kültür, küreselleşme, kurumlar, teknoloji, doğal çevre, gelir dağılımı ve yaşam standartları gibi ekonomik büyümeyi etkileyen çeşitli faktörleri Batı Avrupa, Kuzey Amerika, Çin, Hindistan, Güney Amerika ve Afrika’da karşılaştırmalı bir yaklaşımla ele alıyor.

Ekonomi tarihine giriş için değerli bir başvuru kaynağı.

  • Künye: Robert C. Allen – Küresel Ekonomi Tarihi: Kısa Bir Giriş, çeviren: Hande Koçak Cimitoğlu, İş Kültür Yayınları, iktisat, 184 sayfa, 2022

David Harvey – Sermayenin Sınırları (2022)

‘Sermayenin Sınırları’, Marx’ın ‘Kapital’inin fikri mimarisi hakkında altın değerinde bir çalışma.

David Harvey bugün klasikleşmiş bu yapıtında çarpıcı şekilde ‘Kapital’i, Marksist kuramın gelişimini merkeze alarak anlatıyor.

Kapitalist gelişmenin tarihine ve coğrafyasına dair en güçlü kuramsal yaklaşımlardan birini geliştiren Harvey, ufuk açıcı metnini günümüzde dünya pazarlarında hakim olan karışıklığa dair kapsamlı bir tartışmayla güncelliyor.

“Kurgusal sermaye” ve “eşitsiz coğrafi gelişme” gibi kavramları derinleştiren Harvey, okuru, Marx’ın kâr oranının düşmesiyle ilgili çok tartışılan argümanıyla başlayıp Marx’ın çalışmalarının jeopolitik ve coğrafi içerimlerine zamanlıca bir girişle kapanan bir yolculuğa çıkarıyor ve aynı zamanda “kurgusal sermaye” ve “eşitsiz coğrafi gelişme” gibi kavramları derinleştirerek, okuru krizin formasyonunun katmanlarından adım adım geçiriyor.

‘Sermayenin Sınırları, üç açıdan okura yeni fırsatlar sunuyor.

Birincisi ve en önemlisi, eser, ‘Kapital’in ele aldığı temel konuları günümüz okuru için anlaşılır kılmayı amaçlıyor.

Bu sayede, Kapital’in fikri mimarisini anlamamıza yardımcı oluyor.

İkincisi, ‘Sermayenin Sınırları’, yirminci yüzyılda Marksist düşünürlerin yaptıkları katkıları özetliyor. Eser, yüz elli yılı aşkın bir süreçte oluşmuş kuramsal dağınıklığı, ‘Kapital’i merkeze alarak toparlıyor ve kuramsal gelişmeleri okura sunuyor.

Son olarak Harvey, birikim kuramına ilişkin özgün fikirlerini de okurla paylaşıyor.

Harvey’in daha yakın tarihli eserlerinde sıklıkla kullandığı birçok kavramın bu eserde yaptığı ‘Kapital’ okuması sayesinde ortaya çıktığı söylenebilir.

  • Künye: David Harvey – Sermayenin Sınırları, çeviren: Utku Balaban, Nika Yayınevi, iktisat, 594 sayfa, 2022

Peter Phillips – Dev Şirketler (2022)

‘Dev Şirketler’, dünyanın en güçlü devletlerine kafa tutan küresel güç elitleri hakkında uyarı niteliğinde bir rehber.

Peter Phillips, Coca Cola, LinkedIn, Facebook ve Apple gibi büyük şirketlerin arkasındaki 389 kişinin kaydını sunuyor.

‘Dev Şirketler’, global zenginliği kontrol etmek, korumak ve sermayenin sürekli büyümesini sağlamak için aynı eğitimi almış zengin insanların kurduğu bir hükümetlerötesi ağ olarak işlev görüyor.

Hükümet yetkililerinin denetimindeki uluslararası kurumları; Dünya Bankası, IMF, Dünya Ticaret Örgütü, G7, G20 ve benzer birçok başka kurumu etkiliyor ve kullanıyor, medya tekelleriyle beraber kitleleri yönlendiriyorlar.

Bu kitapta Coca Cola’dan Nestle’ye, Linkedln’den Facebook’a, BP’den Apple’a kadar birçok markanın küresel sermayedeki sürekli artışını idare eden ve koruyan 389 kişinin kaydı veriliyor.

Bununla beraber, sistemsel değişimin ve zenginliğin yeniden bölüştürülmesinin önemini anlatma yönünde bir gayretin sonucu ve ürünüdür ‘Dev Şirketler’.

  • Künye: Peter Phillips – Dev Şirketler: Küresel Güç Elitleri, çeviren: Abdullah Yılmaz, Alfa Yayınları, ekonomi, 416 sayfa, 2022

Charles Eisenstein – Kutsal Ekonomi (2022)

Her şeyin kaçınılmaz bir şekilde parayla alınıp satıldığı bir dünyada yaşamayı istiyor muyuz gerçekten?

Charles Eisenstein, modern ekonomik sistemin içinde bulunduğu krizi aşmak için insancıl bir çıkış kapısını nasıl inşa edebileceğimizi tartışıyor.

“Diyelim ki şirin bir tarladan bir kasa dolusu çilek topladınız. Harika görünseler de neticede çilek bu, bekledikçe bozulur, çürür. Bu çilekleri ne yaparsınız? Yiyebileceğiniz kadarını yiyip kalanının çürümesini mi beklersiniz, yoksa onları başkalarıyla mı paylaşırsınız? İkinci seçeneğe daha yakın olduğunuza eminiz.

Aynı koşulu yeryüzündeki tüm paralara uyarlayalım. 1.000 liranız var. Ama bekledikçe bozuluyor, çürüyor. Öbür aya 900 lira oluyor. Bu biraz tanıdık gelebilir, ama unutmayın: Artık herkesin parası böyle. Paranızı stabil bir kura çevirip değerini koruma imkanınız kalmadı. Bu durumda ne yaparsınız? İhtiyacınız kadarını harcayıp kalanının gitgide erimesini mi beklersiniz, yoksa onu da, tıpkı çilekleriniz gibi, başkalarıyla mı paylaşırsınız?”

Eisenstein’ın arzuladığı dünya, işte böyle bir dünya.

Paranın doğası gereği herkesin “elinin kiri” olduğu, cömertliğin, armağanın dünyası.

‘Kutsal Ekonomi’de öngörülen hedef, ekonomiyi dünyeviliğinden kurtarıp ona kutsal bir kimlik kazandırmak.

Emekten içme suyuna, yavru kedilerden evde yaptığınız bir fıstık ezmesine kadar her şeyin kaçınılmaz bir şekilde parayla alınıp satıldığı bir dünyada yaşamayı istiyor muyuz gerçekten?

Para, bir kasa çileğin aksine kenarda durdukça değerlenen bir şey oldukça aksi pek mümkün görünmüyor.

Yalnızca bir değiş tokuş aracı olarak hayatımıza giren bu kullanışlı araç, bugün geldiğimiz noktada toplulukların ve manevi bağların altını oyan; yabancılaşma, rekabet, bencillik ve kıtlıktan başka bir şey vadetmeyen bir hastalığa dönüştü.

Sermayenin domuz kumbarası her geçen gün şişerken, birikimi olmayanlar sürekli olarak daha çok çabalamak, dünden daha fazla kazanmak zorunda.

‘Kutsal Ekonomi’, hırıltılı soluğunu gitgide artan bir şiddetle ensemizde hissettiğimiz modern ekonomik sistemin krizi için herkese hitap eden, hassas, anlaşılır ve en önemlisi insancıl bir çıkış kapısı.

  • Künye: Charles Eisenstein – Kutsal Ekonomi: Dönüşüm Çağında Para, Armağan ve Toplum, çeviren: Sinem Gül, Okuyan Us Yayınları, iktisat, 348 sayfa, 2022

William J. Barber – İktisadi Düşünce Tarihi (2022)

İktisat düşüncesinin evrimi üzerine derli toplu bir çalışma arayanlar bu kitabı kaçırmasın.

William Barber, klasik iktisattan Marksist iktisada, neoklasik iktisattan Keynesyen iktisada konuyu geniş bir pencereden izliyor.

Sistematik iktisadi düşüncelerin gelişimini daha iyi kavramak açısından büyük önem arz eden kitap, son iki yüzyıl içinde gelişmiş dört farklı iktisadi muhakeme tarzının özelliklerini bu geleneklerin önde gelen temsilcilerinin eserlerini gözden geçirerek inceliyor.

Yirmi birinci yüzyılda, toplum ve siyasetin yapısı, üretim ve tüketimin tarzları ve araçları değişmiş olsa da iktisat tarihinin büyük isimlerinin kuram, ilke ve yaklaşımları hâlâ sorulara cevap, sorunlara çözüm bulmak için rehber olabilme niteliğini taşıyor.

Adam Smith, T. R. Malthus, David Ricardo, J. S. Mill, Karl Marx, Alfred Marshall ve J. M. Keynes gibi büyük isimlerin iktisadı anlama ve anlamlandırma yöntemleri bu kitabın temel gayesini teşkil ediyor.

Kalkınma iktisadı alanında uzmanlaşmış bir tarihçi olan Barber, Batı’nın meşhur iktisatçılarının fikirlerini kendi tarihsel bağlamında tahlil ettikten sonra, bu isimlerin günümüz meselelerine nasıl cevaplar verebileceklerini tartışıyor.

  • Künye: William J. Barber – İktisadi Düşünce Tarihi, çeviren: İhsan Durdu, Vakıfbank Kültür Yayınları, iktisat, 304 sayfa, 2022

Carlo M. Cipolla – Para ve Akdeniz Uygarlığı (2022)

Ortaçağ’da para toplumu ve kültürü ne şekilde dönüştürdü?

Ortaçağ ekonomi tarihi üzerine çalışmalarıyla bildiğimiz Carlo Cipolla, ‘Para ve Akdeniz Uygarlığı’nda paranın kısa tarihini gözler önüne seriyor.

Cipolla gündelik hayat üzerinden örneklerle ulaşım maliyeti, kitap fiyatları üzerinden fiyatların göreli değerini ve toplumun mevcut koşullarını nasıl değiştirdiğini ve kültür üzerindeki etkilerini araştırıyor.

  • Künye: Carlo M. Cipolla – Para ve Akdeniz Uygarlığı, çeviren: Erdal Turan, Alfa Yayınları, tarih, 116 sayfa, 2022

Özlem İlyas – Freelance Emek (2022)

Freelance çalışmak, neoliberalizmin yeni kölelik biçimidir.

Özlem İlyas, insanların 7 gün 24 saat işe koşulabilmek anlamına geldiği bu yeni emek rejiminin nasıl bir tuzak olduğunu çarpıcı bir biçimde ortaya koyuyor.

Güvencesizlik koşullarında sınıf siyasetini yeniden düşünen ‘Freelance Emek’, freelance çalışmaya dair dolaşımdaki neoliberal söylemlere sıkı eleştiriler getirmesiyle dikkat çekiyor.

Freelance çalışmanın getirdiği özgürlüğün, kişinin zaman ve mekândan bağımsız, çalışma koşullarına hâkim olduğu egemen bir varoluşu içerdiği tahayyül edilir.

İlyas ise, bu söylemin hem sınıf antagonizmasını ve sınıfsal çeşitliliği görünmez kıldığını, hem de freelance çalışanın duygu dünyası ve siyasal öznelliği üzerinde yıkıcı etkilerinin olabileceğini belirtiyor.

Yazar bu bağlamda freelance çalışmayı; emek piyasalarının yeniden yapılandırılması, ekonomik öznelliğe dair neoliberal söylemler ve freelance çalışanların işyerlerindeki mobbing, düşük ücret, fazla mesai gibi çeşitli sorunları reddedip alternatif çalışma ve yaşama biçimlerini deneyimleme arzularının da dahil olduğu çeşitli süreçlerin fazla belirlenmiş bir sonucu olarak ele alıyor.

Çalışma, bu konunun dört dörtlük bir fotoğrafını çektiği gibi, freelance emekçilerin direniş ve örgütlenme tecrübeleri içinden, alternatif bir özgürlük tahayyülü üzerine de derinlemesine düşünüyor.

  • Künye: Özlem İlyas – Freelance Emek: Ofissiz Çalışmanın Sınıfsallığı, İletişim Yayınları, sosyoloji, 216 sayfa, 2022

İbn Haldun – Mukaddime (2021)

Roger Garaudy, İbn Haldun için “İslâm’ın Karl Marks’ı” demişti.

İbn Haldun’un tarihe meydan okuyan şahyapıtı ‘Mukaddime’, Arapça üç ayrı baskısından, Fransızca ve İngilizce tercümelerinden de yararlanılarak yeniden Türkçeye kazandırılan bu baskısı ise, apayrı bir güzellik.

İbn Haldun tarih felsefesinin, sosyolojinin, antropolojinin, iktisat biliminin, kısacası toplum bilimlerinin kurucu babası olarak kabul edilir.

‘Mukaddime’si, dünyanın en önde gelen bütün entelektüellerince dikkatle okunan ve pek çok devlet başkanınca fikirlerine hayran olunan bir şaheser.

Roger Garaudy, ‘İslâm Medeniyetinin İnsanlığa Katkısı’ adlı eserinde, İbn Haldun’a on sayfadan fazla yer ayırır ve onu “Descartes’ın, Montesquieu’nün Öncüsü ve İslâm’ın Karl Marks’ı” olarak görür.

Ünlü tarih felsefecisi Arnold Toynbee, “Hiç şüphesiz ‘Mukaddime’, kendi türünde, bugüne kadar hiçbir zaman, hiçbir yerde, hiçbir zihnin ortaya koyamadığı en büyük eserdir!” ifadesini kullanır.

Engels, yaptığı toplum değerlendirmelerinde ‘Mukaddime’den yararlanır ve “Hıristiyanlığın ilk dönem tarihine katkı” başlıklı makalesinde, İbn Haldun’un görüşlerinin çok özlü bir özetini sunar.

BM eski Genel Sekreteri Kofi Annan, “Sadece İbn Haldun ismi bile İslâm Tarihinin ne kadar parlak bir ilim çağı yaşadığının göstergesidir!” der.

Kitabın bu çevirisi için, Arapça üç ayrı baskısından, Fransızca ve İngilizce tercümelerinden de yararlanılarak dilimize aktarılmış.

  • Künye: İbn Haldun – Mukaddime: Evrensel Tarih ve Toplum Bilimlerine Giriş, çeviren: Cemal Aydın, Timaş Yayınları, inceleme, 968 sayfa, 2021

Gamze Yücesan-Özdemir – İnatçı Köstebek (2021)

‘İnatçı Köstebek’, 21. yüzyılın proletaryası olan çağrı merkezleri çalışanları üzerine ufuk açıcı bir çalışma.

Gamze Yücesan-Özdemir, çağrı merkezlerindeki emek-sermaye ilişkisini çok yönlü bir bakışla izliyor.

Dokuma tezgâhları veya otomobil fabrikaları nasıl kapitalizmin bir döneminin çalıştırma biçimlerinin öne çıkan formlarıysa, çağrı merkezleri de, çalışma hayatının şirketler lehine gün geçtikçe daha bir pervasızlaştığı neoliberal kapitalizmin simge iş mekânlarından.

Yücesan-Özdemir de yerinde bir tanımlamayla, çağrı merkezi çalışanlarını “21. yüzyılın proletaryası” olarak tanımlıyor.

Saha araştırmasıyla zenginleşen kitap, çağrı merkezlerinde emek-sermaye ilişkilerini, buradaki ağır sömürüyü kavramak açısından nitelikli bir kılavuz, alana yapılmış önemli bir katkı.

  • Künye: Gamze Yücesan-Özdemir – İnatçı Köstebek: Çağrı Merkezlerinde Gençlik, Sınıf ve Direniş Siyaset, İmge Kitabevi, inceleme, 286 sayfa, 2021