Elise Ricadat ve Lydia Taieb – Üzerime Giyecek Hiçbir Şeyim Yok! (2015)

Giyinmek ne demektir, kime yöneliktir, giysi neyi ifade eder ve hangi derin tatminsizliğe işaret etmektedir?

Kimi zaman zevk veren bazense işkenceye dönüşebilen bu güncel davranışın bilhassa kadınlar için bilinçdışına dair ne barındırdığı ve neyi ifşa ettiği, Elise Ricadat ve Lydia Taieb imzalı elimizdeki psikanalitik incelemenin konusu.

Giysinin aslında neden sadece giyinmek olmadığını ve hatta olamayacağını daha iyi kavramak için, bu çalışma birebir.

  • Künye: Elise Ricadat ve Lydia Taieb – Üzerime Giyecek Hiçbir Şeyim Yok!, çeviren: Tuvana Gülcan, İletişim Yayınları

Halûk Sunat – Spinoza ve Psikanaliz ve Hayat (2009)

Psikanaliz konulu çalışmalarıyla bilinen Halûk Sunat imzalı ‘Spinoza ve Psikanaliz ve Hayat’, birbirini bütünleyen üç bölümden oluşuyor.

Psikanalizin, “ötekindeki kendini, kendindeki ötekini, dolayısıyla, kendi ve ötekinin hemhal oluşundan mürekkep bir hayatı anlama/anladığını dönüştürme kaygı ve çabasından” doğduğunu söyleyen Sunat, kitabının ilk bölümünde, bu kaygının Spinoza’nın felsefesinde nasıl göründüğüne odaklanıyor.

Eserinin ‘Psikanaliz’ başlıklı bölümünde, konuya dair kapsamlı ve zengin bir çerçeve sunan yazar, ‘Psikanaliz ve Hayat’ başlıklı üçüncü bölümde de, ‘psikanalist/yazar’ öznenin, hayata nasıl baktığını, hayat karşısındaki duruşunu anlatıyor.

  • Künye: Halûk Sunat – Spinoza ve Psikanaliz ve Hayat, Yirmi Dört Yayınları, psikanaliz, 362 sayfa

Michel Juffé – Freud, Spinoza Mektuplaşması 1676-1938 (2018)

Freud hakkındaki bilgilerimiz, kendisinin Spinoza’yı pek bilmediğini, en azından okumamış olduğunu düşündürüyor.

Çok nadiren bahseder Spinoza’dan.

‘Leonardo da Vinci’nin Bir Çocukluk Anısı’nda (1910) müphem bir imada bulunur: “Leonardo’nun gelişiminin Spinozacı düşünme biçimine yaklaştığı gibi bir saptamaya kalkışabiliriz.”

Ne demek istemiş? Anlamak mümkün değil.

Michel Juffé’nin elimizdeki özgün çalışması ise, Freud ile Spinoza arasındaki hayali mektuplaşmalar üzerinden ikisinin de eserlerine yeni bir ışık tutuyor ve yepyeni gelişmelere, bildiğimiz Spinoza ve Freud’dan daha ötesine götüren fikirlere kapı aralıyor.

On altı mektuptan oluşan yazışma, bir yıldan biraz fazla sürüyor.

Yazışmaya başladıklarında Freud’un iki buçuk yıllık ömrü kalmıştır ve Avrupa’yı kasıp kavuracak fırtınanın gelişini görmektedir.

Spinoza’nın ise sadece bir yılı vardır.

Bu iki ünlü düşünürün metinlerini birbiriyle konuşturan Juffé, böylece iki düşünürün ortak noktalarının neler olduğunu, ayrıca ayrıldıkları noktaları gözler önüne seriyor, bunu yanı sıra, birbirlerinin düşüncelerine getirecekleri eleştirilerin neler olabileceğini irdeliyor.

Kitap her şeyden önce felsefe ve psikanalizin ilgi çekici bir karşılaşması niyetine okunmalı.

  • Künye: Michel Juffé – Freud, Spinoza Mektuplaşması 1676-1938, çeviren: Siren İdemen, Metis Yayınları, psikanaliz, 320 sayfa, 2018

Güler Okman Fişek – İlişki içinde “Ben” (2018)

Türkiye toplumuna psikoloji kuramları, psikanaliz ve psikoterapinin

Türkiye toplumunun, ne Batı’ya ne de Doğu’ya ait, tamamıyla kendine has bir toplum olduğu söylenir.

Klinik psikoloji akademisyeni ve psikoterapist Güler Okman Fişek elimizdeki kitabında, Batılı psikoloji kuramlarıyla, psikanaliz ve psikoterapi yaklaşımlarından hareketle, toplumumuzun bu özgün konumunu tartışıyor.

Kitap hem Batılı psikoloji kuramlarının idealize ettiği özerk, bağımsız, kendine yeten birey kavramsallaştırmasının bizdeki yansımalarını daha iyi kavramak hem de Batı ve Doğu toplumlarındaki birey ve bireyselleşme süreçleri ile aile dinamikleri arasındaki benzerlik ve farklılıkları açık bir biçimde ortaya koymasıyla büyük öneme haiz.

Bol sayıda vaka çalışması da barındıran kitap, özellikle Türkiye’nin ne kadar Batı ne kadar Doğu toplumu olduğuna, aile ve benlik arasındaki ilişkiye, gelenekle birey ve bireyselleşme ilişkisine psikoloji, psikanaliz ve psikoterapinin gözünden bakmak isteyenler için kaçırılmayacak bir fırsat.

  • Künye: Güler Okman Fişek – İlişki içinde “Ben”: Kültür, Aile, Bireyselleşme ve Psikanalitik Arayışlar, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, psikanaliz, 211 sayfa, 2018

Irwin D. Yalom ve Ginny Elkin – Her Gün Biraz Daha Yakın (2018)

Bir psikoterapiyi hem terapistin hem de hastanın gözünden izlemek ilginç bir deneyim.

Her ikisinin de bu sürece dair tespit ve değerlendirmelerinin birbirinden farklı oluşu, bunun ilginç oluşundaki başlıca etken.

Irwin D. Yalom, 1970 yılının sonbaharında yardımcı terapistiyle birlikte yürüttükleri grup terapisine Ginny Elkin’in devam etmesinin artık faydalı olmayacağına karar verdi.

Yalom’un bu aşamada önerdiği fikir, bireysel terapidir.

Yalom da Elkin de, her hafta yaptıkları görüşmelere dair raporlarını kendileri yazacak, fakat bu raporlar da üzerinden altı ay geçmeden hiç kimse tarafından okunmayacaktır.

Bundan sonraki iki yıl boyunca doktor ve hastası, birlikte paylaştıkları saatleri kendi görüş açılarına göre kaydettiler ve terapi sırasında konuşulmayan, sonradan akla gelen fikirleri, yorumları, duyguları ve çağrışımları sık sık yazılarına eklediler.

İşte bu görüşmelerin neticesi olan elimizdeki kitap, hem bir psikoterapi sürecinin nasıl ilerlediğine adım adım tanık olmamızı hem de psikiyatr ve hastanın birbirleri hakkındaki düşüncelerine aynı anda şahit olmamızı sağlıyor.

Kitabın, bilhassa psikoterapi seansları hakkında bilgilenmek ve bu sürecin izlediği seyri kavramak isteyenlere fazlasıyla hitap ediyor diyebiliriz.

  • Künye: Irwin D. Yalom ve Ginny Elkin – Her Gün Biraz Daha Yakın, çeviren: Zeliha Babayiğit, Pegasus Yayınları, psikoterapi, 300 sayfa, 2018

Christopher Bollas – Güneş Patladığında (2018)

İngiliz psikanalist ve yazar, aynı zamanda çağdaş psikanalitik teorilerin öncülerinden olan Christopher Bollas’ın ‘Güneş Patladığında’ adlı bu güzel çalışması, hem şizofreninin ne olduğu hem de tedavi yöntemleri hakkında dört dörtlük bir rehber.

Bollas, şizofrenide ilaç tedavisi dışında daha insancıl tedavi yöntemlerinin uygulanmasından yana.

Yazar, bunun en iyi yollarından birinin, şizofreninin ortaya çıktığı ilk haftalarda yoğun bir psikoterapi uygulamak olduğunu düşünüyor.

Bollas’a göre, şizofrenin, yanında uzun uzun sohbet edebileceği birilerinin olmasının da, başka bir deyişle şizofrenin yalnız kalmamasının da tedavinin olumlu sonuç vermesi açısından çok önemli olduğunu belirtiyor.

Kitapta, şizofreni kapsamlı bir şekilde tanıtılıyor ve bu alandaki güncel tedavilerin ne aşamada olduğu hakkında aydınlatıcı bilgiler veriliyor.

Bollas’ın klinik deneyimleriyle de zenginleşen çalışması, şizofreni hastaları, onların yakınları ve psikoterapistler için bir başucu kitabı olmaya aday.

  • Künye: Christopher Bollas – Güneş Patladığında: Şizofreninin Gizemi, çeviren: Mehmet Gürsel, Yapı Kredi Yayınları, psikoloji, 208 sayfa, 2018

Fethi Benslama – Ölüm Siyaseti: Cihatçı “Üst-Müslümanlar” (2018)

Birçok gençte görülen kendini İslâm adına kurban etme arzusu nasıl düşünülmelidir?

Onları tutup en kötüye sürükleyen nedir?

Psikoloji, psikanaliz ve tarihsel analizden yola çıkan ‘Ölüm Siyaset’, gençleri cihat adına ölüme ve öldürmeye sürükleyen süreçleri, din-siyaset ilişkisini sorgulayarak tartışan önemli bir çalışma.

Fethi Benslama, halifeliğin kaldırılmasıyla, İslam’ın bir siyaset ideali olarak dağıldığını ve bunun ertesinde Müslüman toplumlarda büyük bir travma yaşandığını belirtiyor.

Yazar, güncel örneklerle zenginleştirdiği analizinde, bu kırılmayla birlikte, günümüzde büyük bir tehdit haline gelen cihatçı terörizmin Batı’yla karşılaşmanın yarattığı kırılmayla da birleşerek, “daha çok” Müslüman olma, bir “Üst-Müslüman” olma yarışına neden olduğunu söylüyor.

Benslama’nın burada tanımladığı şekliyle “Üst-Müslüman” aslında bir kavramdan öte, üzerinde iyice düşünülmesi gereken bir mefhum.

Benslama’ya göre, “Üst-Müslüman” tabirinin Müslümanların ve uygarlıklarının karşı karşıya kaldığı tehlikenin doğası konusunda bir gösterge değeri vardır ve yazar, kitabının son bölümünde de, Müslümanlar için başka bir geleceğin imkânlarını sorguluyor ve “Üst-Müslüman”lığın nasıl aşılacağını irdeliyor.

  • Künye: Fethi Benslama – Ölüm Siyaseti: Cihatçı “Üst-Müslümanlar”, çeviren: Orçun Türkay, İletişim Yayınları, siyaset, 101 sayfa, 2018

Isabelle Mons – Ruhun Kadınları (2018)

Anna Freud ve Melanie Klein’ı saymazsak, psikanaliz tarihinde kadınlar sanki hiç yokmuş gibi davranılır.

Oysa kadınlar, her alanda olduğu gibi psikanalize de önemli katkılarda bulunmuştur.

İşte ‘Ruhun Kadınları’ da, bu alanda varlık göstermiş on dört kadının hikâyesini anlatıyor.

Kitapta ilk kadın psikanalist Emma Eckstein başta olmak üzere, sıkı bir Freud savunucusu olan Lou Andreas-Salomé ve Marie Bonaparte gibi isimlerle karşılaşıyoruz.

Bunun yanı sıra Margarethe Hilferding, Anna Freud, Melanie Klein, Sabina Spielrein, Helene Deutsch, Eugénie Sokolnicka ve Hermine von Hug-Hellmuth da, burada kendilerine yer verilen diğer isimler.

‘Ruhun Kadınları’, kadınların, psikanalizin daha ilk zamanlarından itibaren bu disipline nasıl katkıda bulunduklarını, ayrıca ilerleyen zamanlarda ortaya koydukları teorilerin psikanaliz disiplini açısından ne denli vazgeçilmez olduğunu gözler önüne sermesiyle önemli bir çalışma.

  • Künye: Isabelle Mons – Ruhun Kadınları: Psikanalizin Öncü Kadınları, çeviren: Öncel Naldemirci, Yapı Kredi Yayınları, psikanaliz, 280 sayfa, 2018

Wilfred Ruprecht Bion – Yaşayarak Öğrenmek (2015)

Wilfred Bion’un psikotik düşünceyi konu aldığı, kendisine ait zihinsel işleyiş modelini en iyi yansıtan kitabı.

Bion, Freud’un “temas engeli” kavramından yola çıkarak, duyusallığın bilişsele dönüşümü sürecini ele alıyor.

Kitap bir yönüyle de, Freud’un oluşturduğu metapsikolojiyi tamamlayıcı nitelikte.

  • Künye: Wilfred Ruprecht Bion – Yaşayarak Öğrenmek, çeviren: Taner Güvenir ve Lalecan İşcanlı Ekin, Bağlam Yayınları

Mikkel Borch-Jacobsen ve Sonu Shamdasani – Freud Belgeleri (2018)

İkisi de alanında uzman Mikkel Borch-Jacobsen ve Sonu Shamdasani, psikanaliz tarihinin eleştirel bir okumasını yapıyor.

Bilhassa, psikanalizin kurucusu Freud’un yazışmalarından ve psikanalizin ilk kurulduğu zamanlardaki yoğun tartışmalardan yola çıkan yazarlar, psikanalizin diğer psikoterapi ve psikoloji ekolleri arasında ayrıcalıklı ve seçkin kültürel konumuna nasıl eriştiğini ve neden kendinden önceki ekolleri dışlayarak benzersiz olduğu iddiasını bu denli yoğun vurguladığını gözler önüne seriyor.

Alan için birçok ilgi çekici ayrıntı barındıran kitap, psikanalizin tarihsel gelişimini ortaya koymakla kalmayıp, aynı zamanda psikanalizin bilinçli olarak hangi efsaneler etrafında şekillendiğini de aydınlatıyor.

  • Künye: Mikkel Borch-Jacobsen ve Sonu Shamdasani – Freud Belgeleri: Psikanaliz Tarihi Hakkında Bir İnceleme, çeviren: Reha Kuldaşlı, İş Kültür Yayınları, psikanaliz, 440 sayfa, 2018