John Horgan – Terörizm Psikolojisi (2024)

  • İnsanlar terör örgütlerine neden ve nasıl katılır?
  • Terör eylemlerini hangi psikososyal süreçlerden geçerek gerçekleştirir?
  • İntihar saldırılarının failleri nasıl yaşantılar eşliğinde bu eylemleri yapmayı kabul eder?

John Horgan’ın kaleme aldığı bu kitap, terörizmin psikolojisine ilişkin mevcut bilgi ve anlayışımızın ötesine geçerek psikoloji biliminin kavramsal çerçevesi içinde terör davranışlarının eleştirel bir çözümlemesine girişiyor.

Terörizmi “patolojik” olarak nitelendiren pek çok araştırmaya rağmen ‘Terörizm Psikolojisi’, bu bireylerde tanımlanabilir herhangi bir psikopatolojinin bulunmadığını göstermekle kalmayıp terörist faaliyetlerde bulunanların neredeyse korkutucu derecede “normal” ve “sıradan” olduğuna dikkat çekiyor.

Horgan, farklı ülkelerde yapılmış araştırmalardan hareketle kitapta, bir teröristin yaşamına dair “İlişkilenme-Katılma-Ayrılma” modelini öne sürüyor ve bu yaklaşımı geliştiriyor.

El Kaide’den radikal solcu örgütlere geniş bir yelpazede çeşitli siyasal şiddet olaylarına karışmış farklı kişilerle yapılan görüşmelerden, eski teröristlerin yaşamöykülerinden ve yakın dönemde gerçekleşen terör saldırılarına dair çalışmalardan yararlanan ‘Terörizm Psikolojisi’, gerek ulusal/uluslararası güvenlik ve siyasal şiddetle mücadele üzerine çalışanlar, gerekse bu konuya merak duyan diğer okurlar için yetkin bir kaynak.

  • Künye: John Horgan – Terörizm Psikolojisi, çeviren: Hilal Akekmekçi Tunalı, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, psikoloji, 256 sayfa, 2024

Leonie Lutz, Anika Osthoff – Dijital Dünyada Çocuklara Destek ve Rehberlik (2024)

  • “Çocuğum tableti elinden bırakmıyor.”
  • “İmdat, oğlum oyun bağımlısı oldu!”
  • “Ergen kızım kendi YouTube kanalını açmak istiyor, ne yapmalıyım?”

Bu ve benzer endişeler, bugün anne babaların başlıca dert ve sıkıntı kaynakları arasında.

Öte yandan dijital dünya artık geri dönüşsüz bir şekilde yerleşik ve vazgeçilmez bir olgu olarak hayatımızda.

O halde endişelerimizi nasıl yönetmeli ve çocuklarımızın dijital dünyayla ilişkisini nasıl ele almalıyız?

Çocuklar tıpkı hayatın diğer alanlarında olduğu gibi dijital alanda nasıl hareket edecekleri konusunda da desteğe ve rehberliğe ihtiyaç duyarlar.

Dolayısıyla aileler olarak kendimize şu soruları sormalı ve cevaplarını hep birlikte aramalıyız:

  • Çocuklarımızı gelecekte nasıl bir iş dünyası bekliyor?
  • Araştırma yetkinliği nedir ve çocuklara nasıl kazandırılır?
  • Medya okur yazarlığı eğitimi evde mi, okullarda mı verilmeli?
  • İnternet ne tür tehlikeler barındırır ve çocuklar bunlardan nasıl korunur?
  • Bilgisayar oyunları çocukları şiddete mi yönlendirir?
  • İnternet reklamları ve influencer’lar konusunda çocuklara nasıl farkındalık kazandırılır?
  • Çocuk arama motorları ve öğrenme uygulamaları seçerken nelere dikkat edilmeli?
  • Farklı yaşlar için ne kadar ekran süresi uygundur?
  • İlk cep telefonu için doğru yaş ne olmalıdır?
  • WhatsApp, Instagram, TikTok ve Snapchat gibi platformlarda çocuğun güvenliği nasıl sağlanır?
  • Siber zorbalık, siber uşaklaştırma ve sexting nedir, çocuklar bunlardan nasıl korunur?

Dijital eğitim uzmanları Leonie Lutz ve Anika Osthoff ‘Dijital Dünyada Çocuklara Destek ve Rehberlik’te internet dünyasında ailece güvenli, yetkin ve yaratıcı bir şekilde var olmanın yollarını tartışıyorlar.

Doğru yönlendirmeyle hem beraber eğlenceli vakit geçirmenin hem de çocukları yarının dünyasına hazırlamanın mümkün olduğunu gösteriyorlar.

Çocuklarının ekran başında geçirdikleri süreden dolayı rahatsızlık duyan, bu nedenle aile yaşamlarının tehlikeye düştüğünü düşünen tüm ebeveynler için ilham verici bir başucu kitabı.

  • Künye: Leonie Lutz, Anika Osthoff – Dijital Dünyada Çocuklara Destek ve Rehberlik (#yasaklamayönlendir), çeviren: Atilla Dirim, İletişim Yayınları, psikoloji, 239 sayfa, 2024

Ernst Kris, Otto Kurz – Sanatçı İmgesinin Oluşumu (2024)

Estetiğin psikolojisi ve sanatsal yaratımla ilgilenen herkes bu kitabı okumalı.

Ernst Kris ile Otto Kurz, dünya çapındaki kültürlerdeki sanatçı efsanesi ile Gombrich’in bir giriş makalesinde sanatçı için “belirli değişmez özellikler” olarak adlandırdığı şeyler arasındaki bağlantıları inceliyor.

Kitap eski ve modern, Doğu ve Batı sanatçılar hakkındaki çeşitli efsaneleri ve tutumları bir araya getiriyor ve sanatsal yaratıma yönelik tutumlara dair sağlam bilgiler veriyor.

‘Sanatçı İmgesinin Oluşumu’ psikolojiye, sanat tarihi ve tarihine, estetiğe, biyografiye, mit ve büyüye etki edecek ve pek çok alanda geniş bir kitlenin ilgisini çekecek bir çalışma.

  • Künye: Ernst Kris, Otto Kurz – Sanatçı İmgesinin Oluşumu: Efsane, Mit ve Büyü, çeviren: Sabri Gürses, Minotor Kitap, sanat, 160 sayfa, 2024

Sigmund Freud – Bir Yanılsamanın Geleceği (2024)

Yaşamını zihnin arkeolojisine adayan Sigmund Freud bu kitabında da insan psikolojisinin karmaşık yapısını gözler önüne seriyor; ancak bu sefer geçmişi incelemekle yetinmeyip geleceğe dair bazı tahmin ve önerilerde bulunma cesaretini de gösteriyor.

Freud bu metninde, bilincimize kök salmış yanılsamaların, özellikle de bir yanılsama olarak adlandırdığı din olgusunun kültürdeki (diğer bir deyişle uygarlıktaki) yerini tartışmaya açıyor.

Din, kültür ve insan ruhu arasındaki ilişkiyi ele alarak bu yanılsamaların dünyaya bakışımızı nasıl etkilediğini, dolayısıyla da yaşamlarımızı nasıl şekillendirdiğini gözler önüne seriyor.

Bir Yanılsamanın Geleceği, yazılmasının üzerinden neredeyse yüz yıl geçmiş olmasına rağmen her okuyanı, zihnimizi ve ortak kaderimizi etkileyen yanılsamalarla yüzleşip bunları geride bırakmaya çağıran kışkırtıcı bir eser olma niteliğini sürdürüyor.

Freud şöyle diyor:

“Hayır, bilim bir yanılsama değildir. Ancak bilimin bize veremediğini başka bir yerden elde edebileceğimizi düşünmek kesinlikle bir yanılsama olacaktır.”

  • Künye: Sigmund Freud – Bir Yanılsamanın Geleceği, çeviren: Mehmet Tahir Öncü, Mahmut Demir, Can Yayınları, psikoloji, 72 sayfa, 2024

Emily Crews Splane, Neil E. Rowland, Anaya Mitra – Yeme Psikolojisi (2024)

İnsanlar yemeğe takıntılıdır.

Yeterince yiyeceğe sahip değilseniz -ki uzak atalarımız için neredeyse her zaman böyleydi- düşünceleriniz ve eylemleriniz öncelikle yiyecek elde etmeye yöneliktir.

Bol miktarda “yemeye hazır” yiyeceğe sahip olduğumuz günümüzde bile, insanlar yemek veya yemeğin önemli bir rol oynadığı ritüeller hakkında düşünmek için büyük zaman harcıyorlar.

Reklamcılık ve pazarlamadan, artan bir dizi lezzetli gıdanın üretimine ve rekabetçi perakendeciliğe, kilo yönetimine veya obezite ile ilgili hastalıkların tıbbi tedavisine kadar; insanların bu tür eğilimleri üzerine kâr amaçlı devasa endüstriler inşa edildi.

Hiçbir an durup insanların yiyeceğe neden bu kadar ilgi duyduğunu veya bu özelliğin insanlara özgü olup olmadığını sordunuz mu?

‘Yeme Psikolojisi’, bu soruları sormaya ve cevapları keşfetmeye çalışıyor.

Kitapta yazarlar “normal” yemeye odaklanıyor: Modern toplumda nasıl gelişti ve hangi işlevleri yerine getiriyor?

Ayrıca yemek yemeyle ilgili güncel sorunlar da ele alınıyor.

Anoreksiya ve bulimia nervoza dâhil olmak üzere, teşhis edilebilir yeme bozukluklarına ayrılmış bölümlerin olduğu ‘Yeme Psikolojisi’nde en çok da, “obezite salgını”na ve olası çözümlerine odaklanılıyor.

  • Künye: Emily Crews Splane, Neil E. Rowland, Anaya Mitra – Yeme Psikolojisi: Biyolojiden Kültür ve Politikaya, çeviren: Buket Sözan, Sabri Ülker Vakfı Yayınları, yemek, 344 sayfa, 2024

Luke Russell – Kötülük (2024)

  • Kötülük nedir?
  • Korkutucu ve anlaşılmaz mıdır, yoksa sıradan bir edim midir?
  • Kötülüğün psikolojisi nedir, kötülük yapanlar hepimizden farklı bir psikolojik özellik mi taşıyor?
  • Kötülüğün sıradan yanlışlara sığmayan, yanlışın ötesine taşan niteliği ne?
  • “Kötülük” sözcüğünü kullandığımızda, iyilik ile kötülük şeklinde iki kozmik gücün karşı karşıya geldiği bir dünya görüşüne mi inanmış oluyoruz?
  • Acaba günümüzde kötülük, modası geçmiş bir mit haline mi geldi?
  • Şiddet içeren sayısız saldırı, tecavüz ve cinayetle medyadaki haberlerin iç karartıcı bir geçit törenine dönüştüğü bugün, kötülük dünyamızın korkutucu ölçüde gerçek bir özelliği mi?

Filozofların, Hannah Arendt gibi siyaset bilimcilerin bu sorulara verdiği yanıtları aktaran yazar Luke Russell kötülüğün sistematik bir analizine girişerek, kavramı toplumsal içerimleriyle beraber felsefi ve psikolojik açıdan çözümlüyor.

Seri katiller, teröristler, savaş suçluları gibi ünlü “kötülük” örneklerini irdeleyerek aşırı kötülüğü sıradan kötülükten ayıran sınırların keşfine çıkıyor.

Kitap, bizi kötülüğü daha derinlikli şekilde anlamaya yönlendiriyor.

  • Künye: Luke Russell – Kötülük, çeviren: Bülent O. Doğan, İş Kültür Yayınları, inceleme, 128 sayfa, 2024

Kolektif – Psikomitoloji (2024)

Öncesi hiçlikti.

Sonra, varlık peyda oldu.

Canlandı bir zaman; günü geldi ayaklandı, insan oldu.

Söylenmeye başladı.

Kendini ve dünyasını anlamak için öyküler uydurdu, anlatmaya koyuldu.

Masallar anlattı, mitler yarattı, destanlar söyledi.

Şüphesiz inandı.

Tutkulu ideolojilere kapıldı.

Yazı yazdı, sayı saydı, kuram kurdu.

Baktı, düşündü, felsefe yaptı.

Varlığın ardındaki mutlak hiçliği, sözün gerisindeki derin sessizliği fark ettiği vakit ise her şeyden kuşkuya düştü.

Mehmet Bilgin Saydam’ın, özgün bir yorumlamayla, bireysel ve kolektif öykülerin çatı disiplini olarak tanımladığı psikomitoloji işte bu kuşkuyu rehber edinir.

Masalların, mitlerin, destanların, halk öykülerinin, türlü inanç ve felsefi görüşlerin, ideolojilerin ve bilimsel kuramların, varlık ve eylem bilgisinden yoksun insan tarafından, bu epistemolojik yoksunluğu ikame etmek üzere çoğu kez farkında olunmaksızın kurgulanan öyküler olduğunu varsayar.

Bu kurgusal öyküleri psikodinamik/psikokültürel perspektiften yorumlamak suretiyle, insan bilincinin ve ruhsallığının içyüzünü açığa çıkarmaya, yapısını, işleyişini ve gelişimini anlamaya çalışır.

İstanbul Psikomitoloji Çalışma Grubu (İPM) etkinliği kapsamında İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda Prof. Dr. M. Bilgin Saydam’la birlikte 2015 yılından bu yana düzenlenen “HER ŞEY HİKÂYE!” başlıklı seminer dizisinde mitolojiden dine, sanattan felsefeye, ideolojiden bilime dek insanın tüm kültürel hayat bilgisini kapsayan disiplinleri kendine has “öykü”lerine yer veriliyor.

İşte bu kitap, söz konusu seminerin metinlerini barındırıyor.

  • Künye: Kolektif – Psikomitoloji: İnsanı Öykülerinde Aramak 1, editör: M. Bilgin Saydam, Hakan Kızıltan, Minotor Kitap, mitoloji, 248 sayfa, 2024

Neil Faulkner – Tırmanan Faşizmin Kitle Psikolojisi (2024)

Dünyanın farklı coğrafyalarında otoriter sağın ve faşist hareketlerin güçlenmesine tanıklık ediyoruz.

Günümüz dünyası faşist bir irrasyonalizm kasırgasının etkisi altında.

Dinmek bilmeyen bu kasırga otoriterlik, milliyetçilik, ırkçılık, kadın düşmanlığı, homofobi, narsisizm, komplo teorileri ve hakikatin önemini yitirmesi türünden belirtilerle dışavuruyor kendini.

Ünlü Marksist tarihçi Neil Faulkner bu kısa ve özlü kitabında, Marksist-Freudyen teoriden yararlanarak faşizmin kitle psikolojisinin güncel bir analizini sunuyor.

Faulkner, Marksizmi psikanalizle yoğururken ikisinin de sınırlarını genişleten; ancak bunu teorik bir cambazlık arzusuyla değil, günümüzün yaygın narsisistik-otoriter kişiliğini geçer akçe kılan özgürlük korkusu ve psikotik öfkenin sebeplerini kavrama maksadıyla yapıyor.

Faşizm ile otoriterliğin insanların zihinleri ve ruhlarına zoraki istikamet iddiasıyla çıkardığı bu celbin, esasen demokrasinin başını ezmeye çalışan neoliberal sömürü ve baskı sistemine hizmet ettiğini gözler önüne seriyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Umut sınıf mücadelesindedir. Kapitalizm evreninde yaşanan zihinsel ıstırabı sona erdirmek, yani narsisizme, otoriterliğe ve faşizmin kitle psikolojisine yol açan toplumsal koşulları ortadan kaldırmak için müşterekleri yeniden halka vererek, iktisadi ve toplumsal yaşam üzerinde demokratik bir denetim kurarak, doğa ile toplum arasındaki metabolik kopuşu tedavi ederek yabancılaşmanın üstesinden gelmek zorundayız. Sevgi ile emeğin -işbirliği, dayanışma ve özgürlüğe dayanan- yeni topluluklarda çiçek açabileceği bir dünya yaratmak zorundayız.”

  • Künye: Neil Faulkner – Tırmanan Faşizmin Kitle Psikolojisi: Marksist-Freudyen Bir Analiz, çeviren: Utku Özmakas, Yordam Kitap, siyaset, 96 sayfa, 2024

Stephen K. Sanderson – İnsan Doğası ve Toplumun Evrimi (2024)

Evrim, insan türünü fiziksel olarak değiştirdi.

Peki, evrim insan davranışlarını da etkiledi mi?

Bu soruyu cevaplamak üzere yola çıkan ‘İnsan Doğası ve Toplumun Evrimi’, evrimsel psikoloji, sosyobiyoloji ve insan davranışı ekolojisinden yararlanarak sosyal yaşamın altında yatan evrimsel dinamiklerin izini sürüyor.

İnsan davranışları ve yaşantılarının tarih boyunca aldığı farklı şekillere dair kapsamlı bir giriş niteliği taşıyan bu kitapta, sosyolog Stephen K. Sanderson, antropolojiden de ilham alıyor.

Gündelik hayatı sürdürme, yemek yeme, cinsellik, evlilik, ebeveynlik, toplumsal cinsiyet, statü ve servet edinme, iktidar, siyaset, şiddet, ırk, etnik köken, din ve sanat konularında insan davranışlarının tarihi ve evrimsel boyutları üzerinde duruyor.

‘İnsan Doğası ve Toplumun Evrimi’, hem sanayi öncesi hem de sanayi sonrasında pek çok topluluğa ilişkin örnek ve araştırmaları bir araya getiriyor.

Bölüm özetleri ve tartışma sorularıyla bir ders kitabı olarak da kullanılabilecek olan bu eser, evrimsel bir perspektife dayanan geniş kapsamlı ve bütünlüklü bir değerlendirme.

Evrim ve toplumların ilerleyişi üzerine düşünmek isteyen ve davranışlarımızın kökenlerini merak eden tüm okurlar için.

  • Künye: Stephen K. Sanderson – İnsan Doğası ve Toplumun Evrimi, çeviren: Ayşe Özbay Erozan, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, sosyoloji, 512 sayfa, 2024

Marion Woodman – Yaralı Damat (2024)

  • Patriyarka kadın ve erkeği birbirinden nasıl uzaklaştırdı?
  • Aradaki farkı kapatma çabalarımız neden başarısız oluyor?
  • Bilinçdışı dinamikleri anlamak neden önemli?
  • Rüyalarımız kendimizi, ilişkilerimizi, gezegenimizi iyileştirmede bize nasıl yol gösterebilir?
  • Bunlar bu kitapta ele alınan sorulardan birkaçı.

Jungiyen analist, mitopoetik yazar, şair ve aktivist Marion Woodman, bu kitapta her bireyde mevcut olan erillik ve dişilliği, içsel bir ahenge ulaşmaya çabalayan iki enerji olarak ele alıyor ve bunların gelişimine odaklanıyor.

Bu enerjilerin başkalarına yansıtılması halinde sekteye uğrayan olgunlaşma sürecinden ve çalınan özgürlükten bahsediyor.

‘Yaralı Damat’, kendi alanında bir çığır açarak patriyarkanın ruhsallığımız üzerindeki etkisini keşfe çıkıyor.

İçsel dinamiklerle kurulan sakatlayıcı ilişkinin bir kadının (ve erkeğin de) kendine bakışını hangi yollardan baltaladığını; manevi hayatını nasıl yoksunlaştırdığını ve onu nasıl kendi gerçekliğini savunamaz hale getirdiğini inceliyor.

Bilinçdışının sağaltıcı dinamiklerini göstermek için şiir, mit, rüya analizi ve kişisel deneyimlerinden aldığı güçlü imgeleri kullanan Woodman, içimizdeki eril ve dişil parçaların entegrasyonuna duyduğumuz açlığı birden fazla düzeyde besleyen, zekâmıza olduğu kadar duygularımıza da hitap eden bir içerik sunuyor.

Ülkemizde Jungiyen psikoloji metinlerinin çoğalmasında azımsanmayacak bir katkısı olan Özgür Ertana’nın özenli çevirisi, notları ve önsözüyle…

Post-Jungiyen psikolojinin en önemli isimlerinden biri olan Marion Woodman, anima ve animus kavramlarını merkeze koyarak mitoloji, arketipler, rüyalar ve edebi metinlerden beslenen bir içerikle kadın ve erkekte erillik konusunu derinlemesine ele alıyor.

‘Kurtlarla Koşan Kadınlar’ı okuyanların muhakkak ilgi göstereceği bir kitap.

Kitaptan bir alıntı:

“Yaralı damat hem erkeğin hem de kadının içindedir. Kadınlar kadar erkekler de cinsiyetler arasındaki farklılıkları, onları tamamen birbirine zıt gören, birini diğerinden aşağı veya üstün kılacak ölçüde abartan patriyarkinin kurbanı olmuşlardır. Ortaya çıkan sonuç iki taraf için de bir trajedidir; taraflardan hangisinin daha çok acı çektiğini anlamaya çalışmak boş yere çaba sarf etmek olur.”

  • Künye: Marion Woodman – Yaralı Damat: Jungiyen Psikolojiye Göre Kadın ve Erkekteki Erillik, çeviren: Özgür Ertana, Timaş Yayınları, psikoloji, 368 sayfa, 2024