Andrew Graham-Dixon – Caravaggio (2021)

Barok resmin büyük üstadı Caravaggio’nun sanatı ve çalkantılı, çelişkilerle dolu hayatı üzerine harikulade bir çalışma.

Andrew Graham-Dixon, Caravaggio’nun resimlerini, çağdaşlarının duygu ve düşünceleri üzerinden okuyor.

Caravaggio’nun kısa hayatı ibadet ve kavgalar, kardinaller ve fahişeler arasında, kiliselerde ve düellolara sahne olan sokaklarda mekik dokuyarak geçti.

Barok resim sanatının ilk ve en önemli temsilcilerinden Caravaggio, resimlerinde çalkantılı hayatının iniş ve çıkışlarının izlerini, dikkatli bakan gözlerin sezebileceği incelikle yansıttı.

Graham-Dixon’ın bu enfes çalışması, her şeyden önce görme sanatı üzerine heyecan verici bir ders, Caravaggio’nun bazen şiddetli ama her zaman inançlı dünyasının gölgelerinin duyusal bir keşfi.

  • Künye: Andrew Graham-Dixon – Caravaggio: Dinsel ve Dünyevi Bir Hayat, çeviren: Bora Kamcez,  Alfa Yayınları, biyografi, 500 sayfa, 2021

Kolektif – Şiir / Mimarlık (2021)

Bazı mimari yapılar bizi o denli derinden etkiler ki, onlara sanat eseri deriz, hatta şiir gibi deriz.

“Mimarlık bina mıdır?” sorusuna “Hayır, değildir” yanıtını veren bu derleme de, mimarlığı şiir ve eleştiri olarak kavrayan özgün makaleler sunuyor.

Özellikle Rönesans’tan beri, mimarlığın binayla, inşayla ilişkilendirilmesini reddeden ve onu sanat olarak, şiir olarak, hatta felsefe olarak tasavvur edenler olmuş.

Bu retçi görüşler, mimarlığın işleve, faydaya indirgenmesine karşı çıkmışlar.

Onlara göre mimarlık, birtakım ritüellerdir, kutsal ruhlarla efsunlanarak canlanan heykellerdir, kozmik yaratıklara ev sahipliği yapan labirentlerdir, semiyotik mabetlerdir, altın çağın ütopyalarıdır…

Sonsuz bir hayal ve arzu âlemidir.

Dolayısıyla mimarlık, ancak binayı ihlal ederek mimarlık olabilir.

Mimarlığın kökeni bina-olmayandadır.

Bahar Avanoğlu, önce mimarlığı şiir ve eleştiri olarak kavrayan bu geleneğin kapsamlı bir arkeolojisini yapıyor, ardından da onun çağdaş ifadesi olan Unbuilt düşüncesine ilişkin dört metin sunuyor.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar şöyle: Bahar Avanoğlu, Alberto Pérez-Gómez, Norbert Miller, Raimund Abraham ve Lebbeus Woods.

  • Künye: Kolektif – Şiir / Mimarlık: Binanın İhlali, derleyen ve sunan: Bahar Avanoğlu, çeviren: Akın Terzi ve Elçin Gen, İletişim Yayınları, mimari, 247 sayfa, 2021

Julian Stallabrass – Çağdaş Sanat (2021)

 

Julian Stallabrass’tan, sanat-siyaset ilişkisi üzerine sağlam bir eleştirel analiz.

Kitap, çağdaş sanat dünyasının 1989 ve sonrasında yaşanan küresel olayların ardından devletlerin ve şirketlerin güdümünde nasıl nasıl adım adım yozlaştığını gözler önüne seriyor.

Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından devreye giren yeni dünya düzeni, sınır tanımayan bir serbest ticaret rejimini uygulamaya koyarken, çağdaş sanatı da derinden etkiler.

Sermayeyle birlikte dolaşımı serbestleşen sanat, giderek dev küresel şirketlerin, korporasyonların denetimine açılır.

Bu süreçte sanat da, sanat kurumları da temelden dönüşür: başka başka kentlerde şubeler açan müzeler giderek mağaza zincirlerini andırır; dev şirketlerin logoları ile müzelerin logoları, sanatçı isimleri ile marka isimleri, pazarlama stratejileri çerçevesinde birbirine karışır.

Dev sergiler, imajlarını tazelemek isteyen devletlere, kentsel dönüşüm projelerini satmak isteyen yerel yönetimlere aracılık eder.

Kimlik, farklılık, melezlik, “sınırların aşılması” gibi temalar etrafında örgütlenen bienaller de, yeni dünya düzeninin gösterilerinden biri olmaktan öteye gidemez; diğer sanat kurumları gibi, zamanla şirketlere özgü bir kurumsal yönetim disiplininin, “sanat yönetiminin” etkisine girer.

İşte ‘Çağdaş Sanat’ da, küreselleşmiş dünyanın kültürel çoğulluk görüntüsünün ardındaki Batı merkezli homojenliği, “sınırsız serbestlik” şiarıyla maskelenen sansür ve dışlama mekanizmalarını açıklıyor.

Çağdaş sanatın, devletlerin ve şirketlerin güdümündeki seyrini izliyor.

  • Künye: Julian Stallabrass – Çağdaş Sanat: Bir Tarihçe, çeviren: Esin Soğancılar, İletişim Yayınları, sanat, 200 sayfa, 2021

James Elkins – Nedir Resim (2021)

İyi bir ressam, aynı zamanda çok iyi bir simyacıdır.

Zira kokular, karmaşa ve boyaların karışımı gibi tümüyle özel bilgilerle renklerini oluşturur.

James Elkins de bu klasikleşmiş yapıtında, simyanın resmetme deneyimindeki yerini irdeliyor.

Elkins, resim yapma deneyimini, sanat tarihinin geleneksel sözcük dağarcığının ötesinde anlatıyor.

Bir ressamın atölyesinde gerçekten ne yaptığını keşfetmek konusunda simya garip bir dil sunar; kokular, karmaşa, kontrol edilemeyeni kontrol altında tutmak için verilen mücadele, boyaların nasıl karışacağına ve nasıl görüneceğine dair sadece ressamların sahip olduğu özel bilgi.

Ressamlıktan sanat tarihçiliğine geçmiş birinin bakış açısından yazılan kitabın yirminci yıldönümü baskısı, Elkins’in resmetme deneyimi ve bunun günümüz sanat çalışmalarındaki rolü üzerine düşüncelerini detaylandıran yeni bir giriş ve önsöz de içeriyor.

  • Künye: James Elkins – Nedir Resim: Yağlıboya Resmi Simya Terimleriyle Anlamak, çeviren: Evren Erlevent Kence, Hayalperest Kitap, sanat, 288 sayfa, 2021

Rosalind E. Krauss – Modern Heykel Dehlizleri (2021)

Modern heykelin serüveni hakkında çok güzel bir çalışma.

Eleştirmen ve teorisyen Rosalind Krauss, Rodin’den günümüze usta heykeltıraşların önde gelen eserlerini, heykel sanatı sorunlarına farklı yaklaşımların ışığında inceliyor.

Krauss, Rodin’in “Cehennem Kapıları” adlı eserini gözeterek modernliğe dair ayrıntılı bir sorgulamaya girişiyor.

Sırasıyla Fütürizm, Yapısalcılık; Duchamp’ın “Hazır Yapımları”, David Smith’in “Tanktotem”i ve heykelsi gerçekliğin üstünde durduktan sonra Picabia, Calder, Oldenburg ve genç heykeltıraşlar Carl Andre, Mel Bochner, Robert Morris, Don Judd, Richard Serra, Sol LeWitt, Robert Smithson ve Michael Heizer’ın çalışmalarını derinlemesine irdeliyor.

Son derece biçimci ve analitik olan çalışma, anlatı zamanının ele alınışı, mekânın kullanımı ve gerçeküstücü heykele ilişkin oyun stratejileri gibi heykeltıraşlığa özgü düşünceler etrafında şekilleniyor.

  • Künye: Rosalind E. Krauss – Modern Heykel Dehlizleri, çeviren: Sibel Erduman, Everest Yayınları, sanat, 352 sayfa, 2021

Vasili Kandinski – Nokta ve Çizgiden Düzleme (2021)

Modernist resmin öncülerinden Vasili Kandinski’den sanatta biçimler üzerine derinlemesine bir sorgulama.

Kandinski burada, nokta, çizgi, düzlem gibi resmin ana öğelerini çözümlüyor, bu öğeler arasındaki ilişkileri irdeliyor.

Daha önce burada da yer verdiğimiz, Kandinski’nin ‘Sanatta Manevilik Üzerine’ adlı yapıtı, bilindiği gibi renkler kuramı üzerineydi.

Sanatçının bu eseri ise sanatta biçimler kuramı hakkında.

Soyut resmin grammaire’ini tanımlayan kuramını geliştirmesiyle dikkat çeken çalışmanın en önemli özelliği son derece yenilikçi ve yaratıcı olması.

Kandinski’nin biçimler kuramı, modernist sanatı kavramak için önemli ipuçlarını barındırıyor.

  • Künye: Vasili Kandinski – Nokta ve Çizgiden Düzleme, çeviren: Hüseyin Tüzün, Arketon Yayıncılık, sanat, 172 sayfa, 2021

Vasili Kandinski – Sanatta Manevilik Üstüne (2021)

“Renk tuş, göz ona vuran çekiç, ruh da telli bir enstrümandır.”

Vasili Kandinski bu önemli yapıtında, sanatta manevilik konusunu ve manevi bir rehber olarak sanatçıda sezginin rolünü tartışıyor.

Sanatın asıl eğiliminin insanın kalbinin derinliklerine ışık tutmak olduğunu belirten Kandinski, bu kitabının, her şeyden önce, gelecek için mutlaka gerekli olan ve sonsuz deneyimleri mümkün kılan bir yeteneği, maddi ve soyut nesnelerde manevi olanı duyumlama yeteneğini uyandırma amacını güttüğünü belirtiyor.

  • Künye: Vasili Kandinski – Sanatta Manevilik Üstüne, çeviren: Tevfik Turan, Everest Yayınları, sanat, 152 sayfa, 2021

Kolektif – Anadolu Sanatında Kadın (2021)

Anadolu tarihinde kadınların yaratıcı emeklerini görünür kılan çok iyi bir derleme.

Çalışma, Antik Dönem, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluğu’ndan günümüze ulaşan sanat eserlerini inceleyerek Anadolu sanatında kadın imgesine ışık tutuyor.

Erkekler tarafından yazılan tarih, kadınların toplumsal ve kültürel varlıklarını yok saymış, etkinliklerini tek bir role ve dar bir alana sınırlamıştır.

Oysaki geçmişten bugüne yaşam, kadınların geleneksel eşlik/analık rollerinin dışında da gerçekleştirdikleri etkinlik ve üretimleriyle süregeldi.

Günümüzde toplumsal, kültürel, siyasal tarih ve sanat tarihi, kadınların emeklerini ve yaratıcılıklarını görünür kılarak yeniden yazılıyor.

Doğu ile Batı uygarlıklarının birleştiği bir konumda yer alan Anadolu tarihinde de kadınların önemli bir yeri olduğunun kanıtı, arkeolojik malzemeler ve sanat eserlerindeki izleridir.

İşte ‘Anadolu Sanatında Kadın’, bu izleri görünür kılmasıyla çok önemli.

Kitapta,

  • Antik dönem ve Anadolu kadını,
  • Augustus dönemi Küçük Asyası’nda kadın,
  • Roma’da kadın,
  • Bizans’ta iktidarın öteki yarısı olarak imparatoriçeler,
  • Anadolu Selçuklu Devleti’nde kadınlar ve mimari,
  • Sultan eşleri, kimlikleri ve dönem kaynaklarındaki varlıkları,
  • Sultan eşlerinin mimari tercihleri ve politik nüfuzları,
  • Selçuklu’dan Osmanlı’ya seramiklerde kadın,
  • Erken İslam sanatında kadının yeri,
  • Osmanlı hanedan kadını imgesinin sözel ve görsel dönüşümü,
  • Kadın seyyahların izlenimlerinde ve oryantalist tablolarda Osmanlı kadını, eğitim ve öğretimi,
  • Ve Osmanlı döneminde kadına bakış ve kadının seramiklerdeki konumu gibi ilgi çekici konular ele alınıyor.

Kitapta makaleleri bulunan yazarlar ise şöyle: Nuran Şahin, Serap Gül Kalaycıoğulları, Dilek Maktal Canko, Sema Gündüz Küskü, Gönül Öney, Sevinç Gök, Aslıhan Erkmen, Şebnem Parladır ve Seda Ağırbaş.

  • Künye: Kolektif – Antik Dönem’den Osmanlı’ya Anadolu Sanatında Kadın, editör: Dilek Maktal Canko, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, sanat, 193 sayfa, 2021

John Dewey – Deneyim Olarak Sanat (2021)

Estetik deneyim ve sanat arasındaki ilişki üzerine sağlam bir tartışma.

Kitap, John Dewey’nin deneyim metafiziği kavramının daha iyi anlaşılması açısından bilhassa önemli.

‘Deneyim Olarak Sanat’, öncelikle deneyimin tamamlanmışlığını ifade eden, deneyimi kültür ve anlamla özdeşleştiren ve insanın dünya ile ilişkisindeki tüm deneyim olanaklarını kapsayan estetik deneyim nosyonunun derinlemesine bir değerlendirmesini sunmasıyla dikkat çekiyor.

Öte yandan, estetik deneyimin bu çok boyutlu ele alınışı özgün bir sanat tanımı ve estetik kuram ortaya koyar.

Bu bağlamda, bu çalışma, hem düşünürün deneyim metafiziğinin anlaşılması hem de bu merkezi kavram temelinde düşünürün sanat ve sanat eseri üzerine görüşlerinin anlaşılması açısından önemli.

Dewey için felsefenin konusu estetik deneyimdir.

Estetik deneyim insanın dünya ile tüm deneyim olanaklarını kapsayan; insanın bir organizma olarak doğa ile ilişkisinde anlam bulduğu, değer atfettiği ve ifade ettiği yegâne deneyim olarak dünya ile etkileşimin nihai noktası ve bütünlüğüdür.

‘Deneyim Olarak Sanat’ın odaklandığı estetik deneyim sıradan deneyimin yoğunlaşmış hâlidir ve tamamlanmış anlamın ifadesini ya da dışavurumunu temsil eder.

Bu açıdan Dewey, deneyim nosyonunu önce Deneyim ve Doğa’da organizmanın yaşayan bir varlık olarak doğa ile etkileşimi olarak sunarken, ‘Deneyim Olarak Sanat’ta anlam arayan, değer veren ve ifade eden yaşayan varlığın anlam ve kültür ortaya çıkarması olarak sunar.

  • Künye: John Dewey – Deneyim Olarak Sanat, çeviren: Nur Küçük, Vakıfbank Kültür Yayınları, sanat, 464 sayfa, 2021

Franz Boas – İlkel Sanat (2021)

İnsanlık mağara duvarlarına ellerinin silüetlerini ve av sahnelerini resmettiği ilk andan itibaren çevresini ve sahip oldukları şeyleri güzelleştirmek için çaba harcadı.

Büyük antropolog Franz Boas da, bu enfes eserinde, ilkel sanatın temel özelliklerinin bir analizini sunuyor.

Bizim uygar toplumumuzda olduğu gibi, ilkel insanların da güzele yönelik bir beğeni duyduklarını söyleyebiliriz.

Amerika’nın 19. yüzyılın sonlarındaki beyaz ırkı daha üstün gören evrimci antropoloji çevresinde çalışmalarını yürüten Boas’a göre antropologlar ilkel insanların yaşantılarının ve isteklerinin ne olduğuna dair genel bir resim ortaya koyarlar.

Ancak yeni kültürlere erişilen bu dönemde antropoloji için ilkel topluluklar yalnızca basit bir çalışma konusudur.

İlk olarak Boas’ın çalışmalarında gördüğümüz emik yaklaşım da böyle bir ortamın sonucu olarak ortaya çıkar.

Çünkü Boas’a göre, ilkel insanlarla beraber yaşayan birisi ilkel toplum içindeki her bir kişinin, bizim olduğumuz kadar birey olduğunu görecektir.

Dolayısıyla başka bir kültürü tanıyabilmek için onlara kendi kategorilerimizi dayatmamamız gerekir.

Aksi halde birbirlerine ait olmayan biçimler bir araya getirilmiş olunur.

Çünkü toplumlar evrimci yaklaşımın öne sürdüğü gibi benzer süreçlerden geçerek ilerlememektedir; Boas’ın ortaya koyduğu yaklaşımlardan birisi de bu şekilde açıklayabileceğimiz kültürel göreliliktir.

Boas uygar ve ilkel topluluklar arasındaki farkıysa en çarpıcı şekilde düşünüş biçimleri üzerinden anlatıyor.

Ona göre ilkel insanların zihinleri söylenegeldiği gibi sihirsel bir şekilde çalışmamaktadır.

Ancak bu farklılığı anlamamız mümkün değildir.

Çünkü geleneksel düşünceler bizim medeniyetimiz üzerinde, ilkel toplumlarda olmadığı kadar sınırlayıcı olmuştur.

  • Künye: Franz Boas – İlkel Sanat, çeviren: Semih Gözen Esmer, Ayrıntı Yayınları, sanat, 448 sayfa, 2021