John Berger ve Yves Berger – Top Sende (2020)

“Kokoschka için ışık bir veda dokunuşuydu. Londra’da Thames’in tepeden resmini yaparken bulunduğu çatıda ona bir süre eşlik ettim. 1959 yılıydı. Bakışı oradan ayrılmak üzere olan göçmen bir kuşu andırıyordu.”

Bu kitap, John Berger ile ressam, şair, yazar ve toprak işçisi oğlu Yves Berger arasında yapılan sanat konulu yazışmaları bir araya getiriyor.

Baba-oğul bu yazışmalarında, Max Beckmann’dan Albrecht Dürer’e, Georges Rouault’dan Antoine Watteau’ya, Chaïm Soutine’den Francisco Goya’ya ve Van Gogh’tan Rogier Van Der Weyden’e pek sanatçının eserlerine dair ilgi çekici saptamalarda bulunuyor.

Sanat, sanat tarihi ve resim sanatına ilgi duyanların severek okuyacağı bir çalışma.

  • Künye: John Berger ve Yves Berger – Top Sende: Sanat Üzerine Yazışmalar,  çeviren: Oğuz Tecimen, Metis Yayınları, sanat, 104 sayfa, 2020

Richard Leppert – Nü (2020)

Richard Leppert’in bu eseri, tarihsel olarak Rönesans döneminin başlarından günümüze kadar uzanan ve modernite olarak değerlendirilmiş geniş zaman diliminde üretilmiş kıyafetsiz vücutlar, yani nü resim üzerine zengin bir inceleme.

Batı Dünyasına, Avrupa ve Kıta Amerikası’na ait, en erken tarihli olanı yaklaşık 1427 yılında, en yenisi de 1992 yılında üretilmiş nü resmi izleyen Leppert, bu eserleri, görmek ve sosyal bir uygulama olarak anlam çıkarmaktan kadın bedeninin sömürgeleştirilmesine uzanan geniş bir bağlamda irdeliyor.

Kitap, sadece kadınları temsil eden nü resimlerini değil, her iki cinsiyetten, her yaştan, farklı ırklardan ve farklı sosyal sınıflardan pek çok nü resmi konu ediniyor.

Leppert’in incelemesi, çıplak insan resimlerinin, herhangi bir sosyal oluşum içinde işlerlik gösteren, özellikle sınıf, cinsiyet ve ırk farklılıklarını çevreleyen güç alanları çerçevesinde nasıl işlev gösterdiğini gözler önüne sermesiyle önemli.

Çalışmanın dikkat çeken bir diğer yanı da, nü resimler bağlamında sanatın, mutluluk, arzu, korku ve endişe gibi duyguların oluşturduğu soyut dünyalarla ilişkisini sorgulaması.

Sanatın yapılışı ve görülüşü, toplumsal pratiklerdir.

Bu kitap da, her şeyin olduğu gibi resimlerin anlamlarının da, sürekli değişim içindeki toplumsal pratikler sonucunda ortaya çıktığını ve daha farklı, genellikle toplumla çelişen yönelimleri olan insanlarca bu anlamlara karşı meydan okunuyor oluşunu gözler önüne seriyor.

  • Künye: Richard Leppert – Nü: Batı Dünyası Modernite Dönemi Sanatında Bedenin Kültürel Retoriği, çeviren: Aydın Çavdar, Ayrıntı Yayınları, sanat, 304 sayfa, 2020

Elvan Zabunyan – Sarkis: Ondan Bize (2010)

İki dilde yayımlanan ‘Ondan Bize / From Him to Us’, 1960’tan günümüze 500’ün üzerinde sergi açan, kendine has tarzıyla her daim ilgi çeken Sarkis’in yaşamına ve sanat dünyasına iniyor.

Ünlü küratör René Block, Sarkis’in de Beuys gibi, külliyatı ancak kişiliği üzerinden deneyimlenip kavranabilecek sanatçılardan olduğunu belirtiyor.

Monografiyi bu anlamda değerli kılan hususlardan biri, Sarkis’in kızı Elvan Zabunyan tarafından kaleme alınmış olması.

Kitabın bu yönüyle, insan Sarkis’in her açıdan kendine has bir portresini verirken, aynı zamanda onun özgün sanat dünyasını da kuşatıcı bir bakışla ortaya koymasıyla dikkat çektiğini söyleyebiliriz.

  • Künye: Elvan Zabunyan – Ondan Bize / From Him To Us, Yapı Kredi Yayınları, sanat, 144 sayfa

Friedrich Schiller – İnsanın Estetik Eğitimi Üzerine (2020)

Klasik Alman düşüncesinin büyük ismi Friedrich Schiller, Wieland, Humboldt, Goethe ve Kant gibi önemli isimlerle aynı yıllarda yaşadı.

Schiller’in ‘İnsanın Estetik Eğitimi Üzerine’ adlı felsefe ve estetik odaklı bu yapıtı da, temel olarak güzel nedir ve güzelden anlama eğitimi nasıl olur gibi önemli soruların yanıtını arıyor.

Kant’ın akılcılığı ve estetiğinin büyük ölçüde egemen olduğu bu metinler, estetik bir hayat ve estetik bir medeniyetin neden vazgeçilmez olduğunu tartışıyor.

Bugün başlı başına bir klasik haline gelmiş, 18. yüzyılın ürettiği en önemli entelektüel değerlerden olan kitap, öncelikli olarak estetiği ve pedagojiyi, tarih ve toplum felsefesini, ahlak ve siyaset felsefesini, ahlaklı bir toplum idealini temellendirmek ve gerçekleştirmek için birbiriyle ayrılmaz bir şekilde iç içe geçiriyor.

Kitabın, Gürsel Aytaç ve Doğan Göçmen’in aydınlatıcı yazılarıyla zenginleştiğini de ayrıca belirtelim.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Başka bir yüzyılda yaşamak ve bir başka yüzyıl için çalışmış olmak istemem. İnsan, devletin yurttaşı olduğu gibi zamanın da yurttaşıdır.”

“Siyasi sorunu uygulamada çözmek için estetik yolunda yürümek gerekir, çünkü insanın özgürlük hedefine doğru ilerlediği yol güzellikten geçer.”

“Sanatçı, çağının evladıdır, ama eğer onun aynı zamanda evlatlığı hatta gözdesi olursa vay haline.”

“Gerçekliği aşma cesareti olmayan hakikati asla fethedemeyecektir.”

  • Künye: Friedrich Schiller – İnsanın Estetik Eğitimi Üzerine, çeviren: Gürsel Aytaç, Fol Kitap, felsefe, 167 sayfa, 2020

Tzvetan Todorov – Aydınlanmanın Gölgesinde: Goya (2020)

Edebiyat teorisyeni ve yapısalcı felsefenin önde gelem isimlerinden filozof Tzvetan Todorov’un bu çalışması, sanat, sanat tarihi, felsefe ve sanat felsefesi gibi farklı disiplinlerden ustaca yararlanmasıyla dikkat çekiyor.

Todorov burada, büyük ressam Francisco Goya’nın tablolarını, aydınlanma düşüncesinde durdukları yer bağlamında tartışıyor.

Aydınlanma döneminin geniş bir fotoğrafını çekmesiyle de büyük önem arz eden kitabında Todorov, Goya’nın ilk dönem eserlerinden olgunluk dönemi çalışmalarına uzanarak sanatçının macerasını kapsamlı bir bakışla izliyor.

Goya’nın eserlerinde Aydınlanma dönemi düşüncesinin kendisine nasıl yer bulduğu, Goya’nın dehasını ortaya çıkaran atmosferin kendine has karakteri ve bu bağlamda Aydınlanma düşüncesinin uygarlığın gelişiminde ve bugün bile neden vazgeçilmez olduğu, Todorov’un irdelediği konulardan birkaçı.

  • Künye: Tzvetan Todorov – Aydınlanmanın Gölgesinde: Goya, çeviren: Sezin Şahin, Othello Kitap, felsefe, 308 sayfa, 2020

Boris Groys – Yeni Üzerine (2020)

Sanatta “yeni” dediğimiz gerçek anlamda ne kadar yenidir?

Başka bir deyişle, “yeni olan”ı belirleyen ölçütler tam olarak nedir?

Boris Groys’un tam da bu sorunu merkeze alan elimizdeki çalışması, sanatta yeniliğin ve bunun algılanması ve tanınmasının ardındaki karmaşık süreçleri irdeliyor.

Yeninin ne olduğunu tartışmaya, öncelikle günümüzde sanatın ne anlama geldiğini irdeleyerek başlayan Groys, bu bağlamda zamanımızın kültürel yapılarının kendilerine özgü niteliklerini kapsamlı bir şekilde ortaya koyuyor.

Modern kültürün başlıca yönlendiricileri olan entelektüel piyasayı ve arşivi harekete geçiren değiş tokuş ve değerleme ekonomilerini mercek altına almasıyla da dikkat çeken kitapta irdelenen diğer konulardan bazıları şöyle:

  • Geçmiş ve geleceğin kesiştiği yerde yeni,
  • Yeninin kökeninin piyasa veya sahicilikle ilişkisi,
  • Yeni ve ütopya,
  • Yeni ve moda,
  • İnsan özgürlüğü ve yenilik talebi,
  • Değerlere yeniden değer biçilmesi anlamında yenilik,
  • Yenilik ve yaratıcılık,
  • Değiş tokuşun kültürel ekonomisi,
  • Yenilikçi değiş tokuş ve Hıristiyanlık,
  • Kültürel değer sınırları ve toplumsal eşitsizlik…

Kitabı özgün kılan hususlardan biri de, yazar ve sanatçı olgusunu merkeze alarak kültürel yapıtların kendilerine özgü niteliklerini kapsamlı bir şekilde analiz etmesi.

  • Künye: Boris Groys – Yeni Üzerine: Geçmişle Gelecek Arasında Kültürel Ekonomi, çeviren: Zeynep Baransel, Koç Üniversitesi Yayınları, sanat, 208 sayfa, 2020

Sevgi Şenol – Geçmişten Günümüze Boncuk Oyalarımız (2010)

Sevgi Şenol, Türkçe ve İngilizce yayımladığı ‘Geçmişten Günümüze Boncuk Oyalarımız’da, çeşitli teknik ve malzemelerle yapılmış dar kenar süsü olarak tanımlanabilecek oyaları anlatıyor.

Yazar boncuk oyalarını, geleneksel el sanatı ürünlerinin ince, güzel ve zengin örneklerinden biri olarak tanımlıyor.

Türkiye’deki boncuk oyalarını bölgelere göre inceleyen Şenol’a göre, boncuk oyaları bir sanat ürünü olmalarının yanı sıra, yapıldıkları yörenin doğal durumu, iklim ve bitki özellikleri, yörede kullanılan araç gereçler ve sosyal ilişkiler hakkında bilgiler de verir.

Kaliteli baskısıyla da dikkat çeken çalışma, 0224 368 78 79 numaralı telefondan temin edilebilir.

  • Künye: Sevgi Şenol – Geçmişten Günümüze Boncuk Oyalarımız, kendi yayını, el sanatları, 160 sayfa

Burcu Pelvanoğlu – İmge ve İmaj (2019)

Resim ve roman, Tanzimat’la birlikte kültür hayatımıza giren türlerdi.

Bu yönüyle, ülkenin modernleşme tarihinde bu iki tür, çok önemli roller üstlendi.

Burcu Pelvanoğlu’nun eldeki özgün çalışması da, romanın ve resmin Tanzimat’tan 1960 uzanan serüvenini izleyerek Türkiye’deki modernleşmenin zihin yapısını gözler önüne seriyor.

Bu zaman zarfında romanın ve resmin birbiriyle nasıl etkileşime girdiğini, ayrıca sanatçıların buluşma mekânlarının dönemsel olarak nasıl dönüştüğünü izleyen çalışma, bunu yaparken de ülkenin kültür hayatının sağlam bir fotoğrafını çekiyor.

Pelvanoğlu’nun eseri, hem toplumsal dönüşümlerin sanattaki yansımalarını ortaya koymasıyla ve daha da önemlisi, kültür hayatımızı biçimlendiren olguları disiplinlerarası ve tarihsel bir bakışla ele almasıyla çok önemli.

  • Künye: Burcu Pelvanoğlu – İmge ve İmaj: Türkiye’de Resim ve Edebiyatta Ortak Dil, Corpus Kitap, sanat, 376 sayfa, 2019

Şener Öztop – Taşranın Gri Aydınlığı (2010)

‘Taşranın Gri Aydınlığı’, ressam Şener Öztop’un kültür ve sanat konulu yazılarını bir araya getiriyor.

İki bölümden oluşan kitabın ilk bölümünde, ağırlıklı olarak kültür ve edebiyat konularını ele alan söz sanatları, ikinci bölümünde ise görsel (plastik) sanatlar ile kitaplara dair yazılar yer alıyor.

Sanat merkezleri ağırlıklı olarak büyük kentler ve metropollerde bulunur.

Öztop ise, bu merkezlerin uzağında, bir Anadolu kentinde kitaplar ve resimler arasında yaşamını sürdürüyor.

Kitaptaki yazılar, Öztop’un bu konumundan süzülüp okura yansıyan nitelikli kültür-sanat yazıları olmalarının yanı sıra, devletin kültür politikalarındaki sorunları da gözler önüne seriyor diyebiliriz.

  • Künye: Şener Öztop – Taşranın Gri Aydınlığı, Gri Kitaplar, sanat, 478 sayfa

Vesna Madžoski – Küratörlük (2019)

Bugün sanat sergisi yapan insanlara küratör diyoruz.

Oysa küratörler Roma İmparatorluğu devrinde, görünüş olarak şimdikinden farklı bir şekilde varlardı.

O dönemde küratörler, reşit olmayanlar, akıl hastaları ve savurganlar gibi, kendi işlerini idare edemeyecek durumdaki insanlara vekil tayin edilen devlet memurlarıydı.

İşleri onları dünyadan ve aslında daha çok kendilerinden korumaktı.

Vesna Madžoski ise bu özgün çalışmasında, küratörlüğün zamanımızda da özünde Roma İmparatorluğu devrinde olduğu gibi bir “koruma” ve “kapatma” işi olduğunu düşünüyor.

Yazar sanat tarihi, felsefe ve antropolojinin yardımıyla üç örnekten yola çıkıyor ve bunların “koruma” söylemiyle yola çıkıp da “gizleme” ve “kapatma” pratiklerinin nasıl ustaca devreye soktuklarını gözler önüne seriyor.

Söz konusu üç örnek şöyle:

  • Almanya’nın Kassel şehrinde beş yılda bir düzenlenen çağdaş sanat sergisi documenta,
  • Her edisyonu dünyanın başka bir yerinde gerçekleştirilen Avrupa çağdaş sanat bienali Manifesta,
  • Ve James Cameron’ın görkemli üç boyutlu filmi Avatar.

Yazar bu üç örneğin her birinin, şiddet, dışlama, sınırlama, bastırma, ayrımcılık, sansür ve ötekileştirme pratikleri yoluyla ötekiyi, farklı olanı dışladığını savunuyor.

Walter Benjamin, “Kültür alanında hiçbir belge yoktur ki, aynı zamanda bir barbarlık belgesi niteliğini taşımasın.”* demişti.

Madžoski’nin kitabı, Benjamin’in bu ünlü iddiasının güçlü bir sağlamasını yapması ve her kültür ürününün aynı zamanda bir barbarlık belgesi olduğunu bir kez daha gözler önüne sermesiyle çok önemli.

  • Künye: Vesna Madžoski – Küratörlük: Koruma ve Kapatmanın Diyalektiği, çeviren: Mine Haydaroğlu, Koç Üniversitesi Yayınları, sanat, 150 sayfa, 2019

* Walter Benjamin – Pasajlar, çeviri, Ahmet Cemal, Yapı Kredi, 2002, s. 294