Ernst Kris, Otto Kurz – Sanatçı İmgesinin Oluşumu (2024)

Estetiğin psikolojisi ve sanatsal yaratımla ilgilenen herkes bu kitabı okumalı.

Ernst Kris ile Otto Kurz, dünya çapındaki kültürlerdeki sanatçı efsanesi ile Gombrich’in bir giriş makalesinde sanatçı için “belirli değişmez özellikler” olarak adlandırdığı şeyler arasındaki bağlantıları inceliyor.

Kitap eski ve modern, Doğu ve Batı sanatçılar hakkındaki çeşitli efsaneleri ve tutumları bir araya getiriyor ve sanatsal yaratıma yönelik tutumlara dair sağlam bilgiler veriyor.

‘Sanatçı İmgesinin Oluşumu’ psikolojiye, sanat tarihi ve tarihine, estetiğe, biyografiye, mit ve büyüye etki edecek ve pek çok alanda geniş bir kitlenin ilgisini çekecek bir çalışma.

  • Künye: Ernst Kris, Otto Kurz – Sanatçı İmgesinin Oluşumu: Efsane, Mit ve Büyü, çeviren: Sabri Gürses, Minotor Kitap, sanat, 160 sayfa, 2024

Sue Roe – İzlenimcilerin Özel Hayatları (2024)

Manet, Monet, Pissarro, Cézanne, Renoir, Degas, Sisley, Berthe Morisot ve Mary Cassatt.

Çağdaşları tarafından alay konusu edilip göz ardı edilseler de günümüzde tablolarına paha biçilemiyor.

Eserleri dünya çapında tanınan bu grubun özel hayatları pek bilinmiyor.

İşte, canlı ve akıcı anlatısıyla Sue Roe Paris’teki stüdyolarından çalkantılı aşk hayatlarına, geçim sıkıntılarından sergilerine değinerek izlenimcilerin özel hayatını aktarıyor.

İzlenimciler yirmi yılı aşkın birlikte yaşayıp çalışıyor, Fransa-Prusya savaşının ardından hayatlarını yeniden kurma mücadelesi veriyor, alışılmışın dışındaki tablolarına halkın ve eleştirmenlerin acımasız yorumlarına karşı birlikte ayakta duruyor.

Sue Roe’nun ‘İzlenimcilerin Özel Hayatı’nda okur güneşi, suyu, baharı, dansçıları ve çamaşırcıları ressamlarla birlikte gözlemleme fırsatı elde edip hayata onların gözünden bakıyor…

  • Künye: Sue Roe – İzlenimcilerin Özel Hayatları: Tarihin En Ünlü Ressamlarının Evlerine, Odalarına, Stüdyolarına ve Hayatlarına Büyüleyici Bir Bakış, çeviren: Gülnur Aktuğ, Alfa Yayınları, resim, 480 sayfa, 2024

Rozsika Parker, Griselda Pollock – Eski Gözdeler (2024)

Sanatın cinsiyetçi tarihine yönelik yazılmış kült metinlerden biri olan ‘Eski Gözdeler: Kadınlar, Sanat ve İdeoloji’, ilk kez yayımlandığı 1981 yılından bu yana güncelliğini korumaya devam ediyor.

Rozsika Parker ve Griselda Pollock’un sanat tarihinin cinsiyetçi ve ideolojik boyutuna dair farkındalık ortaya koydukları bu metin, Linda Nochlin’in ünlü makalesi “Neden Hiç Büyük Kadın Sanatçı Yok?’ ile 1971 yılında sanat gündemine taşıdığı meseleyi farklı ve halen geçerli başlıklar altında genişletip boyut kazandırıyor.

Feminist sanat eleştirisinin geçmişte üretimleriyle çağlarında bilinirlik kazanmış kadınları sanat tarihinin isimler listesine eklemekten ibaret olmadığına işaret ederek başlayan ‘Eski Gözdeler: Kadınlar, Sanat ve İdeoloji’, ‘Tarih’ gibi ‘Sanat Tarihi’nin de toplumsal cinsiyet düzenini hem yansıtan hem de üreten bir yapı olduğunun görülmesini sağlıyor.

Metnin halen güncelliğini koruması, kadınların sanat tarihinden sistematik olarak dışlanmaları konusundaki köklü tutumun yirmi birinci yüzyılda aldığı yeni formu değerlendirmek gerektiğini apaçık gösteriyor.

  • Künye: Rozsika Parker, Griselda Pollock – Eski Gözdeler: Kadınlar, Sanat ve İdeoloji, çeviren: Ebru Berrin Alpay, Hayalperest Kitap, sanat tarihi, 312 sayfa, 2024

Celil Sadık – Batı Resim Sanatında Korku (2024)

Yaptığımız kötülüklerin bir sebebi olabileceğine dair inancımızdı Şeytan…

En güçlü kavramlardan biri olan vicdanın panzehriydi.

Ve insanların birbirilerinin yüzüne bakabilmesi için ona ihtiyacı vardı.

Bu kitabın ilk bölümü, sizi Şeytan’la yüz yüze getirerek insanlığın içindeki grotesk dışavurumları görmenizde rehber oluyor.

Bu anlatının nesilden nesle, mitolojiden dine nasıl evrildiğini, içimize attığımız bütün çirkin arzuların Rönesans, Barok ve daha nice dönemle akıma nasıl yansıdığını anlatabilmek için.

İkinci bölümdeyse dini kaygılarla yaratılmış bir başka savaşa, cadılığa yakından bakılıyor; doğayla bir bütün hâlinde yaşayan insanların, kötüler ve sapkınlar tarafından nasıl avlandığının hikâyesine.

Özellikle Barok ve Rönesans resminde sanatçıların bu tip konuları nasıl ele aldığı veya nasıl hicvettikleri birlikte araştırılıyor, insanlık tarihinin en karanlık uygulamalarından biri olan Engizisyon Mahkemeleri de yine bu bağlamda inceleniyor.

  • Künye: Celil Sadık – Batı Resim Sanatında Korku: Şeytanlar ve Cadılar, Epsilon Yayıncılık, sanat tarihi, 220 sayfa, 2024

Édouard Louis, Ken Loach – Sanat ve Siyaset Konuşmaları (2024)

İki farklı ülkeden, iki farklı kuşaktan iki sanatçı, Ken Loach ve Édouard Louis, sanatı, sinemayı, edebiyatı ve bunların günümüzdeki rolünü tartışıyor.

  • Sanat, sınıf şiddeti sorununu nasıl gündeme getirebilir ve yeniden düşünebilir?
  • Bu iki sanatçının eserlerinde öne çıkan işçi sınıfı nasıl temsil edilebilir?
  • En güvencesizlerin aşırı sağa yöneldiği küresel politik bağlamda sanatın rolü nedir?
  • Milliyetçiliğin ve sağ popülizmin dünyanın her yerinde yükselişini tersine çevirmek için sol ne yapabilir?

Loach ve Louis, ‘Sanat ve Siyaset Konuşmaları’nda düşüncelerini karşılaştırarak ve eserlerine dayanarak bu soruların yanıtlarını arıyor.

  • Künye: Édouard Louis, Ken Loach – Sanat ve Siyaset Konuşmaları, çeviren: Ayberk Erkay, Tellekt Kitap, sanat, 48 sayfa, 2024

Edvard Munch – Mahrem Günlükler (2024)

Çığlık adlı tablosuyla küresel bir kültür ikonuna dönüşen Norveçli ressam Edvard Munch (1863-1944) eserlerinde melankoli, endişe, bunalım, korku ve iç sıkıntısı temalarını ustalıkla işledi.

İlk çizimlerinden itibaren benzersiz bir üslup geliştiren Munch, insan ruhunun derinliklerine nüfuz eden bakışı ve dışavurumcu tarzıyla âdeta huzursuzluğun resmini yapmayı başardı.

Munch ressam olduğu kadar yazar olarak da yeteneklerini ortaya koydu.

Nitekim gençliğinden itibaren anı, kurgu, portre yazıları, şiir ve felsefi deneme tarzında metinler kaleme aldı.

İnsanlık durumunun hem coşkusunu hem de karanlık dehlizlerini şiirsel bir dille günlüklerine yansıtan Munch, yazılarında resimlerini bütünlüyor gibidir.

Munch günlüklerinde sadece sanat anlayışını ya da eserlerini var eden unsurları değil, kişiliğinin gizli yanlarını da bazen ironik, komik, sevecen, bazen gotik, romantik sözlerle ve hikâyelerle ortaya koyuyor.

Yer yer Nietzsche’nin üslubuna yaklaşan, kimi zaman ise kendi uçurumundan kaçmaya çalışan Munch’un günlüklerini okuyanlar, ressamın yaşam öyküsünü takip ederek dostluk, aile ve aşk hakkındaki düşüncelerini öğreneceği gibi, onun kronik depresyonunu ve içindeki Çığlık’ı da hissedecektir…

Munch, “Benim gözümde hayat bir hücrenin penceresinden dışarıya bakmak gibidir. Vaat edilmiş topraklara asla ulaşamayacağım” diyor.

  • Künye: Edvard Munch – Mahrem Günlükler: “Bizler Dünyadan Püsküren Alevleriz”, çeviren: Orhan Düz, Beyoğlu Kitabevi, günlük, 224 sayfa, 2024

Erwin Panofsky – Albrecht Dürer (2024)

Yirminci yüzyılın en büyük sanat tarihçilerinden Erwin Panofsky, evinden ve dilinden uzaktayken giriştiği bu inşayla, ressam ve gravürcü Albrecht Dürer’in dünyasına pek çok kapı ve pencereden giriş yapmamıza imkân tanıyor.

Panofsky’nin binbir emekle ortaya koymuş olduğu bu çalışmada, Dürer’in sanatıyla yaşamı, ilişkileriyle ticari girişimleri, seyahatleriyle sanatsal evrimi, dile ilişkin tasarruflarıyla matematiksel dehası arasında çakan kıvılcımlara tanıklık ediyoruz.

İnce elenip sık dokunmuş, büyüleyici bu çalışma Dürer literatürüne harika bir katkı.

  • Künye: Erwin Panofsky – Albrecht Dürer: Hayatı ve Sanatı, çeviren: Ceren Can Aydın, Alfa Yayınları, sanat, 664 sayfa, 2024

Gül İrepoğlu – İstanbul’un Resmi (2024)

İki denizi birleştiren ve iki kıtaya ayıran bu tılsımlı coğrafya ve onun doğurduğu şehir İstanbul, var olduğu ilk zamanlardan günümüze dek sanatçılara esin verdi; tarihiyle ve günceliyle, görünürüyle ve duyumsanırıyla.

İstanbul’u betimlemek, belki de İstanbul’u sevmenin en güzel yoludur.

Bu kitap, “Resimlerin İstanbul’u” kavramını Türkiye İş Bankası Sanat Eserleri Koleksiyonu’nda yer alan İstanbul temalı resimlerden önemli bir seçki sunarak kalıcılaştırmayı amaçlamaktadır.

Kitabın sayfaları çevrildikçe, İstanbul kendisini içindeki renklerle katman katman açacak, olağanüstü bir yolculuğun aşamaları gözler önüne serilecektir.

  • Künye: Gül İrepoğlu – İstanbul’un Resmi, İş Kültür Yayınları, resim, 428 sayfa, 2024

Tony Godfrey – Çağdaş Sanatın Öyküsü (2024)

Çağdaş sanat yalnızca merak uyandırma etkisine değil, kafa karıştırma gücüne de sahip.

  • Bu şey de nesi?
  • Ne anlama geliyor?
  • Gerçekten sanat mı bu?
  • Neden bu kadar yüksek fiyata satılıyor?

Bu konuda sayısız kitap var ama bunlar okuyucuya pek bir şey öğrenmediğini, partizanca görüşlerin kavranamayan dili nedeniyle de dışlandığını ya da bunaldığını hissettirmekten öteye geçemiyor.

Tony Godfrey’in capcanlı üslubuyla dünyanın birçok farklı köşesine uzanan kitabı, 1980 yılından günümüze çağdaş sanatın tarihine ilişkin zengin görseller içeriyor ve temel bir rehber niteliği taşıyor.

Godfrey çağdaş sanatın öyküsünün çatısını sanatın ne olduğu ya da ne olması gerektiğine dair krizler, çatışmalar ve tartışmalar silsilesi olarak kurarken, bu büyüleyici konuya samimi ve anlaşılır bir giriş sunarak çağımızın bazı kritik meselelerine de değiniyor.

  • Künye: Tony Godfrey – Çağdaş Sanatın Öyküsü, çeviren: Ebru Berrin Alpay, Hayalperest Kitap, sanat, 285 sayfa, 2024

Desmond Morris – Sürrealistlerin Hayatları (2024)

Magritte ile Miró kadar birbirinden farklı iki sanatçının beraber yer aldığı başka hiçbir sanat hareketi tarihte görülmez.

Bunun nedeni sürrealizmin bir sanat hareketi olarak değil, bir felsefi strateji olarak doğmuş olmasıdır.

Sürrealizm bir yaşam tarzıydı; Birinci Dünya Savaşı’nda dünyaya korkunç bir kıyım yaşatmış yerleşik düzene karşı bir başkaldırıydı.

Bilinçdışının kuytuda kalmış, en karanlık yanlarından beslenen sürrealist yapıtlar gerçekten olağanüstüydü ve uluslararası bir nitelik taşıyordu.

Tanınmış yazar ve sürrealist sanatçı Desmond Morris kitabında sürrealistlerin çalışmalarını çözümlemeye çalışmak yerine onlara insan olarak, sıra dışı bireyler olarak bakıyor.

Bu sanatçıların kişilikleri nasıldı; güçlü ve zayıf karakter özellikleri, tercihleri nelerdi?

Sosyal bir hayat mı sürüyorlardı, yoksa münzevi miydiler?

Ayrıksı ve cüretkâr mı, yoksa içe kapanık ve çekingen miydiler?

Morris’in aktardığı komik, sarsıcı, eğlenceli anekdotlar sürrealist felsefeye yaklaşım açısından sanatçıların eserlerinde ve hayatlarında gözlenen çarpıcı değişkenliği de açığa çıkarıyor.

Yazarın kişisel tanıklıklarından faydalanılan kitapta, sürrealistlerin yaşam öyküleri, mizaçları ve çoğu zaman karmaşık aşk hayatları, sanatçıların fotoğrafları ve eserleriyle birlikte çok canlı bir tarzda resmediliyor.

  • Künye: Desmond Morris – Sürrealistlerin Hayatları, çeviren: Ebru Kılıç, İş Kültür Yayınları, sanat, 272 sayfa, 2024