Serpil Çakır – Erkek Kulübünde Siyaset (2019)

  • Kadınlar yurttaşlık haklarından nasıl dışlandılar?
  • Bu dışlanmayla nasıl mücadele ettiler?
  • Oy haklarını nasıl elde ettiler?
  • Parlamentolara ne zaman girdiler?
  • Bugünkü oranlar nedir?
  • Dünya ortalamasında kadınların bu kurumdaki temsili nasıl?
  • Bu oranı artıran nedenler neler?
  • Türkiye’de bu oran neden az?
  • Bunda hangi faktörler etken?
  • Devlet ve hükümet politikaları, siyasal partiler, kadın hareketi nasıl rol oynuyor?
  • Türkiye’de vekil kadınların meclise geliş süreci nasıl?
  • Siyasette hangi sorunlarla karşılaştılar, karşılaşıyorlar ve bunlarla nasıl baş ediyorlar?

Serpil Çakır’ın genişletilmiş bir baskıyla yeniden raflardaki yerini alan bu çalışması, yukarıdaki tüm sorulara yanıt veren, bu alanda çalışan her okurun kitaplığında bulunması gereken bir eser.

‘Erkek Kulübünde Siyaset’, siyaset kuramında kadın ve yurttaşlıktan Türkiye’de kadın ve siyaset çalışmalarına, Dünyada ve Türkiye’de kadınların oy hakkı hareketinden Türkiye’de cinsiyet rejimine ve parlamentodaki kadınların deneyimlerine pek çok konu ele alınıyor.

Bilhassa Türkiyeli kadınların parlamentodaki deneyimlerini sözlü tarih yaklaşımıyla ortaya koymasıyla büyük önem arz eden çalışma, böylece kadınların siyasetle ilişkisini, bu alanda maruz kaldıkları cinsiyet ayrımcılığını onların deneyimleri üzerinden veriyor.

  • Künye: Serpil Çakır – Erkek Kulübünde Siyaset, Sel Yayıncılık, siyaset, 448 sayfa, 2019

Umut Azak – Türkiye’de Laiklik ve İslâm (2019)

Türkiye’de laiklik ideolojisinin tarihsel arka planı ve kendine has özellikleri üzerine çok iyi bir çalışma.

Umut Azak, Kemalist laikliğin, korku temelli bir İslâm algısı ve hafıza siyasetine dayandığını iddia ediyor.

Yazara göre, Kemalist laiklik söyleminde laik rejimi tehdit ettiği düşünülen “gericiler”, “mürteciler” ya da İslâmcılar hem düşman, hem de İslâm’ın “yanlış” bir yorumunun temsilcileri olarak tahayyül edilmişlerdir.

Başka bir ifadeyle irtica korkusu, toplumun “kötü Müslümanlar” ve “iyi Müslümanlar” olarak kutuplaştırılması ile canlı tutulmuştur.

Laik rejimin savunulması, “gerçek” İslâm adına “kötü Müslümanlar”a karşı verilen bir mücadele gibi algılanır.

Siyasi ve entelektüel elitler tarafından laiklik üzerine yürütülen tartışmalarda, bu mücadelenin eski ve yeni simgeleri arasında paralellik kurularak irtica korkusu yeniden üretilir.

Azak, kitabının ilerleyen bölümlerinde işte bu korku üretimine ve temelde belli bir

İslam yorumuna dayalı olan Kemalist laiklik söyleminin evrimini inceliyor.

Bu söylemdeki, “kötü Müslümanlar”ın (gerici, çağdışı, siyasi, dolayısıyla “yobazlık” olarak görülen) İslâm’ı ile (laik, ilerici, milli, dolayısıyla “iyi” ya da “makbul” addedilen) Türk İslâm’ını birbirinden ayrıştırma teşebbüslerinin zaman içindeki dönüşümünün izini sürüyor.

Tek parti rejimi dönemine (1923-1946) ve çok-parti döneminin ilk yirmi yılına (1946-1966) ağırlık veren çalışmanın merkezini de, siyasi liderlerin ve entelektüellerin laiklik üzerine basın aracılığıyla yürüttüğü kamusal tartışmalar oluşturuyor.

Çalışma, Türkiye’de laiklik ve sekülerleşme süreçlerinin İslâm ile ilişkisini Menemen Olayı ve Malatya Hadisesi gibi vakalar ile Türkçe ezan, Alevilik ve Said Nursî hakkındaki tartışmalar gibi önemli kırılma anları üzerinden izlemesiyle dikkat çekici.

  • Künye: Umut Azak – Türkiye’de Laiklik ve İslâm, çeviren: Ayten Alkan, İletişim Yayınları, siyaset, 328 sayfa, 2019

Mustafa Bayram Mısır – Devlete Karşı Kamu Hukuku (2019)

Egemenlik ideolojisi ve bu ideolojiyi bir güç ideolojisi olarak yeniden üreten egemenlik kuramları, yüzyıllar boyu siyasetin içeriğini kurdu.

Peki, egemen devletin karşısında özgürlükçü ve hak temelli bir kamu hukuku geleneğinin anlamı nedir?

Mustafa Bayram Mısır, tarihsel materyalist metodolojiden yola çıkarak egemenlik dogmasına ve Schmittçi çizgiye sıkı eleştiriler getirerek bu soruya yanıtlar veriyor.

Siyasetin, Machiavelli’den beri kapitalist devletin hizmetinde olduğunu belirten Mısır, insana gerçek anlamda hizmet etmek isteyen bir siyasetin de öncelikle kapitalist devlet karşısında konumlanması ve her somut eşikte aşağıdan mücadelelerin gerçek ufkuna, komünist hipoteze bağlanan kamu hizmeti ilkesinin yönlendiği devrime bağlanmak durumunda olduğunu söylüyor.

“Devlete mahkûm olmadığımız gibi kaderimiz de ‘siyaset’ değildir. Toplum halinde yaşamanın yalın hali, komünist hipoteze dayanan kamu hizmeti ilkesinin kurduğu ‘kamu hukukudur’; eğer insanlık onu isterse, komünizmdir.” diyen Mısır, ancak bu tür bir siyasetin, egemenlik ideolojisini tümüyle reddedebileceğini söylüyor.

  • Künye: Mustafa Bayram Mısır – Devlete Karşı Kamu Hukuku, Edebi Şeyler Yayınları, hukuk, 304 sayfa, 2019

Eylem Canaslan – Spinoza: Yöntem, Tanrı, Demokrasi (2019)

Eylem Canaslan’ın bu çalışması, Spinoza’dan kalan demokrasi sorununu çok yönlü bir bakışla tartışarak güncel Spinoza araştırmalarına önemli katkıda bulunuyor.

Spinoza felsefesini yöntem, ontoloji, politika, hareket ve ritm gibi kavramlardan yola çıkarak irdeleyen Canaslan, bunu yaparken de Spinoza felsefesinde yöntem, ontoloji ve politika arasındaki örtüşmeleri gözler önüne seriyor.

Canaslan’ın çalışmasında karşılaştığımız özgün yorumlar da, Spinoza felsefesinin bir hazine gibi ne denli derin anlamlar sakladığını bize bir kez daha gösteriyor.

  • Künye: Eylem Canaslan – Spinoza: Yöntem, Tanrı, Demokrasi, Dost Kitabevi, felsefe, 288 sayfa, 2019

Kolektif – İnsan Hakları İhlali Olarak Yoksulluk (2010)

Yoksulluğa dair verili anlayışı sorgulayan, dünyanın ve Türkiye’nin önemli bir sorunu olan yoksullukla mücadelenin başka bir dille yapılması gerektiği fikriyle kaleme alınan ‘İnsan Hakları İhlali Olarak Yoksulluk’, yoksulluğu hak ihlali bağlamında değerlendiriyor.

Kitaptaki makaleler, yoksullukla beraber gelen sorunların sadece gelir yetersizliğiyle açıklanamayacağını; yoksulluğun yarattığı sorunların ancak, çok kapsamlı politika değişiklikleriyle aşılabileceğini vurguluyor.

Kitapta,

  • Yoksulluk ve pozitif özgürlükler,
  • Türkiye’de yoksulluk, yoksullukta değişmeler ve sosyal hizmetlerin artan önemi,
  • Sosyal hak talebi olarak bakım ihtiyacı,
  • Yoksullukla mücadelede STK’ların rolü,
  • Psikolojik gelişim, yoksulluk ve hak-temelli yaklaşım,
  • Türkiye’de yoksulların adalete erişimi gibi konular ele alınıyor.

Kitaba makaleleriyle katılan isimler ise şöyle: Pınar Uyan Semerci, Abdullah Karatay, Başak Ekim Akkan, Laden Yurttagüler, Serra Müderrisoğlu ve İdil Elveriş.

  • Künye: Kolektif – İnsan Hakları İhlali Olarak Yoksulluk, derleyen: Pınar Uyan Semerci, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, siyaset, 166 sayfa

Jacques Rancière – Uzlaşı Çağına Notlar (2019)

İlk bakışta masum, hatta sorun çözücü olarak görünen “uzlaşı” aslında neleri saklar?

Jacques Rancière, tam da çağımızın bir uzlaşı çağı olarak tanımlanmasından yola çıkıyor ve hem bu yaklaşıma hem de çağımıza çarpıcı eleştiriler getiriyor.

Rancière, ırkçılık ve etnik arındırmanın yeni biçimlerinin ve “insani” müdahalelerin uzlaşı çağının tam merkezinde yer aldığını ve bu kavramın ne barış ne de insanların kendi aralarında anlaşması olduğunu savunuyor.

Günümüz düşüncesinin adeta belkemiğini oluşturan “uzlaşı” kavramını politikadan sinemaya, edebiyattan medyaya çeşitli alanlarda izleyen Rancière, bunu yaparken “uzlaşı” kavramıyla ilişkilendirilen yaklaşımları belli bir mesafede kalarak irdeliyor.

Düşünür bunu yaparken de, ırkçılık, adalet, suç, mülkiyet, Holokost, işkence, felsefe, kötülük, yalan, demokrasi ve umut gibi güncel konu ve kavramlar üzerine derinlemesine düşünüyor.

  • Künye: Jacques Rancière – Uzlaşı Çağına Notlar, çeviren: Didem Tuna, Sel Yayıncılık, siyaset, 205 sayfa, 2019

Margaret Randall – Küba’da Kadınlar (2010)

Margaret Randall ‘Küba’da Kadınlar’da, ülkede devrimin gerçekleştirilmesinden sonraki yirmi yıllık süreçte, değişen ve dönüşen Kübalı kadınların ayrıntılı bir görüntüsünü veriyor.

Neredeyse bütün Küba’yı dolaşan Randall, kırsal bölgelerdeki, fabrikalardaki, okullardaki kadınlarla görüşmüş ve onlar için 1959’dan önceki yaşamın nasıl olduğunu, devrimin ne değişiklikler getirdiğini ve devrimden sonra hangi çelişkilerin kaldığını araştırmış.

Sosyalizmle feminizmin birbirine gereksinimi olduğunu söyleyen yazar, Kübalı kadınlar bağlamında cinsiyetçiliğe karşı savaşımı; değişen köylü kadınları; eksiksiz ve parasız çocuk doğurma hakkını; ailenin gelişimini ve sanatçı kadınları anlatıyor.

  • Künye: Margaret Randall – Küba’da Kadınlar, çeviren: R. Şen Süer, Akademi Yayın, kadın, 125 sayfa

Fikret Güneş – Güneşin Ağladığı Gün (2010)

Fikret Güneş ‘Güneşin Ağladığı Gün’de, 1978 Maraş katliamını, onu birebir yaşayanların anlatımlarıyla veriyor.

Katliamdan kurtulanların, “Güneşin ağladığı gün” dediği o gün, resmi kaynaklara göre 111, resmi olmayan kaynaklara göre ise binin üzerinde insan vahşice öldürülmüştü.

Çalışması için Londra’dan Maraş’a, Pazarcık’tan Mersin’e uzanarak çok sayıda insanla görüşen Güneş, insanın kanını donduracak bir katliamda yaşananları, adım adım izliyor.

Ellerine Kuran alan, sokaklarda yakaladıkları insanlara namaz kıldıran ve kelime-i şahadet getirten linççilere dair her yaştan insanın anlatımlarının yer aldığı kitapta, okumak için Maraş’a gelen Alevi bir çocuğun tanıklığı da yer alıyor.

  • Künye: Fikret Güneş – Güneşin Ağladığı Gün: Maraş 78 Katliamını Yaşayanlar Anlatıyor, Belge Yayınları, anı, 268 sayfa

Emil Galip Sandalcı – Akla Kara (2010)

‘Akla Kara’, Emil Galip Sandalcı’nın, aynı zamanda kurucusu olduğu Demokrat gazetesinde 1 Ocak 1980 ile 12 Eylül 1980 zaman aralığında kaleme aldığı köşe yazılarını bir araya getiriyor.

Yayın hayatı yaklaşık dokuz ay süren ve 12 Eylül darbesinin ardından kapatılan Demokrat gazetesi, sıkı muhalefetiyle, basın tarihimizde önemli bir yere sahip.

Sandalcı’nın burada yayımlanan yazıları, düşük yoğunluklu bir iç savaşın hüküm sürdüğü 1980 yılının, bir anlamda gayrı resmi tarihinin tanıklığını yapıyor.

Yazıların büyük çoğunluğu devrimci, demokrat ve yurtseverlere yönelik faşizan saldırılarını ve insan hakları mağdurlarını konu ediniyor.

  • Künye: Emil Galip Sandalcı – Akla Kara, hazırlayan: Recep S. Tatar, Su Yayınları, siyaset, 400 sayfa

Feliks Çuyev – Molotov Anlatıyor (2010)

‘Molotov Anlatıyor’, yaşadığı dönem boyunca Rusya’da, aralarında son çar da olmak üzere Lenin, Stalin, Kruşçev, Brejnev ve Gorbaçov gibi on bir yöneticiyi görmüş Vyaçeslav Mihayloviç Molotov’la yapılmış görüşmelerden oluşuyor.

Ekim 1917 devrimine katılan ve devrimi yöneten beyin takımına yakın olan Molotov, Lenin’in ölümünden sonra Stalin’i desteklemiş; yıllarca Stalin’in sağ kolu ve Sovyetlerin ikinci adamı olarak önemli görevler üstlenmiş.

İşte kitap, Lenin’den sonraki parti içi çekişmelerin ve Nazi-Sovyet Paktı’nın önemli isimlerinden; İkinci Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş döneminde Dışişleri Bakanlığı yapmış Molotov’un tanıklığını okurlara sunuyor.

  • Künye: Feliks Çuyev – Molotov Anlatıyor, çeviren: Ayşe Hacıhasanoğlu ve Suna Kabasakal, Yordam Kitap, siyaset, 607 sayfa