Pyotr Alekseyeviç Kropotkin – Tarlalar, Fabrikalar ve Atölyeler (2024)

Kropotkin, en önemli eseri sayılan ve bugün de geçerliliğini koruyarak tarım ve küçük ölçekli sanayiler üzerine bilimsel araştırma yapanlar için çok zengin bir ansiklopedik bilgi kaynağı olmaya devam eden bu kitabında, daha sürdürülebilir ve eşitlikçi bir toplum yaratmak için insanları sıkıcı ve anlamsız işlerde çalışmaya zorlayan katı bir iş bölümü yerine tarımın sanayi ile zihinsel emeğin de beden gücüyle birleştirilmesi fikrine dayalı bir toplumsal örgütlenme modeli ortaya koyuyor.

Kropotkin, bu farklı emek biçimlerinin birbirinden ayrılmasının emekçilerin sömürülmesine, çevrenin bozulmasına ve zenginliğin bir azınlığın elinde toplanmasına yol açtığını savunurken, yerel toplulukların ihtiyaçlarına öncelik verecek, rekabet yerine iş birliğine dayanan ve karşılıklı yardımlaşmayı teşvik eden yerinden yönetimli, ürün ve gıda üretiminde kendi kendine yeterli olarak ithalat ve ihracatı devre dışı bırakan bir üretim sistemi öneriyor.

  • Künye: Pyotr Alekseyeviç Kropotkin – Tarlalar, Fabrikalar ve Atölyeler, çeviren: Murat Erenel, Öteki Yayınevi, siyaset, 454 sayfa, 2024

Roberto Esposito – Communitas (2024)

Çağdaş siyaset felsefesinin kurucu isimlerinden Roberto Esposito bu eserinde topluluk kavramının ayrıntılı bir soy kütüğüne girişiyor.

Hobbes, Rousseau, Kant gibi modernliğin temellerini oluşturan isimlerin eserlerinde derinlere dalan ve yeni bir topluluk anlayışının ana hatlarını Heidegger ve Bataille’ın kavramsal analizleriyle çizmeye koyulan Esposito aynı zamanda liberal bireyciliğin geniş çaplı bir eleştirisini sunuyor.

Zira topluluğu felç eden, onun biçimini bozup rayından çıkaran bu bireyciliğin bizzat kendisi.

Bugün kan kaybeden, can çekişen ve hatta ölmekte olan topluluk düşüncesini yeniden canlandırmak için onu karşılıklı bir armağan etme ve sorumluluk ilişkisi olarak düşünerek etik ve politik bir dayanışma zeminine yeniden oturtmak gerekiyor.

Communitas bu doğrultuda ilerleyen, bireyciliği zayıflatırken ortaklığı güçlendirip çoğaltmaya yönelen kuvvetli bir felsefi çaba, kudretli bir kuramsal girişim…

  • Künye: Roberto Esposito – Communitas: Topluluğun Kökeni ve Kaderi, çeviren: Onur Kartal, Nota Bene Yayınları, felsefe, 208 sayfa, 2024

John Dewey – Kamu ve Sorunları (2024)

Filozof ve eğitimci John Dewey, ‘Kamu ve Sorunları’nda bizi demokrasinin kalbine doğru derin bir yolculuğa çıkarıyor.

Dewey, etkileyici bir üslup ve çarpıcı tespitlerle, sürekli değişen bir dünyada kamunun karşılaştığı zorlukları araştırıyor, bilgili ve ilgili bir vatandaşlığın temel rolü hakkında zamana meydan okuyan bir bilgelik sunuyor.

Bu klasik eser, toplumun dinamiklerini ve toplum içindeki bireylerin sorumluluklarını anlamak isteyenler için yol gösterici bir ışık olmaya devam ediyor.

Dewey’in etkin ve bilgiye dayalı kamu vizyonu, ilk yayımlandığı zaman olduğu gibi bugün de güçlü bir şekilde yankılanıyor ve bizi daha iyi bir yarını şekillendirmek için kolektif gücümüzü benimsemeye çağırıyor.

  • Künye: John Dewey – Kamu ve Sorunları: Siyasi Sorgulama Üzerine Bir Deneme, çeviren: Sevgi Halime Özçelik, Can Yayınları, siyaset, 160 sayfa, 2024

Michael Scott-Baumann – Kısa İsrail – Filistin Tarihi (2024)

İsrail ve Filistin arasında devam eden mücadele derin küresel sonuçları olan, tarihin en acı çatışmalarından biridir.

Orta Doğu uzmanı Michael Scott-Baumann çatışmanın kökenlerini kısa ve öz bir şekilde açıklarken bir yandan da iç savaştan günümüze dek mücadelenin evrimini gözler önüne seriyor.

Her bölüm anlaşmazlıktan etkilenen Filistin ve İsraillilerin kişisel ifadeleriyle sona eriyor.

Yirminci yüzyılın başında İngilizlerin rolü, 1948’de İsrail devletinin kuruluşu, 1967’deki Altı Gün Savaşı ve Trump yönetiminin barış planı da dahil olmak üzere İsrail-Filistin çatışmasının dönemeç noktalarını okuyarak İsrail’in Filistin topraklarındaki kontrolünün ve Filistin direnişinin niteliği hakkında bilgi edineceksiniz.

Kitaptan bir alıntı:

“Filistinliler ve İsrailliler her zaman birbirlerine komşu olacaklar. Dolayısıyla, eşitlik ve adalete dayalı bir uzlaşma her iki halkın barış ve güven içinde yaşamasını sağlayabilir. Ne var ki mevcut durumda bu epey uzak bir ihtimalmiş gibi görünüyor.”

  • Künye: Michael Scott-Baumann – Kısa İsrail – Filistin Tarihi, çeviren: Aslı Önal, Say Yayınları, tarih, 312 sayfa, 2024

Murad İdris – Barış İçin Savaş (2024)

Barış sorunlu bir idealdir.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde yer alan güvenlik, adalet, eşitlik ve özgürlük gibi diğer fikirlerin yanı sıra sürekli arzu edilen evrensel bir ahlaki ideal olarak onun da adının anıldığını duyarız.

Bugün insan olmanın, medeni ve iyi olmanın barışa değer vermek, barışı arzulamak demek olduğuna dair yaygın bir inanış vardır, sadece insanlıktan nasibini almamış canavarlar barışı sevmez.

Bu kitap, barışı sorunlu kılan şeylerin üstünü örtmek yerine onları gün yüzüne çıkararak barışı yeniden inşa etme girişimi olarak okunabilir.

En yalın biçimiyle, barış adına konuştuğunu iddia edenlere, görünüşte evrensel barış arzusuna ve barışın baskın söylemine –yani barışı bir sorun olarak görmeye– daha eleştirel bakmaya bir davettir.

En iddialı hâliyle bu kitap, barış ahlakının bir soyağacıdır.

Bu soyağacı, barış adına ön plana çıkarılan sorunlardan ziyade, barış sorununa ve onun saptırdığı ve yok saydığı diğer sorunlara odaklanıyor.

Mesele sadece savaşın bir çözüm olmaması değildir –barış da bir çözüm değildir; çözüm olmadığı gibi hem soru hem de sorundur.

O hâlde “barış sorunu”, iktidar ve savaşın talepleri göz önünde bulundurulduğunda barışın nasıl elde edileceği ve korunacağı değildir; barışın iktidar ve savaş yoluyla ya da onlarla bağlarını kopararak elde edilebilecek saf bir ideal olarak nasıl korunduğudur.

Idris, barışa ilişkin baskın idealleştirmelerin savaşı, şiddeti ve dışlamayı kolaylaştırdığını savunarak barışın, kültürler arası diyaloğun ve barış ile savaş arasındaki her türlü basit karşıtlığın ötesinde barışın yeni ve iddialı bir açıklamasını sistematik olarak geliştirir.

Kitap, bir ideal olarak barışın tarihini, savaşa nasıl bulaştığını; güvenlik, hukuk ve din gibi diğer fikirlerle olan bağlantılarını anlamak için eleştirel bir dil sağlıyor.

  • Künye: Murad İdris – Barış İçin Savaş: Batı ve İslam Düşüncesinde Şiddet İdealinin Soyağacı, çeviren: Uğur Gülsün, Albaraka Yayınları, siyaset, 492 sayfa, 2024

Jean Bodin – Egemenlik Üzerine (2024)

Jean Bodin siyasal düşünce tarihine “egemenlik” kavramını hediye etmesi ile bilinir.

Politik arenaya bugünden baktığımızda egemenlik mefhumundan uzak bir yönetim erkini tahayyül edemez ve Bodin’in katkısının ne olduğunu tam olarak idrak edemeyebiliriz.

Oysa kilisenin ve feodal siyasi yapıların hâkimiyeti altında geçen Orta Çağ boyunca Avrupa’da monarkın/hükümdarın iktidarı mutlak olmaktan uzaktır.

Modern ulus-devletlerin bir önceki safhası olan mutlakıyetçi devletlerin ortaya çıkışında Bodin’in kavramsallaştırdığı egemenlik düşüncesi önemli ve ideolojik bir rol oynamış, kamu hukukunun bilimsel bir disiplin haline gelmesine yardımcı oldu.

Egemenliğin bölünemezliği ve erkin hükümdarda temerküz etmesinin devletin asli koşulu olduğu fikri, bugünden baktığımızda uygulanamaz derecede katı ve mutlakıyetçi görünse de sonraki yüzyılların anayasal ve idari tartışmalarına zemin hazırlamış ve kuvvetler ayrılığı, hukuk devleti, sivil toplum, insan hakları gibi egemenliğe ilişkin istisnai hallere dair tartışmalara da alan açtı.

‘Egemenlik Üzerine’, Bodin’in başyapıtı olan ‘Devletin Altı Kitabı’nın dört bölümünden oluşuyor ve modern bir siyasal kavram olan egemenliğin kurumsallaşma tarihi üzerine nitelikli bir tartışma sunuyor.

  • Künye: Jean Bodin – Egemenlik Üzerine, çeviren: Reha Kuldaşlı, Timaş Yayınları, siyaset, 176 sayfa, 2024

Han Fei Zi – Hükmetme Sanatı (2024)

M.Ö. 3. yüzyılda yaşamış Çinli düşünür Han Fei Zi’nin siyasal düşünceler tarihi içindeki önemi, yakın zamanlarda fark edildi.

Şimdi onun ‘Hükmetme Sanatı’, Machiavelli’nin Prens’i ve La Boétie’nin ‘Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev’i gibi klasiklerle aynı kefeye konuyor.

“Antik çağların Machiavellisi…”

Çağdaş siyaset düşünce tarihinde Han Fei Zi için kullanılan lakap, bu.

O da, büyük İtalyan düşünür gibi, siyaseti anlamak için olgulardan, eylemlerden hareket edilmesi gerektiğini belirtir ve ahlâkı, ahlâki değerleri siyasal alandan dışlar.

Ayrıca siyasal iktidar olgusunu düşüncelerinin odak noktasına yerleştirir, özellikle de tek adam iktidarının nasıl işlediğini ve varlığını nasıl sürdürdüğünü açıkça gözler önüne serer.

Bu bakımdan Han Fei Zi, en az Machiavelli kadar, güncel bir düşünürdür.

Kitabın çevirmeni Mehmet Ali Ağaoğulları, Han Fei Zi için şöyle diyor:

“Çinli düşünür yazılarını yalnızca hükümdarlar için yazmıştı ve bunların halk tarafından, sıradan insanlar tarafından okunmasını istememişti. (…) Han Fei Zi’nin korktuğu başına gelmiş bulunuyor. Çünkü günümüzde herkesin kitabına ulaşma imkânı var, yeter ki okunsun. Okunduğu zaman da, her okurun, kişiselleşmiş bir iktidarın halkı boyun eğmeye yönlendirmek ve kendini onaylatıp kurduğu düzeni sürdürmek için ne gibi yöntemlere, araçlara başvurduğunu görüp anlamaması mümkün değil.”

  • Künye: Han Fei Zi – Hükmetme Sanatı: Seçilmiş Yazılar, çeviren: Mehmet Ali Ağaoğulları, İletişim Yayınları, siyaset, 224 sayfa, 2024

Murray N. Rothbard – Devletin Anatomisi (2024)

Devlet yağmacı bir varlıktır; hiçbir şey üretmiyor, aksine üretim yapanların kaynaklarını çalıyor.

Murray N. Rothbard, bu görüşü Amerikan tarihine uyguluyor.

Peki bu tür bir organizasyon kendini nasıl sürdürebilir?

Politikalarına halk desteğini sağlamak için propagandaya girişmelidir.

Saray aydınları burada kilit bir rol oynuyor ve Rothbard, ideolojik yanıltıcılığın bir örneği olarak, nüfuzlu hukuk teorisyeni Charles Black Jr.’ın, Yüksek Mahkeme’nin saygı duyulan bir kurum haline gelmesi yolundaki çalışmasını aktarıyor.

Rothbard, bu kitapta devletin ne olduğunu ve ne olmadığını açıklıyor.

Ahlâkî olarak kabul ettiğimiz her şeyi nasıl ihlâl eden bir kurum olduğunu; “iyi niyet” kisvesi altında özgürlüğü nasıl sınırlandırdığını; özel hayatı, mülkiyeti ve toplumsal refahı nasıl tehdit ettiğini gösteriyor.

  • Künye: Murray N. Rothbard – Devletin Anatomisi, çeviren: Emre Turku, Burcu Turku, Episteme Yayınları, siyaset, 58 sayfa, 2024

Herkül Millas – Yunanistan’da Milli Mitoslar (2024)

Herkül Millas, ‘Yunanistan’da Milli Mitoslar’da, günümüz Yunanistanı’nda canlı biçimde var olan bazı mitosları çıkış kaynaklarından hareketle incelerken, aynı zamanda genel olarak insan toplumlarında mitosların yeri ve işlevini de ele alıyor.

Tarihyazımından siyasete, kültürel yaşamdan yasalara ve eğitime kadar hemen her alanda yaygın ve etkili olan mitosların, bir “yalan”dan veya “doğru olmayan bir hikâyeden” “birleştirici bir toplumsal anlatıya” nasıl dönüştüğünü gösteriyor.

Yunanlıların kendilerini, diğerlerini, geçmişlerini nasıl algıladıklarını, tarihsel ve toplumsal olgulara bakışlarını, kimi tehdit, neyi sorun olarak gördüklerini anlamayı sağlayacak bir malzeme sunuyor. Milli kimlik meselesini mitosların rehberliğinde görmemizi mümkün kılıyor. Aynı zamanda günümüzün diğer toplumlarında var olan dürtülere ışık tutuyor. Yunanistan’da Milli Mitoslar, Yunanlılarla tanışmak için bir rehber olarak da okunabilir.

Kitaptan bir alıntı:

“Milli kimliği tanımlamak için (olumsuz) ’Öteki’ vazgeçilmezdir. Yunanistan’da Türkler çoğunlukla ‘tarihsel öteki’ olarak görülürler. Bir milletin stereotipleştirilmesine ilişkin bu mitos, 1980’lerden itibaren çoğunlukla akademisyenler tarafından incelendi. Bu eleştiride en büyük engel milletlerin kimliklerini Öteki üzerinden oluşturduklarını görebilmeleridir. Milli kimlik sahibi kimseler için kimliklerinin ‘tepkisel’ olduğunu kabullenmeleri imkânsız değilse, çok zordur. Hatta çoğu Öteki diye bir algıları olduğunun bilincinde bile değildir.”

  • Künye: Herkül Millas – Yunanistan’da Milli Mitoslar, İletişim Yayınları, inceleme, 272 sayfa, 2024

César Rendueles – Fırsat Eşitliğine Karşı (2024)

‘Fırsat Eşitliğine Karşı’, adının açıkça ifade ettiği gibi, “fırsat eşitliği” yaklaşımını reddederek, gerçek (veya derin) bir eşitliğin gereğini ve ahlâkını savunuyor.

Fırsat eşitliği kavramının, sadece biçimsel ve meritokratik (liyakatçi), dolayısıyla sınırlı bir ufku olduğunu anlatıyor.

Alt başlığının (Eşitlikçi Bir Bildiri) açıkça ifade ettiği gibi, genel olarak eşitlik fikrinin siyasal, toplumsal ve insani önemini anlatmaya çalışan bir kitap bu.

İspanya’daki muhalif sol Podemos (“Yapabiliriz”) partisinin düşünce insanlarından olan César Rendueles, siyaset teorisiyle de alışverişini kesmeksizin, eşitliği gündelik hayat deneyimleri ışığında, “kanlı canlı” bir mesele olarak ele alıyor.

Eğitimde derinleşen eşitsizlik de odaklandığı konulardan biri.

“Eşitlikçi bir ethos” ve “eşitlik kültürü”nün, dünyayı paylaşmanın icabı olduğu kabulüne adanmış bir kitap.

Kitaptan bir alıntı:

“Doğal eşitlik tezinin sorunu basit ve rahatlatıcı bir hakkaniyet hissi uyandırması. Sanki eşitlikçilik sadece toplumun yozlaştırdığı doğal bir durumu korumaya yönelik basit stratejilere gereksinim duyuyormuş gibi bir hava oluşturuyor. (…) Fakat tarihsel deneyimler sonuç veren eşitlikçi dinamiklerin sürekli ve sofistike bir müdahaleye ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Gerçek eşitlik sadece politik müdahaleyle mümkün olabilir ve bir vatandaşlık bilinci oluşturmanın yanı sıra sistematik bir biçimde geliştirilmiş bir demokrasinin ürünüdür.”

  • Künye: César Rendueles – Fırsat Eşitliğine Karşı: Eşitlikçi Bir Bildiri, çeviren: Süleyman Doğru, İletişim Yayınları, siyaset, 231 sayfa, 2024