Seyedmorteza Mousavi – Yeni-Sosyal Medya ve Demokrasi (2023)

Günümüzde yeni-sosyal medyanın birçok ülkede ve toplumda yaygın bir şekilde kullanılması, bu araçların veya alanların giderek daha fazla önem kazandığını gösteriyor.

Nitekim son dönemlerde birçok ülkede ister otokrat ister demokrat devletler ve rejimler tarafından bu araçlara yönelik yasal düzenlemeler getirme çabası bu araçların ve ortamların önem kazandığının göstergesi.

Söz konusu demokrasi olduğunda ilk iyimser ve hayali görüşler yeni-sosyal medyayı bir kurtarıcı olarak göstermiş olsalar da, yaşam pratiği bu iyimserliğin yerini kötümser ve olumsuz görüşlere bırakmasına neden olmuştur.

Bugün geldiğimiz nokta itibarı ile yeni-sosyal medyanın demokrasi üzerindeki farklı etkileri kesin sonuçlar olmamakla birlikte hararetle tartışılıyor.

Bu tartışmalarda odak noktası yeni-sosyal medyanın demokrasi için sınırlayıcı veya ilerletici rolü üzerine.

Bu kitapta Habermasçı Müzakereci Demokrasi kuramından yararlanarak dünya çapında e-demokrasi üzerinde yapılan çalışmalardan yansıyan teorik okumalardan yola çıkılmıştır.

Kitap, ayrıca yeni-sosyal medyanın ana dinamikleri olan sosyo-siyasi, sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel boyutları da ele alıyor.

  • Künye: Seyedmorteza Mousavi – Yeni-Sosyal Medya ve Demokrasi, Ütopya Yayınları, medya, 332 sayfa, 2023

Max Weber – Mektuplar (2023)

Max Weber’in hayat, siyaset ve bilime dair mektupları, onun entelektüel evrenine yeni bir bakış sunuyor.

Sosyoloji, ekonomi ve siyaset bilimi alanlarına yaptığı derin katkılarla tanınan Weber’in akademik yazışmaları, onun entelektüel gücüne ve akademik yolculuğuna dair bir kanıt oluşturuyor.

Bu eşsiz yazışma koleksiyonu, Weber’in ailesi, dostları, meslektaşları, öğrencileri ve çağdaşlarıyla olan derin etkileşimlerini ortaya çıkararak sosyal bilimler tarihinin en dönüştürücü dönemlerinden birinin zengin dokusunu gösteriyor.

Weber’in öğrencilerine ve meslektaşlarına yazdığı mektuplar sadece onun olağanüstü zekâsını ve anlatım kabiliyetini değil, aynı zamanda etrafındaki zihinleri besleyen ve onlara meydan okuyan cömert ruhunu da ortaya koyuyor.

Her sosyal bilim öğrencisi için bir hazine olan bu mektuplar Weber’in bilimsel yolculuğunun inceliklerine dair derin bir kavrayış sağlıyor.

  • Künye: Max Weber – Mektuplar: Hayat, Siyaset ve Bilim, çeviren: Lütfi Sunar ve Ahmed Faruk Ergün, Albaraka Yayınları, mektup, 356 sayfa, 2023

Sungur Savran – Bir İhtilal Olarak Milli Mücadele (2023)

Cumhuriyetin kuruluşunun yüzüncü yıldönümünü yaşıyoruz.

Bu yolu açan, 1918-1923 arası dönemde verilen Millî Mücadele’dir.

Gerek cumhuriyet gerekse onu hazırlayan bu tarihî mücadele, daima tek bir bireyin, Mustafa Kemal’in zihninde şekillenmiş bir fikrin uygulanması olarak indirgemeci biçimde ele alınmıştır.

‘Bir İhtilal Olarak Millî Mücadele’, her şeyden önce Millî Mücadele’yi farklı bir pencereden, Marksist bir analiz temelinde anlama çabasıdır.

Sungur Savran, bu tarihî olayın Marksist anlayışa göre gerçek bir devrim olduğunu savunuyor.

Sonuçta bir burjuva devrimi olarak biçimlenmiştir ama özellikle 1918’den 1921 başına kadar başta köylülük ve işçi sınıfı olmak üzere emekçi sınıflar da kendi örgütleri ile bu mücadeleye katılmışlardır.

Millî Mücadele bu kitapta her şeyden önce bir toplumun kriz çağında yaşadığı sınıf mücadeleleri açısından ele alınıyor.

Savran bu kitapta epey bir putu kırmaya yöneliyor. Millî Mücadele’nin 19 Mayıs 1919’dan önce zaten başlamış olduğunu vurguluyor.

Kuvayı Milliye olarak bilinen güçlerle Ankara hükümetinin askerî güçlerini özdeşleştirmenin yanlışlığını kanıtlarıyla gösteriyor.

Mustafa Kemal’in ta Sakarya Meydan Muharebesi’ne (Ağustos-Eylül 1921) kadar Millî Mücadele’nin tartışılmaz lideri haline gelmediğinin altını çiziyor.

En önemlisi, Sovyet Rusya’nın mücadelenin kazanılmasındaki rolünün vazgeçilmez olduğunu ortaya koyuyor.

Başta Mustafa Suphi olmak üzere Türkiye Komünist Fırkası’nın önderlerinin, Ocak 1921’de katledilmesinin gerçek faili hep belirsizlik taşımıştır.

Savran bu kitapta aynı zamanda bu cinayetin failini tarihî bir belge temelinde açıklıyor.

  • Künye: Sungur Savran – Bir İhtilal Olarak Milli Mücadele, Yordam Kitap, tarih, 432 sayfa, 2023

T. M. Thomas Isaac – Hindistan’da Toplumcu Bir Deneyim: Kerala (2023)

Hindistan çok geniş bir ülke, yirmi sekiz eyalet, sekiz birlik bölgesi, neredeyse bir buçuk milyara ulaşan bir nüfus…

Ülkenin güney ucunda kırk milyona yakın nüfusuyla “aykırı” bir eyalet…

1950’lerden itibaren uzun yıllardır komünistlerin iktidara gelip gittiği, son iki seçimde ise eyalet tarihinde ilk kez üst üste iki defa seçimi zaferle noktalayıp iktidardaki yerini pekiştirdiği bir eyalet: Kerala!

  • Peki, komünistler bunca yıldır ne yapıyor Kerala’da?
  • Ne gibi toplumcu uygulamalar devrede?
  • Nasıl iktidara geliyor, nasıl koruyor, nasıl geliştiriyorlar?
  • Geliştiriyorlar mı sahiden?
  • Eğitim, sağlık, barınma gibi sosyal sektörlerden teknoloji ve altyapı yatırımlarına nasıl bir yol takip ediyorlar?
  • Kitaplara konu olan mikro-kredi, mikro-finans, plan seferberliği, yetki devri, yerinden yönetim vb. uygulamalar kapitalizmden ayrı bir yol mu oluşturuyor?

Kerala’da 2006-2011 ve 2016-2021 yılları arasında on yıl Maliye Bakanlığı yapan, “Halkın Planı”nın sorumluluğunu üstlenen iktisatçı, akademisyen, siyasetçi ve Hindistan Komünist Partisi (Marksist) Merkez Komite üyesi T.M. Thomas Isaac anlatıyor.

  • Künye: T. M. Thomas Isaac – Hindistan’da Toplumcu Bir Deneyim: Kerala (Başka Bir Dünya Mümkün!), çeviren: Ali Haluk İmeryüz, Yordam Kitap, siyaset, 192 sayfa, 2023

Candan Türkkan – İstanbul’u Doyurmak (2023)

İstanbul, yüzlerce yıl Osmanlı İmparatorluğu’na başkentlik yapmış, günümüzdeyse Türkiye’nin finansal kalbi olan, tarihî, kültürel ve ekonomik açıdan her zaman önemli bir şehir.

Candan Türkkan, ‘İstanbul’u Doyurmak’ta “iaşe”nin, iktidarın kendini var etme araçlarından biri olduğu tespitinden hareket ediyor; söz konusu tespitin yüzyıllar içinde bu toprakların kendine has ekonomi politiğiyle nasıl dönüşüp ne gibi sosyal ve siyasi sonuçlar yarattığını ele alıyor.

Osmanlı döneminde İstanbul’un iaşesine ilişkin birincil kaynakları, tarihî, antropolojik ve coğrafi çalışmaları kullanarak gıda sisteminin özelliklerini belirleyen Türkkan, bu sistemin 19. yüzyıldaki çözülüşünü takip ederek Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan geniş bir tarihsel süreçte gıda rejiminin son derece etraflı bir analizini yapıyor.

1980’lerden itibaren gündelik hayatta/ ekonomide yaşanan dönüşüm ve değişimlerin, neoliberal politikaların, küreselleşmenin, sermaye piyasalarının, tedarik zincirlerinin izini sürerek İstanbul’un nasıl doyurulduğunun/doyduğunun günümüzdeki dinamiklerine daha yakından bakıyor.

Üstelik hem farklı bir gıda sistemi hem de farklı bir gıda rejimi vaat eden “karşı hareketleri”, alternatif yaklaşımları da ihmal etmeyerek.

İstanbul’un olduğu kadar Türkiye’nin de gerek tarihini gerek iaşe kültürünü, değişen beslenme politikalarını anlamak için çok önemli bir kaynak.

Kitaptan bir alıntı:

“(…) gıdanın nasıl üretildiğinin, hangi gıdaların üretildiğinin, üretim yerlerinden tüketim noktalarına nasıl taşındıklarının, nerede ve nasıl alınıp satıldıklarının, onları kimlerin işleyip tükettiğinin, tüm bunların siyasi sorular olduğunu ve dolayısıyla siyasi bünyenin nasıl tesis edildiğinin, egemenle tebaa arasındaki ilişkinin doğasının –kimin, kimi, nasıl yönettiğinin ve bu yönetimin neyi gerektirdiğinin– göstergeleri olduklarını savunuyorum.”

  • Künye: Candan Türkkan – İstanbul’u Doyurmak: Gıda İaşesinin Politik Ekonomisi, İletişim Yayınları, inceleme, 238 sayfa, 2023

Einar Neumann ve Einar Wigen – Bozkır Geleneği (2023)

Einar Neumann ve Einar Wigen, milattan önce dördüncü binyıldan günümüze değin Avrasya bozkırlarındaki siyasal örgütlenmeyi kapsamlı bir şekilde izah ederek uluslararası ilişkiler çalışmalarındaki Avrupamerkezciliğe karşıt bir yaklaşım sergiliyor.

Sosyal teorinin yanı sıra çeşitli arkeolojik ve tarihî ikincil kaynaklardan yararlanan yazarlar, ‘bozkır geleneği’ olarak adlandırdıkları kavramın tarih öncesini, tarihini ve etkisini tartışıyorlar.

Ayrıca uluslararası ilişkiler perspektifinden kaleme aldıkları bu çalışmada, bozkır geleneğinin erken dönem Avrupa devlet inşasındaki rolünü teferruatlı bir şekilde ele almalarının yanı sıra Türkiye ve Rusya gibi devletlerdeki siyasetin, bozkır geleneğinin giderek daha da baskınlaşan Avrupa geleneği ile melezleşmesi kapsamında nasıl anlaşılacağını açıklıyorlar.

Ozan Çiftci’nin titiz çalışmasıyla dilimize kazandırılan ‘Bozkır Geleneği: Ruslar, Türkler ve Avrupa Devlet İnşası’ adlı eser, uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi çalışmalarında oldukça gölgede kalmış bir fenomen olan bozkır siyasal geleneğine ışık tutarak, bu geleneğin günümüz Türkiye ve Rusya’sında politikayı hâlâ etkileyen kalıntılar olarak varlığını sürdürdüğü iddiası bağlamında oldukça başarılı ve son derece ilgi çekici bir anlatı sunuyor.

  • Künye: Einar Neumann ve Einar Wigen – Bozkır Geleneği: Ruslar, Türkler ve Avrupa Devlet İnşası: MÖ 4000’den MS 2018’e, çeviren: Ozan Çiftçi, Selenge Yayınları, tarih, 320 sayfa, 2023

Sencer Ayata – Arayan Toplum, Ayrışan Siyaset (2023)

AKP iktidarı nasıl kök saldı, toplumu ve ülkeyi nasıl dönüştürdü?

Sencer Ayata, Erdoğanlı yıllarda otoriterleşme sorunlarını enine boyuna tartışıyor.

Her biri Türkiye’yi ve dünyayı yakından ilgilendiren konuları irdeleyen bu kitaptaki söyleşiler sırasıyla pandemi sonrası dünyayı, yoksulluk ve eşitlik sorununu, Z kuşağını, siyasal ittifaklar, kutuplaşma, sosyal demokrasi, yolsuzluk ve yozlaşma, manevi çöküntü, sosyal sınıflar ve bilgi ekonomisi gibi bugün yoğun olarak tartışılan konuları merkezine alıyor.

Kitap sadece Türkiye merkezli değil, aynı zamanda dünyanın yaşadığı muhtelif sorunları tartışmasıyla da dikkat çekiyor.

2020 yılının Mart ayında T24’ün önerisiyle Metin Kaan Kurtuluş, profesör Sencer Ayata’yla bir söyleşi dizisine başlar: Pandeminin, dünyanın ve Türkiye’deki gelişmelerin değerlendirildiği bu söyleşilerde pandemi sonrası dünya, yoksulluk ve eşitlik, gençlik, siyasal ittifaklar, kutuplaşma, sosyal demokrasi, yolsuzluk ve yozlaşma, sosyal sınıflar gibi başlıklar ele alınacaktır.

Üç yıla yayılan bu söyleşilerin kitaba dönüşmesi esnasında 14 ve 28 Mayıs seçimleri Türkiye gündemine düşünce, seçim sonuçlarını tartışan son bir söyleşi kitaba eklenir…

ODTÜ’de uzun yıllar akademik çalışmaları bulunan, iki dönem parlamentoya giren ve CHP yönetiminde görev üstlenen Türkiye’nin önde gelen sosyologlarından Sencer Ayata’nın güncel siyaset ve toplum yapısı üzerine yaptığı değerli gözlem ve değerlendirmeler, Türkiye’nin dününe, bugününe ve yarınına ışık tutacak nitelikte.

  • Künye: Sencer Ayata – Arayan Toplum, Ayrışan Siyaset: Dünden Yarına Türkiye, söyleşi: Metin Kaan Kurtuluş, Doğan Kitap, söyleşi, 280 sayfa, 2023

Thomas Piketty – Kapital ve İdeoloji (2023)

‘Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital’ adlı kitabıyla dünyada büyük yankı uyandıran ve “eşitsizlikler” tartışmasına yepyeni bir boyut getiren Thomas Piketty, bu kitabın devamı niteliğindeki yeni eseri ‘Kapital ve İdeoloji’de eşitsizliği çok daha geniş bir tarihsel bağlamda ele alıyor.

Her toplum eşitsizliklerini meşrulaştırmak zorundadır: Buna gerekçeler bulmak gerekir, yoksa bütün politik ve sosyal yapı çökme tehdidiyle karşı karşıya kalır.

Geçmişin ideolojileri bu perspektiften incelendiklerinde bambaşka bir anlam kazanırlar, deyim yerindeyse taşlar yerine oturur.

Hiç kuşkusuz son dönemin en önemli “eşitsizlik düşünürü” olan Piketty, ‘Kapital ve İdeoloji’de, çok geniş çaplı bir karşılaştırmalı veri tabanından hareketle, eşitsizlikçi toplum yapılarının tarihini ve geleceğini ekonomik, sosyal, entelektüel ve politik perspektiflerden ele alıyor.

Kadim “üç işlev” toplumlarından köleci toplumlara, sömürge toplumlarından komünist toplumlara, “mülk sahipleri toplumları”ndan günümüzün “hiper-kapitalist” toplumlarına kadar eşitsizlik hakkında tarihsel bir fresk çizerken, günümüz ve yarınımız için de yakıcı meseleleri gündeme taşıyor, öneriler getiriyor.

1980’lerden itibaren tüm dünyada ağır basmaya başlayan aşırı eşitsizlikçi neoliberal anlatının aksine, ekonomik kalkınmayı ve insanlığın ilerlemesini sağlayan olgunun eşitlik ve eğitim mücadelesi olduğunu tarihten, edebiyattan, sinemadan örneklerle olduğu kadar, istatistiklere ve rakamlara da dayanarak gösteriyor.

Eşitsizliğin tarihini, bugününü ve geleceğini, daha adil bir dünyanın mümkün olup olmadığını merak eden herkes için önemli bir başvuru kaynağı.

  • Künye: Thomas Piketty – Kapital ve İdeoloji, çeviren: Hande Koçak, İş Kültür Yayınları, siyaset, 976 sayfa, 2023

Eva Illouz ve Edgar Cabanas – Mutlu Yurttaş İmalatı (2023)

Günümüzde mutluluk baskısı, hayatlarımızın seyrini ve yönünü belirleyen temel bir etkene dönüştü.

Her fırsatta ve her alanda karşımıza çıkan pozitiflik salgınından sakınmak artık neredeyse mümkün değil.

Mutluluk tali bir hedef veya slogan olmanın ötesinde, herkesin açıkça peşinde koştuğu bir ürün gibi görülüyor.

Pozitif psikologlar, mutluluk uzmanları ve kişisel gelişim eğitmenlerinden oluşan yeni bir profesyoneller topluluğu, her fırsatta bireylere başarılı, sağlıklı ve işlevsel bir yaşama ulaşmaları için rehberlik ediyorlar.

Bu “iyi yaşam” uzmanları, kamu kurumlarının ve çokuluslu şirketlerin desteği ve işbirliği sayesinde, nihayet toplumun siyaset, sağlık ve eğitim gibi alanlarda nasıl hareket edeceğini belirleme konumuna ve kudretine eriştiler.

‘Mutlu Vatandaş İmalatı: Mutluluk Endüstrisi Hayatımızı Nasıl Kontrol Ediyor?’ haklı ve sağlıklı bir şüphecilikle, süregiden “mutluluk hastalığının” arkasında nasıl devasa bir ekonomik pazarın işlediğini tartışıyor.

Edgar Cabanas ve Eva Illouz, mutluluk reçetelerinin iktidar ile iç içe geçerek nasıl güçlü bir kontrol mekanizmasına dönüştüğünü, neoliberalizmin bu durumu nasıl lehine kullandığını tartışıyorlar.

Kitaptan bir alıntı:

“Mutluluk arayışına girmek illaki daha iyi benlikler veya daha iyi bir toplum için çalışmak anlamına gelmez, ancak her zaman mutluluğun bir kavram, iş, endüstri ve tüketimci bir yaşam tarzı olarak meşruiyeti, yaygınlığı ve gücü için çalışmayı gerektirir. Mutluluk hayatlarımızı kontrol etmeye yarar çünkü bu saplantılı arayışın hizmetkârları olmuş durumdayız.”

  • Künye: Eva Illouz ve Edgar Cabanas – Mutlu Yurttaş İmalatı: Mutluluk Endüstrisi Hayatımızı Nasıl Kontrol Ediyor?, çeviren: Tufan Göbekçin, İletişim Yayınları, siyaset, 256 sayfa, 2023

Baskın Oran ve Ali Dayıoğlu – 100. Yılda Lozan İhlalleri Yunanistan ile Türkiye, Azınlıklar ve Ege (2023)

24 Temmuz 1923 Lozan Barış Antlaşması 8 devlet tarafından imzalandı.

Fakat asıl önemli olan bunlardan 2 tanesiydi: Türkiye ve Yunanistan.

Çünkü Lozan, 1918’de son bulan I. Dünya Savaşı’nı bitirmenin yanı sıra, 1919-22 Türk Kurtuluş Savaşı’nı da bitiren antlaşmaydı ve bu harplerden ikincisi Türkiye ile Yunanistan arasında cereyan etmişti.

Dolayısıyla, her ne kadar 30 Ocak 1923 Lozan Mübadele Sözleşmesi’yle azınlıklar karşılıklı olarak azaltılmış da olsa, kalan azınlıkların hakları, dönemin icaplarına göre Lozan Barış Antlaşması’nın “Azınlıkların Korunması” başlıklı III. Kesiminde koruma altına alındı.

Alındı ama, bu iki devletten ikisi de yaklaşık bir asır arayla (1830 ve 1923) birer ulus-devlet olarak kurulmuşlardı.

Ve ulus-devlet olgusunun 1 numaralı evrensel niteliği, “ulusal homojenlik” sağlamak adı altında azınlıkları ortadan kaldırmak idi.

Her iki ülkenin de karşı tarafın soydaşlarını/dindaşlarını (başka bir deyişle, kendi “farklı” vatandaşlarını) karşılıklı olarak nasıl ezdikleri, “Tencere dibin kara, seninki benden kara” deyimini hatırlatır biçimde bu kitapta anlatılıyor.

Anlatım burada da kalmıyor ve Lozan’ın Gayrimüslimlere ek olarak ayrıca 3 gruba da getirdiği hakları incelerken projektörü Kürtlerin ve Alevilerin üzerine tutuyor.

Lozan sonrasında Türkiye ile Yunanistan arasında bir “Ege dengesi” kurulmuştu.

Kitap bu Ege meselesini de, aynen azınlıklar meselesinde olduğu gibi, karşılaştırmalı ve tamamen tarafsız biçimde ele alıp inceliyor.

Bu tarafsız niteliğiyle de eldeki kitap, bu konudaki (şimdilik) tek kitap olma özelliğini taşıyor.

  • Künye: Baskın Oran ve Ali Dayıoğlu – 100. Yılda Lozan İhlalleri: Yunanistan ile Türkiye, Azınlıklar ve Ege, Alfa Yayınları, tarih, 304 sayfa, 2023