Andreas Malm – Bir Boru Hattı Nasıl Patlatılır? (2022)

Andreas Malm, kömür madenlerine sabotajlar gerçekleştirmiş sıkı bir iklim aktivisti.

Malm bu kitabında da, karşı karşıya kaldığımız ekolojik çöküş sürecinde, iklim hareketinin kullandığı yöntemlerin daha da keskinleşmesi için ateşli bir çağrı yapıyor.

Diktatörleri alaşağı eden halk devrimlerinden, Apartheid karşıtı harekete ve kadınların oy hakkı için süfrajetlerin sabotajlarıyla gerçekleşen kitlesel değişimin nasıl gerçekleştiğine değin bir karşı tarih anlatımı da sunan Malm, mülkiyet yıkımının ve hayatlara zarar vermeden gerçekleştirilecek bir şiddet biçiminin stratejik olarak kabul edilmesinin devrimci değişim için tek yol olduğunu savunuyor.

Almanya ormanlarından Londra sokaklarına, İran’dan Irak çöllerine kadar yaşanan farklı eylem döngülerini kendine özgü bir anlatımla sunan Malm, pasifizm ve şiddet, demokrasi ve sosyal değişim, strateji ve taktikler ve son olarak da iklim hareketinin siyasi tavrı ve etik anlayışı üzerine hem yüreklerimize hitap ediyor hem de zihinlerimizi kurcalayan çarpıcı bir tartışma sunuyor: Sivil direniş mi, yoksa sabotaj mı? Alevler içinde bir dünyada nasıl mücadele etmeliyiz?

  • Künye: Andreas Malm – Bir Boru Hattı Nasıl Patlatılır?: Yanmakta Olan Bir Dünyada Mücadele Etmeyi Öğrenmek, çeviren: Kurtay Kağan Işıtan, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 176 sayfa, 2022

David North – Lev Troçki ve Marksizmin Gelişimi (2021)

Marksist-Troçkist bir kadro hangi süreç üzerinden geliştirilir?

David North, etkili bir Troçkist hareketin nasıl inşa edilebileceğini çok yönlü bir bakışla ortaya koyuyor.

İlk kez 1982 sonbaharında yayımlanan kitap, İşçiler Birliği’nin (Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Sosyalist Eşitlik Partisi’nin önceli örgüt) önderlerinden biri olan Tom Henehan’ın siyasi suikasta kurban gitmesinin beşinci yıldönümü üzerine yazıldı.

Henehan’ın hayatının gözden geçirilmesi şu kritik soruları gündeme getiriyordu:

  • Troçkist harekete katılanlar nasıl eğitilirler?
  • Marksist-Troçkist bir kadro hangi süreç üzerinden geliştirilir?
  • Devrimci partinin günlük faaliyeti ile Dördüncü Enternasyonal’in tarihi arasındaki ilişki nedir?

Kitap bilhassa, dünyanın dört bir yanında gelişmekte olan Troçkist devrimciler kuşağına, Tom Henehan’ın ilham verici hikâyesini aktarmasıyla çok önemli.

  • Künye: David North – Lev Troçki ve Marksizmin Gelişimi, çeviren: Ulaş Ateşçi, Mehring Yayıncılık, siyaset, 84 sayfa, 2021

Isabelle Collombat – Ormansızlaştırmaya Hayır: Chico Mendes (2022)

Amazon ormanlarında ekosisteme büyük zarar dev şirketlere kafa tutmuş ekolojist sendikacı Chico Mendes’ten öğreneceğimiz çok şey var.

Isabelle Collombat, Mendes’in hayatı ve görkemli mücadelesini anlatıyor.

Tarih boyunca dünyanın tüm coğrafyalarında adaletsizlik, temel hakları gasp, ötekileştirme ve sömürü düzeni süregelmiştir.

Ancak bunların yanında tüm canlıların refahı için mücadele veren insanlar da var.

İşte, Hayır Serisi bu yolda savaşan, direnen ve inandığı doğruların arkasında canı pahasına duranların hikâyesini anlatıyor.

Amazon ormanlarındaki ekosisteme zarar veren, yerli halkı köleleşme ile yurtsuz kalma arasında seçime zorlayan dev şirketlere, “Testerelerinizi bıraksanız iyi olur,” diyerek karşı duruyor ekolojist sendikacı Chico Mendes.

  • Künye: Isabelle Collombat – Ormansızlaştırmaya Hayır: Chico Mendes, çeviren: Ali Berktay, Alfa Yayınları, siyaset, 84 sayfa, 2022

Slavoj Žižek – Cinsel Olan Politik midir? (2022)

Slavoj Žižek’ten cinsellik ve politika arasındaki girift ilişki üzerine muazzam bir sorgulama.

Şimdi ikinci baskısıyla raflardaki yerini alan çalışmasında, 1968’in “Cinsel olan politiktir” sloganını Lacan’ın o meşhur “Cinsel ilişki yoktur” formülü ile birlikte ele alan Žižek, cinsellik ve politikaya dair yeni bir tartışma öne sürüyor.

Toplumsal cinsiyete dair günümüzdeki siyaseten doğrucu yaklaşımları sorgulayarak kişisel olan ve politik olan arasındaki hassas dengeye işaret ediyor.

Kitaptan bir alıntı:

“… bir diğer sahte mücadelenin orta yerindeyiz: tesettür mayosu mu, çıplak göğüsler mi? Bu tercih kesinlikle siyasetin dışına çıkarılmalı, kişisel tercihlerin o kendine has alanına bırakılmalıdır. Kişisel olan bir şeye yanlış bir şekilde siyasi dendiğinde, kişinin mahrem tercihinin doğrudan teşhir edilmesi en yüksek siyasi edim halini aldığında şüpheci olmak gerekir. Sahici siyaset kişinin arzularının ve fantezilerinin ne olduğunu alenen ortaya koymasıyla asla ilgilenmez.”

  • Künye: Slavoj Žižek – Cinsel Olan Politik midir?, çeviren: Bahadır Turan, Encore Yayınları, psikanaliz, 112 sayfa, 2022

Lale Çolak – Çitlerin Olmadığı (2022)

Lale Çolak, 19 Aralık Katliamı esnasında Ümraniye Cezaevi’nde bulunan devrimcilerdendi.

Bu kitap, Açlık Grevi sonrasında ise Ölüm Orucu Direnişi’nin sıra neferlerinden Çolak’ın direnişin ayrıntılı bir kroniği olarak da okunabilecek metinlerini bir araya getiriyor.

Türkiye’de cezaevlerinin tarihi baskı ve zor kadar direnişlerin de tarihidir.

2000’de gerçekleşen 19 Aralık Katliamı ve Ölüm Orucu Direnişi bu iki dünyanın kıyasıya çarpıştığı, sonuçları ve etkileri bugüne dek uzanan belirleyici bir tarihsel kesit; Çolak ise insanca bir yaşam için bedenini ölüm olasılığının üzerine kararlılıkla süren onlarca devrimciden biri.

Kavgasının şehri İstanbul sokaklarını zihinsel yolculuklarla tabana kuvvet adımlayan, çiçeklerin kokusunu, gökkuşağının tüm renklerini sansürlenmiş sayfalara bezeyerek şehirden şehre ulaştıran, bilime, edebiyata, müziğe ama ille de şiire tutkun, yaşama ölesiye bağlı bu genç kadının mektupları, ceberrut zihniyetin neyden korktuğunun da cevabını veriyor.

İdeallerinden kuşku duymayan, kararlı, inatçı ama bir o kadar da neşeli, mavracı, öğrenmeye ve öğretmeye olan sonsuz merakıyla Çolak; fiziki koşullarının çok ötesinde, zamanları, duvarları, sınırları aşan, ‘Çitlerin Olmadığı’ bir dünya düşünün bitimsiz ufkunu yansıttığı satırlarıyla en karanlık zihinlerde dahi güneş açtırıyor.

Ümraniye Cezaevi’nde yaşadığı operasyonun ardından önce Açlık Grevi sonrasında ise Ölüm Orucu Direnişi’nin sıra neferlerinden Lale Çolak’ın neredeyse yaşamını yitirdiği güne kadar kaleme aldıkları, gündelik yaşamlarının detaylarıyla, andığı isimlerle, yaşamını, bazen de belleğini yitirenlerle aynı zamanda direnişin ayrıntılı bir kroniği niteliği taşıyor.

Hücrelere sokularak sesleri boğulmaya çalışılan “içeridekiler”, fiziki özgürlük yanılsamasıyla hücreleşmiş yaşamlarında boğulan “dışarıdakilere” yıllar sonra bile soluk aldırıyor.

  • Künye: Lale Çolak – Çitlerin Olmadığı: Bir Ölüm Orucu Direnişinin Güncesi, Sel Yayıncılık, siyaset, 280 sayfa, 2022

Karl Marx ve Friedrich Engels – Komünist Manifesto (2022)

‘Komünist Manifesto’nun zengin bir yeni baskısını arayanları bu tarafa alalım.

Bu edisyona, Marx ve Engels’in, eserin farklı baskıları için yazdıkları önsözler ile Tarık Ali ve aktivist Michael Roberts’ın eleştirel makaleleri de eşlik ediyor.

“Bir dehanın berraklığı ve ihtişamıyla yazılan bu eser, yepyeni bir dünya görüşünü, tutarlı materyalizmi ve sosyal yaşamı ana hatlarıyla ortaya koyuyor.”  – Vladimir Lenin

İlk olarak 1848 yılında Avrupa’daki devrimler öncesinde yayımlanan ‘Komünist Manifesto’, Marx ve Engels tarafından hararetli entelektüel paylaşımlar neticesinde geliştirilmiş tutarlı ve öngörülü fikriyatın bir sonucu.

Tarihsel materyalizmin prensiplerini formüle eden eser, işgücünün zenginlik getireceğini ve bu sebepten de kapitalizmin sömürücü ve özgürlüğe karşı ahlak dışı bir yaklaşım olduğunu öne sürüyor.

Eldeki edisyonda, ‘Komünist Manifesto’nun yanı sıra, sonraki tarihlerde çeşitli dillerde yapılan baskılara Marx ve Engels tarafından yazılan önsözleri ile çağımızın önde gelen Marksist yazarlarından Tarık Ali’nin sunumu ve aktivist yazar Michael Roberts’ın eleştirel makalesi de yer alıyor.

  • Künye: Karl Marx ve Friedrich Engels – Komünist Manifesto, çeviren: Levent Konca, İthaki Yayınları, siyaset, 2022

Margaret Gonzales – Kadın ve Terörizm (2022)

‘Kadın ve Terörizm’, kadınların terörizme katılımının kapsamlı ve karşılaştırmalı bir incelemesi.

Margaret Gonzales, dünya çapında terör örgütü olarak tanımlanan 26 yapıyı inceleyen Gonzales, kadınların uluslararası gruplara kıyasla yerli örgütlerde önemli ölçüde daha aktif olduklarını savunuyor.

Yerel ve uluslararası terörizm gruplarında kadın faaliyetlerinin düzeyi ve yoğunluğunun tüm dünyadan örnekler ele alınarak incelendiği kitap, Amerika, Asya, Avrupa, Orta Doğu ve Afrika’da aktif olan çok sayıda örgütü ayrıntılı şekilde ve bu örgütlere kadın katılımının farklı seviyelerini açıklamaya yardımcı olan temel bir teorik model sunuyor.

Önceki çalışmalar, kadınların terörist faaliyetlerde bulunma ya da etkili konumlara gelme nedenlerini daha çok din, paternalizm, sosyalizm üzerinden incelemişti.

Bu kitapta sunulan model ise, terörist gruplar arasında başka temel bir ayrıma dayandırılmış.

Yerel ve uluslararası terörist örgütlerin kadın katılımının düzeylerini belirlediği karşılaştırmalı bir analizle ele alınıyor ve bu açıdan yeni bir bakış açısı sunuluyor.

Kitabın sunduğu bu bakış açısı kadınlar ve terörizm konusuna yeni bir boyut ekliyor ve terörizm incelemeleri konusunda önemli bir katkı sunuyor.

  • Künye: Margaret Gonzales – Kadın ve Terörizm: Yerel ve Uluslararası Terör Gruplarında Kadın Faaliyetleri, editör: Çınar Özen, çeviren: İmran Samancı, Siyasal Kitabevi, siyaset, 264 sayfa, 2021

Jacques Rancière – Halk Ülkesine Kısa Yolculuklar (2022)

Jacques Rancière’den ütopyanın temelindeki dürtü üzerine derinlemesine bir tefekkür.

‘Halk Ülkesine Kısa Yolculuklar’, bizi imgeler ve bilgi, ütopya ve gerçeklik, edebiyat ve siyaset arasındaki ilişkiyi yeniden düşünmeye davet ediyor.

Rancière, geçmişten bu yana çeşitli deneyimler ve karşılaşmalardan hareketle, arşivlerde saklı belgeler ve yeniden yorumlanmayı bekleyen kâh edebi kâh sinematografik anlatılar ışığında, ütopyanın temelindeki dürtüyü, karşı konulmaz arzuyu mercek altına alıyor: halka, halkın ülkesine doğru yolculuk.

Burada halk sosyoekonomik bir kategori değil kesinlikle, otantik bir ütopya diyarında yaşayan muhayyel bir toplumsal gövde.

Diyar ise gerçekte hiçbir yerde var olmayan bir uzak ada değil örneğin.

Tam tersine hemen yanı başımızda duruyor; boğazın öbür yakasında, caddenin hemen ötesinde, her gün bindiğimiz metronun en son durağında…

Ziyaretçisine başka bir dünyanın, başka bir insanlığın görüntüsünün farklı yüzlerini sunuyor “halk ülkesi”, keşfe çıktığınız her bir coğrafyada.

Öte yandan Rancière, var olmayan değilse bile yolculuğa çıkan açısından varışı çoğu zaman olanaksız bir ülkeye değiniyor.

Wordsworth’un ‘Prelüd’ünden Büchner’in ‘Woyzeck’ine, Rilke’nin ‘Duino Ağıtları’ndan Rossellini’nin ‘Avrupa ‘51’ine, söktüğü her kurguda, eşelediği her ipucunda işte bu olanaksızlığın tarihsel ve felsefi köklerini sorgulayarak saptamalarda bulunuyor.

“Bir Çocuk Kendini Öldürüyor” başlıklı yazıda etraflıca ele aldığı Rossellini’nin başrolde Ingrid Bergman’ı izlediğimiz filmi, iki ayrı zamanda yaşanan iki farklı deneyimle Rancière’in siyasal ufkunu değiştirecek bir uyanışa işaret etmesi bakımından kişisel bir önem de taşıyor.

  • Künye: Jacques Rancière – Halk Ülkesine Kısa Yolculuklar, çeviren: Necmettin Kâmil Sevil, Sel Yayıncılık, felsefe, 150 sayfa, 2022

Kolektif – Kürd’ü Savunmak (2022)

Ortadoğu’da iktidarlar kendi gericiliklerini perdelemek için Kürtlere saldırıyor.

Oysa Kürtler, Türkiye’de hak mücadelesinin en ön saflarında yer alan, aynı zamanda seküler anlamda da en diri güçlerden biri.

Bu derleme, Ortadoğu’da ve özelde ise Türkiye’de Kürt hak hareketinin ne kadar hayati olduğunu gözle önüne seriyor.

Ortadoğu’nun modern hurafeleri,  büyük ölçüde Kürtler üzerine kurulmuş.

Ortadoğu hukuk düzenleri, her şeyden önce Kürtleri, kendi “doğusu” olarak gördü.

Buna göre, geri kalmışlık, feodal kültür, cehalet ve ilkel aşiretlerden oluştuğu düşünülen bu “doğulu yapı”, Ortadoğu’nun her bir ülkesinin modern hukuk düzenlerinin bekçiliğini yaptığı müdahaleler sayesinde geride bırakılacak ve Kürtler, içine düşmüş oldukları vahim insanlık durumundan “kurtarılacak”tır.

Bu nedenle Kürtler için minnet duymak isyan etmekten daha ahlakidir.

Ortadoğu düzenleri ve özelde de Türkiye hukuku, bu sözde ahlâkî tutumu, Kürtlere dayatmak üzerine kuruldu.

Ortadoğu’nun hukuk düzenleri, işte bu nedenle Yersiz ve İçeriksiz bir kibirlerini besleyecek öyküler üretmektedir.

Ortadoğu’nun modern hurafeleri işte bu Yersiz ve İçeriksiz kibirden doğmuştur.

Hâlbuki Kürtlerin tarihi, kültürü ve dili gibi hukuku ve anayasal tecrübeleri de gerçekte Ortadoğu’nun tek gerçek “batısı” olduğunu gösteriyor.

Dolayısıyla yurttaşlığı ayakta tutacak somut tecrübe onlardadır.

Eşitlik ve özgürlük, onlar tarafından talep ediliyor.

Hak onların eylemlerinde yaşıyor.

Onların hak mücadeleleri, Ortadoğu hukuk düzenlerinin o malûm içeriksiz kibirle ayakta durabildiğini de kanıtlıyor.

Gerçekte kendi gerilik, cehalet ve modern aşiret klikleriyle siyasal-hukuksal hayatlarını ayakta tutan Ortadoğu düzenlerinin bütün o hurafeleri yeniden üretmekten başka çareleri de olmayacaktır kuşkusuz.

Bu kitap genel olarak Ortadoğu’da ve özelde ise Türkiye’de Kürt mücadelesinin-Kürt hak hareketinin egemen güçlerce dayatılmış anlamları nasıl tuzla buz ettiğini göstermek amacıyla yazılmış.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar ise şöyle: Melek Göregenli, Ayşegül Kars Kaynar, Hülya Özevin, Seda Alçınar, Rahşan Yazar, Hatice Demir, Neşet Girasun, İsmet Yüce, İhsan Kurt ve Orhan Gazi Ertekin.

  • Künye: Kolektif – Kürd’ü Savunmak: “Kürd’e Hukuk” ve “Kürd’ün Hukuku”na Giriş, derleyen: Orhan Gazi Ertekin, Epos Yayınları, siyaset, 344 sayfa, 2022

Nadia Urbinati – Ben Halkım (2022)

Popülizm, bugün sadece iktidarın değil, trajik biçimde muhalefetin de başvurduğu siyaset araçlarından biri haline geldi.

Nadia Urbinati, popülist liderlerin anayasal demokrasiyi çökerterek otoriterliğe giden yolu açtığını gözler önüne sererek bizi bu konuda uyarıyor.

Popülist hareketler son zamanlarda dünyadaki hemen hemen her demokraside ortaya çıktı.

Yine de bu yıkıcı siyasi fenomeni kavrayışımız ne yazık ki yetersiz kalıyor.

Bir yandan politikacılar halkın çıkarlarına hitap etmeye çalışıyor, öte yandan muhalefet partileri mevcut düzene karşı kampanya yürütüyor.

O halde popülizmi sıradan demokratik siyasetten ayıran nedir?

Ve onun yükselişiyle neden ilgileniyoruz?

‘Ben Halkım’da Urbinati, popülizmin, lider ile liderin “iyi” ya da “doğru” insanlar olarak tanımladığı kişiler arasındaki doğrudan ilişkiye dayanan yeni bir temsilî hükümet biçimi olarak görülmesi gerektiğini savunuyor.

Popülist liderler, sıradan çoğunluğun çıkarlarına ihanet etmekle suçladıkları aracılara –özellikle siyasi partilere ve bağımsız medyaya– ihtiyaç duymadan halkla ve halk adına konuştuklarını iddia ediyorlar.

Ancak Urbinati önemli bir noktaya dikkat çekiyor: Popülist hükümetler diktatör ya da faşist rejimlerden önemli ölçüde ayrılsalar da, gerek liderin iradesine bağımlı olmaları gerekse “iyi” ya da “doğru” olarak kabul edilmeyen insanların çıkarlarını dışlama istekleri anayasal demokrasiyi çökerterek otoriterliğe giden yolu açıyor.

Teorik analizleri, siyasi düşünce tarihini ve güncel olayları bir araya getiren ‘Ben Halkım’, popülizmi ve onun demokrasiyle olan ilişkisini özgün ve aydınlatıcı bir biçimde irdelemesiyle çok önemli.

  • Künye: Nadia Urbinati – Ben Halkım: Popülizm Demokrasiyi Nasıl Dönüştürüyor?, çeviren: Büşra Ayoub, Tellekt Kitap, siyaset, 336 sayfa, 2022