Kolektif – Tamamlanmamış Kentsel Devrim (2022)

Kentsel siyaset, kentsel sosyoloji ve kentsel coğrafya alanlarında usta işi bir derleme.

‘Tamamlanmamış Kentsel Devrim’, bilhassa kent kuramına dair yeni yaklaşımlar sunmasıyla dikkat çekiyor.

Son 30-40 yıllık süreçte, tüm dünyada, kentsel coğrafyanın değişimine, kentsel siyasetin ve yerel yönetişimin çeşitlenen dinamiklerine, şehir ve bölge planlama konularına odaklanan, çok sayıda ufuk açıcı kuramsal yaklaşım geliştirildi.

Çoğunlukla küresel Kuzey’in kentlerini merkezine alan, kısıtlı dahi olsa küresel Güney’in kentleşme deneyimlerini de anlamaya ve anlamlandırmaya çalışan bu uluslararası yazının sadece belirli bir bölümü, kitap çevirileri yoluyla Türkçeye kazandırıldı.

Hiç kuşku yok ki, bu türden etkili kent kuramcıları ve ortaya koydukları yeni kavramlar, Türkiye kentlerini çözümleyebilmemiz için yeni olanaklar sağlıyor.

Ancak tüm bunlar günümüz Türkiye kentlerini anlamak ve geleceğe dönük yeni yaklaşımlar geliştirebilmek için gerçekten yeterli mi?

‘Tamamlanmamış Kentsel Devrim’ yıllara yayılan titiz çalışmaların, özgün saha araştırmalarının ve yeni kuramsal arayışların kolektif bir ürünü.

Kitap, kentlerin değişiminin ardındaki toplumsal, siyasal ve ekolojik kökenleri çözümleyerek; kent kuramına dair yeni bir arayışın Türkiye’den ilk adımlarını atmayı hedefliyor.

Bu amaçla, kentsel siyaset, kentsel sosyoloji ve kentsel coğrafya alanlarında Türkçe yazında oldukça sınırlı kalmış olan yeni kuramsal tartışmaları, araştırmalardan edinilmiş özgün veriler eşliğinde okuyucuya sunuluyor.

Kentsel siyasetten yönetişime, kentlerin dönüşümünden politik ekolojiye, kent planlamadan kentsel hareketlere kadar çeşitlenen alanlarda gerçekleştirilmiş derinlikli nitel araştırmaları; coğrafyayı, mekânı ve gündelik hayatı çözümleyen yeni, eleştirel ve bütünlüklü bir çerçeve oluşturarak birlikte yorumlanıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Eda Acara, Esin Özdemir, Gül Tuçaltan, Hilal Kara, Mehmet Penpecioğlu, Mustafa Kemal Bayırbağ, Özge Erbaş, Seth Schindler ve Sezen Sarvan.

  • Künye: Kolektif – Tamamlanmamış Kentsel Devrim: Günümüz Türkiyesi’nde Kent, Kriz ve Gündelik Hayat, derleyen: Eda Acara ve Mehmet Penpecioğlu, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, kent çalışmaları, 318 sayfa, 2022

Kolektif – Güncel Sosyolojik Tartışmalar (2022)

Sosyolojiyi demokrasi, kapitalizm, tüketim toplumu bağlamında güncel okumaya tabi tutan usta işi bir çalışma.

Armağan Öztürk’ün derlediği kitap, mülteci krizi, sosyal medya kullanımı, küreselleşme, erkeklik kadınlık tartışmaları, yaşlılık gibi sıcak ve somut meselelere de el atıyor.

Dünya çok daha kötü zamanlardan geçti, fakat popüler söylemler bizi şu an yaşanabilecek en kötü döneme denk geldiğimize inandırmaya çalışıyor.

Neoliberal dünya sisteminin böyle düşünmemizden büyük çıkarları var elbette.

İşte sosyoloji tam da bu noktada panzehir gibi girebilir devreye.

Bir salgın gibi yayılan, kurucu gücünü propaganda mekani­zmalarından alan yalan yanlış söylemlere toplumsal gerçekle, bizzat olgularla ve bu olgulara yönelik sahte bilimden ayrılmış bakışlarla karşı koymak sosyolojinin işidir.

Kitap, bu yolda atılmış devasa bir adım.

Hem çağda sosyolojiye yön veren ve içinde yaşadığımız sosyolojik geliştiren, şekillendiren düşünürlere yönelik incelikli analizler, hem demokrasi, kapitalizm, tüketim toplumu gibi kavramlara ilişkin yazılarıyla sosyoloji sahasını boydan boya kat ediyor.

Elbette bununla kalmayıp siyasetin sosyolojiyi kestiği noktalarda belirginleşen mülteci krizi, sosyal medya kullanımı, küreselleşme, erkeklik kadınlık tartışmaları, yaşlılık gibi sıcak ve somut meselelere de el atıyor.

Ayrıca 2022 Mart itibariyle hâlâ bitmemiş COVID-19 salgınının en netameli taraflarına neşter atan metinlerle beyaz yakalı işsizliği, kent politikaları ve çevre krizi konularında da okura bir perspektif sunuyor.

Armağan Öztürk’ün 22 yazarla brikte hazırladığı bu kapsamlı çalışma 2022 Türkiye’sinde sosyolojiyle okur, yazar ve araştırmacı olarak ilgilenen herkesin kitaplığına girmesi gereken güncel bir yol haritası.

  • Künye: Kolektif – Güncel Sosyolojik Tartışmalar, editör: Armağan Öztürk, Tekin Yayınevi, sosyoloji, 552 sayfa, 2022

Vedat Milor – Devleti Geri Getirmek (2022)

Vedat Milor’un yeni bir maharetine tanık olduğumuz bu kitabı, Türkiye’nin 1960’lı ve 1970’li yıllardaki planlama deneyimi üzerine yapılan en iyi çalışmalardan biri.

Milor, Fransa ve Türkiye’deki kapitalist planlama serüvenlerini ve dönemin siyasal iktisadını ustaca inceliyor.

Milor, “planlama” konusunu ve planlamanın ekonomik kalkınmadaki yerini Fransa ve Türkiye örneklerini karşılaştırarak ele alıyor.

Milor’un 1990’da Amerikan Sosyoloji Derneği’nin verdiği “en iyi tez ödülü”nü kazandığı doktora tezinden kitaplaştırılan ‘Devleti Geri Getirmek’, egemen sınıfların yapılanışını, güç̧/iktidar blokları arasında kurulan ve dağılan ittifakları, ülkelerinin kalkınması için uğrasan planlamacıların tüm bu ilişkiler içinde nasıl konumlandıklarını, çıkar çatışmalarının ekonomik kararlar üzerindeki etkisini ustalıkla sergiliyor. Planlamanın getirilerini, uygulamada karşılaşılan zorlukları, bu iki ülkedeki anlayış̧ farklılıklarını kapsamlı bir sosyolojik ve iktisadi literatür çerçevesinde değerlendiren Milor, bu alanda yapılmış̧ en iyi çalışmalardan birine imza atıyor.

Cin modelinin başarısıyla Avrupa’da ve Amerika’da yeniden gündeme gelen “ekonomik planlama”yı inceleyen, bilhassa Türkiye’nin 1960’lı yıllardan sonraki kalkınma rotasına daha yakından bakmak isteyenler için önemli bir kitap.

  • Künye: Vedat Milor – Devleti Geri Getirmek: Türkiye ve Fransa’da Planlama ve Ekonomik Kalkınma Üzerine Karşılaştırmalı Bir Çalışma, çeviren: Feza Aygen, İletişim Yayınları, sosyoloji, 387 sayfa, 2022

Meenakshi Gigi Durham – MeToo: Medyadaki Tecavüz Kültürünün Etkisi (2022)

Kadına yönelik şiddet ve tecavüzün önlenemez yükselişinde medyanın büyük sorumluluğu var.

Meenakshi Gigi Durham, tecavüz kültürünün medyada nasıl yaygınlaştığını ve bunun nasıl sinsice stratejilerle gizlendiğini gözler önüne seriyor.

Küresel yükselişinin yoğunluğu çarpıcı bir toplumsal değişime işaret eden MeToo hareketinin kapsamı ve yaygınlığı daha önce cinsel şiddet etrafında çevrimiçi örgütlenen herhangi bir girişiminkini aşmış durumda.

MeToo hareketinin ortaya çıkışı ve #MeToo etiketiyle yayılan artçı aktivizmin ardından, cinsel saldırı ve taciz ifşaları dünya genelinde yayılmaya; etiketle süregiden bu aktivizm sosyal medya kullanımını aşarak gerçek dünya aktivizmine dönüşen feminist bir direnişi yaygınlaştırmaya; araştırmacı gazeteciler, hayatta kalanlara ataerkil iktidara karşı hakikati konuşabilmeleri için platform sunarak cinsel şiddet hikâyelerini yayımlamaya devam ediyor.

Durham de, ‘MeToo: Medyadaki Tecavüz Kültürünün Etkisi’ adını verdiği bu kitabında, bir yandan tecavüz kültürünün medyada nasıl yaygınlaştığını; tecavüz kültürünün kol gezdiği ancak kasıtlı olarak gözlerden saklamak ve hayatta kalanları sessizleştirmek amacıyla kemikleşmiş stratejilerin uygulandığı medya kurumlarının varlığını; tecavüz kültürünün medya üretimi, kullanılan görseller, verilen mesajlar, medya sosyal ağları, pornografi ve tecavüz pornosu gibi siber cinsel suçlardan haber muhabirliğine kadar temsiller yoluyla sistematik olarak nasıl cisimlendirildiğini anlatıyor.

Bunu yaparken de medyanın cinsel şiddet karşıtı hareketi güçlendiren ve tecavüz kültürüne meydan okuyan rolünden bahsetmeyi ihmal etmiyor.

Sadece medya, iletişim, toplumsal cinsiyet çalışmaları ve sosyoloji öğrencilerinin ve akademisyenlerin değil, cinsel politikanın mevcut durumuyla ilgilenen her bireyin ilgisini çekecek güncel ve ufuk açıcı bir kitap.

  • Künye: Meenakshi Gigi Durham – MeToo: Medyadaki Tecavüz Kültürünün Etkisi, çeviren: Özge Karlık, Düşbaz Kitaplar, sosyoloji, 176 sayfa, 2022

Serpil Sancar – Din, Siyaset ve Kadın (2022)

Türkiye’de son yıllarda din, siyaset ve kadın konusunda yaşanan gelişmeler hepimizi korkutmalı.

Serpil Sancar, bu tartışmaları yanı başımızdaki “uzak” komşumuz İran üzerinden ele alarak kadınların hayatta kalma mücadelesinin neden özünde bütün bir toplumun varlık mücadelesi olduğunu ortaya koyuyor.

Günümüzde, din, siyaset ve kadın, kamusal tartışmaların en çok yoğunlaştığı başlıklar arasında.

Dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi, Türkiye’de de kamusal alanda din, laikliğin aldığı yeni biçimler, kadınların toplumsal yaşama katılımı ve dinsel şiddet gibi konular pek çok toplumsal ve siyasal çatışmanın ana belirleyeni durumunda.

Son yıllarda tüm dünyada dinin artan etkisi, bu tartışmalarda daha belirgin bir konum kazanmasına neden oluyor.

Kadınlar, bu tartışmalarda ve çatışmalarda ya pasif bir “nesne” olarak ele alınıyor ya da erkek egemen bu tartışmaların ve çatışmaların mağduru oluyor.

Özellikle İslam toplumlarında kadınlar üzerinden yürüyen laiklik tartışması, erkek egemen sistemin tüm baskıcı unsurlarını taşıyor.

Türkiye’de son yıllarda din, siyaset ve kadın konusunda yaşanan gelişmeler, toplumun bütününün yaşamının her alanını ilgilendiren bir hal almış durumda.

Sancar, ‘Din, Siyaset ve Kadın’ kitabında, bu tartışmaları yanı başımızdaki “uzak” komşumuz İran üzerinden ele alıyor.

Sancar’ın temel tartışma noktası, içeriği ve biçimi değişen erkek egemen siyasi yapılanmalar ve din arasında kalan kadınların varlık mücadelesi.

Kadınların hayatta kalma mücadelesi elbette tüm toplumun varlık mücadelesi halini alıyor.

Din ve siyaset ilişkisi, toplumsal yaşamın belirlenmesi bağlamında eski dönemlerden bu yana tartışmalı ve çatışmalı bir biçimde sürerken, günümüzde laiklik ve din ilişkisi daha karmaşık ve demokratik mekanizmaları korumak için yoğun bir mücadele gerektiren bir hal alıyor.

Sancar, İran İslam Devrimi öncesi ve sonrasında kadınların, toplumsal ve siyasal yaşama katılımı, ortaya çıkardıkları örgütlenmeler, yayınlar ve yaptıkları eylemleri incelerken, dinin kamusal alandaki yeri konusunda tartışmaların yaşandığı pek çok ülkedeki sorunlar konusunda da ufuk açıcı örnekler sunuyor.

Sancar’ın İran üzerinden yürüttüğü tartışma, Türkiye gibi günümüzde bu sorunları her yönüyle daha yoğun bir şekilde yaşamaya başlayan ülkelerdeki tartışmalara ışık tutuyor.

Sancar, kadınların özgürlük mücadelesinin, bütün bir halkın özgürlükler dünyası için nasıl kilit bir role sahip olduğunu ortaya koyuyor.

  • Künye: Serpil Sancar – Din, Siyaset ve Kadın: İran Devrimi, Nika Yayınevi, inceleme, 284 sayfa, 2022

Kolektif – Uluslararası Göç ve Mültecilik (2022)

Zorunlu göç krizi hakkında doğru bildiğimiz pek çok yanlış var.

Bu özenli derleme de, uluslararası göç ve mülteciliği farklı disiplinler çerçevesinde irdeleyerek konu hakkında hem nitelikli bilgi hem de yapıcı bir tartışma barındırmasıyla önemli.

Dünyanın farklı coğrafyalarından insanların hayatta kalabilme adına başka ülke topraklarına doğru giriştikleri zorunlu göç hareketleri, içinde bulunduğumuz yüzyılın en önemli insani krizlerinden biri haline geldi.

Türkiye ise topraklarında ağırladığı milyonlarca insanla bu krizi en fazla hisseden ülkelerden biri.

Şüphesiz ki zorunlu göç krizinin sorumluluğu tüm insanlığın omuzlarındadır.

Zira dünyanın herhangi bir noktasındaki insanları ölüm tehlikesiyle, işkenceyle, ağır insan hakları ihlalleriyle baş başa bırakmış bir dünyanın medeni olma iddiası inandırıcı olmayacaktır.

Bugün zorunlu göç ve mültecilik konularında nitelikli bilgiye ve yapıcı entelektüel tartışmalara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuluyor.

Nitelikli bilginin üretilebilmesi ve yapıcı entelektüel tartışmaların ortaya çıkabilmesi ise ancak farklı disiplinlerin katkıları ile mümkün olabilecektir.

Bu çerçevede, ‘Uluslararası Göç ve Mültecilik’ kitabı, sosyal ve beşeri bilimlerin farklı disiplinlerinin katkılarını bir araya getirme amacıyla yola çıkmıştır.

Kitapta farklı disiplinlerden on üç başlık yer alıyor.

Bu başlıklarda zorunlu göç ve mültecilik meselesinin küreselden yerele, karar alma süreçlerinden toplumsal ve bireysel sonuçlarına kadar birbirinden farklı boyutlarıyla ele alınıyor.

Bu hedef doğrultusunda kitapta, konuyu siyaset bilimi, uluslararası ilişkiler, hukuk, kamu yönetimi, iktisat, yönetim ve organizasyon, sosyoloji, toplumsal cinsiyet çalışmaları, kültürel çalışmalar, iletişim ve eğitim bilimleri gibi pek çok disiplinden hareketle tartışan metinler yer alıyor.

  • Künye: Kolektif – Uluslararası Göç ve Mültecilik, editör: Burak Başkan ve Mehmet Emirhan Kula, Siyasal Kitabevi, sosyoloji, 256 sayfa, 2022

Kolektif – Dert Yükü Mekânlar (2022)

İçinde yaşadığımız kentler büyük birer sorun yumağı olmaya devam ediyor.

Bu zengin derleme ise, kentlerin güncel meselelerini farklı yönleriyle masaya yatırarak kent çalışmalarına önemli katkıda bulunuyor.

Adından da anlaşılacağı üzere, kitap kentlerin yeni ve eskimeyen sorunlarını odağına almış.

Böyle bir ele alışın pragmatik bir mantığı var, gerisinde de gizil bir strateji olduğu söylenebilir.

Kentin yönetiminden sorumlu olanlara, sorunların çözümünde yoğunlaşmalarını söylüyor, salık veriyor denilebilir.

Unutulmamalı ki, bu sorunların taşıyıcıları kentin hemşerileridir.

Yani bizleriz…

Bu sorunlar bireyin öznelliklerine dayandırılarak saptanıyorsa bunlar anlık ve görelidir, bu nedenle bir bilimsel araştırma konusu olamayacaktır.

Ama bu sorun özneller arası ortak saptamalara konu oluyorsa, ya da nesnel gözlemlere dayandırılıyorsa bilimsel araştırmalara konu olabilecektir.

Nitekim eldeki kitaptaki çalışmalar da bu nitelikte.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: İlhan Tekeli, Nurşen Adak, Aksu Akçaoğlu, Taner Artan, Ayşe Gönüllü Atakan, Aslı Çoban, Hasan Hüseyin Aygül, Eylem Beyazıt, Esra Burcu Sağlam, Aykut Çalışkan, Efnan Dervişoğlu, Emine Dündar, Tuğba Elmacı, Çağrı Elmas, Tahire Erman, Ali Ekber Gülersoy, Tule Gültekin, Nevzat Gümüş, Muharrem Güneş, Gazanfer Kaya, Melis Oğuz, Emre Özcan, Salman Özüpekçe, Ayşe Şahin, Nuray Şahin, Aziz Şeker, Levent Taş, Seda Tekeli, Mehmet Devrim Topses, İsmail Tufan, Asuman Türkün, Sinem Burcu Uğur, Nil Uzun, Fikriye Yılmaz ve Sezer Yudulmaz.

  • Künye: Kolektif – Dert Yükü Mekânlar: Kentlerin Yeni ve Eskimeyen Sorunları, editör: Gazanfer Kaya ve Aziz Şeker, Nika Yayınevi, kent çalışmaları, 680 sayfa, 2022

Roland Barthes – Moda Sistemi (2021)

‘Moda Sistemi’, göstergebilimi kültürel bir olguya uygulayan klasikleşmiş bir yapıt.

Roland Barthes, modadaki anlamlama sistemini açığa çıkararak insanın giysisiyle ve sözüyle nasıl anlam ürettiğini gözler önüne seriyor.

Beklenmedik ama yine de düzenli, her zaman yeni ve anlaşılır olan moda, psikologların, estetikçilerin, sosyologların hep ilgisini çekti.

Ancak Barthes modayı bambaşka bir bakış açısıyla ele aldı.

Basın betimlerini kullanarak onu kavravıp modada bir anlamlama sistemini açığa çıkardı ve böylece modaya gerçek bir semantik çözümleme uyguladı.

Artık klasikleşen bu kitap göstergebilimin kültürel bir olguya uygulamasının en parlak örneklerinden biri.

  • Künye: Roland Barthes – Moda Sistemi, çeviren: Ayşe Meral, Hayalperest Kitap, sosyoloji, 350 sayfa, 2021

Niklas Luhmann – Yeni Şef (2022)

Bilhassa ast-üst ilişkilerinin egemen olduğu bir işyerinde çalışıyorsanız, ‘Yeni Şef’ tam size göre.

Niklas Luhmann, kamu ya da özel işletmelerde çalışanlar ile şefleri arasındaki insani ilişkilerin nasıl düzenlendiğini sosyolojik bir bakışla inceliyor.

İş dünyasındaki sosyal ilişkiler, sosyologların önde gelen araştırma konularından biri olduğu gibi çalışanların ve idarecilerin de en çok merak ettiği konulardan.

‘Yeni Şef: Bürokratik Tutuculuk ve Liderlik’, modern dünyada, irili ufaklı çeşitli kamu ve özel işletmelerin, çalışanları ve şefleri arasındaki insani ilişkilerin nasıl düzenlendiğini ve bu ilişkinin dinamiklerini çözümlemeye çalışıyor.

Luhmann’ın incelemesi, çalışanlar ve şefleri arasındaki ilişkilere yeni bir pencereden bakıyor.

Yazılı ve yazılı olmayan kurallar, çalışanlar arasındaki gruplaşmalar ve rekabet gibi meselelere değinen eserin sorusu basit: İdareye yeni bir şef geldi, neler olacak?

Kitaptan bir alıntı:

“Yönetici değişikliği idari rutinde heyecan verici ve nadir görülen olaylardan biridir. Seçim sonuçları belli olduğunda ve yeni bir rejim ihtimali söz konusu olduğunda bakanlıkların koridorlarındaki gerginliği hissedebilirsiniz. Akabinde işler neredeyse tamamen durur. Zira kimse ne bekleyeceğini bilemez ve bir süre, âdeta dedikodularda teselli arar hâle gelinir. Bir bölüm yöneticisinin işten ayrılmasının etkisiyse nispeten daha azdır. Fakat bu da ilgi çekici, özel bir durumun ortaya çıkmasına sebep olur: Halef-selef meselesi, idari bir organizasyonun en alt kademelerine kadar popüler bir sohbet konusudur.”

  • Künye: Niklas Luhmann – Yeni Şef: Bürokratik Tutuculuk ve Liderlik, çeviren: Mustafa Şahin Garipbaş, Vakıfbank Kültür Yayınları, sosyoloji, 80 sayfa, 2022

Renata Salecl – Cehalet Tutkusu (2022)

‘Cehalet Tutkusu’, cehalet veya inkârın sosyal ve psikolojik motivasyonları ile sonuçları üzerine muazzam bir inceleme.

Renata Salecl’in kitabı, sahte haberlerin, propagandaların, siyasi söylemlerin ve tartışmaların medyaya hâkim olduğu bu zamanda özellikle okunmalı.

Bilginin ve bilgiye ulaşma yollarının yeniden tanımlandığı günümüzün hakikat sonrası, post-endüstriyel dünyasında gerçekle yalanı ayırt etmek zaman zaman imkânsız hale geliyor, bu da kasıtlı olarak bilmemeyi seçen insanların sayısının gitgide artmasına neden oluyor.

Filozof, sosyolog ve hukuk teorisyeni Salecl ‘Cehalet Tutkusu’nda, insanlık durumunun daima bir parçası olduğunu savunduğu “cehalet”i ve bağlantılı olarak “inkâr” kavramını masaya yatırıyor; hem travmatik bilgiye ulaşmaktan kaçınan insan doğasını hem de ideolojik mekanizmaları sekteye uğratacak bilgiyi inkâr yollarını insanlık durumu üzerinden açıklıyor.

Kasıtlı cehaletin bilhassa kriz anlarında olumlu bir yanının da olabileceği fikrini dile getiriyor; cehaletin güce nasıl dönüşebileceğini disiplinlerarası örneklerle aktarıyor.

Felsefeden, psikanalitik ve sosyal teoriden, popüler kültürden ve kendi deneyimlerinden yola çıkıp Lacan, Foucault, Claude Lévi-Strauss gibi isimlerin argümanlarına referanslarda bulunarak cehaletin sosyal ve psikolojik nedenlerini inceliyor; cehalet tutkusunun aşktan hastalığa, travmadan genetiğe, adli tıptan büyük veriye kadar hayatımızın pek çok alanını nasıl etkilediğine dikkat çekiyor.

Çalışma, günümüzün yaygın cehalet tutkusunu ve bunun toplumun pek çok farklı düzeyinde nasıl işlediğini araştırıp belgelemesiyle çok önemli.

  • Künye: Renata Salecl – Cehalet Tutkusu: Neyi Neden Bilmek İstemeyiz?, çeviren: Şafak Tahmaz, Timaş Yayınları, inceleme, 192 sayfa, 2022