Peter Berger ve Thomas Luckmann – Modernite, Çoğulculuk ve Anlam Krizi (2022)

Modern çoğulculuk anlamı ve bilgi kavrayışımızı nasıl tehlikeli bir biçimde dönüştürdü?

Peter Berger ve Thomas Luckmann, hem modern dönemde ortaya çıkan anlam krizinin izini sürüyor hem de bu krizden nasıl çıkılabileceğine dair bir yol haritası sunuyor.

Anlam, bir beden içerisinde bireyleşen ve bir şahıs olarak sosyalleşen insanın bilincinde inşa edilir.

İnsanlık tarihinin her döneminde görülen yüksek anlam katmanları hem gündelik hayata karşılık gelen hem de gündelik hayatı aşan alanla ilgili krizlerin üstesinden gelinmesinde önemli bir rol oynar.

Fakat modern dönemde anlamın üretilmesi ve iletilmesi derin bir kriz içerisine girdi.

Yazarlara göre, modern çağda bireysel ve toplumsal düzlemde anlam krizini oluşturan en önemli faktör, modern sekülarizm değil; modern çoğulculuktur.

Zira modern çoğulculuk, aklıselim bilgiye zarar verdi.

Dünya, toplum, yaşam ve kimlik başta olmak üzere, hemen her şey çoklu sorgulamalara tabi tutuldu, bunlara dayanak oluşturan anlam ve değer sistemlerinin “sorgulanmaksızın kabul edilme” statüsü ortadan kalktı.

Berger ve Luckmann’a göre bütün sosyal ve psikolojik sonuçları ile birlikte sorgulanmaksızın kabul edilen şeylerin kaybının en belirgin görünümü ise din alanında gerçekleşti.

  • Künye: Peter L. Berger ve Thomas Luckmann – Modernite, Çoğulculuk ve Anlam Krizi: Modern İnsanın Yönelimi, çeviren: Mustafa Derviş Dereli, Albaraka Yayınları, sosyoloji, 108 sayfa, 2022

Tony Blackshaw – Zygmunt Bauman (2022)

Dünyayı değiştirmek için sosyolog olan Zygmunt Bauman hakkında çok önemli bir kitap.

Tony Blackshaw, aynı zamanda Bauman’ın sosyolojisini daha iyi kavramamız için önemli ipuçları da sunuyor.

Bauman gündelik yaşamın ritmini, kendisini sosyolojik tahayyüllere kazıyan bilge ve eleştirel bir pratiğe dönüştürür.

Çoğumuz belki de Bauman’ın sosyolojisinde ele aldığı temaların çoğunu ayırt edebiliriz ama Bauman onları gerçek insanlar ve onların yaşamlarıyla ilgili anlatılara dönüştürme üstadıdır.

Bu kitap, yazarının tabiriyle “dünyayı değiştirmek için sosyolog olan” bir kuramcı hakkında.

Bauman’ın sosyolojisi yaşadığımız dünyanın karmaşıklığını tek bir modelle açıklamaya çalışmayan, insani deneyimlerin tümünü kucaklama iddiasında bulunmayan bir modernite eleştirisi.

İnsanların toplumsal ilişkilerini hem mikro hem de makro ölçekte eleştiren, aralardaki geçişleri neredeyse pürüzsüz ve ilmek ilmek dokuyan bir sosyolog Bauman.

Bu eser çalışmalarını daha iyi anlamaya, fikirlerine yeni merceklerle bakmaya, dünyamızı ve toplumumuzu eleştirel bir gözle değerlendirmeye meraklı okurlar için başucunda tutulması gereken bir çalışma.

  • Künye: Tony Blackshaw – Zygmunt Bauman, çeviren: Akın Emre Pilgir, Ayrıntı Yayınları, biyografi, 256 sayfa, 2022

Ségolène Débarre ve Gaye Petek – Fransa’da Türklerin Tarihi (2022)

Türklerin Fransa’ya 1960’lardan bugüne uzanan göçü üzerine, Fransa’da konuyla ilgili yapılmış ilk çalışma.

Ségolène Débarre ve Gaye Petek, Türklerin Fransa’daki sosyolojik, toplumsal, kültürel yerlerini aydınlatıyor.

1965 Fransa-Türkiye göç antlaşmalarından bu yana Fransa’daki altı yüz bini geçen Türk göçmenleri ve aileleri pek de tanınan bir topluluk değildi.

Yakın zamanlardaki siyasi gelişmeler, ilk kuşağın Fransız vatandaşı olan çocuklarının “farklı” yetişkinler gibi sahneye çıkmaları Fransız toplumuna yeni bir görünürlük kazandırdı.

Göçlerle birlikte Türklerin Fransa’da yarım yüzyılı geçen varlığı, kalabalık yaşanan bölgeler dışında dikkat çekici bir unsur değildi.

İkinci ve üçüncü kuşakların bu tabloya katılmalarıyla birlikte Fransız devleti ve toplumu süreç içinde sorgulanmaya başladı.

İç evlilikler, ailevi şirketler, gettolaşan mahalleler, zaman içinde gitgide büyüyen ibadet yerleri ve dernekler, “uyum sağlama” konusunda birtakım direnişleri beraberinde getirdi.

Fransız doğan gençler siyasi ve tarihsel konularda Türkiye bahsi açıldığında ve aşırı tepki verdiklerinde dikkatler zaman içinde Türklere yöneldi.

Bu kitap ise, Fransa’da bu konuyla ilgili ilk kapsamlı çalışma.

Débarre ve Petek, Türklerin Fransa’daki sosyolojik, toplumsal, kültürel yerlerini anlatırken birçok özel güzergâhı, insan hikâyelerini kaleme alıyor ve Türk okuru için de “ötekileşmenin” bir örneğini sunuyorlar.

Yabancı bir ülkeye adım atıldığında karşılaşılan zorluklar, dil öğrenme güçlükleri, maddi kaygılar ve derin yurt özlemi birçok gurbet hikâyesini ortak bir noktada buluşturuyor.

  • Künye: Ségolène Débarre ve Gaye Petek – Fransa’da Türklerin Tarihi: 60’lardan Günümüze Türkiye’den Fransa’ya Göçler, çeviren: Erkan Ataçay, Doğu Batı Yayınları, sosyoloji, 213 sayfa, 2022

Thomas Malthus – Nüfus İlkesi Üzerine Bir Deneme (2021)

Thomas Robert Malthus, çok tartışmalı bir isim olsa da, 18. yüzyıl sonu 19. yüzyıl başı İngiltere’sinin siyasal ve sosyal karmaşasına kendine has katkılar sunmuş bir isim.

Malthus’un en tartışmalı eserlerinin başında gelen ‘Nüfus İlkesi Üzerine Bir Deneme’ de, yeni bir çeviriyle Türkçede.

Malthus bu eserini kaleme alırken o günün özgül koşullarını referans alıp, aklın rehberliği ile detaylı bir tartışma yürütüyor ve ekonomi politik alanında ilginç tezler ortaya koyuyor.

Malthus bunu yaparken de William Godwin ve Marquis de Condorcet gibi dönemin önde gelen düşünürlerinin fikirlerini tartışmaya açıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Doğa felsefesinde son yıllarda yankı bulan büyük ve beklenmedik keşifler; resim sanatının gelişmesinden doğan ontolojik bilginin yaygınlaşması; sorgulamaların ateşli ve özgür ruhunun, aydın ve hatta cahil dünyaya galebe çalması; göz kamaştırıcı ve şaşırtıcı siyasi konularda özellikle de siyasi ufkun muazzam bir olgusu olan, tıpkı yanan bir kuyruklu yıldızın kaderinde var olan ya yeni yaşam biçimlerine hayat vermesi ya da yeryüzündeki ürkek canlıları yok etmesinde olduğu gibi Fransız İhtilali’nin vuku bulmasındaki bütün kesişmeler, birçok aydın insanı, en önemli değişimlere gebe olan bir dönemde yaşanıldığı kanaatine götürmektedir. Bu değişimler ki bir şekilde insanlığın gelecekteki kaderini belirleyebilecek ve şekillendirebilecek olandır… Söylemek istediğim tek şey ise böylesi değişimleri, akıl yürütme hali olmadan açıklayabilmek ve ortaya çıkarabilmek imkânsızdır.”

  • Künye: Thomas Malthus – Nüfus İlkesi Üzerine Bir Deneme, çeviren: Sevil Zengin, Dergah Yayınları, sosyoloji, 211 sayfa, 2021

Richard Hoggart – Okuryazarlığın Kullanımları (2022)

İşçi sınıfının kendine özgü kültürü ve gündelik hayat pratikleri hakkında enfes bir sosyolojik inceleme.

Richard Hoggart, işçi sınıfının varoluşunu tehdit eden en büyük tehlike olarak kitle kültürüne dikkat çekiyor.

Bazı yazarlar tasnif dışıdır. Richard Hoggart birçok açıdan böyle bir yazardır.

‘Okuryazarlığın Kullanımları’, aslında bir otobiyografidir.

Kendisi işçi sınıfı kökenli olan Hoggart, toplumsal yörüngesi üzerinden, işçi sınıfının içeriden ancak mesafeli, olabildiğine detaylı, realist fakat aynı zamanda da eleştirel bir tasvirine girişir.

“Yakınlık ve mesafe”, muhtemelen Hoggart’ın maharetini özetleyebilecek kilit formüllerden biridir.

Bu ona işçi sınıfının gündelik pratiklerinde, dışarıdan (başka bir toplumsal sınıftan) bir gözlemcinin “yabancı” olduğu için, içinden olanın ise fazlasıyla “aşina” olduğu için fark edemeyeceği sayısız ve sıradan detayda süreklilik veya kırılmaların izdüşümünü görmeyi sağlar.

İşçi sınıfı kültürünün “kitle kültürü” tarafından tamamıyla “yutulduğu” yönündeki yaygın kanaatin aksine Hoggart, daha nüanslı, direnç ve değişim arasında salınan bir tablo çizer.

İşçi sınıfı kültürü, hem sınıfın dış dünyayla arasındaki sınırları pekiştiren, onu kitle yayıncılığının etkisinden görece koruyan, fakat aynı zamanda kitle kültürünün ürünlerinin sızmasına da imkân tanıyan tutumları eş zamanlı biçimde bünyesinde taşır.

Hoggart’ın, işçi sınıfının varoluşunu tehdit eden en büyük tehlike olarak kitle kültürüne dikkat çekmesi tesadüfi değildir çünkü onun için “işçi sınıfından olmak”, diğer tüm veçhelerinin yanı sıra, hususi bir kültürel evren ve gündelik yaşam pratiklerine nakşolmuş bir “aidiyet deneyimi/biçimi” manasına da gelir.

Hoggart’a göre kitle kültürünün torpillediği ve en büyük tahribata yol açtığı yer de tam olarak burasıdır.

  • Künye: Richard Hoggart – Okuryazarlığın Kullanımları: İşçi Sınıfı Yaşamının Veçheleri, çeviren: Levent Ünsaldı ve Mümtaz Kirik, Heretik Yayıncılık, sosyoloji, 528 sayfa, 2022

Özlem İlyas – Freelance Emek (2022)

Freelance çalışmak, neoliberalizmin yeni kölelik biçimidir.

Özlem İlyas, insanların 7 gün 24 saat işe koşulabilmek anlamına geldiği bu yeni emek rejiminin nasıl bir tuzak olduğunu çarpıcı bir biçimde ortaya koyuyor.

Güvencesizlik koşullarında sınıf siyasetini yeniden düşünen ‘Freelance Emek’, freelance çalışmaya dair dolaşımdaki neoliberal söylemlere sıkı eleştiriler getirmesiyle dikkat çekiyor.

Freelance çalışmanın getirdiği özgürlüğün, kişinin zaman ve mekândan bağımsız, çalışma koşullarına hâkim olduğu egemen bir varoluşu içerdiği tahayyül edilir.

İlyas ise, bu söylemin hem sınıf antagonizmasını ve sınıfsal çeşitliliği görünmez kıldığını, hem de freelance çalışanın duygu dünyası ve siyasal öznelliği üzerinde yıkıcı etkilerinin olabileceğini belirtiyor.

Yazar bu bağlamda freelance çalışmayı; emek piyasalarının yeniden yapılandırılması, ekonomik öznelliğe dair neoliberal söylemler ve freelance çalışanların işyerlerindeki mobbing, düşük ücret, fazla mesai gibi çeşitli sorunları reddedip alternatif çalışma ve yaşama biçimlerini deneyimleme arzularının da dahil olduğu çeşitli süreçlerin fazla belirlenmiş bir sonucu olarak ele alıyor.

Çalışma, bu konunun dört dörtlük bir fotoğrafını çektiği gibi, freelance emekçilerin direniş ve örgütlenme tecrübeleri içinden, alternatif bir özgürlük tahayyülü üzerine de derinlemesine düşünüyor.

  • Künye: Özlem İlyas – Freelance Emek: Ofissiz Çalışmanın Sınıfsallığı, İletişim Yayınları, sosyoloji, 216 sayfa, 2022

Vedat Özkan – İnşa Etme Kültürü (2022)

Şantiyelerde insan davranışları çok kendine has biçimlerde sergilenir.

Yapım ve inşa etme sürecini “insan odaklı” inceleyen Vedat Özkan da, inşaat kuruluşları ve onların şantiyelerinde yaşanan insan davranış, algı, kültür gibi değerlerini gözlemler, veriler ve bilgiler eşliğinde yorumluyor.

Kitapta,

  • Şantiyelerde bekleme eylemi nasıl algılanır?
  • Şantiyelerde anlamın egemenliği nasıl olmalıdır?
  • İnsan kaynaklarının bir şantiyeye yansımaları ne yönde olur?
  • Hayali deneyim ve hayali kişilik hangi sonuçları doğurur?
  • İnşaat kuruluşlarının siyaset, hukuk ve bürokrasisi nasıl olmalıdır?
  • Saldırgan yapılar ortaya çıkabilir mi?
  • Yabancı dile yüklenen sermaye değeri şantiyelerin hangi durumlarına etki eder?
  • Dünya genelinde tekelleşmiş inşaat kuruluşları neden bulunmaz?
  • “Şantiyelerde ruhsal gerilimden kaçış yok” derken ne anlatılmak istendi?
  • Ve inşaatın geleceği ve boyutları nerelere uzanıyor? gibi soruların yanıtları aranıyor.

Kurum, kuruluş ve kitleler tarafından yapıların yapım süreçlerinin daha iyi anlaşılmasını sağlayacak davranışsal veriler de içeren çalışma, inşaat kuruluşlarında ve şantiyelerde çalışan yöneticilerin insan duygu ve düşüncelerine yönelik uyguladıkları yöntem ve yaklaşımları tekrar gözden geçirmelerini sağlayacak deneyimlenmiş bilgiler de içeriyor.

Kitap bunun yanı sıra, sosyoloji ve kitle davranışları üzerine çalışanlar için de önemli bir başvuru kaynağı niteliğinde.

  • Künye: Vedat Özkan – İnşa Etme Kültürü: İnşaat Kuruluşlarında ve Şantiyelerde İnsan Davranışları, YEM Yayın, mimari, 224 sayfa, 2022

Nancy Chodorow – Anneliğin Yeniden Üretimi (2021)

‘Anneliğin Yeniden Üretimi’, yirmi yılı aşkın süre önce yayınlanmasına rağmen toplumsal cinsiyetin sosyolojisi üzerine eskimeyen bir inceleme.

Tanınmış feminist sosyolog, psikanalist ve eğitimci Nancy Chodorow, içruhsal ve özneler arası bağlamda anneliğin yeniden üretimini irdeliyor.

Kitabın en önemli katkısı, dişil gelişimin önemli yönlerini ve dişil ruhun dinamiklerini çok yönlü bir şekilde gözler önüne sermesi.

Özellikle, anne-kız ilişkisi ve kadınların, bu ilişkiyi dâhilen yeniden ve nasıl ürettikleri bunlardan en başta geleni.

‘Anneliğin Yeniden Üretimi’, birçok kadın için annelik kimliğinin gücü ve gelişimsel anlamdaki merkeziliği, anne-kız ilişkisinin psikolojik önemi ve daha genel anlamda anne-çocuk dünyaları üzerine muazzam bir çalışma.

  • Künye: Nancy J. Chodorow – Anneliğin Yeniden Üretimi: Psikanaliz ve Toplumsal Cinsiyetin Sosyolojisi, çeviren: Damla Tanar Tatar, Phoenix Yayınları, psikanaliz, 440 sayfa, 2021

Bekir Şahin Baloğlu – Tanburi Cemil Bey (2022)

Dahi müzisyen Tanburi Cemil Bey’in hayatı ve çalışmaları üzerine sağlam bir sosyolojik inceleme.

Bekir Şahin Baloğlu’nun enfes çalışmasının en özgün katkılarından biri de, Tanburi Cemil Bey’le ilgili efsanelerle hesaplaşması.

Tanburi Cemil Bey, Türk müziğinin Osmanlı’dan Cumhuriyet’e aktarımında, yaptığı ses kayıtlarıyla en büyük aracılardan biri.

O, yaşadığı dönemin bir müzisyeni olmasının ötesinde, değişimin farkına varıp bu değişime besteleri, yazıları ve en önemlisi bıraktığı ses kayıtlarıyla bizatihi katkıları olmuş bir portredir.

Eski ve yeninin tam merkezinde bulunan Tanburi Cemil Bey, hem “eski”nin hem “yeni”nin göstergelerine sahip.

Bu vasfıyla Cemil Bey, geçmişte yaşamış herhangi bir tarihi karakter olarak anlaşılmamış; kimi zaman mevcut müzik mirasını muhafaza eden yönüne bakılarak geleneksel ve kimi zaman da sadece değişime yönelik tercihleri görülerek modern bir portre olarak algılanmıştı.

Bu kitap ise, Cemil Bey’in müziğinin nasıl yapıldığından çok hangi sosyolojik şartlarda yapıldığını ve sanatçının böylesi bir icraya yönelmesinin sebeplerini ortaya koyuyor.

Bununla birlikte döneminin sosyokültürel atmosferinin ötesinde Cemil Bey’in, sanatın belli bir zaman ve toplumsal düzen içinde ölçülemeyen sınırsızlığına yaptığı atıfları anlamak adına kullandığı bazı müzikal unsurların analizlerine de yer verilmiş.

Dâhi müzisyen Tanburi Cemil Bey, çalışkanlığı, yaşadığı dünyayı algılayışı ve tepkileriyle; ayrıca taksimleri, eser icrası, besteleri, sahip olduğu her tür müziğe açık bakış açısı, multi-enstrümantalist vasfı, yeni enstrüman icatları gibi ortaya koyduğu yüksek müzikal başarı ile örnek bir müzisyen prototipi olarak halen yaşıyor.

  • Künye: Bekir Şahin Baloğlu – Tanburi Cemil Bey: Efsane ve Realite Arasında Bir Portre, Dergah Yayınları, biyografi, 336 sayfa, 2022

İbn Haldun – Mukaddime (2021)

Roger Garaudy, İbn Haldun için “İslâm’ın Karl Marks’ı” demişti.

İbn Haldun’un tarihe meydan okuyan şahyapıtı ‘Mukaddime’, Arapça üç ayrı baskısından, Fransızca ve İngilizce tercümelerinden de yararlanılarak yeniden Türkçeye kazandırılan bu baskısı ise, apayrı bir güzellik.

İbn Haldun tarih felsefesinin, sosyolojinin, antropolojinin, iktisat biliminin, kısacası toplum bilimlerinin kurucu babası olarak kabul edilir.

‘Mukaddime’si, dünyanın en önde gelen bütün entelektüellerince dikkatle okunan ve pek çok devlet başkanınca fikirlerine hayran olunan bir şaheser.

Roger Garaudy, ‘İslâm Medeniyetinin İnsanlığa Katkısı’ adlı eserinde, İbn Haldun’a on sayfadan fazla yer ayırır ve onu “Descartes’ın, Montesquieu’nün Öncüsü ve İslâm’ın Karl Marks’ı” olarak görür.

Ünlü tarih felsefecisi Arnold Toynbee, “Hiç şüphesiz ‘Mukaddime’, kendi türünde, bugüne kadar hiçbir zaman, hiçbir yerde, hiçbir zihnin ortaya koyamadığı en büyük eserdir!” ifadesini kullanır.

Engels, yaptığı toplum değerlendirmelerinde ‘Mukaddime’den yararlanır ve “Hıristiyanlığın ilk dönem tarihine katkı” başlıklı makalesinde, İbn Haldun’un görüşlerinin çok özlü bir özetini sunar.

BM eski Genel Sekreteri Kofi Annan, “Sadece İbn Haldun ismi bile İslâm Tarihinin ne kadar parlak bir ilim çağı yaşadığının göstergesidir!” der.

Kitabın bu çevirisi için, Arapça üç ayrı baskısından, Fransızca ve İngilizce tercümelerinden de yararlanılarak dilimize aktarılmış.

  • Künye: İbn Haldun – Mukaddime: Evrensel Tarih ve Toplum Bilimlerine Giriş, çeviren: Cemal Aydın, Timaş Yayınları, inceleme, 968 sayfa, 2021