Fatih Kahya – Osmanlı Devleti’nde Sigortacılık (2010)

Osmanlı İmparatorluğu’nda modern sigortacılığın tohumları, 18. yüzyılın son çeyreğinde, yönetimin ve tüccarların nakliye sigortasına müracaat etmesiyle atıldı.

Fatih Kahya bu çalışmasında sigortacılığın Osmanlı’da ortaya çıkışı, gelişimi, karşılaştığı engeller, halkın sigortacılığa verdiği tepki gibi konuları ele alıyor.

Sigortanın tarihçesiyle başlayan kitabın ikinci bölümünde, sigortacılığın Osmanlı Devleti’ne girişi ve gelişimine odaklanılıyor.

Kahya, çalışmasının üçüncü bölümünde ise, Osmanlı sigorta piyasasındaki sorunları ve piyasayı düzenleme çalışmalarını irdeliyor.

  • Künye: Fatih Kahya – Osmanlı Devleti’nde Sigortacılık, Libra Kitap, tarih, 330 sayfa

Florence Rochefort – Feminizmler Tarihi (2020)

 

Feminist düşünce ve tarih üzerine iyi kitap arayanlara bu kısa ama etkileyici çalışmayı öneriyoruz.

Florence Rochefort, Amerikan Devrimi ve Fransız Devrimi’ni izleyen süreçte kadın haklarının gelişiminden bugünün ekolojik feminizmlerine uzanarak konuyu geniş bir çerçevede izliyor.

Kitapta ele alınan kimi konular şöyle:

  • 18. yüzyılın sonlarında kadın bilincinin oluşumu ve devrimci kadınların birleşmesi,
  • Liberal feminizmin ortaya çıkışı,
  • Feminist hareketlerin uluslararası alanda örgütlenmeleri,
  • Milliyetçilik ve sömürge karşıtlığının feminist düşünce üzerindeki etkileri,
  • Reformcu feminizmler,
  • 1960-1980 zaman aralığında feminist harekette yaşanan radikal yenilikler,
  • Lezbiyenlik ve Siyah Feminizm gibi feminist hareketin tarihinde ortaya çıkan farklı yaklaşımlar,
  • 1980 sonrasında dindar feminizmler, ekolojik feminizmler, siyasal feminizmler, kültürel ve halkçı feminizmler gibi, feminizmlerin yaygınlaşması…

Rochefort’un çalışması, dünyanın dört bir yanında mücadele vermiş farklı feminizmlerin tarihsel mirası serimlemesiyle çok önemli.

  • Künye: Florence Rochefort – Feminizmler Tarihi, çeviren: Özlem Altun,  Sel Yayıncılık, feminizm, 108 sayfa, 2020

Ali Efdal Özkul – Kıbrıs’ın Sosyo-Ekonomik Tarihi (2010)

Ali Efdal Özkul ‘Kıbrıs’ın Sosyo-Ekonomik Tarihi’nde, şeriyye sicillerinden yola çıkarak, stratejik önemi nedeniyle tarih boyunca paylaşılamamış Kıbrıs adasının 1726-1750 arasındaki tarihini sunuyor.

Kıbrıs adasının tarihçesiyle kitabına başlayan Özkul, çalışmasının ilk bölümünde, Osmanlı fethi öncesi Kıbrıs’ı, Osmanlı devletinin Kıbrıs’ta kurduğu idari düzeni, Kıbrıs Ortodoks kilisesine verilen hakları, Kıbrıs Ermeni murahhaslığını ve Kıbrıs adasındaki yabancı devletlerin konsolosları ve tercümanlarını ele alıyor.

Kapsamlı çalışmanın ikinci bölümü, aile yapısı, evlenme, boşanma, veraset, ölüm, nafaka, Müslümanlar ve gayrimüslimler arasındaki ilişkiler gibi adanın sosyal hayatını işliyor.

Kitabın son bölmünde ise, adanın ekonomik yapısını oluşturan vergi, cizye, mülk satışları, ticari faaliyetler, esnaf teşkilatı, ziraat ve hayvancılık gibi konulara odaklanılıyor.

  • Künye: Ali Efdal Özkul – Kıbrıs’ın Sosyo-Ekonomik Tarihi, Dipnot Yayınları, tarih, 471 sayfa

Ömer Gezer – Kale ve Nefer (2020)

Osmanlı askeri tarihi hakkında güncel ve eleştirel bir çalışma arayanlara, son zamanlardaki kaynak çeşitliliğinden de olabildiğince yararlanan bu çalışmayı öneriyoruz.

Hem Osmanlı hem de Habsburg arşivlerinde yoğun bir çalışma yürütün Ömer Gezer, Osmanlı’nın 1699 sonrasında Habsburg serhaddindeki askeri gücüne odaklanıyor.

Osmanlı, özellikle 1683’te Viyana’yı ele geçirmek için savaşırken büyük bir bozguna uğradı.

Bu öylesine ağır bir yenilgiydi ki, İmparatorluğun sınırlarını koruyan tüm kalelerin tamamının kaybedilmesinin yanı sıra, İstanbul’un düşmesi tehlikesini de beraberinde getirdi.

Osmanlılar, bu zafiyetin üstesinden gelebilmek ve yeni savunma hatları geliştirebilmek için, Karlofça Anlaşması’ndan sonra harekete geçti ve bu amaçla Kuzeyde Rusya ve Lehistan, güneyde Venedik, batıda ise Habsburg sınırında imparatorluğun askeri gücünü yeniden örgütledi.

İşte Gezer, bu örgütlenmenin, Bosna’dan Temeşvar’a kadar uzanan bir coğrafyada, ağırlık merkezini Belgrad Kalesi’nin oluşturduğu Habsburg ayağını derinlemesine bir bakışla ele alıyor.

Kitapta, bu amaçla modern tabyaların inşa edilişi, kalelerin tahkim edilişi ve çok sayıda askerin serhad garnizonlarına aktarılışı, bu askeri hedefin masraflarının nasıl karşılandığı ve Babıali’nin çabaları sonucunda Habsburg sınırındaki Osmanlı askeri gücünün neredeyse 40 bin askere çıkarılışını başından sonuna izliyor.

Fakat bunca çaba, 1716-1718 Savaşı’nda heba oldu, zira Babıali’nin inşa ettiği savunma hattı Habsburg ordusu karşısında ayakta kalamadı.

Ardından 1716’da Temeşvar, 1717’de Osmanlı Avrupası’nın en önemli kalesi Belgrad düştü.

İşte Gezer, İmparatorluğun 1699’dan itibaren seferber ettiği askeri ve mali kaynakların altındaki dinamikleri ve bütün bu çabalara rağmen bu savunma hatlarının niçin bu kadar kolayca çöktüğünü ayrıntılı bir şekilde irdeliyor.

Yenilginin asıl sebebinin Osmanlı askeri bürokrasisinin yetersizliği olduğunu belirten Gezer, kale mimarisinden serhad garnizonlarının yapısına kadar uzanan bir alanda hareket ederek Habsburg serhaddindeki Osmanlı askeri gücünü, sosyo-askeri ve ekonomik yönlerini de ihmal etmeden inceliyor.

  • Künye: Ömer Gezer – Kale ve Nefer: Habsburg Serhaddinde Osmanlı Askeri Gücü (1699-1715), Kitap Yayınevi, tarih, 389 sayfa, 2020

Michael Dobbs – Geceyarısına Bir Kala (2010)

Michael Dobbs ‘Geceyarısına Bir Kala’da, dünyayı nükleer kıyamete daha önce hiç olmadığı kadar yaklaştıran, çalkantılı Küba füze krizini anlatıyor.

Beyaz Saray tarafından “Kara Cumartesi” olarak adlandırılan 27 Ekim 1962’yi ve Soğuk Savaş’ın dönüm noktası olan bu tarihi günün önemli aktörleri John F. Kennedy, Nikita S. Kruşçev ve Fidel Castro üzerinden adım adım izleyişi, Dobbs’un çalışmasını nitelikli kılan başlıca husus.

Aynı zamanda Washington Post muhabiri olan Dobbs, Arthur M. Schlesinger Jr.’ın “İnsanlık tarihindeki en tehlikeli an” olarak tanımladığı Küba füze krizini, Amerikan, Sovyet ve Küba kaynaklarından yeniden değerlendiriyor.

  • Künye: Michael Dobbs – Geceyarısına Bir Kala, çeviren: Erhun Yücesoy, Yapı Kredi Yayınları, tarih, 468 sayfa

Tolgahan Akdan – Soğuk Savaş ve Türkiye’nin Batı’ya Yönelişi (2020)

Soğuk Savaş sürecinde Türkiye’nin nasıl konumlandığı üzerine sistematik bir inceleme.

Tolgahan Akdan’ın çalışmasını benzerlerinden ayıran asıl husus da, Soğuk Savaş yazınını derinlemesine tarayıp bunu eleştirel bir gözle değerlendirmesi.

Soğuk Savaş yazınının tarihsel bir değerlendirmesini yaparak kitabına başlayan Akdan, “Sovyet tehdidi” tanımlaması, algısı ve karşıtlık ilişkisinin kapitalist sistemi nasıl beslediğini ortaya koyuyor.

Bu bölüm, Soğuk Savaş’ın kapitalist cephede nasıl yorumlandığını ve nasıl kavramsallaştırıldığını açıklamasıyla önemli.

Akdan daha sonra, benzer bir okumayı Türkiye’de Soğuk Savaş tarih yazınının ayrıntılı bir değerlendirmesi bağlamında yapıyor.

Türkiye’de Soğuk Savaş yazınının büyük ölçüde Sovyet talepleri ve bu taleplerin yarattığı tehdidin varlığı/yokluğu meselesinde yoğunlaştığına dikkat çeken yazar, kitabının ana teması olan sistemler arası mücadele boyutunu vurguluyor.

Yazar kitabının son bölümünde ise, Türkiye’deki hâkim geleneksel yaklaşımın, Rusya’nın Türkiye’ye karşı hangi devlet biçimine bürünürse bürünsün Boğazların kontrolünü hedefleyen ve hiç değişmeyen bir stratejiye sahip bulunduğu yolundaki iddiasını masaya yatırıyor.

Sovyet tehdidi vardı/yoktu tartışmasının bağlam sorunsalı karşısında birincil öneme sahip olmadığına dikkat çeken Akdan, İkinci Dünya Savaşı öncesinde yakın ve dostane ilişkileri bulunan Türkiye ve Sovyetler Birliği’nin yollarının ayrılışını, sistemler arası mücadele bağlamında irdeliyor.

  • Künye: Tolgahan Akdan – Soğuk Savaş ve Türkiye’nin Batı’ya Yönelişi, Yordam Kitap, inceleme, 394 sayfa, 2020

Carter V. Findley – Kalemiyeden Mülkiyeye (2020)

Osmanlı İmparatorluğu’nda, 18 yüzyıl ortalarından Cumhuriyet’e kadar geçen süre reformlar dönemi olarak tanımlanır.

Peki, bu dönemdeki reformlar, memurların toplumsal ve kültürel temellerini nasıl etkiledi?

Carter Findley, bizde yeni baskısı yapılan bu özgün incelemesinde, Osmanlı’daki idari reformlar sonucunda mülkiye memuriyetinin gelişmesinin, bizzat devletin yetkililerinin dönüşümünü merkeze alarak araştırıyor.

Findley, bu dönemde Osmanlı memurunun eğitiminin nasıl dönüştüğünü ve dönemin kültürel gerilimlerinin memur üzerindeki yansımalarını ayrıntılı bir şekilde ortaya koyuyor.

Osmanlı devletinin iyi hizmeti ödüllendirip ödüllendirmediği ve değişen ekonomik koşullara karşı memurlarını korumayı başarıp başarmadığı da, kitapta irdelenen diğer ilgi çekici konu.

Nezaretler ve diğer dairelerdeki “sicill-i ahval”lerden yola çıkarak memurların kökenlerine inen yazar, modernleşme çabaları içerisinde, geleneksel kalemiyenin mülkiyeye, kalem efendisinin mülkiye memuruna doğru geçirdiği evrimin öyküsünü sunuyor.

Findley çalışmasını, dönemin kimi adı bilinen memurların ayrıntılı hikâyeleriyle de zenginleştiriyor.

  • Künye: Carter V. Findley – Kalemiyeden Mülkiyeye: Osmanlı Memurlarının Toplumsal Tarihi, çeviren: Gül Çağalı Güven, Alfa Yayınları, tarih, 536 sayfa, 2020

Şefik Kahramankaptan – Mehter’den Alaturka’ya (2010)

Şefik Kahramankaptan Türkçe ve İngilizce yayımlanan ‘Mehter’den Alaturka’ya’ başlıklı bu eserinde, mehterin kökeni, gelişimi ve Batı’ya etkilerini ele alıyor.

Bir popüler müzik tarihi olarak tasarlanan çalışma, anlaşılır diliyle dikkat çekiyor.

Kaliteli bir baskıyla yayımlanan kitapta, özgün Türk çalgıları, 12 katlı padişah mehteri, mehtere özel besteler, mehter takımının yerleşme biçimi, özel yürüyüş düzeni, biçim, makam ve usuller, Genelkurmay mehteran bölüğü ve mehterin yerini alan bando gibi konular işleniyor.

Kitabının ikinci bölümünde, Türk kültürünün Avrupa’ya etkilerini anlatan Kahramankaptan, çalışmasını bir CD’yle de zenginleştirmiş.

  • Künye: Şefik Kahramankaptan – Mehter’den Alaturka’ya: Tarihi Türk Müziği, Ark Yayınları, müzik, 104 sayfa

Ümit Sinan Topçuoğlu – İstanbul ve Sokak Köpekleri (2010)

Ümit Sinan Topçuoğlu ‘İstanbul ve Sokak Köpekleri’nde, İstanbul’un en eski yerlilerini; şehrin kültür tarihinde özel yerleri olan sokak köpeklerini anlatıyor.

İstanbul’un köpeksiz düşünülemeyeceğini söyleyen Topçuoğlu, yabancı gözlemcilerin eski İstanbul üzerine yazdıkları metinlerde, sokak köpeklerini kentin belirgin ve ilginç özellikleri arasında zikrettiklerini ve 1920’lere kadar sokak köpeklerinin, kentin görülmeye değer bir özelliği olarak bilhassa yabancılar için hazırlanan İstanbul kartpostallarının temaları arasına girdiğini gösteriyor.

Kıyıda köşede kalmış tarihi ayrıntıların izini süren yazar, İstanbul’a özgü bir köpek türünün bulunduğunu söylüyor.

  • Künye: Ümit Sinan Topçuoğlu – İstanbul ve Sokak Köpekleri, Sepya Yayınları, anlatı, 176 sayfa

Norman Manea – Holigan’ın Dönüşü (2010)

‘Holigan’ın Dönüşü’, baskılar nedeniyle ülkesi Romanya’yı terk etmek zorunda kalan ve yıllar sonra geri dönen Norman Manea’nın tanıklığından oluşuyor.

1941’de, beş yaşındayken ailesiyle birlikte Ukrayna’daki Transnistira toplama kampına gönderilen Manea, burada dört sene tutulduktan sonra ailesinin hayatta kalan fertleriyle Romanya’ya geri dönmüştü.

Çavuşesku’nun totaliter rejimin baskısı nedeniyle 1989’da da ülkeyi terk eden Manea, duyarlı ve ayrıntılı üslubuyla dikkat çeken kitabında, savaş öncesi Romanya’yı, Nazileri, tehciri, ülkeyi alt üst eden terör ortamını, komünizmi ve büyük umutlarla ortaya çıkan Doğu Avrupa sosyalizminin iflasını anlatıyor.

  • Künye: Norman Manea – Holigan’ın Dönüşü, çeviren: Nesrin Demiryontan, Metis Yayınları, anlatı, 372 sayfa