Kenneth F. Kiple – Gezgin Şölen (2010)

Kenneth F. Kiple ‘Gezgin Şölen’de, tarımın icadıyla başlayan gıda küreselleşmesinin hikâyesini anlatıyor.

On bin yıl önce, Bereketli Hilal bölgesinde toplayıcılıktan çiftçiliğe geçişle başlayan kitap, benzer dönüşümlerin izini Mısır, Sahra altı Afrika, Çin, Güneydoğu Asya, Avrupa ve Amerika’da sürüyor.

Yazar, genetik yapısı değiştirilmiş ürünler (GDO) konusunu da, geniş bir bağlam içinde ele alıyor ve kaçınılmaz gıda küreselleşmesinin muhtemel olumlu ve olumsuz sonuçlarını değerlendiriyor.

Kiple ayrıca, gıdaya daha geniş çapta erişme olgusunun, gıda tüketicilerinin sayısındaki artışla etkisiz hale gelip gelmeyeceğini de tartışıyor.

  • Künye: Kenneth F. Kiple – Gezgin Şölen, çeviren: Nurettin Elhüseyni, Yapı Kredi Yayınları, tarih, 385 sayfa

Ali Kaya – Başlangıcından Günümüze Dersim Tarihi (2010)

Yazar ve eğitimci Ali Kaya, kapsamlı çalışması ‘Başlangıcından Günümüze Dersim’de, adı Dersim isyanından sonra Tunceli olarak değiştirilen bölgenin tarihi, toplumsal ve kültürel özelliklerini ele alıyor.

Kitabına, Dersim’in kökeni ve kültürüyle başlayan Kaya, ardından, Dersim’in tarihi, Osmanlı ile Cumhuriyet dönemlerindeki Dersim’in toplumsal yapısı, Dersim adının anlamı, Dersimliler’in kökenleri, aşiretlerin tarihsel durumları, bugünkü Dersim’in genel konumu ve bölgenin günümüzdeki sorunları gibi konulara odaklanıyor.

Çalışma ayrıca, Cumhuriyet’in gazabına uğrayan Dersim’e karşı yapılan tarihi haksızlıkları da ortaya koyuyor.

  • Künye: Ali Kaya – Başlangıcından Günümüze Dersim Tarihi, Demos Yayınları, tarih, 754 sayfa

Christopher Duggan – İtalya’nın Kısa Tarihi (2020)

Roma İmparatorluğu’nun külleri üzerine inşa olmuş İtalya, Avrupa’nın en özgün ülkelerindendir.

Modern İtalya tarihi konusunda uzun yıllar ders vermiş, özellikle ülkenin 19. ve 20. yüzyıl tarihi konusunda bir otorite olan Christopher Duggan, İtalya’nın siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel tarihi hakkında bu enfes kitabıyla karşımızda.

Duggan, İtalya’nın tarihini Roma İmparatorluğu’nun çöküşünden günümüze uzanarak ele alıyor ve İtalya’nın iki yüzyıldır ulus devlet olma yolunda karşılaştığı zorlukları gözler önüne seriyor.

İtalya’nın Avrupa’daki yeri nedir?, İklimi, yeraltı kaynakları ve coğrafyası bu ülkenin tarihini nasıl etkiledi?, ülke tarihinde materyalistler ve idealistlerin ulus devlet yaratma programları arasındaki farklar nelerdi? gibi sorulara doyurucu yanıtlar bulmak isteyenlerin muhakkak edinmesi gereken bir kitap.

  • Künye: Christopher Duggan – İtalya’nın Kısa Tarihi, çeviren: Tuna Erkmen, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, tarih, 332 sayfa, 2020

İlknur Örenç – Anadolu’nun Kurtuluş Destanı (2010)

İlknur Örenç ‘Anadolu’nun Kurtuluş Destanı’nda, Kurtuluş Savaşı’nın perde arkasındaki kahramanlardan Kağnı Kolları’na üye kadınların hikâyesini anlatıyor.

Savaş sırasında, demiryollarının eksikliği olanca ağırlığıyla kendini hissettirecekti.

Bu aşamada kadınlardan oluşan Kağnı Kolları, ihtiyaç duyulan silahların, cephane ve malzemelerin cepheye ulaştırılması görevini üstlenmişti.

Tarihsel gelişmelerle ele aldığı konuyu harmanlayan Örenç, bu kadınların muazzam çabalarıyla cephedeki askerlere ne denli büyük yardımlarda bulunduğunu, savaşın kazanılmasındaki paylarını ve onların zorlu mücadelesini ayrıntılı bir şekilde okurlarına sunuyor.

  • Künye: İlknur Örenç – Anadolu’nun Kurtuluş Destanı, Babıali Kültür Yayınları, tarih, 157 sayfa

Charlie Champbell – Günah Keçisi (2020)

Günah keçisi olgusu, Âdem ile Havva meseline kadar uzanır.

Burada günah keçisi, yasak meyveyi getiren yılandı.

Tarih boyunca, suçluluk duygumuzu başka yere yönlendirmek ve sorumluluk almaktan kurtulmak için sürekli günah keçileri ilan ettik.

Açıkçası, bunda da çok başarılı olduk.

Charlie Champbell, insanoğlunun binlerce yıl öncesinden günümüze karşılaştığı tarihsel ve sosyal felaketlerle nasıl baş ettiğini, daha da önemlisi toplumsal veya bireysel başarısızlıklarımızı yükleyebileceğimiz bir günah keçisine ne denli bağımlı olduğumuzu ortaya koyuyor.

Champbell’ın burada, tarihten aktardığı ve birçoğu bugün ulaştığımız gelişmişlik seviyesinde gülünç kaçan günah keçisi vakaları, temelde insan olarak ne kadar da az değiştiğimizi gözler önüne seriyor.

Kitaptan iki alıntı:

“Yirmi birinci yüzyılda, ne yapacağımıza, neye inanacağımıza, ne yiyeceğimize yani her şeye dair hiç olmadığı kadar çok seçenekle karşı karşıyayız. Benzer bir şekilde, işler yolunda gitmediğinde suçlanabilecek şeylere dair de çok daha geniş bir seçenek yelpazesine sahibiz. Atalarımız, kadınlar, Yahudiler veya birtakım hayvanlar gibi uzun ömürlü günah keçileriyle yetinmek zorundayken, biz hayal kırıklığına uğradığımız durumlarda çok daha yaratıcı şekilde suçlamada bulunabiliyoruz. Hiçbir koşulda yapmayacağımız tek şey ise kendimizi olduğumuz gibi kabul etmek. Daima bir şeylerin neden mükemmel olmadığına dair farklı açıklamalar bulmaya çalışıyoruz ve bunlar genellikle hiçbir anlam ifade etmiyor.”

“Hepimizi etkileyen daha büyük felaketler için sayısız komplo teorisi üretilmiştir ve hepsi de birtakım karanlık güçlere bağlanmıştır: Masonlar, İlluminati ya da dev kertenkeleler; komünistler, Yahudiler ya da Katolikler. Kişisel sorunlarımız içinse her zaman sonu gelmez açıklamalarımız vardır ve tüm sistem de daha güvenilir açıklamalar üretmek için çalışır. Günümüzde suçlama, diğer ürünler gibi satın alınabilecek ve satılabilecek bir meta haline geldi. Bunun ticaretini yapanlar da olağanüstü bir şekilde başarılı oldular.”

  • Künye: Charlie Champbell – Günah Keçisi: Başkalarını Suçlamanın Tarihi, çeviren: Gizem Kastamonulu, İthaki Yayınları, 144 sayfa, 2020

Edward Hallett Carr – Yirmi Yıl Krizi (2010)

Ünlü İngiliz tarihçi ve uluslararası ilişkiler teorisyeni Edward Hallett Carr ‘Yirmi Yıl Krizi’nde, iki dünya savaşı arasında imzalanan Versay Antlaşması’nı ve bundan tam olarak yirmi yıl iki ay sonra ortaya çıkan İkinci Dünya Savaşı’na uzanan süreçteki siyasî yapıyı inceliyor.

Yayımlandığı zaman yankı uyandıran kitap, işlediği konu kadar, konuyu işleyiş tarzıyla da, uluslararası siyaset biliminin ayrı bir disiplin olarak kurulmasına önemli katkıda bulundu.

Carr burada, iki dünya savaşı arasında, Versay Antlaşması’nın imzalanmasıyla başlayan dönemde, diplomasinin canlı yanlarını ve uluslararası ilişkileri kapsamlı bir bakışla irdeliyor.

  • Künye: Edward Hallett Carr – Yirmi Yıl Krizi (1919-1939), çeviren: Can Cemgil, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, tarih, 302 sayfa

Kemal H. Karpat – Osmanlı’dan Günümüze Etnik Yapılanma ve Göçler (2010)

Kemal Karpat ‘Osmanlı’dan Günümüze Etnik Yapılanma ve Göçler’de, Rumeli, Kırım, Kafkas Müslümanlarının, 19. ve 20. yüzyılda Osmanlı topraklarına göç edişini ve bu göçlerin yeni bir Türk toplumunun oluşumuna katkılarını irdeliyor.

Yazara göre bu göçler, Türk toplumunun eski yapısını değiştirerek, millet haline gelişini sağladı.

Amerika’ya göç eden Osmanlılar gibi pek fazla işlenmemiş konuları da inceleyen Karpat, bu dış göçlerin yanı sıra, 1950’lerde başlayan köyden şehre iç göçleri de ele alıyor.

Yazar, ‘Gecekondu Sorunu Üzerine’ isimli makalesinde, köyden şehre gerçekleşen iç göçlerin, Türkiye’de köklü değişimleri hazırladığını söylüyor.

  • Künye: Kemal H. Karpat – Osmanlı’dan Günümüze Etnik Yapılanma ve Göçler, Timaş Yayınları, tarih, 480 sayfa

Jonathan Harris – Konstantinopolis (2020)

Bizans dönemi İstanbul’u üzerine çok iyi bir çalışma.

Ağırlıklı olarak Bizans tarihi üzerine yaptığı çalışmalarla bildiğimiz Jonathan Harris, var olduğu dönemde Avrupa’nın en büyük şehri olan Konstantinopolis’i çok yönlü bir şekilde izliyor.

Bizans döneminde İstanbul’un ilahî bir şekilde atanmış kutsal bir imparator tarafından kurulduğu; Roma ile Kudüs kadar kutsal olduğu sorgusuz kabul ediliyordu.

Bizans imparatorları da şehrin etrafında oluşmuş olan bu manevî atmosferi artırmak için ellerinden geleni yaptılar.

Konstantinopolis’in ve imparatorluğun bin yıldan fazla bir süre ayakta kalmasında bu efsanenin yeri önemlidir.

İşte Harris de, İstanbul’u bu yönüyle işleyen ilk tarih çalışmasına imza atmış.

Kitap, dönemin Konstantinopolis’ini, manevi unsurlar ile siyasi unsurlar, efsane ile gerçek arasında vücut bulan bu etkileyici ilişkiyi merkeze alarak inceliyor.

  • Künye: Jonathan Harris – Konstantinopolis: Bizans’ın Başkenti, çeviren: Tevabil Alkaç, Alfa Yayınları, tarih, 424 sayfa, 2020

Ayşe Derin Öncel – Apartman (2010)

Ayşe Derin Öncel, alt başlığı ‘Galata’da Yeni Bir Konut Tipi’ olan ‘Apartman’da, Osmanlı’nın konut kültürünün gelişiminin önemli örnekleri olan Galata’daki apartmanları inceliyor.

Beyoğlu’nun kozmopolit nüfusunun 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren artmasıyla ortaya çıkan konut ihtiyacını karşılamak amacıyla, Osmanlı ve yabancı usta ve mimarlar, yeni bir konut tipinin gelişmesini sağlayacaktı.

İşte Öncel’in elimizdeki çalışmasını nitelikli kılan hususlardan biri, ilk örnekleri Galata’da kısa sürede inşa edilen, ancak daha sonra İstanbul’un diğer mahallelerine de yayılan bir konut tipinin ilk örneklerini incelemesidir diyebiliriz.

Öncel, altı bölümden oluşan kitabında,

  • Tanzimat döneminde kent mekânlarında yaşanan dönüşümü,
  • Apartmanlardan önceki ahşap, taş, tuğla kârgir konutları ve apartmanların ortaya çıkışını hazırlayan koşulları,
  • Apartmanların mimari biçimlenmesini,
  • On dokuzuncu yüzyıl sonlarında Pera’daki sosyal hayatı ve yaşam biçimlerini,
  • Apartman konutlarında kolektif yaşamı,
  • Apartman dairelerinin iç mekân düzeni ve plan tiplerini,
  • Ve daha çok pek ilgi çekici konuyu ele alıyor.

Künye: Ayşe Derin Öncel – Apartman, Kitap Yayınevi, mimari, 421 sayfa

Philip Spencer ve Howard Wollman – Milliyetçilik (2020)

Birçok Batılı araştırmacı, 1990’ların başlarında eski Yugoslavya’da meydana gelen ve ani bir milliyetçilik patlaması olarak değerlendirilen olayların korkunç sonuçlarıyla yüz yüze geldikten sonra milliyetçilik hakkında etraflıca düşünmeye başladı.

Nasıl olmuştu da aynı kentlerde, kasabalarda, köylerde yan yana yaşayan birtakım insanlar “etnik temizlik” denen vahşi sürece dahil olup komşularını evlerinden atmış, öldürmüş, onlara tecavüz etmişti?

Yugoslavya’da sergilenen vahşet, Yahudi Soykırımının gölgesinde büyümüş olanlar için hem korkunç bir çaresizlik hissi uyandırmış hem de insanları bu şekilde davranmaya yönelten inançlara dair eleştirel düşünceler üretme konusunda ısrarcı bir ihtiyaç doğurmuştu.

Burada yanıtlanması gereken temel sorular şudur:

Bu durumlarda millet ve milli kimlik adına talep edilen şey tam olarak nedir?

Nedir bu kadar önemli olan?

Milliyetçiler böylesine etkili ve yıkıcı güçlerin seferber edilmesinde nasıl bir rol oynar?

İşte milliyetçilik hakkında yürütülen altı yıllık bir araştırmaya dayanan Philip Spencer ve Howard Wollman imzalı bu kitap, milliyetçiliğe eleştirel bir perspektiften bakarak bu sorulara yanıt vermesiyle dikkat çekiyor.

Kitap ilk olarak, milliyetçilik hakkında üretilmiş düşüncelerin on dokuzuncu yüzyıldaki köklerine iniyor.

Kitabın devamında ise, milli kimlik ve milliyetçilik arasındaki ilişkinin nasıl inşa edildiği, milli kimliklerin milliyetçi hayaller temelinde nasıl oluşturulup şekillendirildiği, milliyetçiliğin nereden doğup hangi yollardan geçtiği ve en önemlisi de, milliyetçiliğin modern ulus devletlerin kurulmasını nasıl sağladığı gibi konular tartışılıyor.

Yazarlar ayrıca, bugünün politik ikliminde milliyetçiliğin günümüzde neden tekrar canlanıp etki alanını genişlettiğini de irdeliyor ve ayrıca, milliyetçiliğin geleceğinin nasıl şekilleneceği konusunda da kimi öngörülerde bulunuyor.

  • Künye: Philip Spencer ve Howard Wollman – Milliyetçilik, çeviren: Kübra Kelebekoğlu, Yeni İnsan Yayınevi, inceleme, 400 sayfa, 2020