Nuri Ödemiş – Kasabanın Devrimi (2025)

‘Kasabanın Devrimi’, 1975-1980 döneminde Karadeniz’de yükselen devrimci mücadelenin izini Bulancak üzerinden sürüyor. Nuri Ödemiş, özellikle THKP-C (Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi) ve onun gençlik yapılanması olan DEV-GENÇ’in (Devrimci Gençlik Federasyonu) bölgedeki etkisini ele alıyor. 1970’lerin ikinci yarısında bu örgütlerin mirasını sahiplenen Kurtuluş Hareketi, Karadeniz kıyısında özellikle Bulancak’ta güçlü bir kitle tabanı oluşturuyor. Aynı dönemde Devrimci Yol, bölgede diğer baskın aktör olarak sahneye çıkıyor. İki yapı arasında zaman zaman ortaya çıkan ideolojik ve örgütsel gerilimler, büyük şehirlere kıyasla daha yumuşak bir tonda yaşanıyor.

Kitap, Fatsa Yerel Yönetimi örneğiyle aynı dönemde yaşanan demokratik deneyimi hatırlatıyor ancak esas odak Bulancak oluyor. Bulancak’taki devrimci örgütlenme, merkezden gelen direktiflerden ziyade yerel inisiyatiflerle şekilleniyor. Bu özgünlük, Kurtuluş Hareketinin sınırlı yönlendirmesine rağmen ilçede kitleselleşmenin nasıl sağlandığını gösteriyor. Yerel halkla kurulan güçlü bağlar, devrimcilerin toplumsal karşılık bulmasını kolaylaştırıyor.

Ancak bu başarı, kendi sınırlarıyla da yüzleşiyor. Bulancak’taki hareket, Fatsa’daki gibi yerel yönetime dönüşemiyor. Kitap, bu farkın nedenlerini sorguluyor ve yerel başarıların kalıcı örgütsel yapılara dönüşememesinin sebeplerini analiz ediyor. Demokrasi pratiğinde yaşanan eksikler, halkla kurulan ilişkinin uzun vadeli kurumsallaşamamasıyla birleşiyor.

‘Kasabanın Devrimi’, Karadeniz’de THKP-C çizgisinin evrildiği mücadele biçimlerini, yerel pratikler üzerinden değerlendiriyor. Özellikle Kurtuluş ve Devrimci Yol arasında şekillenen mücadeleyi, devlet baskısı ve bölgesel dinamiklerle birlikte ele alıyor. Kitap, dönemin siyasal-toplumsal atmosferine dair hem tanıklık hem de çözümleme sunuyor.

  • Künye: Nuri Ödemiş – Kasabanın Devrimi: 1970’li Yıllarda Bulancak, Nota Bene Yayınları, tarih, 192 sayfa, 2025

Fernand Braudel – İtalyan Modeli (2025)

Fernand Braudel’in bu kitabı, İtalya’nın tarihsel, kültürel ve ekonomik etkilerini merkeze alarak Avrupa uygarlığı içindeki konumunu yeniden düşünmeye davet ediyor. Braudel, İtalya’yı yalnızca bir ülke değil, dönemsel olarak diğer Avrupa toplumlarına model olmuş bir “medeniyet biçimi” olarak değerlendiriyor. Bu yaklaşım, İtalya’nın Rönesans dönemindeki liderliğinden başlayarak farklı dönemlerde Batı Avrupa’nın geri kalanını nasıl etkilediğini anlamayı mümkün kılıyor.

‘İtalyan Modeli’ (‘Le Modèle italien’), İtalya’nın tarih sahnesindeki rolünü üç temel zaman diliminde ele alıyor: Roma İmparatorluğu’nun mirası, Orta Çağ’daki şehir devletlerinin yükselişi ve nihayetinde Rönesans’la zirveye ulaşan kültürel önderliği. Braudel, bu dönemlerde İtalyan şehirlerinin –özellikle Floransa, Venedik ve Milano’nun– siyasal örgütlenme, ekonomi, ticaret, sanat ve mimarlık alanında Avrupa’ya yol gösterdiğini savunuyor. İtalya, hem mal hem de düşünce akışının merkezinde durarak “model” kimliğini pekiştiriyor.

Ancak bu “model ülke” olma hali süreklilik göstermiyor. Braudel, İtalya’nın sonraki yüzyıllarda bu öncü rolünü nasıl yitirdiğini, siyasi bölünmüşlüğün ve ekonomik gerilemenin bu dönüşümde nasıl etkili olduğunu anlatıyor. İtalya artık diğer Avrupa ülkelerinden öğrenen, dış etkileri içselleştiren bir topluma dönüşüyor. Bu dönüşüm, bir uygarlık modeli olarak İtalya’nın hem tarihteki anlamını hem de güncel yerini sorgulamaya açıyor.

Braudel, klasik tarih anlatılarını aşarak coğrafya, ekonomi, siyaset ve kültürün iç içe geçtiği uzun vadeli tarihsel ritimleri ön plana çıkarıyor. Bu bakışla İtalyan Modeli, Avrupa tarihine eleştirel ve katmanlı bir perspektiften yaklaşmayı öneriyor. Kitap, hem İtalya’nın tarihsel özgüllüğünü hem de bu özgüllüğün evrensel etkilerini anlamak isteyen okurlar için çok değerli bir kaynak.

  • Künye: Fernand Braudel – İtalyan Modeli, çeviren: Levent Başaran, Alfa Yayınları, tarih, 256 sayfa, 2025

Hekataĩos – Yeryüzünün Tasviri: Avrupa (2025)

Hekataĩos’un bu ünlü eserinin Avrupa bölümü, Antik Yunan coğrafya geleneğinin en erken ve en önemli örneklerinden biri. Bu bölümde Hekataios, Avrupa’nın özellikle kıyı şeritleri ve bilinen iç bölgeleri hakkında gözleme ve seyahat anlatılarına dayalı bilgiler sunuyor. Metnin yalnızca parçaları günümüze ulaştığı için özet, bu fragmanlara ve antik kaynakların aktardıklarına dayanıyor.

‘Yeryüzünün Tasviri’nin (‘Περίοδος γῆς’) Avrupa bölümü, Ege kıyılarından başlayarak batıya ve kuzeye doğru uzanıyor. Trakya, İllirya, İtalya, İber Yarımadası ve Galya gibi bölgeler hakkında etnik, coğrafi ve kültürel notlar içeriyor. Hekataĩos bu halkları adlarıyla anıyor; yaşadıkları bölgelere, şehirlerine ve tanınan ırmaklara dair kısa bilgiler veriyor. Örneğin, Traklar çok sayıda kabileye ayrılmış, savaşçı bir halk olarak tanıtılırken, Keltler henüz fazla tanınmamakta, daha çok “dünyanın sonundaki halklar” arasında sayılmaktadır.

İtalya bölümünde, özellikle Güney İtalya’daki Yunan kolonilerine odaklanılıyor. Tarentum, Cumae, Napoli gibi şehirler hem coğrafi hem kültürel açıdan kısaca tanıtılıyor. Roma henüz küçük bir yerleşim yeri olarak geçiyor. Hekataĩos, deniz ticareti açısından önemli limanlara ve yollar üzerindeki geçitlere vurgu yapıyor.

Avrupa’nın iç kesimlerine dair bilgiler oldukça sınırlıdır; çünkü Yunanların bilgi alanı daha çok kıyı şeritleriyle sınırlıdır. Yine de Tuna Nehri ve çevresindeki halklardan kısaca bahsedilir. Skythler, kuzeydeki göçebe halklar olarak tanımlanır; yaşam biçimleri ve alışkanlıklarına dair kısa gözlemler bulunur.

Genel olarak Hekataĩos’un Avrupa tasviri, mitolojik açıklamaları reddeden ve gözleme dayalı, haritaya eşlik eden bir betimleme çabasıdır. Avrupa, hem bilinmezliği hem de çeşitliliğiyle antik Yunan düşüncesinde uzak ve gizemli bir kıta olarak sunulur. Bu bölüm, sonraki coğrafya yazarlarına öncülük eden önemli bir kaynak niteliğinde.

  • Künye: Hekataĩos – Yeryüzünün Tasviri: Avrupa, çeviren: Sehriye Şahin, Kabalcı Yayınları, tarih, 192 sayfa, 2025

Hanns J. Prem – Aztekler (2025)

Hanns J. Prem’in bu eseri, Aztek uygarlığını tarihsel, kültürel ve dinsel boyutlarıyla bütünlüklü biçimde inceleyen akademik bir çalışma. ‘Aztekler: Bir Mezoamerika Uygarlığı’ (‘Die Azteken: Geschichte, Kultur, Religion’), yalnızca Azteklerin yükselişi ve çöküşünü değil, aynı zamanda onların dünyayı nasıl algıladıklarını, toplumsal yapılarının nasıl işlediğini ve tanrılarla ilişkilerini nasıl kurduklarını da ortaya koyuyor.

Prem, kitabına Azteklerin kökenleriyle başlıyor. Nahua halklarının Orta Meksika’ya göçleri, Tenochca adıyla tanınan Azteklerin 14. yüzyılda Tenochtitlán kentini kurmaları ve burada merkezi bir güç haline gelmeleri ayrıntılarıyla anlatılıyor. İttifaklar, savaşlar ve haraç sistemine dayalı bir imparatorluk inşa eden Aztekler, askeri gücün yanı sıra dini ideolojilerini de yayarak hâkimiyet kurmuşlardır. Özellikle Güneş Tanrısı Huitzilopochtli adına yapılan insan kurbanları, bu ideolojinin en çarpıcı örneklerinden biridir.

Kitapta Aztek toplumunun çok katmanlı yapısına da değiniliyor. Soylular, rahipler, tüccarlar, zanaatkârlar ve köylüler arasında net bir iş bölümü vardır. Eğitim sistemleri, tapınak mimarisi, takvimleri ve yazı sistemleri gibi alanlardaki gelişmişlikleri, Azteklerin karmaşık ve organize bir uygarlık olduğunu gösteriyor. Prem, özellikle dini törenlerin toplumsal düzenin sürdürülebilirliği için ne denli merkezi bir rol oynadığını vurguluyor.

Son bölümde ise İspanyol fatih Hernán Cortés’in gelişiyle başlayan yıkım süreci ele alınıyor. Azteklerin direnişi, yerli müttefiklerin rolü ve salgın hastalıkların etkisiyle imparatorluk çöker. Ancak Prem, bu çöküşün ardından Aztek mirasının tamamen yok olmadığını, halk belleğinde ve kültürel pratiklerde yaşamaya devam ettiğini gösteriyor.

Bu kapsamlı eser, yalnızca bir uygarlığın tarihini anlatmaz; aynı zamanda güç, inanç ve kültür arasındaki derin bağları anlamamıza olanak tanıyor.

  • Künye: Hanns J. Prem – Aztekler: Bir Mezoamerika Uygarlığı, çeviren: Sevgi Tuncay, Runik Kitap, tarih, 138 sayfa, 2025

Wolfgang Kemp – Fotoğrafın Tarihi (2025)

Wolfgang Kemp’in bu kitabı, fotoğrafın teknik bir buluş olmaktan çıkıp modern sanatın, belgelemenin ve görsel kültürün temel yapı taşlarından biri hâline gelme sürecini tarihsel bir çizgide anlatıyor. ‘Fotoğrafın Tarihi: Daguerre’den Gursky’ye’ (‘Geschichte der Fotografie: Von Daguerre bis Gursky’), 19. yüzyıl başlarında Louis Daguerre’in dagereotipiyle başlayan serüveni, 20. yüzyılın sonlarında Andreas Gursky’nin dijital manipülasyonla geniş ölçekli çalışmalara imza attığı dönemlere kadar izliyor.

Kemp, tarihsel anlatısını sadece kronolojik değil, aynı zamanda tematik bir yaklaşımla kuruyor. Fotoğrafın icadı, başlangıçta bilimsel bir araç ve belgeleme yöntemi olarak görülürken; kısa sürede sanatçılar, gazeteciler, politik aktörler ve toplumun çeşitli kesimleri için vazgeçilmez bir anlatı biçimi hâline gelir. Fotoğrafın hakikatle ilişkisi, belge niteliği, estetik işlevi ve ideolojik araç olarak kullanımı, kitabın temel tartışma eksenlerini oluşturuyor.

Yazar, Julia Margaret Cameron’un duygu yüklü portrelerinden, August Sander’in toplumsal tipolojilerine; Man Ray’in sürrealist deneylerinden, Robert Capa’nın savaş karelerine; Cindy Sherman’ın kimlik oyunlarından, Andreas Gursky’nin devasa dijital kompozisyonlarına uzanan geniş bir fotoğrafçı yelpazesi sunuyor. Her bir sanatçının teknik ve estetik tercihleri, dönemin kültürel bağlamıyla birlikte değerlendiriliyor.

Kemp’in kitabı, aynı zamanda fotoğraf kuramına dair temel tartışmalara da yer veriyor. Walter Benjamin’in “mekanik yeniden üretim” düşüncesinden Roland Barthes’ın “punctum ve studium” kavramlarına kadar birçok kuramsal yaklaşım, görsel örneklerle birlikte işleniyor. Bu sayede kitap, yalnızca görsel bir tarih anlatısı değil, aynı zamanda görme biçimlerimize dair eleştirel bir rehber sunuyor.

‘Fotoğrafın Tarihi’, hem görsel hafızayı şekillendiren ustaları hem de teknolojik ve sosyo-politik dönüşümleri takip ederek, fotoğrafın geçmişten bugüne taşıdığı estetik, etik ve ideolojik yükleri derinlemesine inceliyor. Görsel kültürle ilgilenen herkes için kapsamlı ve düşündürücü bir başvuru kaynağı.

  • Künye: Wolfgang Kemp – Fotoğrafın Tarihi: Daguerre’den Gursky’ye, çeviren: Ahmet Can Akyol, Runik Kitap, fotoğraf, 126 sayfa, 2025

Paul Kennedy – Denizde Zafer (2025)

Paul Kennedy’nin bu çalışması, 2. Dünya Savaşı’nın deniz gücü ekseninde nasıl şekillendiğini ve savaş sonrası küresel düzeni nasıl etkilediğini kapsamlı biçimde anlatıyor. ‘Denizde Zafer: 2. Dünya Savaşında Deniz Gücü ve Küresel Düzenin Dönüşümü’ (‘Victory at Sea: Naval Power and the Transformation of the Global Order in World War II’), tarihsel olayları sadece askeri başarı ya da yenilgilerle sınırlı görmeyip, denizcilik teknolojilerindeki dönüşümler, stratejik düşüncedeki kırılmalar ve küresel güç dengelerindeki kaymalar üzerinden yorumluyor. Bu yönüyle kitap, savaşın yalnızca karada değil, açık denizlerde de kazanıldığını vurgulayan bir analiz.

Kennedy, savaş öncesinde İngiliz İmparatorluğu’nun deniz üzerindeki hâkimiyetine dikkat çekerken, bu üstünlüğün savaşla birlikte nasıl zayıfladığını ve yerini ABD’nin yükselen deniz gücüne bıraktığını gösteriyor. Pasifik’te Japonya’ya karşı verilen mücadele, Atlantik’teki U-bot tehditleri, uçak gemilerinin devreye girmesi ve radar gibi yeni teknolojilerin kullanılması, deniz savaşlarının seyrini dramatik biçimde değiştirdi. Kennedy, bu teknolojik ve taktik dönüşümün siyasi sonuçlarına da odaklanarak, deniz üstünlüğünün yalnızca savaşı değil, barışı da şekillendirdiğini savunuyor.

Kitapta, Almanya ve Japonya gibi kara gücüne dayalı askeri stratejilerin, deniz ticareti ve ulaşımı kontrol eden devletlere karşı neden başarısız kaldığı ayrıntılı biçimde analiz ediliyor. ABD’nin okyanuslar arası projeksiyon gücü kazanması, savaş sonrası küresel düzenin merkezine yerleşmesinde belirleyici oldu. Böylece kitap, deniz gücünün sadece savaşın değil, yeni bir dünya düzeninin mimarı olduğunu ileri sürüyor.

Kennedy’nin zengin arşiv bilgisi ve stratejik tarih yorumlarıyla yazdığı bu eser, yalnızca bir askeri tarih kitabı değil, aynı zamanda dünya siyasetini denizden okuyan güçlü bir analizdir. Hem savaşın gidişatını hem de 20. yüzyılın küresel güç haritasını anlamak isteyenler için vazgeçilmez bir kaynak.

  • Künye: Paul Kennedy – Denizde Zafer: 2. Dünya Savaşında Deniz Gücü ve Küresel Düzenin Dönüşümü, çeviren: İrem Kutluk, Alfa Yayınları, tarih, 466 sayfa, 2025

Michael Sommer – Antik Çağ’da Ekonomi (2025)

Michael Sommer’in bu eseri, Antik Akdeniz dünyasının ekonomik yaşamını tarihsel, toplumsal ve coğrafi bağlamlarıyla birlikte ele alarak kapsamlı bir perspektif sunuyor. ‘Antik Çağ’da Ekonomi’ (‘Wirtschaftsgeschichte der Antike’), Antik Yunan’dan Roma İmparatorluğu’na kadar uzanan geniş bir zaman aralığında, ekonominin nasıl işlediğini, kimlerin üretici ve tüketici olduğunu, hangi yapıların ekonomik faaliyetleri belirlediğini sorguluyor. Bu eser, modern ekonomi anlayışını doğrudan uygulamak yerine, antik dünyaya özgü ekonomik mantığı anlamayı amaçlıyor.

Yazar, öncelikle Antik Çağ’da ekonominin modern anlamdaki piyasa odaklı bir sistemden ziyade, büyük ölçüde yerel, kendine yeterli ve statü temelli olduğunu vurguluyor. Tarım, ekonominin temelini oluşturur; toprak sahibi aristokratlar, köle emeğiyle üretim yapar. Para kullanımı, vergilendirme, ticaret ağları ve emeğin organizasyonu gibi unsurlar antik şehirlerin büyümesiyle birlikte çeşitlenir, ancak bu süreçler genellikle siyasi ve toplumsal hiyerarşilerin gölgesinde gelişir.

Sommer ayrıca, antik dünyadaki ticaretin sınırlı ama etkili olduğunu, özellikle liman kentlerinde ve kolonilerde dışa açık ekonomik yapıların oluştuğunu belirtiyor. Roma İmparatorluğu döneminde bu yapılar daha kurumsallaşmış, taşımacılık ve vergi sistemleri sayesinde geniş bir ekonomik ağ inşa edilmiştir. Ancak bu ağlar, üretimden çok kaynak aktarımı ve yeniden dağıtım temelli bir ekonomi yaratmıştır.

Kitap, ekonomik davranışların sadece maddi değil, aynı zamanda kültürel ve politik etkenlerle şekillendiğini göstererek antik ekonomi tarihine bütüncül bir yaklaşım sunuyor. Sommer’in çalışması, geçmişin ekonomi anlayışını modern kategorilerle değil, kendi zamanının dinamikleriyle anlamaya yönelen tarihsel bir duyarlılıkla kaleme alınmış. Bu yönüyle eser, Antik Çağ’ın ekonomik dokusunu sade ama derinlemesine bir şekilde aktaran önemli bir başvuru kaynağıdır.

  • Künye: Michael Sommer – Antik Çağ’da Ekonomi, çeviren: Tuna Akçay, Runik Kitap, tarih, 124 sayfa, 2025

Robert Olson – Kürt Milliyetçiliğinin Ortaya Çıkışı ve Şeyh Said İsyanı (2025)

Robert Olson’un bu çalışması, Kürt ulusal bilincinin Osmanlı’nın son döneminden erken Cumhuriyet yıllarına uzanan süreçte nasıl şekillendiğini ve 1925 Şeyh Said İsyanı ile nasıl görünür hâle geldiğini ele alıyor. ‘Kürt Milliyetçiliğinin Ortaya Çıkışı ve Şeyh Said İsyanı (1880-1925)’ (‘The Emergence of Kurdish Nationalism and the Sheikh Said Rebellion, 1880–1925’), bu dönemi yalnızca bir ayaklanmanın tarihi olarak değil, aynı zamanda Kürt milliyetçiliğinin oluşum süreci ve modern devletle olan çelişkileri bağlamında inceliyor. Kitap, etnik kimliğin siyasallaşmasını anlamak için dönemin yerel ve uluslararası dinamiklerini birlikte değerlendiriyor.

Olson’a göre Kürt milliyetçiliği, 1880’lerden itibaren Osmanlı merkeziyetçiliğine karşı gelişen tepkilerle filizlenmeye başladı. İmparatorluğun çöküş süreciyle birlikte Kürt aşiretleri, dini liderlik yapıları ve yerel otoriteler, yeni kimlik arayışları içine girdi. Özellikle Hamidiye Alayları, Kürt kimliğini silikleştirmek yerine yerel gücü merkezileştiren ancak Kürtler arasında farklı aidiyetlerin fark edilmesine neden olan yapılar oldu. Bu yapı, daha sonra Kürt ulusal hareketine zemin hazırladı.

Kitapta, 1925 Şeyh Said İsyanı, sadece bir dinî başkaldırı olarak değil, aynı zamanda modernleşme süreciyle gelen sekülerleşmeye, merkezi otoriteye ve Kürt kimliğinin bastırılmasına karşı birleşen çok katmanlı bir tepki olarak analiz ediliyor. Olson, bu isyanı sadece Türkiye içindeki bir gelişme olarak değil, aynı zamanda İngiltere başta olmak üzere dış güçlerin bölgedeki çıkarlarıyla bağlantılı olarak da değerlendiriyor. Bu çerçevede Şeyh Said İsyanı, Kürt milliyetçiliğinin ilk kitlesel tezahürü olmasının yanı sıra, modern Türkiye’nin ulus inşa sürecine karşı gelişen en ciddi kırılmalardan biridir.

Kitap, sadece Kürt tarihiyle değil, aynı zamanda Türkiye’nin devletleşme, merkezileşme ve azınlık politikalarıyla ilgilenen herkes için temel kaynak niteliğinde bir çalışma.

  • Künye: Robert Olson – Kürt Milliyetçiliğinin Ortaya Çıkışı ve Şeyh Said İsyanı (1880-1925), çeviren: İbrahim Bingöl, Avesta Yayınları, tarih, 288 sayfa, 2025

Ali Akyıldız – Para Pul Oldu (2025)

Osmanlı İmparatorluğu’nun modernleşme süreci, yalnızca kurumların dönüşümüyle değil, ekonomik araçların değişimiyle de şekillendi. Bu dönüşümün en dikkat çekici unsurlarından biri ise kâğıt paranın – yani kaimenin – devlet ve toplum hayatına girişi oldu. Artan savaş giderleri, büyüyen bütçe açıkları ve siyasi krizlerle baş edebilmek için Osmanlı yönetimi, yeni bir finansal çözüm arayışına yöneldi. Böylece kâğıt para, bir geçici önlemden çok, modern mali sistemin habercisi haline geldi.

İlk kaimeler yüksek faizle basılsa da zamanla bu faiz oranı düştü, ardından karşılıksız kaimeler piyasaya sürüldü ve para hızla değer kaybetti. Halkın gözünde para hâlâ “şıkırtılı” metalden ibaretken, devlet “kaime altın gibidir” iddiasını ne kadar tekrarlasa da güven krizi kaçınılmazdı. Bu da kâğıt paranın ekonomik olduğu kadar toplumsal bir meseleye dönüştüğünü gösterdi. Kâğıt para, yalnızca kasaları değil, kamuoyunu da etkilemeye başladı.

Prof. Dr. Ali Akyıldız’ın ‘Para Pul Oldu’ adlı eseri, bu karmaşık tarihî süreci kapsamlı bir arşiv çalışmasına dayanarak inceliyor. Kâğıt paranın Osmanlı’daki serüveni üzerinden maliye politikaları, kriz yönetimi, toplumsal tepkiler ve devletin meşruiyet sorunları gibi çok yönlü dinamikler analiz ediliyor. Tanzimat’tan Birinci Dünya Savaşı’na kadar birçok dönüm noktası, paranın dönüşümü ekseninde yeniden anlamlandırılıyor.

Kitap, seri numarasız kaimelerle yürütülen gizli para politikalarından Galata bankerlerinin etkisine, Avrupa sermayesinin müdahalelerine ve kalpazanlığa kadar geniş bir yelpazede Osmanlı’nın finansal evrimini gözler önüne seriyor. Zengin görseller ve özgün belgelerle desteklenen bu eser, yalnızca tarihçilere değil, ekonomik ve toplumsal dönüşümleri merak eden herkese hitap ediyor.

  • Künye: Ali Akyıldız – Para Pul Oldu: Osmanlı’da Kâğıt Para, Maliye ve Toplum, Vakıfbank Kültür Yayınları, tarih, 352 sayfa, 2025

Robert C. Allen – Küresel Ekonomi Tarihi (2025)

Robert C. Allen bu eserinde, küresel ekonomik tarihin büyük hatlarını açıklayarak insanlık tarihinin zenginleşme sürecini anlatıyor. ‘Küresel Ekonomi Tarihi’ (‘Global Economic History’), neden bazı toplumlar zenginleşirken diğerlerinin yoksullukta kaldığını tarihsel verilerle analiz ediyor. Allen, ekonomik büyümeyi sadece teknolojik gelişmeyle değil, aynı zamanda sosyal, politik ve coğrafi etkenlerle birlikte değerlendiriyor.

Kitap, tarım devrimiyle başlayan ekonomik değişimi, sanayi devrimiyle kırılma noktasına taşıyor. Allen, sanayi devriminin neden ilk olarak İngiltere’de gerçekleştiğini, iş gücü maliyetleri, enerji kaynaklarına erişim ve kurumsal yapılar bağlamında açıklıyor. Bu süreçte Avrupa’nın yükselişi ile Asya’nın göreli gerilemesi arasında karşılaştırmalı bir analiz sunarak, klasik Batı-merkezci tarih anlatısını sorguluyor.

Allen, Çin, Hindistan ve Osmanlı İmparatorluğu gibi büyük medeniyetlerin neden Avrupa’yla aynı ekonomik sıçramayı yapamadığını da tarihsel bağlam içinde değerlendiriyor. Kitap, aynı zamanda kolonyalizmin ekonomik etkilerine ve küresel eşitsizliklerin kökenine de ışık tutuyor. Bu eşitsizliklerin günümüze kadar nasıl taşındığını göstererek, ekonomik tarih ile güncel küresel adaletsizlikler arasındaki bağı kuruyor.

‘Küresel Ekonomi Tarihi’, yalnızca büyüme rakamlarıyla ilgilenmeyen, aynı zamanda emeğin, sermayenin ve kaynakların nasıl dönüştüğünü anlatan bir çalışma. Allen’ın yaklaşımı, ekonomik tarihi sadece Batı’nın başarısı üzerinden okumayı reddediyor; bunun yerine farklı toplumların izledikleri yolları ve karşılaştıkları sınırları ele alan daha kapsayıcı bir bakış sunuyor.

  • Künye: Robert C. Allen – Küresel Ekonomi Tarihi, çeviren: Hande Koçak, İş Kültür Yayınları, ekonomi, 192 sayfa, 2025