Bedross Der Matossian – Adana Katliamları (2025)

Bedross Der Matossian, bu çarpıcı çalışmasında 1909 Adana Katliamları’nı tarihsel bağlamı içinde ele alarak, erken 20. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’nda devrim, etnik gerilim ve şiddetin nasıl iç içe geçtiğini gözler önüne seriyor. ‘Adana Katliamları: 20. Yüzyıl Başında Devrim ve Şiddet’ (‘The Horrors of Adana: Revolution and Violence in the Early Twentieth Century’), sadece bir trajedinin anatomisi değil, aynı zamanda çok uluslu bir imparatorlukta modernleşme sürecinin doğurduğu kırılmaların bir analizi.

İkinci Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte Osmanlı topraklarında özgürlük ve eşitlik umutları yeşermişti. Ancak bu devrimci ortam, aynı zamanda eski korkuların, kimlik çatışmalarının ve yerel düzeydeki dengesizliklerin de su yüzüne çıkmasına neden oldu. Adana’da yaşanan olaylar, yalnızca Ermenilere yönelik bir pogrom değil; devletin otorite krizinin, merkeziyle taşra arasındaki kopukluğun ve siyasallaşan toplumsal ayrışmaların bir dışavurumudur.

Matossian, farklı kaynakları karşılaştırarak hem Ermeni hem de Müslüman toplulukların algılarını ve tepkilerini inceliyor. Katliamların spontane değil, belirli bir tarihsel bağlamda örgütlü ve sistematik bir şiddet biçimi olduğunu savunuyor. Aynı zamanda olayların yalnızca etnik bir nefretle değil, ekonomik rekabet, siyasal güç boşlukları ve yerel aktörlerin çıkar hesaplarıyla da şekillendiğini ortaya koyuyor.

Bu eser, yalnızca Adana trajedisine değil, genel olarak imparatorluk sonrası toplumların karşılaştığı kimlik krizlerine ve şiddet dinamiklerine ışık tutuyor. ‘Adana Katliamları’, geçmişin gölgelerinde kaybolan değil, bugün hâlâ yankı bulan sorular sormaya cesaret eden tarihsel bir yüzleşme metni.

Künye: Bedross Der Matossian – Adana Katliamları: 20. Yüzyıl Başında Devrim ve Şiddet, çeviren: Renan Akman, İletişim Yayınları, tarih, 372 sayfa, 2025

Kolektif – Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi II: 1600-1914 (2025)

Suraiya Faroqhi, Bruce McGowan, Donald Quataert ve Şevket Pamuk’un birlikte kaleme aldığı bu kapsamlı eser, Osmanlı İmparatorluğu’nun 1600’lü yıllardan 1914’e kadar uzanan yaklaşık üç yüz yıllık dönemine odaklanarak, ekonomik ve toplumsal yapılarındaki dönüşümleri ayrıntılı biçimde inceliyor. ‘Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi II: 1600-1914’ (‘An Economic and Social History of the Ottoman Empire – II’), merkezi devletin değişen yapısı ile yerel topluluklar arasındaki karmaşık ilişkileri çözümlemeye çalışırken, bölgesel çeşitliliğe de dikkat çekiyor. Osmanlı toplumunun çok etnili ve çok dinli yapısı, bu analizlerin temelini oluşturuyor.

Kitapta, taşra ekonomilerinden büyük şehirlerin ticaret hayatına; esnaf loncalarından toprak sistemlerine kadar birçok başlık detaylı olarak ele alınıyor. 17. ve 18. yüzyıllarda görülen ekonomik daralma ve iç isyanlar, merkezi otoritenin kırılganlığıyla birlikte değerlendirilirken; 19. yüzyılda Tanzimat reformlarının getirdiği yapısal değişimlerin toplum üzerindeki etkileri tartışılıyor. Bu reformlar, vergi sisteminden mülkiyet yapısına kadar pek çok alanda dönüşüm yaratır.

Donald Quataert ve Şevket Pamuk’un katkılarıyla sanayileşme girişimleri, dış borçlanma ve küresel ticaretin Osmanlı üzerindeki etkileri inceleniyor. Bu bağlamda Avrupa ile ekonomik ilişkilerin artması, dışa bağımlılığı da beraberinde getirir. Eserde, ekonomik yapıların yalnızca üretim ve ticareti değil, aynı zamanda sosyal sınıfların oluşumunu ve toplumsal hareketliliği nasıl etkilediği de analiz ediliyor.

Bu kitap, Osmanlı İmparatorluğu’nun son üç yüzyılını anlamak isteyenler için disiplinlerarası bir çerçeve sunar ve imparatorluğun karmaşık sosyal dokusuna derinlemesine bir bakış sağlar.

  • Künye: Suraiya Faroqhi, Bruce Mcgowan, Donald Quataert, Şevket Pamuk – Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi II: 1600-1914, editör: Halil İnalcık, Donald Quataert, çeviren: Ayşe Berktay, İsmail Ferhat Çekem, Hande Koçak, İş Kültür Yayınları, tarih, 608 sayfa, 2025

Zeki Tez – Lezzetin Tarihi (2025)

 

Zeki Tez, sofralarımızdaki sıradan görünen yiyecek ve içeceklerin ardındaki olağanüstü yolculuğa ışık tutuyor. Patatesten kahveye, makarnadan zeytinyağına uzanan bu serüven, sadece bir damak zevki değil, aynı zamanda insanlığın tarih boyunca kurduğu bağların ve anlamların da izlerini taşıyor. Her lokma, kültürel bir şifre gibi geçmişin derinliklerinden günümüze ulaşan bir anlatıya dönüşüyor.

Bu yolculukta yalnızca damak tadının değil, kültürlerin, inançların, ritüellerin ve tabuların da izlerine rastlıyoruz. Tereyağını kutsal sayan uygarlıklardan, lahana yemeyen Yezidîlere; aşure ile Nuh Tufanı arasındaki gizemli bağlantı, Vikinglerin “kafatası” diyerek kadeh tokuşturmasına uzanan ilginç bilgiler, şaşırtıcı detaylar ve unutulmuş geleneklerle dolu bir anlatı…

Tez’in kitabı, basit sorularla büyük cevapların peşine düşüyor:

  • İlk yemek nasıl pişirildi?
  • Yoğurt neden sağlığın ve uzun ömrün sembolüydü?
  • Halil İbrahim sofrası neyi temsil eder?
  • Kahveyi ilk kim içti?
  • Patatesin “uğursuz” sayılmasının ardında ne vardı?
  • Ve tütün içmenin casuslukla ilişkilendirildiği o ilginç ülke hangisiydi?

Bu eser, yalnızca tarih meraklılarına değil, gündelik yaşantının arka planını anlamak isteyen herkese sesleniyor. Yemek aracılığıyla insanlık tarihinin izlerini sürmek, hem bilgiyle hem de şaşkınlıkla dolu bir deneyim sunuyor. Her lokmanın ardındaki hikâyeye kulak vermek isteyenler için bu kitap, keşfe değer bir lezzet arşivi.

  • Künye: Zeki Tez – Lezzetin Tarihi, Doruk Yayınları, yemek, 470 sayfa, 2025

Lyn Webster Wilde – Ay Kadınları Amazonlar (2025)

Lyn Webster Wilde’ın bu eseri, efsanevi Amazon kadın savaşçılarının izini tarih, mitoloji ve arkeoloji aracılığıyla sürüyor. ‘Ay Kadınları Amazonlar: Mitolojide ve Tarihte Kadın Savaşçılar’ (‘A Brief History of Amazons’), Antik Yunan kaynaklarında rastladığımız Amazon figürünün yalnızca bir mit mi, yoksa tarihsel bir gerçekliğe dayanan bir iz mi olduğu sorusunu derinlemesine ele alıyor. Bu kadın savaşçılar, erkek egemen uygarlıkların hayal gücünü hem büyülemiş hem de tehdit etmiş figürler olarak dikkat çekiyor.

Kitap, Amazonların kökenlerine dair çeşitli kültürleri incelerken, Karadeniz’in kuzeyindeki İskitler gibi göçebe halkların kadınlarının savaşçı roller üstlendiğine dair arkeolojik kanıtları sunuyor. Bu bulgular, efsanelerin ardında gerçek bir yaşam biçiminin izlerini taşıyor olabilir mi sorusunu gündeme getiriyor. Wilde, Amazon figürünün yalnızca bir topluluk değil, kadının savaşçı, bağımsız ve özgür temsili olarak da değerlendirilebileceğini vurguluyor.

Mitolojik anlatıların yanı sıra tarihsel belgelerden, mezar kalıntılarından ve sanat eserlerinden faydalanan kitap, Amazonların kültürel etkisinin nasıl şekillendiğini gösteriyor. Ayrıca, bu figürlerin feminist düşünce ve çağdaş toplumsal cinsiyet tartışmalarında neden bu kadar güçlü simgelere dönüştüğünü de irdeliyor. Wilde’ın çalışması, Amazonları tarihin kıyısından alıp düşünsel merkeze yerleştiren kapsamlı bir keşif niteliğinde.

  • Künye: Lyn Webster Wilde – Ay Kadınları Amazonlar: Mitolojide ve Tarihte Kadın Savaşçılar, çeviren: Zeynep Demir, Say Yayınları, tarih, 272 sayfa, 2025

Jean-Paul Roux – Dinlerin Çatışması (2025)

Jean-Paul Roux, bu eserinde İslam ve Hristiyanlık dünyaları arasında yüzyıllar boyunca süren çatışmalı ilişkiyi tarihsel bir bütünlük içinde inceliyor. 622 yılında başlayan bu uzun karşılaşma, yalnızca savaşlardan ibaret değildir; aynı zamanda kültürel, ekonomik ve teolojik rekabetin de bir tarihidir. ‘Dinlerin Çatışması: İslâm’ın Hıristiyanlık ile Uzun Savaşı 622 – 2007’ (‘Un choc de religions: La longue guerre de l’islam et de la chrétienté 622-2007’), bu iki büyük dinin birbiriyle kurduğu karmaşık ilişkinin, Batı-Doğu ayrımının temel taşlarından biri olduğunu gösteriyor.

Roux, Emevîler dönemindeki ilk fetihlerden başlayarak Haçlı Seferleri’ne, Endülüs’ten Osmanlı-Habsburg rekabetine kadar uzanan bir dizi tarihsel dönemeçte İslam ve Hristiyanlık dünyalarının nasıl karşı karşıya geldiğini anlatıyor. Bu karşılaşmalar sadece cephede değil, düşünsel ve sembolik düzeyde de yaşanmıştır. Örneğin, birbirini “öteki” olarak tanımlama biçimleri, hem kimlik inşasında hem de çatışmaların gerekçelendirilmesinde belirleyici rol oynamıştır.

Modern çağla birlikte bu dinî gerilimler yerini farklı formlarda sürdürmeye devam etmiştir. Kolonyalizm, göç, küreselleşme ve terör gibi olgular, eski dinsel düşmanlıkları yeniden canlandırmış ya da başka biçimlerde yeniden üretmiştir. Roux, bu uzun tarihsel süreci değerlendirirken taraf tutmayan, analitik bir yaklaşımla ilerler.

Kitap, okura sadece geçmişte yaşanan çatışmaları değil, günümüz dünyasında dinlerarası ilişkilerin nasıl şekillendiğini anlamak için de sağlam bir çerçeve sunar.

  • Künye: Jean-Paul Roux – Dinlerin Çatışması: İslâm’ın Hıristiyanlık ile Uzun Savaşı 622 – 2007, çeviren: Lale Arslan Özcan, Doğu Batı Yayınları, tarih, 519 sayfa, 2025

Murat Özyüksel – Anadolu ve Bağdat Demiryolları (2025)

Murat Özyüksel’in bu kitabı, Anadolu-Bağdat ile Hicaz demiryollarını birbirinden bağımsız hatlar olarak değil, Osmanlı’nın son dönemindeki siyasi ve dini stratejileri bir araya getiren büyük bir proje olarak ele alıyor. Sultan II. Abdülhamit’in, İstanbul’dan Mekke’ye uzanan bir demiryolu ağı kurma arzusu, yalnızca ulaşımı kolaylaştırmak değil; aynı zamanda ümmetin bütünlüğünü sağlamak ve merkezi otoriteyi pekiştirmek gibi çok yönlü hedefler taşıyordu. Sultan, bu hayalini gerçekleştirmek için Anadolu Demiryolu Şirketi Genel Müdürü Kurt Zander’e, her iki hattı birleştirecek bir bağlantı hattının hızla inşa edilmesi talimatını verir.

Anadolu-Bağdat demiryolu hattı, özellikle Osmanlı-Alman ilişkileri açısından bir dönüm noktasıdır. 1888 yılında Deutsche Bank’ın Anadolu’da demiryolu imtiyazı alması, Almanya’nın Osmanlı topraklarında artan etkisinin somut göstergesidir. Bu gelişme, sadece ekonomik değil; siyasi ve diplomatik ilişkilerde de yeni bir dönemin başlangıcını işaret eder. Demiryolu projeleri, modernleşme arayışındaki Osmanlı için hem teknik ilerleme hem de uluslararası destek aracı haline gelmiştir.

Özyüksel, bu büyük altyapı projelerinin ardındaki siyasi ve ekonomik niyetlerin ötesine geçerek, 1888 öncesinde yapılan hatların ardındaki toplumsal dinamikleri de inceler. Yerel halkın beklentileri, yatırımcıların çıkarları ve devletin merkeziyetçi politikaları arasındaki etkileşim, demiryolunun şekillenmesinde belirleyici olmuştur. Kitap, Osmanlı modernleşmesinin altyapı üzerinden nasıl inşa edildiğini gözler önüne seriyor.

  • Künye: Murat Özyüksel – Anadolu ve Bağdat Demiryolları: Osmanlı İmparatorluğu’nda Nüfuz Mücadelesi, Alfa Yayınları, tarih, 560 sayfa, 2025

Damla Selin Tomru – Göbeklitepe ve Neolitik Gizemleri (2025)

Göbeklitepe… İnsanlık tarihinin başlangıç çizgisini yerinden oynatan gizemli bir yapı. Sıradan bir arkeolojik keşif değil; aksine, binlerce yıl öncesinden gelen bir meydan okuma. Tarımın, yazının ya da şehirlerin değil, inancın medeniyeti başlattığını öne süren bu yer, yerleşik hayata dair ezberleri bozar. Göbeklitepe’de ortaya çıkan her taş, insanlık tarihine yeniden bakmamızı sağlayan birer şifre gibidir.

Damla Selin Tomru bu kadim yapının izini süren bir anlatıcı olarak karşımıza çıkar. Arkeolojik verileri yalnızca bilgi kırıntısı olarak değil, bir sezgi haritasının parçaları gibi ele alır. Kitapta yer alan uzman görüşleri, bilimsel bulgularla spiritüel düşünce arasında köprü kurar. Bu yaklaşım, Göbeklitepe’yi yalnızca geçmişe ait bir yapı değil, bugüne dair derin soruların da kaynağı haline getirir.

Yazar, 12.000 yıl öncesinde temellenmiş bir soruyu ortaya koyar: İnsan hangi duyguyla, hangi ihtiyaçla kutsalı inşa etti? İnanç, korkudan mı doğdu, yoksa birliği arzulayan bir sezgiden mi?

‘Göbeklitepe ve Neolitik Gizemleri’, yalnızca taşlarla örülü bir geçmişe değil, anlamla dokunmuş bir geleceğe de kapı aralıyor. Mezopotamya’nın bereketli topraklarında başlayan bu yolculuk, medeniyetin kökenine olduğu kadar insan ruhunun derinliklerine de uzanıyor. Bir keşiften fazlası: belki de insanlığın kendini yeniden hatırlayış biçimi.

  • Künye: Damla Selin Tomru – Göbeklitepe ve Neolitik Gizemleri, Kanon Kitap, tarih, 164 sayfa, 2025

Edward J. Erickson – Türk Kurtuluş Savaşı (2025)

Edward J. Erickson’ın bu çalışması, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna giden süreçteki askerî gelişmeleri detaylı bir şekilde inceliyor. ‘Türk Kurtuluş Savaşı: Bir Askerî Tarih 1919-1923’ (‘The Turkish War of Independence: A Military History 1919-1923’, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra Türk ordusunun yeniden yapılandırılmasını ve verilen mücadeleleri merkezine alıyor.

Erickson, Kurtuluş Savaşı’nı sadece bir siyasal direniş değil, aynı zamanda disiplinli bir askeri strateji ve lojistik başarı olarak yorumluyor. Türk ordusunun karşılaştığı iç ve dış tehditler, özellikle Yunan, Ermeni ve Fransız kuvvetlerine karşı yürütülen cephe savaşları, detaylı harita ve analizlerle anlatılıyor.

Kitap, Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde şekillenen komuta yapısını, cephe yönetimindeki karar alma süreçlerini ve Anadolu’da halkla kurulan ilişkiyi askeri bakış açısıyla ele alıyor. Ayrıca, Sovyetler Birliği’yle kurulan ilişki, askeri mühimmat temini ve istihbarat faaliyetleri gibi stratejik konular da geniş yer buluyor.

Erickson, savaşın bir “bağımsızlık” mücadelesi olmasının ötesinde, modern bir ulusun temellerinin nasıl disiplinli bir ordu sayesinde atıldığını savunuyor. Kitap, Batı literatüründe bu dönemi askeri yönüyle anlatan az sayıdaki akademik çalışmadan biri olmasıyla da önem taşıyor.

  • Künye: Edward J. Erickson – Türk Kurtuluş Savaşı: Bir Askerî Tarih 1919-1923, çeviren: Selim Çelebi, Alfa Yayınları, tarih, 464 sayfa, 2025

Félix Marie Charles Texier – Küçük Asya (2025)

Félix Marie Charles Texier’in bu çalışması, 19. yüzyılın en kapsamlı Anadolu incelemelerinden biridir. ‘Küçük Asya: Tarihi, Coğrafyası ve Arkeolojisi’ (‘Asie Mineure: Description géographique, historique et archéologique des provinces et des villes de la Chersonnèse d’Asie’), Anadolu yarımadasını coğrafi, tarihi ve arkeolojik yönleriyle detaylı biçimde ele alıyor. Eser, dönemin bilimsel gezilerine dayanan gözlemlerle şekillenmiş.

Kitapta her bölge, hem antik kaynaklara dayandırılarak hem de yazarın sahadaki gözlemleriyle anlatılıyor. Antik çağlardan Bizans dönemine kadar Anadolu şehirlerinin geçirdiği evreler titizlikle belgeleniyor. Yerleşimlerin tarihi işlevleri, mimari kalıntılar ve topografya ilişkisi detaylandırılıyor.

Texier, özellikle antik kentlerin konumlarını, tapınakları, tiyatroları ve sur kalıntılarını çizimlerle destekleyerek sunuyor. Coğrafi özelliklerin yerleşim düzenleri üzerindeki etkisine de dikkat çekiyor. Bu bağlamda kitap, bir arkeoloji rehberi kadar tarihsel bir atlas işlevi de görüyor.

Eser, Anadolu’nun çok katmanlı kültürel mirasını Avrupa bilim dünyasına tanıtmak açısından öncü bir kaynak niteliğinde. Hem bilimsel hem de estetik bir anlatı sunan Texier, Anadolu’nun geçmişine dair zengin bir panorama çiziyor. ‘Küçük Asya’ hem tarihçiler hem coğrafyacılar hem de meraklı okuyucular için eşsiz bir başvuru kaynağı.

  • Künye: Félix Marie Charles Texier – Küçük Asya: Tarihi, Coğrafyası ve Arkeolojisi, çeviren: A. Kadir Paksoy, Kabalcı Yayınları, tarih, 1408 sayfa, 2025

Bartholomaeus Georgieviz – Türklerin Âdetleri Üzerine (2025)

Bartholomaeus Georgieviz’in bu eseri, 16. yüzyılda Osmanlı toplumunun yaşam biçimini, inanç sistemini ve siyasi yapısını Avrupalı okuyuculara tanıtmak amacıyla yazılmış. Georgieviz, bir dönem Osmanlılar tarafından esir alınmış bir Hristiyan din adamı olarak gözlem ve deneyimlerine dayanır.

‘Türklerin Âdetleri Üzerine’ (‘De Turcarum Moribus Epitome’), Osmanlıların günlük yaşam alışkanlıklarını, yemek kültürünü, giyim tarzlarını, toplumsal sınıflarını ve özellikle dinî uygulamalarını ayrıntılı şekilde aktarıyor. Yazar, İslam dininin Osmanlı toplumundaki etkisini vurgular; namaz, oruç ve hac gibi ibadetleri tanımlar. Ancak bu aktarım, genellikle Hristiyanlık merkezli bir bakış açısıyla yapılır.

‘De Turcarum Moribus Epitome’ adlı derlemesi, Batı dünyasında Türklere dair yazılmış eserler arasında farklı bir yere sahiptir. Zira bu eser, yukarıdaki bilgilere ilaveten Türk dilinin kullanımına dair karineler de sunuyor. Bartholomaeus duyduğu Türkçe sözcükleri Latin alfabesi ile transkripte etmeye çalışmış, bu sözcüklerin Latince karşılıklarını aktarmaya gayret etmiş, hattâ Türkçe diyaloglar kaleme almıştır.

Georgieviz, Osmanlı toplumundaki disiplinli askeri düzeni ve özellikle Yeniçeri Ocağı’nı överken, aynı zamanda imparatorluğun genişlemesini bir tehdit olarak sunar. Osmanlıların adalet sistemini etkileyici bulduğunu belirtse de, despotik yönetime dair eleştirilerde bulunur.

‘De Turcarum Moribus Epitome’, erken modern dönemde Avrupa’nın Osmanlı’ya bakışını şekillendiren önemli metinlerden biridir. Eser, dönemin oryantalist söylemini besleyen bir kaynak olarak hem tarihsel hem kültürel değer taşır. Georgieviz’in anlatımı, hem bilgi verici hem de ideolojik izler taşır.

  • Künye: Bartholomaeus Georgieviz – Türklerin Âdetleri Üzerine, çeviren: A. Doğucan Hanegelioğlu, Doğu Batı Yayınları, tarih, 149 sayfa, 2025