Lewis Lyons – Cezalandırmanın Tarihi (2018)

Sicilya, Addaura’daki Yontma Taş Devri’ne ait mağaraların birinde, ayağa kalkmaya çalıştığı takdirde kendi kendisini boğacak şekilde bağlanarak yere oturtulmuş bir adam ve etrafında ayakta duran birkaç insanın bulunduğu bir sahne resmedilmiştir.

Bu oyma, cezalandırmanın en eski kaydı olarak değerlendirilir.

Başka bir deyişle bu oyma, cezalandırmanın tarihinin, insanın tarihi kadar eskiye dayandığının kanıtıdır.

İşte Lewis Lyons da bu önemli kitabında, insanlık tarihine koşut bir şekilde ortaya çıkmış ve gelişmiş cezalandırmanın tarihsel dönüşümünü kayda alıyor.

Kitabın ilk dört bölümü, modern zamanların hukuk ve ceza sisteminin temelini oluşturan cezalandırmaya dair eski fikir ve eylemlerin Avrupa, Orta Doğu ve Asya’daki ilk medeniyetlerden itibaren tarihi bir değerlendirmesini sunuyor.

Kitabın son dört bölümü ise, hapis, bedensel ceza, idam ve dünya çapında kullanımı kanundışı olarak kabul edilen, fakat bir dönemler yargı sürecinin temel unsurunu oluşturan işkence gibi, dört ana cezalandırma yöntemi üzerine araştırmalardan oluşuyor.

Günümüzde de Hammurabi döneminde olduğu gibi kısas, caydırma, engelleme ve ıslah; cezalandırmanın temel nedenlerini oluşturuyor.

Lyons’un kitabı ise, cezalandırmanın tarihsel serüvenini kapsamlı bir bakışla izlemesiyle büyük bir boşluğu dolduruyor.

  • Künye: Lewis Lyons – Cezalandırmanın Tarihi, çeviren: Silya Zengilli, Paris Yayınları, hukuk, 245 sayfa

Bertrand Bareilles – Paris’te Bir Türk (2018)

1806 ve 1811 yılları arasında Paris’te, Osmanlı’nın fevkalade büyükelçisi sıfatıyla bulunmuş Abdürrahim Muhib Efendi’nin adı tarihçilerce pek anılmasa da, aslında önemli görevler ifa etmiş bir diplomattı.

Örneğin Muhib Efendi, Divan’ın bir elçiyi bir Hıristiyan ülkesinde bu kadar uzun zaman bırakmış olmasının ilk örneği olduğu gibi, kendisi de Fransa’da kaldığı süreçte Napolyon döneminin dışişleri bakanları Talleyrand, Champagny ve Maret ile sıkı pazarlıklara girişmiş, devamında General Sebastiani’nin İstanbul’a gönderilmesini sağlamış ve böylece Osmanlı’nın Fransa ile önemli bir müttefiklik sözleşmesinin sağlanmasına vesile olmuştu.

Bu kitabın yazarı Bertrand Bareilles ise, önceleri İstanbul’da Fransızca öğretmenliği yaparken, Abdülhamid döneminde sarayla yakınlaşmış ve bu dönemde siyasete yön veren önde gelen isimlerle yakın ilişkiler kurmuş bir oryantalistti.

Kitap, Muhib Efendi’nin siyasi ve bireysel macerasının izini sürüyor, bunu yaparken de bir döneme ışık tutuyor.

  • Künye: Bertrand Bareilles – Paris’te Bir Türk: Abdürrahim Muhib Efendi, çeviren: Birsel Uzma, Kırmızı Kedi Yayınevi, tarih, 114 sayfa, 2018

Kolektif – Ma Sekerdo Kardaş? (2018)

“Geride kalanları, kadın ve çocukları yük vagonlarına tıkıp batıya sürdüler. Nereye gittikleri, dönüp dönemeyecekleri belirsizdi.”

Şu ana kadar Dersim katliamı hakkındaki bilinmeyenler, tam olmasa da kısmen ortaya çıktı.

Orada, o dönemde yaşananlar yavaş yavaş aydınlığa çıkıyor.

İhlami Algör’ün derlediği ve şimdi genişletilmiş bir baskıyla yayınlanan bu kitaptaki tanıklıklar ise, yaşanan o büyük trajediye daha yakından, bu olayları bizzat yaşamış insanların gözünden bakmalarıyla benzerlerinden ayrılan, altın değerinde bir tarihsel belge.

‘Ma Sekerdo Kardaş?’taki (N’etmişiz Kardaş?) tanıkların anlatımlarının merkezinde Surbahan köyü yer alıyor.

Mercan Surbahan köyü, Kuzey Munzurlar silsilesine ait Kılıçkaya Dağı eteğinden Erzincan Ovası’na bakar.

1960’lı yıllara kadar köyün adı “Surbahan” idi.

Yeni adı Kılıçkaya.

1937-38’de Dersim’e yapılan harekâtın komutasının bir ayağı Surbahan köyünde üslendi.

Sonunda “harekât” tırpanı Surbahan köyünü de biçti.

Kitapta anlatıldığı kadarıyla, öldürülmüş erkeklerin kemikleri Ağbaba Dağı’nın dibinde Zıni

Gediği çukurunda, Kısmikör, Mağaçur, Brastik, Galolar, Balıbey köylerinden toplanarak kurşuna dizilmiş komşularının kemikleriyle birlikte gömüldü.

Geride kalanları, kadın ve çocukları yük vagonlarına tıkıp batıya sürdüler.

İşte tam on bir kişinin tanıklığına dayanan kitap, o süreçte Surbahan köyünden batıya sürülen birkaç ailenin hafızasından hareketle 1938-48 aralığına bakıyor ve bunu yaparken de, bu tarihlerin öncesi ve sonrasına uzanıyor.

Böylece, yaklaşık yüz yıllık bir zaman dilimine yayılan bu tanıklıklar, Dersim’de yaşananlar kadar, Erzincan’da Rus İşgali, Ermenilerin Erzincan’ı terk etmek zorunda kaldıkları yılları da kapsıyor.

  • Künye: Kolektif – Ma Sekerdo Kardaş? (N’etmişiz Kardaş?): “Dersim 38” Tanıklıkları, derleyen: İlhami Algör, İletişim Yayınları, anı, 199 sayfa, 2018

Jean-Pierre Corteggiani – Büyük Piramitler (2009)

Mısırbilimci Jean-Pierre Corteggiani, Kahire’deki Fransız Doğu Arkeolojisi Enstitüsü’nün bilimsel ve teknik ilişkiler sorumlusu.

Corteggiani, alt başlığı ‘Bir Efsanenin Günlüğü’ olan ‘Büyük Piramitler’de, çeşitli çağların tanıklıkları, efsaneler ve bilimsel gerçekler ışığında, nasıl yapıldıklarına dair gizemin hâlâ devam ettiği büyük piramitleri anlatıyor.

Corteggiani, gravürler, ilk keşiflerin rölöveleri, kazıların fotoğrafları, Gize bölgesinin hazineleri, havadan görünüşler, bilgisayar kayıtları gibi çok sayıda belgeden yararlanarak, bu gizemi aydınlatmaya çalışıyor.

Kitap, piramitlerin kuruluşunu, onlara dair efsanelerle harmanlayarak veriyor.

  • Künye: Jean-Pierre Corteggiani – Büyük Piramitler, çeviren: Elif Gökteke, Yapı Kredi Yayınları, tarih, 128 sayfa

Kolektif – Rönesans ve Osmanlı Dünyası (2018)

Sanat tarihi alanında çok güncel bir çalışma olarak tanımlayabileceğimiz ve şimdi ikinci baskısına ulaşan bu derleme, Rönesans dönemi Avrupa’sı ile Osmanlı ilişkilerini farklı yönleriyle irdeleyen makaleler sunuyor.

Kitap bilhassa, iki kültür arasındaki ticari temaslardan bilgi değişimine, mimarinin ilham kaynaklarından müzikal etkileşime birçok konuyu ayrıntılı bir bakışla ele almasıyla önem arz ediyor.

Kitapta,

  • Doğu ile Batı, Hıristiyan ve Müslüman dünyalar arasında entelektüel ve kültürel etkileşimler,
  • On birinci yüzyıldan on altıncı yüzyıla Akdeniz’de maddi kültür ve entelektüel merak,
  • Venedik ile Doğu Akdeniz arasındaki kültür aktarımında kitapların rolü,
  • Giacomo Gastaldi’nin Anadolu haritalarının ortak bir Venedik-Osmanlı kültürel uzamının evrimine dair söyledikleri,
  • Papa II. Pius’tan Papa XVI. Benedictus’a, Hıristiyan Avrupa ile İslami Osmanlı İmparatorluğu arasında kurulan eski ve yeni sınır çizgileri,
  • Jean Bodin örneği bağlamında, 16. yüzyılda İslam ve Osmanlı yönetimi hakkında olumlu görüşler,
  • Memlük, Osmanlı ve Rönesans kitap ciltleri,
  • Avrupa piyasalarında Osmanlı tekstilleri,
  • Ve Yunan felsefesinin hamisi olarak II. Mehmet’in Latin ve Bizans perspektifleri gibi ilgi çekici konular irdeleniyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Claire Norton, Anna Contadini, Palmira Brummett, Deborah Howard, Caroline Campbell, Sonja Brentjes, Owen Wright, Zweder von Martels, Asaph Ben-Tov, Noel Malcolm, Alison Ohta, Suraiya Faroqhi ve Anna Akasoy.

  • Künye: Kolektif – Rönesans ve Osmanlı Dünyası, derleyen: Anna Contadini ve Claire Norton, çeviren: Ebru Kılıç, Koç Üniversitesi Yayınları, sanat tarihi, 340 sayfa, 2018

Anne Applebaum – Gulag (2009)

Gulag, birçok siyasî ve adli tutuklunun bulunduğu, büyük Sovyet toplama kamplarıydı.

Dönemin diğer kamplarının aksine, Gulag’lara dair araştırmaların sayısı sınırlı.

İşte Anne Applebaum bu çalışmasında, 1917’de kurulup 1986’ya kadar açık kalan kamplardaki yaşamı, belgeler ve tanıklıklar aracılığıyla anlatarak, bu eksikliği bir nebze gideriyor.

Gulag’ların köklerinin Çarlık Rusya’sına, 17. yüzyıla dayandığını ve Rus Devrimi’nden sonra kampların Sovyet sisteminin ayrılmaz bir parçası haline geldiğini savunan Applebaum, Gulag’ların büyümesinin 1940’lar boyunca devam ettiğini ve 1950’lerin başında doruk noktasına ulaştığını iddia ediyor.

Yazar, kampların tarihçesini, bunların Bolşevik Devrimi’nde yer alan kökenlerini, ekonomide önemli bir yer edinecek şekilde gelişimlerini, buradaki yaşamı ve arkasında bıraktığı travmayı, çok sayıda belge ve tanıklık aracılığıyla anlatıyor.

  • Künye: Anne Applebaum – Gulag, çeviren: Ufuk Demirbaş, Arkadaş Yayınevi, tarih, 680 sayfa

Aytekin Yılmaz – Doğunun Talanı ve İnkârı (2009)

Aytekin Yılmaz ‘Doğunun Talanı ve İnkârı’nda, Doğu’yu hedef alan Batı kapitalist sömürgeci sistemin tarihini anlatıyor.

Yılmaz, tarihi seyri içinde talanı analiz ederken, Batı orijinli iktidarların, saldırıyı meşru kılmak için sergiledikleri fikri, siyasi ve felsefi dayanakları da irdeliyor.

Yılmaz’ın çalışmasının ilginç yönlerinden biri de, Doğulu toplumların özgünlüklerinden biri olduğunu söylediği despotizme odaklanmayı da ihmal etmemesi.

Doğu’yu, kendi şartları içinde inceleyen çalışmanın bir özgünlüğü de, Türkiye sol anlayışın Doğu’ya, Avrupa merkezci bir tarih felsefesi perspektifinden baktığı iddiasıdır denebilir.

Yılmaz’ın kitabındaki kimi iddialar, yeni tartışmaların kapısını açabilir.

  • Künye: Aytekin Yılmaz – Doğunun Talanı ve İnkârı, Belge Yayınları, siyaset, 250 sayfa

Jona Lendering – Büyük İskender (2018)

Büyük İskender, 11 Haziran 323 tarihinde Babil’de öldüğünde henüz 33 yaşındaydı, fakat ardında, gerçek anlamda bir dünya imparatorluğu bırakmış, antik dünyanın ve belki de tarihin gelmiş geçmiş en büyük askeri lideriydi.

Antikçağ Yunan hikâyelerinden, Babil hükümdarlık kayıtlarından, İran kökenli belgelerden yararlanan bu kitap ise, en kapsamlı Büyük İskender biyografilerinden biri olmaya aday.

Tarihçi Jona Lendering, uzun soluklu araştırmalarının ürünü olan kitabında,

  • Büyük İskender’in doğduğu Makedonya İmparatorluğu’nu,
  • Babası Philippos’u,
  • Yetiştiği çevreyi,
  • Hocalarını,
  • Aldığı siyasi ve askeri eğitimi,
  • Liderlik yeteneklerini,
  • Devlet yönetimine getirdiği yenilikleri,
  • Kazandığı büyük başarıların altındaki etkenleri,
  • Ve en büyük siyasi ve askeri hatalarını kapsamlı bir şekilde irdeliyor.

Lendering’in çalışması, Büyük İskender’in kişiliği, savaştığı ordular, başka devletlerle ilişkileri, kısacası bu önemli tarihi aktöre dair bilinmesi gereken pek çok önemli ayrıntıyı bizimle paylaşıyor.

  • Künye: Jona Lendering – Büyük İskender, çeviren: Burak Sengir, Kronik Kitap, biyografi, 456 sayfa, 2018

Kolektif – Mekân ve Millet (2018)

Türk ve Yunan pek çok akademisyenin katkılarıyla ortaya çıkan ‘Mekân ve Millet’, iki ülkede bağlamında coğrafya ve milliyetçilik konusunu geniş kapsamda irdeleyen makaleler sunuyor.

Kitapta,

  • Mekânla ilişkili ulus ve modernlik öncesi anlamlandırmalar,
  • Modernleşmecilerle ulus-devlet kurucularının projeleri arasındaki çelişkiler,
  • İki ülke arasında yarım yüzyılı aşkındır süren Kıbrıs’la ilgili meselelerin kökenleri,
  • Trakya, İzmir, Antakya ve İstanbul gibi şehirlerde mekânla toplumsal ilişkilerin somutlaşmasının sosyolojik ve tarihsel dinamikleri,
  • Ütopya olarak ulusal topraklar,
  • yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nda değişen yerel ağlar,
  • Yunanistan’da devlet ve kilise sınırları ile vaat edilen toprakları uyuşturmak,
  • Nurettin Topçu’nun düşünceleri bağlamında, Türk milliyetçiliğinde din ve coğrafyanın rolü,
  • Kuzey Kıbrıs’ta coğrafi uzmanlık ve yer isimlerinin değişmesi
  • Kıbrıs Rum ulusal kimliğinin gelişimi,
  • Osmanlı Trakya’sında kolektif kimliklerin inşası,
  • Ve İstanbul’un Osmanlı mirasına ilişkin anlatılar gibi önemli konular irdeleniyor.

Kitap, mekân ve milliyetçilik bağlamında, Türkiye ve Yunanistan’ın nasıl benzer geçmişlere sahip olduğunu gözler önüne sermesiyle önemli.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Anastasia Stouraiti, Alexander Kazamias, Yonca Köksal, Yannis Tsiomis, Anastassios Anastassiadis, M. Asım Karaömerlioğlu, Yael Navaro, Caesar V. Mavratsas, Paraskevas Konortas, Georgios Agelopoulos, Reşat Kasaba ve Ayşe Öncü.

  • Künye: Kolektif – Mekân ve Millet: Yunanistan ve Türkiye’nin Coğrafyalarının Oluşumu, derleyen: P. Nikiforos Diamandouros, Thalia Dragonas ve Çağlar Keyder, çeviren: Ebru Kılıç, Koç Üniversitesi Yayınları, sosyoloji, 288 sayfa, 2018

Kolektif – İran: Ulusal Kimlik İnşası (2009)

Hamid Ahmedi’nin editörlüğünü üstlendiği ‘İran: Ulusal Kimlik İnşası’ başlıklı bu çalışma, İran kimliğinin oluşumundaki tarihsel, toplumsal ve siyasi temelleri irdeliyor.

Kitaba alınan çok sayıda makale, İran’da ulus kavramının ve toplumsal kimliğin oluşumu; ülkede din ve milliyet ilişkisi; Şah Pehlevi’nin modernizm çabaları; İran’da siyasal ideoloji; Sasani, Safevi ve İslam devrimi gibi dönemlerde İran kimliğinin tarihsel değişimi; İran şehir hayatının kimlikler ve siyasetler üzerindeki etkisi gibi birçok konuyu ele alıyor.

Kitapta, konunun teorik çerçevesi çizildikten sonra, alan incelemeleri yoluyla da İran kimliğinin oluşumu araştırılıyor.

  • Künye: Kolektif – İran: Ulusal Kimlik İnşası, editör: Hamid Ahmedi, çeviren: Hakkı Uygur, Küre Yayınları, siyaset, 339 sayfa