Claude Cahen – Osmanlılardan Önce Anadolu (2025)

Göçebe koyun çobanı ve atlılardan oluşan Oğuz boyu, nasıl oldu da Anadolu’ya egemen oldu?

Claude Cahen’in bu kitabında kitabı, 11. yüzyılın sonlarından 14. yüzyılın başlarına kadar Anadolu’nun siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel tarihini kapsamlı bir bakışla inceliyor. ‘Osmanlılardan Önce Anadolu’ (‘La Turquie pré-ottomane’), bu dönemde Anadolu’da hüküm süren çeşitli Türk beyliklerinin, Bizans İmparatorluğu’nun ve diğer güçlerin arasındaki karmaşık ilişkileri detaylı bir şekilde ele alır. Kitap, Malazgirt Savaşı’nın ardından Anadolu’ya yönelik Türk göçlerini, bu göçlerin bölgedeki demografik yapıyı nasıl değiştirdiğini ve kurulan ilk Türk beyliklerinin özelliklerini analiz eder.

Cahen, Danişmendliler, Saltuklular, Mengücekliler, Artuklular ve Selçuklular gibi önemli Türk beyliklerinin kuruluş süreçlerini, birbirleriyle olan mücadelelerini ve Bizans İmparatorluğu ile olan ilişkilerini ayrıntılı bir şekilde inceler. Kitap, bu beyliklerin siyasi örgütlenmelerini, yönetim yapılarını, ekonomik faaliyetlerini ve kültürel gelişmelerini ele alır. Ayrıca, Haçlı Seferleri’nin Anadolu üzerindeki etkilerini ve bu seferlerin bölgedeki siyasi dengeleri nasıl değiştirdiğini de değerlendirir.

Cahen, Anadolu’nun bu dönemdeki sosyal yapısını, farklı etnik ve dini grupların bir arada yaşama biçimlerini ve kültürel etkileşimlerini de inceler. Kitap, Türklerin Anadolu’ya yerleşimiyle birlikte İslam kültürünün bölgedeki yayılışını, sufi hareketlerini ve dini kurumların gelişimini ele alır. Aynı zamanda, Bizans kültürünün Anadolu’daki varlığını ve Türklerle olan kültürel alışverişini de değerlendirir. Ticaret yollarının ve kervansarayların ekonomik hayattaki rolünü, şehirlerin gelişimini ve kırsal bölgelerdeki yaşamı da analiz eder.

‘Osmanlılardan Önce Anadolu’, Anadolu’nun Osmanlı İmparatorluğu öncesindeki dönemini anlamak için temel bir başvuru kaynağı. Cahen, Bizans ve Türk kaynaklarını titizlikle kullanarak, bu karmaşık ve önemli dönemin siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel dinamiklerini aydınlatır. Kitap, Anadolu’nun Osmanlı İmparatorluğu’na nasıl evrildiğini anlamak isteyen herkes için değerli bir okumadır.

  • Künye: Claude Cahen – Osmanlılardan Önce Anadolu, çeviren: Erol Üyepazarcı, Alfa Yayınları ve Tarih Vakfı ortak yayını, tarih, 496 sayfa, 2025

Sezer Seçer Fidan – Hitit Nehir Tanrı(ça)ları (2025)

Sezer Seçer Fidan’ın ‘Hitit Nehir Tanrı(ça)ları’ adlı eseri, Hitit yazılı kaynaklarında şimdiye dek sınırlı bir bakış açısıyla incelenmiş olan Nehir Tanrıçalarını etraflıca ele alıyor. Bu inceleme, yalnızca Nehir Tanrıçalarını değil, su ve suyun kutsallığıyla bağlantılı tüm tanrı gruplarını da kapsıyor. Hitit arşivlerindeki çivi yazılı metinlerin detaylı bir şekilde incelenmesiyle, Nehir Tanrıçalarının tüm adları belirlenmiş, cinsiyetleri tespit edilmiş, dinsel rolleri ve işlevleri ortaya çıkarılmış ve Hitit tanrı topluluğundaki konumları saptanmıştır. Nehir Tanrıçalarının etkileşimde olduğu diğer tanrı grupları da kitapta önemli bir yer tutuyor. Kitapta, bu tanrıların dinsel yönlerinin yanı sıra, onlarla birlikte anılan nehirlerin coğrafi konumları da inceleniyor.

Fidan’ın bu çalışması, coğrafi bir unsur olarak “nehir”in kutsallığını ve farklı nehirleri temsil eden tanrı/tanrıçaları, Hitit çivi yazılı metinlerinin tamamını tarayarak ortaya koyuyor. Mitolojiden bayram ritüellerine, siyasi metinlerden mektuplara, kanunlardan dualara kadar çeşitli metin türleri inceleniyor. Ayrıca, Hitit Kaya Anıtları bölümüyle, bu anıtların çoğunun suyun kutsallığıyla ilişkili olduğu vurgulanıyor.

  • Künye: Sezer Seçer Fidan – Hitit Nehir Tanrı(ça)ları, Kabalcı Yayınları, tarih, 416 sayfa, 2025

Mehmet Altun – Yukarı Mezopotamya’da Devletin Kökeni (2025)

Yakındoğu’da devletin ortaya çıkış süreci, arkeologlar ve eskiçağ tarihçileri tarafından uzun yıllardır incelenen karmaşık bir konudur. Bu sürecin nasıl başladığına dair hem yazılı kaynaklar hem de arkeolojik buluntular önemli bilgiler sunmaktadır. Kazılarla ortaya çıkarılan yerleşim yerlerinin boyutları, nüfus yoğunluğu, meslek grupları, dini ve idari yapılar gibi veriler, devletin temel özelliklerini anlamamıza yardımcı olmaktadır. Ancak, Eski Yakındoğu’da devletin tanımı hala tartışmalıdır ve günümüz dünyasında bile kesin sınırlarla tanımlanmış kavramlardan uzaktır.

Mehmet Altun’un ‘Yukarı Mezopotamya’da Devletin Kökeni’ adlı kitabı, bu tartışmalara yeni bir bakış açısı getirerek, devlet oluşumunun kökenlerini MÖ 10.000’lere kadar götürüyor. Kitap, Mezopotamya’nın coğrafi koşullarının devlet oluşumuna nasıl zemin hazırladığını ve ilk yerleşimlerin, tapınakların ve toplumsal organizasyonların daha sonraki devlet yapılarını nasıl şekillendirdiğini inceliyor. Altun, prehistorya ve eskiçağ alanındaki akademik birikimini kullanarak, bu doğal süreci ve devletin temel kurallarını ustalıkla ortaya koyuyor.

Yukarı Mezopotamya’da devletin kökeni, MÖ 4. binyılın sonlarına kadar uzanır. Bu dönemde, sulama tarımının yaygınlaşması ve nüfusun artmasıyla birlikte, karmaşık toplumsal yapılar ortaya çıkmaya başladı. Bu yapılar, zamanla şehir devletlerine ve ardından imparatorluklara dönüştü. Altun’un kitabında ele alınan ilk yerleşimler ve tapınaklar, bu dönemde ortaya çıkan toplumsal organizasyonun ve devlet yapılarının temelini oluşturdu.

Mezopotamya’nın verimli toprakları ve sulama imkanları, tarımsal üretimin artmasını ve nüfusun yoğunlaşmasını sağladı. Bu durum, toplumsal iş bölümünün ve uzmanlaşmanın ortaya çıkmasına yol açtı. Tapınaklar, sadece dini merkezler değil, aynı zamanda ekonomik ve idari merkezler olarak da işlev gördü. Tapınaklarda toplanan ürünler, depolandı ve dağıtıldı. Bu durum, merkezi bir otoritenin ve devlet yapısının ortaya çıkmasına zemin hazırladı.

‘Yukarı Mezopotamya’da Devletin Kökeni’, Yakındoğu’da devletin ortaya çıkış sürecini ve Yukarı Mezopotamya’daki kökenlerini anlamak için önemli bir kaynak. Kitap, arkeolojik buluntular ve yazılı kaynakları bir araya getirerek, devletin temel özelliklerini ve gelişim sürecini detaylı bir şekilde inceliyor. Altun, okuyuculara, devletin sadece siyasi bir yapı olmadığını, aynı zamanda ekonomik, sosyal ve kültürel bir olgu olduğunu da gösteriyor.

  • Künye: Mehmet Altun – Yukarı Mezopotamya’da Devletin Kökeni, Minotor Kitap, tarih, 272 sayfa, 2025

Marcus Gavius Apicius – Aşçılık Sanatı (2025)

Marcus Gavius Apicius’un ‘Aşçılık Sanatı Üzerine’ (‘Dē Rē Coquinariā’) adlı kitabı, Antik Roma mutfağına dair günümüze ulaşan en önemli kaynaklardan biridir. Kitap, MS 4. yüzyılın sonlarında derlenmiş olsa da, içerdiği tariflerin büyük bir kısmının MS 1. yüzyılda yaşamış olan Apicius’a atfedildiği düşünülmektedir. Apicius, lüks ve gösterişli yemeklere düşkünlüğüyle tanınan zengin bir Romalı gurmedir ve bu kitap, onun adıyla özdeşleşmiştir.

Kitap, Antik Roma’nın zengin sofralarını ve yemek kültürünü detaylı bir şekilde yansıtır. İçerisinde et, balık, sebze ve tatlı tarifleri bulunur. Apicius, yemeklerinde sıklıkla egzotik baharatlar, şaraplar ve soslar kullanmıştır. Kitapta, flamingo, devekuşu ve papağan gibi nadir bulunan hayvanların etleriyle hazırlanan yemek tarifleri de yer alır. Apicius, yemeklerinde sadece lezzete değil, aynı zamanda sunuma da büyük önem vermiştir. Yemeklerin renkleri, kokuları ve dokularıyla uyumlu bir şekilde hazırlanması gerektiğini savunmuştur.

‘Aşçılık Sanatı Üzerine’, sadece bir yemek kitabı değil, aynı zamanda dönemin sosyal ve kültürel yaşamına dair de önemli bilgiler de içeriyor. Kitap, Antik Roma’da zenginlerin sofralarında nelerin yendiğini, nasıl yemekler hazırlandığını ve yemek yemenin nasıl bir ritüel olduğunu gözler önüne serer. Apicius’un tarifleri, Antik Roma’nın lüks ve gösterişli yaşam tarzını yansıtır ve dönemin yemek kültürüne ışık tutar.

Kitap, günümüzde Antik Roma mutfağına ilgi duyanlar için önemli bir kaynak olmaya devam etmektedir. Apicius’un tarifleri, modern aşçılar tarafından da denenmekte ve Antik Roma’nın lezzetlerini günümüze taşımaktadır. ‘Aşçılık Sanatı Üzerine’, sadece bir yemek kitabı değil, aynı zamanda bir tarih ve kültür mirasıdır.

  • Künye: Marcus Gavius Apicius – Aşçılık Sanatı, çeviren: Elif Burcu Özkan, Doğu Batı Yayınları, yemek, 199 sayfa, 2025

Minas Bıjışkyan – Karadeniz Kıyıları (2025)

Minas Bıjışkyan’ın ‘Karadeniz Kıyıları’ (‘Սև ծովի ափերը’ [Sev Tsovi Aphere]) adlı eseri, Karadeniz kıyılarının tarihini ve coğrafyasını detaylı bir şekilde ele alan önemli bir çalışmadır. Kitap, Karadeniz’in kıyı şeridini, bu bölgedeki yerleşimleri, doğal güzellikleri, tarihi kalıntıları ve kültürel zenginlikleri kapsamlı bir şekilde inceler. Bıjışkyan, eserinde sadece coğrafi bilgileri aktarmakla kalmaz, aynı zamanda bölgenin tarihi süreç içindeki değişimini, farklı medeniyetlerin etkileşimini ve Karadeniz kıyılarında yaşayan halkların yaşam tarzlarını da detaylandırır.

Eserde, Karadeniz kıyılarındaki şehirler, kasabalar ve köyler hakkında ayrıntılı bilgiler sunulur. Bu yerleşimlerin tarihi geçmişleri, ekonomik yapıları, kültürel özellikleri ve günlük yaşamları okuyucuya aktarılır. Bıjışkyan, bölgenin doğal kaynaklarını, iklimini, bitki örtüsünü ve hayvan türlerini de titizlikle betimler. Ayrıca, Karadeniz’in denizcilik tarihi, limanları ve ticaret yolları hakkında da önemli bilgiler verir. Yazar, bölgedeki tarihi kalıntıları, antik kentleri ve arkeolojik alanları da inceler ve bu yapıların tarihi önemini vurgular.

Kitapta, Karadeniz kıyılarında yaşamış olan farklı halkların kültürleri, gelenekleri, inançları ve dilleri hakkında da bilgiler yer alır. Bıjışkyan, bu halkların birbirleriyle olan etkileşimlerini, kültürel alışverişlerini ve ortak yaşam alanlarını detaylandırır. Eserde, bölgenin etnik yapısı, dini çeşitliliği ve sosyal yaşamı da ele alınır. Bıjışkyan, Karadeniz kıyılarının sadece coğrafi bir bölge olmadığını, aynı zamanda farklı kültürlerin ve medeniyetlerin buluştuğu zengin bir mozaik olduğunu vurgular.

‘Karadeniz Kıyıları’, Minas Bıjışkyan’ın titiz araştırmaları ve gözlemleri sonucunda ortaya çıkmış, Karadeniz kıyılarının tarihini ve coğrafyasını anlamak için önemli bir kaynaktır. Kitap, bölgenin geçmişine ışık tutarken, aynı zamanda günümüzdeki kültürel ve tarihi mirasının anlaşılmasına da katkı sağlar. Bıjışkyan’ın eseri, Karadeniz’in sadece coğrafi bir bölge olmadığını, aynı zamanda zengin bir tarihe, kültüre ve doğal güzelliğe sahip olduğunu okuyucuya aktarır.

  • Künye: Minas Bıjışkyan – Karadeniz Kıyıları: Tarih ve Coğrafyası (1817-1819), çevirmen: Hrant Der Andreasyan, Bilge Kültür Sanat Yayınları, tarih, 160 sayfa, 2025

Marc Van De Mieroop – Hammurabi (2025)

Marc Van De Mieroop, Babil’in ünlü kralı Hammurabi’nin hayatını ve hükümdarlığını detaylı bir şekilde inceliyor. ‘Hammurabi’ (‘King Hammurabi of Babylon’), Hammurabi’nin sadece bir kanun koyucu olarak değil, aynı zamanda yetenekli bir askeri lider, diplomat ve yönetici olarak da portresini çiziyor.

Hammurabi’nin Babil tahtına yükselişi ve ilk yılları ele alınıyor. Kralın, babasından devraldığı küçük krallığı nasıl genişlettiği, siyasi ve askeri stratejileri detaylandırılıyor. Hammurabi’nin, Mezopotamya’daki diğer şehir devletleriyle olan ilişkileri, ittifakları ve savaşları inceleniyor. Özellikle Larsa, Mari ve Eşnunna gibi önemli şehir devletleriyle olan mücadeleleri ve bu mücadelelerin Babil İmparatorluğu’nun genişlemesindeki rolü vurgulanıyor.

Kitapta, Hammurabi’nin ünlü kanunları, yani Hammurabi Kanunları’nın ortaya çıkışı ve içeriği detaylandırılıyor. Kanunların, Babil toplumunun yapısını, adalet anlayışını ve günlük yaşamını nasıl şekillendirdiği analiz ediliyor. Kanunların sadece cezalandırıcı değil, aynı zamanda koruyucu ve düzenleyici bir işlevi olduğu vurgulanıyor.

Hammurabi’nin yönetim anlayışı, bürokrasisi ve ekonomik politikaları ele alınıyor. Kralın, tarım, ticaret ve sulama sistemleri gibi alanlarda yaptığı reformlar, Babil ekonomisinin güçlenmesine nasıl katkı sağladığı inceleniyor. Hammurabi’nin, merkezi bir yönetim kurma çabaları ve bu çabaların Babil İmparatorluğu’nun istikrarına etkisi değerlendiriliyor.

Kitapta, Hammurabi’nin kişisel özellikleri, karakteri ve dönemin kültürel atmosferi hakkında da bilgiler veriliyor. Kralın, mektupları, yazıtları ve diğer tarihi kaynaklar aracılığıyla portresi çiziliyor. Hammurabi’nin, tanrılarla olan ilişkisi, dini inançları ve dönemin mitolojik dünyası hakkında da bilgiler sunuluyor.

Son olarak kitap, Hammurabi’nin mirasını ve Babil İmparatorluğu’nun sonraki dönemlerini ele alıyor. Hammurabi’nin, Mezopotamya tarihinde nasıl bir iz bıraktığı, kanunlarının ve yönetim anlayışının sonraki medeniyetlere etkisi değerlendiriliyor. Kitap, Hammurabi’nin sadece bir kral değil, aynı zamanda bir medeniyetin kurucusu ve şekillendiricisi olarak da önemini vurguluyor.

  • Künye: Marc Van De Mieroop – Hammurabi, çeviren: Bülent O. Doğan, İş Kültür Yayınları, biyografi, 176 sayfa, 2025

Yervant Tolayan – Gavroşname (2025)

Yervant Tolayan’ın ‘Gavroşname’ adlı kitabı, 20. yüzyılın başlarında Osmanlı ve Türkiye Ermenilerinin tiyatro ve gazetecilik serüvenini anlatan önemli bir eser. Tolayan, bu kitabında, o dönemde İstanbul’da yaşayan Ermeniler ve Türkler arasındaki ilişkilere, özellikle tiyatrocuların ve gazetecilerin kültürel, sanatsal ve politik yaşamına odaklanıyor. Kitap, yazarın kendi anılarından ve gözlemlerinden oluşuyor ve dönemin sosyokültürel atmosferini canlı bir şekilde yansıtıyor.

Tolayan, kitabında, dönemin tiyatro ve gazetecilik dünyasında yer alan önemli isimleri, olayları ve anekdotları detaylı bir şekilde anlatmaktadır. Kitapta, Mardiros Mınakyan gibi ünlü tiyatrocuların yanı sıra, dönemin gazetecileri ve yazarları da yer almaktadır. Tolayan, bu kişilerin hayatlarını, çalışmalarını ve aralarındaki ilişkileri okuyucuya aktarırken, aynı zamanda dönemin toplumsal ve politik olaylarına da değinmektedir. Kitap, sadece tiyatro ve gazetecilik tarihine değil, aynı zamanda Osmanlı ve Türkiye Ermenilerinin tarihine de ışık tutmaktadır.

‘Gavroşname’, sadece bir anı kitabı değil, aynı zamanda bir dönemin sosyokültürel ve politik panoramasıdır. Tolayan, kitabında, dönemin çokkültürlü yapısını, insanların yaşam tarzlarını, geleneklerini ve inançlarını da anlatmaktadır. Kitap, okuyucuya, o dönemde İstanbul’da yaşayan Ermenilerin ve Türklerin nasıl bir arada yaşadıklarını, neler paylaştıklarını ve neler yaşadıklarını göstermektedir. Bu yönüyle, “Gavroşname”, sadece bir tiyatro ve gazetecilik tarihi kitabı değil, aynı zamanda bir toplumsal tarih kitabıdır.

  • Künye: Yervant Tolayan – Gavroşname: Osmanlı ve Türkiye Ermenilerinin Tiyatro ve Gazetecilik Serüveni, 1900-1935, çeviren: Solina Silahlı, Aras Yayıncılık, anı, 512 sayfa, 2025

Marinos Sariyannis, E. Ekin Tuşalp Atiyas – Osmanlı Siyasal Düşünce Tarihi (2025)

Marinos Sariyannis’in bu kitabı, Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşundan 19. yüzyılın başlarına kadar geçen süredeki siyasi düşünceyi kapsamlı bir şekilde ele alan önemli bir çalışmadır. ‘Başlangıcından On Dokuzuncu Yüzyılın Başına Kadar Osmanlı Siyasal Düşünce Tarihi’ (‘A History of Ottoman Political Thought up to the Early Nineteenth Century’), bu dönemdeki Osmanlı siyasi düşüncesinin sadece İslam hukuku ve gelenekleriyle sınırlı olmadığını, aynı zamanda Bizans, İran ve Avrupa gibi farklı kültürlerden de etkilendiğini ortaya koyuyor. Kitap, Osmanlı siyasi düşüncesinin gelişimini kronolojik bir sırayla izleyerek, farklı dönemlerdeki düşünürlerin ve eserlerin siyasi düşünceye katkılarını inceler.

Öte yandan E. Ekin Tuşalp Atiyas’ın da bir bölümle katkıda bulunduğu eserde, Osmanlı siyasi düşüncesinin temel kavramları, kurumları ve tartışmaları detaylı bir şekilde ele alınır. Sariyannis, adalet, meşruiyet, egemenlik, hukuk, devlet ve toplum gibi kavramların Osmanlı düşünürleri tarafından nasıl yorumlandığını ve kullanıldığını analiz eder. Ayrıca, Osmanlı siyasi kurumlarının (örneğin, padişahlık, divan, ulema) işleyişi ve bu kurumların siyasi düşünceyle ilişkisi de incelenir. Kitapta, Osmanlı siyasi düşüncesinin farklı dönemlerdeki değişimleri ve dönüşümleri de ele alınır. Özellikle, 18. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun karşılaştığı zorluklar ve bu zorluklara verilen siyasi cevaplar üzerinde durulur. Sariyannis, bu dönemin Osmanlı siyasi düşüncesi için bir dönüm noktası olduğunu ve modernleşme çabalarının başladığını vurgular.

‘Osmanlı Siyasal Düşüncesi’, Osmanlı siyasi düşüncesinin zenginliğini ve çeşitliliğini ortaya koyan önemli bir çalışma. Sariyannis, Osmanlı siyasi düşüncesinin sadece İslam dünyasıyla sınırlı olmadığını, aynı zamanda farklı kültürlerle etkileşim içinde olduğunu gösterir. Bu eser, Osmanlı tarihine ve siyasi düşüncesine ilgi duyan herkes için değerli bir kaynak.

  • Künye: Marinos Sariyannis, E. Ekin Tuşalp Atiyas – Başlangıcından On Dokuzuncu Yüzyılın Başına Kadar Osmanlı Siyasal Düşünce Tarihi, çeviren: Çağda Türkmen, Selenge Yayınları, tarih, 552 sayfa, 2025

Maurizio Gribaudi, Michèle Riot-Sarcey – 1848: Unutulmuş Devrim (2025)

Maurizio Gribaudi ve Michèle Riot-Sarcey’nin ‘1848: Unutulmuş Devrim’ (‘La Révolution Oubliée’) adlı kitabı, 1848 Fransız Devrimi’ni geleneksel tarih yazımının ötesine geçerek yeniden ele alan bir eserdir. Yazarlar, bu kitapta, devrimin sadece siyasi bir olay olmadığını, aynı zamanda toplumsal ve kültürel bir dönüşüm süreci olduğunu savunuyorlar.

Kitapta, 1848 Devrimi’nin farklı boyutları ele alınıyor. Yazarlar, devrimin nedenlerini, aktörlerini, olaylarını ve sonuçlarını inceliyorlar. Ancak, geleneksel tarih yazımından farklı olarak, devrimin sadece Paris’teki olaylarla sınırlı olmadığını, taşradaki ve işçi sınıfı arasındaki hareketleri de inceliyorlar. Ayrıca, devrimin sadece erkeklerin değil, kadınların da katılımıyla gerçekleştiğini ve kadınların devrimdeki rollerini vurguluyorlar.

Yazarlar, 1848 Devrimi’nin sadece bir başarısızlık olarak görülmemesi gerektiğini, aynı zamanda toplumsal ve siyasi değişim için bir potansiyel taşıdığını da öne sürüyorlar. Devrimin, işçi sınıfının ve kadınların hakları için mücadele etme bilincini artırdığını ve gelecekteki toplumsal hareketlere ilham verdiğini savunuyorlar. Kitap, 1848 Devrimi’nin sadece geçmişte kalmış bir olay olmadığını, aynı zamanda günümüzdeki toplumsal ve siyasi mücadeleler için de bir ders olduğunu gösteriyor.

  • Künye: Maurizio Gribaudi, Michèle Riot-Sarcey – 1848: Unutulmuş Devrim, çeviren: Beyza Başer, Ayrıntı Yayınları, tarih, 192 sayfa, 2025

Aylmer Hunter-Weston – Taarruz ve Ölüm (2025)

Birinci Dünya Savaşı’nın en kanlı cephelerinden biri olan Çanakkale’de, İngiliz 8. Kolordu Komutanı Korgeneral Aylmer Hunter-Weston’ın ‘Taarruz ve Ölüm’ (‘Private War Diary, Dardanelles’) adlı kitabı, Aylmer Hunter-Weston’ın savaş sırasındaki kişisel notlarını ve gözlemlerini içeriyor. Türkçede ilk kez yayımlanan günlükler, Hunter-Weston’ın savaşın gidişatına dair aldığı kritik kararları, stratejik düşüncelerini ve cephedeki zorlu koşulları ilk elden aktarıyor.

Günlükte, Hunter-Weston’ın Çanakkale’ye gelişinden itibaren cephedeki durumu değerlendirmesi, birliklerinin hareketleri, yapılan taarruzlar ve karşılaşılan zorluklar detaylı bir şekilde anlatılıyor. Hunter-Weston, Osmanlı ordusunun direncini, cephedeki coğrafi zorlukları ve ikmal sorunlarını açıkça ifade ediyor. Ayrıca, savaşın siyasi boyutlarına, İtilaf Devletleri arasındaki iş birliğine ve kendi komutanlarıyla olan ilişkilerine de değiniyor.

Günlük, Çanakkale Savaşı’nın sadece askeri bir mücadele olmadığını, aynı zamanda insan psikolojisinin, liderlik becerilerinin ve stratejik düşüncenin de sınandığı bir arena olduğunu gösteriyor. Hunter-Weston’ın notları, savaşın acımasızlığını, askerlerin yaşadığı zorlukları ve cephedeki belirsizliği gözler önüne seriyor. Günlük, Çanakkale Savaşı’na dair önemli bir tarihi belge niteliği taşıyor ve savaşın farklı bir perspektiften anlaşılmasına katkıda bulunuyor.

Kitap, Hunter-Weston’ın savaş sonrası Çanakkale Komisyonu’na verdiği ifade tutanakları da ilk kez gün yüzüne çıkıyor.

  • Künye: Aylmer Hunter-Weston – Taarruz ve Ölüm: Bir İngiliz Komutanının Çanakkale Savaşı Günlüğü, çeviren: Mehmet Kıbıl, Kronik Kitap, tarih, 256 sayfa, 2025