Noel Malcolm – İmparatorluğun Ajanları (2024)

Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkanlar’daki fetihleri uzun yıllardır bu bölgede menfaatleri bulunan Venedik Cumhuriyeti’ni rahatsız etmeye başlamıştı.

Osmanlı’nın Arnavutluk’un kıyı şeridindeki şehirlerini alması, Akdeniz’de faaliyetler yürütmesi Venediklileri büyük bir çöküşe sürüklüyordu.

Bir yandan da Papalık Türklerin ilerleyişi karşısında durmak adına birlikler kurmaya, ordu toplamaya çabalıyordu.

Bütün bu karmaşıklığın ortasında korsanlar, casuslar, din adamları, tercümanlar, şövalyeler ve tacirler görevlerini yerine getirmeye, hassas dengeler üzerinde işlerini görmeye çalışıyorlardı.

Peki nasıl ve ne pahasına?

Usta tarihçi Noel Malcolm bu kitabında, Balkanlar ve Akdeniz havzasındaki güç mücadelesinin 1550’lerden Uzun Türk Savaşı’na (1593-1606) kadarki dönemine odaklanıyor.

Sebep oldukları büyük etkilerin farkında olmaksızın casuslar, silahşorlar, din adamları, yağma yapan korsanlar, padişahın huzuruna çıkan dragomanlar ve daha nicesi 16. yüzyılın iktidar savaşında büyük roller oynadılar.

Bazen Osmanlı İmparatorluğu’na bazen Avrupalı güçlere bazense iki tarafa da aynı anda çalıştılar.

Malcolm titiz ve mahir kalemiyle bu insanların kendi küçük hayatlarını, ufak hesaplarını, hırslarını ve büyük resme etkilerini ele alıyor.

‘İmparatorluğun Ajanları’, imparatorluklar, kültürler ve dinler arasındaki belirsiz sınırlar üzerindeki küçük yaşamların Osmanlı ve Hıristiyan dünyalarına düşürdükleri gölgeleri büyük bir ustalıkla inceliyor.

Yıllar süren arşiv dedektifliğinin ürünü olan ‘İmparatorluğun Ajanları: 16. Yüzyıl Akdeniz Dünyasında Şövalyeler, Korsanlar, Cizvitler ve Casuslar’ pek çok tarihsel klişeye karşı panzehir görevi görerek sizleri, kişisel bağlılıkların ve dini koalisyonların sürekli değiştiği, ulus devletlerden çok önceki bir döneme götürecek.

  • Künye: Noel Malcolm – İmparatorluğun Ajanları: 16. Yüzyıl Akdeniz Dünyasında Şövalyeler, Korsanlar, Cizvitler ve Casuslar, çeviren: Okan Güven, Kronik Kitap, tarih, 720 sayfa, 2024

Peter Watson – Atom Bombasının Gizli Tarihi (2024)

 

Atom bombasının gerekçesi basitti: Hitler’i yenecek ve İkinci Dünya Savaşı’nı daha hızlı bitirerek milyonlarca insanın hayatını kurtaracaktı.

Ama gerçek bambaşkaydı.

‘Atom Bombasının Gizli Tarihi’, bu felaket silahının neden yapıldığına dair geleneksel hikâyeyi yerle bir ediyor.

Peter Watson’ın keşfettiği yeni belgelere göre, İngilizler Almanların bomba geliştiremediğini biliyordu ve bunu Amerikalı dostlarıyla paylaşmamışlardı.

Amerikalılar ise Sovyetlerin, bombayı üretme ve kullanma planlarına ne ölçüde nüfuz ettikleri konusunda İngilizleri kandırdılar.

Üstelik, bombayı yapmak üzere işe alınan bilim insanlarının hiçbiri bombanın amacının gizlice değiştirildiğini bilmiyordu.

Esas karanlık sır ise Rusya’nın gözünü korkutmaktı: Atom bombası Pasifik’teki savaşı kesin olarak sona erdirmek için değil, hâlâ ABD ve İngiltere’nin askeri müttefiki olan Stalin’in Sovyetler Birliği’ni uyarmak için atılmıştı.

Bu bomba sıcak bir savaşı aniden sona erdirmedi; aksine Soğuk Savaş’ın başlaması için gerekli koşulları hazırladı.

Yirminci yüzyılın büyük entelektüel tarihçisi Peter Watson yeni kitabı ‘Atom Bombasının Gizli Tarihi’nde nükleer silah yapma fikrinin nasıl ortaya çıktığını, aslında savaşı bitirmek için gerekli olmayan atom bombasını yapma ve kullanma kararını iktidardaki küçük bir komplocu grubun nasıl aldığını ve böylece bugün dünyayı ne denli büyük bir tehlikeye maruz bıraktıklarını gösteriyor.

  • Künye: Peter Watson – Atom Bombasının Gizli Tarihi: Komplo, Örtbas ve Düzenbazlık Dolu Bir Serüven, çeviren: Sezai Saraç, Kronik Kitap, tarih, 448 sayfa, 2024

Susan-Mary Grant – Kısa Amerika Birleşik Devletleri Tarihi (2024)

Atlas Okyanusu’nun ötesinde, yeni bir dünya keşfetmek umuduyla yola çıkan kâşiflerin ve hayalperestlerin yurdu Amerika…

Kristof Kolomb’un Amerika kıtasına ayak basmasından George Washington’un bağımsızlık mücadelesine, Thomas Jefferson’ın özgürlükçü ideallerinden Abraham Lincoln’ün köleliği sona erdirmesine kadar birçok hikâye barındırıyor.

  • Amerika’nın bağımsızlık mücadelesi nasıl başladı?
  • Kölelik nasıl sona erdi?
  • Sanayi devrimi Amerika’yı nasıl etkiledi?
  • İç Savaş’ta neler yaşandı?
  • Amerika, dünya savaşlarına nasıl katıldı?
  • 11 Eylül neyi değiştirdi?
  • 2008 ekonomik krizi nasıl atlatıldı?

Susan-Mary Grant’in titizlikle kaleme aldığı bu eser, Amerika Birleşik Devletleri’nin tarihini başlangıcından günümüze kadar detaylı ve sürükleyici bir biçimde anlatıyor.

İlk yerleşimcilerin Yeni Dünya’da kök salma mücadelesinden, Amerikan Devrimi’nin alevlenmesine kadar geçen süreçte, Amerika’nın bağımsızlık ve özgürlük için verdiği savaşın izlerini sürüyor.

Amerika’nın karmaşık sosyal yapısını, kölelik ve yerlilerin hakları gibi zorlu konuları ele alarak, özgürlük ve eşitlik ideallerinin peşinde nasıl şekillendiğini gözler önüne seriyor.

Amerikan İç Savaşı, sanayi devrimi ve dünya savaşlarının getirdiği zorlukların, ulusal kimliği nasıl yeniden tanımlandığını gösteriyor.

Grant, sömürge dönemlerinden modern zamanlara kadar uzanan bu yolculukta, Amerika’nın hem iç hem de dış politikadaki mağlubiyetlerini ve başarılarını ortaya koyuyor.

Amerika Birleşik Devletleri’nin tarihi, sadece bir ulusun değil, aynı zamanda tüm dünyanın hikâyesidir.

  • Künye: Susan-Mary Grant – Kısa Amerika Birleşik Devletleri Tarihi, çeviren: Ayşe Doğancı, Kronik Kitap, tarih, 672 sayfa, 2024

Jürgen Martschukat – Fitness Çağı (2024)

Fitness çağında yaşıyoruz.

Dünya çapında milyonlarca insan düzenli olarak akşamları parkta yürüyüşe çıkıyor, spor salonunda ağırlık çalışıyor, yüzmeye gidiyor, pilates ya da yoga yapıyor.

Fit olmak ve formda kalmak her zamankinden daha revaçta.

Kitlelerin gündelik hayatını bu derece belirleyen bu ilginin kaynağı ne?

Tarihçi Jürgen Martschukat fitness düşüncesinin doğuşunu 18. yüzyılda modern toplumların ortaya çıkmasına kadar geri götürerek, bu kavramın modernitenin sürekli optimizasyon ve yenilenmeye verdiği önemle nasıl iç içe geçtiğini anlatıyor.

Yazara göre gerçek anlamda fitness çağı 1970’lerden itibaren gelişmeye başladı ve neoliberalizmin bireylere kendilerini hem bedenen hem zihnen geliştirmelerini telkin etmesiyle sosyal yaşamın yol gösterici bir ilkesi haline geldi.

Böylece fitness beden çalışmasının ötesinde kişisel sorumluluk, performans, piyasa, rekabet, başarı konularında belirleyici bir araca dönüştü.

‘Fitness Çağı’, sadece spor ve fitness ile ilgilenenler için değil, aynı zamanda günümüzün kültürel söyleminde kabul ve dışlanma, başarı ve başarısızlık koşullarına merak duyan herkes için ufuk açıcı bir kaynak.

  • Künye: Jürgen Martschukat – Fitness Çağı: Beden Nasıl Başarı ve Performansın Simgesi Haline Geldi?, çeviren: Erol Özbek, İletişim Yayınları, tarih, 256 sayfa, 2024

James Howard-Johnston – Antik Çağ’ın Son Büyük Savaşı (2024)

‘Antik Çağın Son Büyük Savaşı’, Roma ve Sasani İmparatorlukları arasında geçen ve insanlık tarihinin seyrini değiştiren destansı bir mücadelenin hikâyesi. Özellikle 603-628 yılları arasında kızışan ve Kafkaslardan Filistin’e, Kuzey Afrika’dan Karadeniz sahillerine kadar geniş bir coğrafyada meydana gelen bu uzun savaşlar silsilesi, tarihin en uzun ve en karmaşık savaşlarından biri.

Oxford Üniversitesi’nin kıdemli profesörlerinden geç antik çağ tarihinin önde gelen uzmanlarından James Howard-Johnston dönemin siyasi, askerî ve sosyal dinamiklerini titizlikle ele alarak okuyucuyu olayların merkezine çekiyor.

I. Hüsrev ve Heraclius gibi figürlerin stratejilerini, başarılarını ve başarısızlıklarını detaylandırarak, her iki imparatorluğun da nasıl birbirlerini zayıflattıkları, Türk kağanlığının bu savaşlardaki kritik rolünü ve İslam’ın içine doğduğu siyasi ve sosyal konjonktürü akıcı bir dille resmediyor.

Kitap, sadece askerî tarihi değil, aynı zamanda dönemin sosyal yapısını ve yerel yaşamı da detaylandıran zengin kesitler sunuyor.

‘Antik Çağın Son Büyük Savaşı’ hem içeriği hem de anlatım tarzıyla tarih okurları için vazgeçilmez bir kaynak ve rehber niteliğinde.

  • Künye: James Howard-Johnston – Antik Çağ’ın Son Büyük Savaşı, çeviren: İlhami Tekin Cinemre, Vakıfbank Kültür Yayınları, tarih, 536 sayfa, 2024

Richard A. Bauman – Antik Roma’da Kadınlar ve Politika (2024)

Antik çağ toplumlarında kadınların rollerine dair araştırmalar son yıllarda tekrar dikkatleri çeker hale geldi.

Bu kitap, Romalı kadınların yalnızca hükümet, hukuk ve genel olarak kamu işlerinde etkili ve manipülatif rollerini değil, aynı zamanda kadınların etkili olduğu siyasi ve özgürlükçü hareketlerin ortaya çıkışını da inceliyor.

Profesör Bauman’ın araştırması MÖ 350’den MS 68’e kadar olan dönemi; dolayısıyla Orta ve Geç Cumhuriyet ile Erken Principate dönemlerini kapsıyor.

Romalı kadınların bu dönemdeki hikâyesinin bir uyum ve süreklilik hikâyesi olduğu, kadınların kamu işlerindeki rollerinin istikrarlı bir şekilde arttığı gösteriliyor.

Bu artış ile birlikte hukuk bilgisinin edinilmesi ve kullanılması ile kadın hareketlerinin etkisi gibi, bu genişlemenin hangi araçlarla sağlandığı kitabın ana temasını oluşturuyor.

Bauman’ın ele aldığı konular esas olarak kronolojiktir ve sıralı gelişimi vurgulayarak İmparatorun Sarayının büyük hanımları ile son bulur.

  • Künye: Richard A. Bauman – Antik Roma’da Kadınlar ve Politika, çeviren: Burcu Okay, Liberus Yayınları, tarih, 360 sayfa, 2024

Uğur Öztürk – Osmanlı Dünyasında Himaye İlişkileri ve Yazılı Kültür (2024)

III. Murâd devri, on altıncı yüzyılın son çeyreğinde Osmanlı İmparatorluğu’nun en geniş sınırlara ulaştığı “Altın Çağ”ın etkilerinin hissedildiği bir dönem olarak hem siyasi olaylar hem de bunların etrafında gelişen yazılı kültür öğeleri ile yüzyıl içinde ayrı bir yere sahip.

Sultan III. Murâd dönemi himaye/patronaj ilişkilerini inceleyen bu kitap dört bölümden oluşuyor: Dönemin siyasi hayatına III. Murâd odaklı değinilen ilk bölümde, kendisi de şair olan sultanın (Murâdî) edebî hayatı, telif ettiği eserler ve hususî mektupları incelenmiş.

İkinci bölümde bir hâmi olarak sultanın saray çevresi, devrin uleması ve paşaları ele alınmış ve söz konusu kişilerin dönem yazarlarıyla olan ilişkilerine değinilmiş.

Çalışmanın ana kısmını oluşturan üçüncü bölümde, öncelikle III. Murâd’a ithaf edilmiş telif, tercüme ve şerh eserler mercek altına alınmış ve söz konusu eserler konularına göre tasnif edilmiş.

Ayrıca bu bölümde III. Murâd döneminde tasvirlenmiş yazmaların da bir dökümü verilmiş.

Dördüncü bölümdeyse, sultan için manzume kaleme alan şairler incelenmiş ve bu şairlerin yazdıkları şiirler üzerinden III. Murâd’ın bir portresi çizilmiş.

Ayrıca bu bölümde, Osmanlı’nın en ihtişamlı düğünü olan 1582 sünnet şenliğinin detayları, bu şenlik hakkında kaleme alınmış eser ve manzumeler de incelenmiş.

Kitabın sonunda da, III. Murâd dönemi eserlerinin (telif, tercüme, şerh) bir listesi verilmiş.

  • Künye: Uğur Öztürk – Osmanlı Dünyasında Himaye İlişkileri ve Yazılı Kültür, Dergah Yayınları, tarih, 560 sayfa, 2024

Peter J. Burke – Cehalet (2024)

Peter Burke imzalı bu kitap, Antik çağlardan günümüze her türlü cehaletin zengin ve kapsamlı tarihi.

‘Cehalet: Küresel Bir Tarih’, ‘bilmemenin’ hayatlarımızı bazen iyi bazen kötü yönde etkilediği sayısız yolu araştırıyor.

Tarih boyunca her çağ kendisini bir öncekinden daha bilgili olarak gördü.

Rönesans hümanistleri Orta Çağ’ı karanlık bir çağ olarak gördü, Aydınlanma düşünürleri batıl inançları akılla ortadan kaldırmaya çalıştı, modern refah devleti cehaletin “devini” öldürmeye çalışmış ve günümüzün aşırı bağlantılı dünyasında görünüşte sınırsız bilgi talep üzerine mevcuttur.

Peki ya yüzyıllar boyunca kaybolan bilgi ne olacak?

Gerçekten atalarımızdan daha az cahil miyiz?

Peter Burke, bu son derece orijinal anlatıda, insanlığın cehaletinin din ve bilim, savaş ve politika, iş dünyası ve felaketler genelindeki uzun tarihini inceliyor.

Burke, 1919’da Avrupa’nın sınırlarını yeniden çizen inatçı politikacılardan ihbarcılık ve iklim değişikliğini inkâr etme politikalarına kadar birçok cehalet biçiminin -gerçek veya sahte, bilinçli ve bilinçsiz- dikkat çekici hikayelerini ortaya koyuyor.

Sonuç, çağlar boyunca insan bilgisinin canlı bir keşfi ve sınırlarını tanımanın önemi.

Kitaptan bir alıntı:

“(…) Bu kitabı iki tip insan için yazdım. İlk başta genel okur için. Her bir birey bilgi ve cehaletin eşsiz bir karışımı olduğu için konunun genele hitap ettiği su götürmez. İkinci olarak benim gibi başka araştırmacılar için yazdım. Umuyorum ki bu kitapta, genç araştırmacıları henüz bir ‘alan’ olamamış bu sahaya girmeye ve elbette geçici sonuçlarımı eleştirmeye, düzeltmeye ve geliştirmeye teşvik etmek için bugüne dek ne yapıldığı, bugünden sonra ise ne yapılabileceği hakkında ‘büyük resmi’ sunabilirim.

“İleride yazılacak bir cehalet tarihi, yüzyıllara bölünmüş bir anlatı biçiminde geleneksel tarzda sunulabilir. Böyle bir anlatı, farklı alanların paylaştığı genel eğilimlerin belirlenmesine bağlı kalacaktır. Elinizdeki kitap bu türden gelecek incelemeleri teşvik ederse, bundan çok mutlu olurum. Şimdilik cehaletin tarihi hakkındaki mevcut cehaletimize bakılırsa belli konulara ayrılmış bir dizi denemeye dayanan genel bir inceleme yapmak daha gerçekçi bir yaklaşım olur…”

  • Künye: Peter J. Burke – Cehalet: Küresel Bir Tarih, çeviren: Turgay Sivrikaya, Islık Yayınları, tarih, 416 sayfa, 2024

Vartuhi Kalantar – Hapishane-i Umumi Kadınlar Koğuşu (2024)

‘Hapishane-i Umumi Kadınlar Koğuşu’, Osmanlı İmparatorluğu topraklarında bir kadın tarafından yazılmış ilk hapishane tanıklığı olarak nitelendirilebilir.

Lozan’da üniversite öğrencisiyken ailesine yazdığı mektuplar gerekçe gösterilerek 1915’te tutuklanan ve ailesiyle birlikte Divan-ı Harp’te yargılanan Vartuhi Kalantar (1895-1978), hakkında tutuklama kararı çıkarılan diğer Ermeni aydınlarla birlikte Hapishane-i Umumi’ye gönderildi.

İki buçuk yıllık mahkûmiyetini, 1920-1921 yılları arasında Getronagan pandin gineru pajinı [Hapishane-i Umumi Kadınlar Koğuşu] adıyla ilk kez Hay gin dergisinde anlattı.

Kalantar’ın anıları, Osmanlı’nın ilk modern hapishanesi olan Hapishane-i Umumi’yi bir etnografi gibi inceleyen, yazarın keskin gözlem gücüyle harmanlanmış, eşsiz bir anlatı olarak karşımıza çıkıyor.

  • Künye: Vartuhi Kalantar – Hapishane-i Umumi Kadınlar Koğuşu (1920-1921), çeviren: Artun Gebenlioğlu, Aras Yayıncılık, anı, 104 sayfa, 2024

Philip Mansel – Levant (2024)

Büyük tarihçi Philip Mansel’in Levantenlik mefhumuna ve pratiğine hasrettiği ‘Levant’ta bir zamanların büyük liman kentleri, zevküsefa, özgürlük ve refahın payitahtları olarak boy göstermiş üç şehrin hikâyesini okuyoruz: Smyrna, İskenderiye ve Beyrut.

Bu inşayı gerçekleştirebilmek için pek çok coğrafya, tarih ve kültürle hemhal olan ve sayısız kaynağa başvuran Mansel, dini olanla siyasi olanı ayrıştırıp birbirine karıyor, aynı anda var olabilen kozmopolitlikle milliyetçiliğin gizli savaşını tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor.

Rum, Türk, Ermeni ve Arapların…

Müslüman, Yahudi ve Hıristiyanların…

Fransız, İngiliz ve Osmanlıların bir karşılaşma sahası olarak iş gören bu ziyadesiyle renkli dünya günün sonunda kararacak, felaketlerle yüzleşecektir: Smyrna yanmış, İskenderiye millileştirilmiş, Beyrut iç savaş sonucu parçalanmıştır.

Mansel’in Levant’ı Smyrna, İskenderiye ve Beyrut’un sosyal tarihine ilişkin olarak ortaya konmuş sıra dışı ve fevkalade bir çalışma.

  • Künye: Philip Mansel – Levant: Akdeniz’de İhtişam ve Felaket, çeviren: Nigar Nigar Alemdar, Alfa Yayınları, tarih, 640 sayfa, 2024