M. Talha Çiçek – Osmanlı İmparatorluğu ve Arap Aşiretleri (2024)

Osmanlı İmparatorluğu’nda 19. yüzyıldaki reform çabaları içinde merkezi devletin güçlendirilmesi temel amaçlar arasındaydı.

Bu proje bağlamında devletin Arap göçerleriyle ilişkisi ayrı bir öneme sahipti çünkü Arap eyaletlerinde ve özellikle hudut bölgelerinde devlet otoritesini güçlendirmek bu ilişkiden geçiyordu.

Talha Çiçek, Osmanlı İmparatorluğu ve Arap Aşiretleri, 1840-1914’te “uzun” 19. yüzyıl boyunca, yani Birinci Dünya Savaşı’nın başlangıcına kadar bu ilişkinin nasıl geliştiğini gözler önüne seriyor.

Merkezi devlet ile aşiretler arasındaki ilişkinin, “devlet emreder, siz yaparsınız” anlayışından ibaret olmadığını gösteren Çiçek, tam tersine karmaşık, son derece akışkan ve hiç kesilmeyen bir müzakere sürecinin söz konusu olduğunu çok zengin bir arşiv çalışmasıyla belgeliyor.

Ayrıca, Osmanlı reform çağında aşiret toplumlarının varlığını sürdürüp ağırlığını korumasının ve merkezi devletle ilişkilerinin Ortadoğu’da daha sonraki dönemler ve günümüz politikası üzerinde de etkili olduğunu unutmamak gerekiyor.

Talha Çiçek’in çalışması, önerdiği yeni perspektifle, alanında önemli bir boşluğu dolduruyor.

Genellikle göçerler ile Osmanlı Devleti arasındaki ilişkinin tek yönlü bir yol olduğu varsayılır: Devlet buyurur, aşiretler de ya isyan ya da itaat eder.

Talha Çiçek’in kitabı ise gerçeğin çok daha karmaşık ve ilginç olduğunu gösteriyor.

Kitap, 19. yüzyılda Osmanlı devleti ile Arap göçerler arasındaki karmaşık ilişkiyi gözler önüne seren öncü bir çalışma.

Tanzimat sonrası Arap göçerlere ilişkin Osmanlı politikalarına bakışta taze bir perspektif.

  • Künye: M. Talha Çiçek – Osmanlı İmparatorluğu ve Arap Aşiretleri (1840–1914), çeviren: Tansel Demirel, İş Kültür Yayınları, tarih, 256 sayfa, 2024

Andrew P. Wickens – Beynin Tarihi (2024)

‘Beynin Tarihi’ konu üzerine yazılmış ilk anlatısal kitap.

İnsanlık tarihinde bugüne dek beyinle ilgili bilinen inançlar, düşünceler, keşifler, kafa karışıklıkları, yöntemler, kavramlar, deneyler, kuramlar ve tartışmalar kitapta akıcı bir dille anlatılıyor.

Bütün bunlar beynin tarihine ve beyin bilimlerine katkıda bulunmuş kişilerin hikâyeleriyle paralel bir şekilde sunuluyor.

Anlatıdaki hikâyeleri takip ederken sadece tarihini değil, beynin içinde ve beyin bilimleri alanında neler olup bittiğini de kavradığınızı fark edeceksiniz.

‘Beynin Tarihi’ beyinle ilgili tarihöncesi inançlardan tıbbın gelişmesiyle ortaya çıkan bilgi ve yöntemlere; anatomi, farmakoloji, fizyoloji, psikoloji, beyin cerrahisi, nörobilim gibi disiplinlerin doğuşuyla birlikte değişen beyin anlayışımıza ve bugünkü bilgilerimize kapsamlı ve tarihsel bir perspektif sağlıyor.

Andrew P. Wickens, amaçladığı gibi, “basit, anlamlı ve anlaşılır” bir biçimde “beynin tutarlı bir tarihini” anlatmayı başarmış.

Wickens’ın 10 yılını alan bu çalışma, beyin hakkında mevcut bilgimize nasıl ulaştığımızı anlamak isteyen herkesin ilgisini çekecek.

  • Künye: Andrew P. Wickens – Beynin Tarihi: Taş Devri Cerrahisinden Modern Nörobilime, çeviren: Levent Öztürk, Alfa Yayınları, bilim, 636 sayfa, 2024

Carlos Collado Seidel – Franco (2024)

“Flütü andıran tiz sesi” ile hiç de karizmatik görünmeyen, taşralı, kompleksli bir subay, nasıl oldu da İspanya’yı 36 yıl boyunca diktatör olarak yönetebildi?

Hatta, bir rejime ve ideolojik “sisteme”, Frankizme adını verebildi?

Carlos Collado Seidel, ayrıntılı çalışmasında, Francisco Franco Bahamonde’nin, yani General Franco’nun hayatını, askerî ve siyasi eylemlerini, fikriyatını, zihniyet dünyasını ve özel hayatını anlatıyor.

Franco biyografisi, modern İspanya’nın tarihidir ve İspanya İç Savaşı’nın da tarihidir.

Franco’nun biçimlenmesinde büyük etkisi olan Fas’taki sömürgeci gayri nizami “kirli” savaşın, İspanya İç Savaşı’nı nasıl doğrudan doğruya etkilediğini görürüz.

Frankizm, “klasik” faşizmlerden daha uzun ömürlü olmuş bir tür faşizmdi.

Franco’nun faşizmi, korporatist Falanjist ideoloji ile dinî (Katolik) unsurları eklektik biçimde bir araya getirmişti.

Franco’nun Soğuk Savaş döneminde İspanya’ya dünya siyasetinin kuytusunda nasıl bir yer açtığını, “Mason-Yahudi komplosu” takıntısıyla nasıl kapitalizmi “kontrol altında” tutmaya çalıştığının yanı sıra, İspanya’nın Frankizmden çıkış hikâyesini ve bu ağır geçmişle hesaplaşma deneyimini de görüyoruz.

Kitaptan bir alıntı:

“Franco, faşist damgasını taşıyan diktatörler arasında [faşizmlerin] çöküşünden yara almadan kurtulan ve pek çok kişi tarafından ‘Batı‘nın muhafızı‘ olarak hatırlanan tek kişiydi.”

  • Künye: Carlos Collado Seidel – Franco: General, Diktatör, Efsane, çeviren: Emre Adıyaman, İletişim Yayınları, biyografi, 272 sayfa, 2024

David A. Bell – Napoléon (2024)

Napoléon Bonaparte’ın iki yüzyıldır pek çok biyografi yazarının ilgisini çekmiş olması şaşırtıcı değildir.

Hayatı olağanüstü önemli, çok ama çok büyüleyiciydi; başta Fransız Devrimi olmak üzere dünya tarihindeki en tartışmalı ve sürekli yeniden yorumlanan olaylardan bazılarıyla da bağlantılıydı.

David A. Bell, kitabının girişinde mevcut biyografilerin birçok olumlu özellik taşımasının yanında, her okuyucunun bu hacimli kitapları okuyabilecek vakti ve sabrının olmayabileceğini söylüyor.

Okurun ayrıntılar deryasında kaybolmasına neden olmaktansa, Napoléon’un gerçeğe sadık, okunabilir bir portresini sunmaya, uzmanlık sahibi olmayanlara da hitap eden özlü bir eser ortaya koymaya gayret ettiğini belirtiyor.

1769’da Korsika’da doğan Napoléon, 1821’de çok daha küçük bir adada, Saint Helena’da sürgünde hayata gözlerini yummuş olsa da ölümünden sonra da adı ve şöhreti etrafında mücadeleler yürütülmeye devam etmiştir; aslında bunları da onun hikâyesinin bir parçası saymak gerekir.

Bu hikâyede, Fransa’da ve başka ülkelerde bugün bile muazzam etkisini koruyan kurumların inşasının yanı sıra, inanılmaz bir seviyeye varan can kayıpları ve yıkımlar da vardır.

  • Künye: David A. Bell – Napoléon: Kısa, Büyüleyici Bir Hayat, çeviren: Tansel Demirel, Koç Üniversitesi Yayınları, biyografi, 176 sayfa, 2024

Halik Kochanski – Direniş (2024)

‘Direniş’, farklı mecralarda, farklı koşullar altında, fakat aynı inançla yürütülmüş bir mücadelenin anlatısıdır.

Halik Kochanski bu büyüleyici ve ürkütücü çalışmasıyla okuru Nazi işgali altındaki Avrupa’da vahşete karşı direnişe geçmeye karar verenlerin kalbini dinlemeye, bıçak sırtı bir hayat süren direnişçilerle hemhal olmaya davet ediyor.

Küçük direniş gruplarının zorlu eylemlere nasıl atılabildiğini meseleyi romantikleştirmeden aktaran yazar, direnişçinin hem kendilerinin hem de sevenlerinin ölümüne sebep olabilecek görevlere hangi duygularla talip olduğunu tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor.

‘Direniş’, sıradan insanların Nazi barbarlığına karşı yürüttüğü görkemli mücadelenin kitabı.

Avrupa’nın boyunduruk altına alınmış halklarının karşı saldırıya geçme yollarını mükemmelen anlatan ve efsaneleri yıkan ‘Direniş’, gözü pekliğe, olağanüstü cesarete ilişkin öykülerle örülü.

  • Künye: Halik Kochanski – Direniş: Avrupa’da Yeraltı Savaşı 1939-1945, çeviren: Abdullah Yılmaz, Alfa Yayınları, tarih, 984 sayfa, 2024

Ernst Bloch – Thomas Münzer (2024)

Yirminci yüzyıla yön veren filozoflardan Ernst Bloch, yola koyuluşun, hareketin, direncin ve öngörü bilincinin düşünürüydü.

Onun umut, dimdik yürüme ve somut ütopya ana-motifleri çalkantılı 1960’ların tartışmalarına da nüfûz etti.

Bloch’la birlikte, felsefi düşüncenin keşfedilenin haritasını çıkarmaktan daha fazlasını ifade ettiğini öğrenebiliriz.

Yaşanan ânın karanlığı ve henüz-olmamanın ontolojisi, “bir tür” aklın kural-koyucu düzenlemesine izin vermeyen ve çağdaş toplumdaki derin değişimler karşısında yeni bir ışıkta ortaya çıkan düşünce kategorilerini ifade eder.

Bloch’u (tekrar) okumanın zamanı geldi.

Felsefenin temel soruları ile toplumun ve kültürün sorunları üzerine ortaya koyduğu düşünceler sizi bunu yapmaya davet ediyor.

‘Thomas Münzer’, alışılagelmiş bir biyografi değil kesinlikle.

Bloch’un izini sürdüğü büyük Alman köylü savaşında Münzer’in somut teolojik talebi, coşkulu, radikal demokratik ve geleceğe ait, henüz sırası gelmemiş bir tarihselliği içerir.

Yenilgiye rağmen umudun yaşadığı, resmî kiliselerle karşılaştırıldığında önümüzü meşale gibi aydınlatan bir karizmada belirginleşen somut bir ütopya.

  • Künye: Ernst Bloch – Thomas Münzer: Devrimin Teoloğu, çeviren: Tarık Kayakan, Ayrıntı Yayınları, biyografi, 224 sayfa, 2024

Suraiya Faroqhi – Osmanlılar ve Bâbürlüler (2024)

Birbirinden binlerce kilometre uzak mesafede iki büyük imparatorluk… Osmanlı ve Bâbürlü İmparatorlukları, erken modern dünyada geniş toprakları, çok kültürlü yapıları ve güçlü ordularıyla dünya tarihine damgasını vurdular.

Fatih Sultan Mehmet’ten Bâbür Şah’a, Kanuni Sultan Süleyman’dan Ekber Şah’a birçok önemli hükümdar tarafından yönetildiler, Sultan Ahmet Camii’nden Tac Mahal’e benzersiz mimarileriyle ön plana çıktılar.

  • Osmanlı ve Bâbürlü İmparatorlukları nasıl bu kadar uzun süre hüküm sürdü?
  • Osmanlı ve Bâbürlü sultanlarının benzerlikleri ve farklılıkları nelerdi?
  • Osmanlılar ve Bâbürlüler birbirlerine nasıl bakıyordu?
  • Bu büyük medeniyetlerin halkları hangi sosyal ve ekonomik koşullar altında yaşadı? gibi soruların ve daha fazlasının cevabı bu kitapta.

Suraiya Faroqhi, titizlikle kaleme aldığı ‘Osmanlılar ve Bâbürlüler’de bu iki büyük imparatorluğun sosyal yapılarını, yönetim biçimlerini ve kültürel etkileşimlerini derinlemesine inceliyor.

Faroqhi; Osmanlı ve Bâbürlü İmparatorluklarının idari yapıları, merkeziyetçi politikaları, askeri güçleri ve bürokratik sistemlerinin karşılaştırmalı bir analizini sunarken imparatorlukların ekonomik altyapılarını, ticaret ağlarını ve vergi sistemlerini detaylandırılarak, bu yapıların halkın günlük yaşamına nasıl etki ettiğini ortaya koyuyor.

Kitapta, Osmanlı ve Bâbürlü saraylarında gelişen mimari, edebi ve sanatsal faaliyetler ile bu kültürel unsurların toplum üzerindeki etkileri geniş bir perspektiften anlatılırken Osmanlı ve Bâbürlü İmparatorluklarının birbirlerine bakış açıları ve aralarındaki diplomatik ilişkiler de mercek altına alınıyor.

Faroqhi, bu büyük medeniyetlerin inceliklerini ve nüanslarını anlamak için gerekli olan arka planı ve derinliği sunarak, okuyucuları tarihî bir yolculuğa çıkarıyor.

‘Osmanlılar ve Bâbürlüler’, Osmanlı ve Bâbürlü tarihine ilgi duyan herkes için eşsiz bir rehber olacak.

Suraiya Faroqhi’nın usta kaleminden bu iki büyük imparatorluğun tarihine dair yeni bakış açıları ve yorumlar bulacaksınız.

  • Künye: Suraiya Faroqhi – Osmanlılar ve Bâbürlüler, çeviren: Zeynep Yıldırım, Kronik Kitap, tarih, 560 sayfa, 2024

İbrahim Çiçek – İttihat ve Terakki (2024)

1889 yılında kurulan İttihat ve Terakki Fırkası, Türk demokrasi tarihinin ilk siyasi partisiydi; II. Meşrutiyet’in ilanına önayak oldu ve 1908-1918 yılları arasında kısa kesintilerle devleti yönetti.

Yapılan ilk seçimlerde özgürlükleri genişletmeyi vaat ederek iktidara geldi.

Ancak parti mensupları geçmişe oranla çok daha fazla tahammülsüz ve eleştiriye kapalı bir tutum sergiledi.

Baskı rejimine karşı çıkarak taraftar bulan ve bu sayede iktidara gelen fırka, baskı yapmaya başladı.

Genç ve idealist bir kadroya sahip olan İttihat ve Terakki Fırkası, parçalanmakta olan Osmanlı İmparatorluğu’nu kurtarmak için yola çıksa da, devlet yönetimi konusundaki deneyimsizliği ve dönemindeki iç ve dış sorunlar nedeniyle devletin yıkılışını hızlandırdı.

Yıllardır bu dönemi çalışan İbrahim Çiçek, kapsamlı bir giriş yapmak isteyen okurlar için yazdı.

  • Künye: İbrahim Çiçek – İttihat ve Terakki: İhtilaller, Cinayetler, Darbeler ve Toplumsal Olaylar (1908-1918), Alfa Yayınları, tarih, 408 sayfa, 2024

David Abulafia – Büyük Deniz (2024)

Avrupa, Asya ve Afrika’yı birbirine bağlayan Akdeniz, binlerce yıldır farklı dinlerin, yönetim şekillerinin, kültür ve ekonomilerin buluştuğu, çatıştığı, birbirini etkilediği bir yer oldu.

Akdeniz tarihi profesörü David Abulafia, tarihöncesinden 21. yüzyıla uzanarak Akdeniz’in imparatorlukların yükseliş ve çöküş dönemlerindeki önemine, denizin ulaşım ve beslenme için pratikliğine, denizin tehlikeli sularını aşan denizci, korsan, göçmen gibi kişilere odaklanarak detaylı bir Akdeniz tarihi çalışmasını okurlarla buluşturuyor.

Kitaptan bir alıntı:

“‘Akdeniz tarihi’ birçok anlama gelebilir. Bu kitap Akdeniz çevresindeki toprakların değil, Akdeniz’in tarihidir; daha doğrusu bu denizi geçen ve adalarında ya da liman kentlerinde yaşayan insanların tarihi. Kitabın teması Akdeniz’in ticari, kültürel ve hatta –Romalılar döneminde– siyasi olarak tek bir bölgeye, farklı derecelerde entegre olma süreci ve bu entegrasyon dönemlerinin bazen nasıl, savaş ya da veba nedeniyle, şiddetli bir parçalanmayla sona erdiğidir.”

  • Künye: David Abulafia – Büyük Deniz: Akdeniz’de İnsanlık Tarihi, çeviren: Özgür Ümit Hoşafçı, Epsilon Yayıncılık, tarih, 942 sayfa, 2024

Alessandro Iannace – Dünya’nın Tarihi (2024)

Yaşadığımız gezegen neye benziyor ve biz onunla nasıl tanıştık?

Elinizdeki kitap, kayaları, depremleri, onları inceleyen insanları, keşifleri, mitleri ve hayalleri anlatan bir Dünya tarihi kitabı ama aynı zamanda ve hepsinden önemlisi, insanların yaşadığımız gezegende meydana gelen harikulade olayları ve felaketleri gözlemlerken kendilerine sordukları büyük sorulara da yer veriyor.

Doğa ve insanı bir arada tutan kapsamlı bir yaklaşımla bu kitap bizi sadece gezegenimizin oluşumundan günümüze kadarki uzun yolculuğa çıkarmakla kalmıyor; Dünya’nın şekliyle ilgili ilk kavrayışımızdan bugün okyanus tabanına dair son keşiflere kadar onu nasıl anlamaya ve açıklamaya çalıştığımızı da gösteriyor.

‘Dünya’nın Tarihi’, jeolog olmayanlar için de jeoloji kitabı olarak herkese hitap ediyor.

  • Künye: Alessandro Iannace – Dünya’nın Tarihi, çeviren: Mina Çetin, Lejand Yayınları, tarih, 334 sayfa, 2024