Tuğba Korkmaz – İki Güneş Bir Göğe Sığmaz (2024)

Osmanlı şehzadelerinin öldürülmeleri, kendi devirlerinde hem saray çevresinde hem de halk arasında ciddi etkiler bıraktı.

Şehzadelerin bir kısmı kaza yahut hastalık neticesinde ölürken, önemli bir kısmı ise taht mücadeleleri sırasında öldürüldü.

Kaynaklarda hastalık veya kaza sebebiyle ölen Süleyman Paşa veya Kanûnî Sultan Süleyman’ın oğlu Şehzade Mehmed gibi birkaç şehzadenin psikolojik etkilerinden bahsedilmiş olmakla beraber eceliyle ölenler hakkında pek fazla malumat olmadığı bilinir.

Yaşanan acılar şehzadenin katlini isteyen padişah başta olmak üzere bu olaylara şahitlik edenleri de derin bir üzüntüye boğdu.

Şehzadelerin öldürülmesi her ne kadar siyasetin doğası olarak açıklanmış olsa da toplum bu durumdan hoşnut değildi.

Bu yüzden kronikler ve edebî eserler halkın öfke ve üzüntülerini yansıtır.

Halkın tepkisi genellikle mersiyeler ve tarihi metinlerde kendini gösterir.

Şehzadelerin ölümleri veya öldürülmeleri, halkın Osmanlı hanedanına bakış açısını gösterdiği gibi aynı zamanda ölüm algısını da yansıtıyor.

Tuğba Korkmaz, ‘İki Güneş Bir Göğe Sığmaz: Osmanlı Şehzadelerinin Katli ve Duygusal Yansımaları’ adlı çalışmasında Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan 17. yüzyıla kadar şehzadelerin ölüm ve öldürülme hadiselerini ele alıyor.

  • Künye: Tuğba Korkmaz – İki Güneş Bir Göğe Sığmaz: Osmanlı Şehzadelerinin Katli ve Duygusal Yansımaları, Selenge Yayınları, tarih, 224 sayfa, 2024

Francesco Filippi – Ama Mussolini İyi Şeyler de Yaptı (2024)

İtalya’ya 1922’den 1943’e hükmetmiş Benito Mussolini’nin şahsiyeti ve icraatları ölümünden sonra mitolojik bir karakter kazandı.

Toz pembe bir nostaljiyle birçok büyük atılım ve başarı Il Duce’ye atfedilmeye başlandı, efsaneler üretildi ve post-hakikat çağında faşist lider yeniden takdis edilmeye başlandı.

Roma’da iktidar partisi bakanlarının da katılımıyla faşist selamının dirildiği bu günlerde ‘Ama Mussolini İyi Şeyler de Yaptı’ İtalyan toplumunun fantezilerini analiz ediyor.

Francesco Filippi tarih hakkında neden yalan söylenir sorusunun peşine düşüyor.

  • Kahramanın yolculuğu için neler feda edilir ve neler örtbas edilir?
  • Mussolini’nin yaptığı iyi şeyler de var mı?
  • Duce İtalyanlara emekli maaşı bağlayan ilk insan mıydı?
  • Mussolini bataklıkları kuruttu mu?
  • Duce tüm İtalyanları ev sahibi yaptı mı?
  • Duce yol yaptı mı?
  • Duce bir adalet savaşçısı mıydı?
  • Faşizm mafyayı alt edebildi mi?
  • Duce İtalyan ekonomisini zirveye mi taşıdı?
  • Duce İtalyan kadınlarının statüsünü yükseltti mi?
  • Duce büyük bir lider miydi?
  • Mussolini lütufkâr bir diktatör müydü?

Filippi kışkırtıcı kitabıyla bu soruların peşinde Faşist İtalya tarihinin karanlık dehlizlerine girerek propagandayı ve nostaljiyi, gömülen gerçekleri gün yüzüne çıkararak yok ediyor.

Duce’yi büyübozumuna uğratarak sadece İtalya’yı ilgilendiren bir mite değil günümüz siyasetinin efsanelerini de anlamak için bir yol haritası çıkarıyor.

Muhtemel bir totaliter geleceğin inşası biraz da totaliter geçmişin rehabilitasyonundan geçer.

Bu bakımdan geçmişin kendine has hakikatini ortaya çıkarmak, totaliter geçmişin geleceğimize dönüşmesini engellemenin ilk adımı olacaktır.

  • Künye: Francesco Filippi – Ama Mussolini İyi Şeyler de Yaptı: Bir Tarihsel Amnezinin Yayılması, çeviren: Burak Yazıcı, Runik Kitap, tarih, 188 sayfa, 2024

Amit Bein – Kemalist Türkiye ve Ortadoğu (2024)

Bugün hâlâ daha tartışma konusu olan, Osmanlı sonrası Ortadoğu’da uluslararası ilişkilerin devam eden etkisini daha iyi anlamak için Amit Bein yeni bir perspektif sunuyor.

Kasıtlı bir kopuş ve komşularıyla kopmuş bağlar dönemi olarak kabul edilen Türkiye’nin bu dönemi için Amit Bein, detaylı araştırmasıyla 1930’ların çalkantılı ortamında Türkiye’nin aslında bölgesel etkinliğini artırmaya yönelik adımlar attığını savunuyor.

Kemalist ideolojinin bıraktığı mirasın günümüz siyasetindeki yankılarını irdeleyerek, Türkiye’nin bölgesel politikalarına ve uluslararası ilişkilere katkısını derinlemesine analiz ediyor.

‘Kemalist Türkiye ve Ortadoğu’, tarih meraklılarına, siyaset bilimcilerine ve bölgesel ilişkilerin karmaşıklığını anlamak isteyen herkese sesleniyor.

Bein’in, etkileyici ve çekici bir üslupla yazılmış olan kapsamlı ve içgörülü araştırması, Ortadoğu, Türkiye ve özellikle Britanya gibi sömürge güçlerinin bölgedeki rolüne ilgi duyan herkes için okunması gereken bir eser.

  • Künye: Amit Bein – Kemalist Türkiye ve Ortadoğu: İki Dünya Savaşı Arası Dönemde Uluslararası İlişkiler, çeviren: Ceren Can Aydın, Alfa Yayınları, tarih, 408 sayfa, 2024

Fernand Braudel – Uygarlıkların Grameri (2024)

Etnik merkezcilik karşıtı bir bilinçle yazılan bu büyüleyici çalışma diğer metinlerin çoğunda olduğu gibi dünya uygarlıklarının tarihinin olay temelli açıklanması yerine tarihin geniş kapsamı ve sürekliliği içinde ele alınıyor.

“Tarihi öğretmek öncelikle onu nasıl anlatacağını bilmektir” anlayışından hareket eden Braudel’in sırasıyla İslam, Kara Afrika, Uzak Doğu, Avrupa, Amerika ve Rusya tarihine odaklandığı bu eseri kısa zamanda çok sayıda dile çevrilmiş bir klasik haline geldi.

Düne ait bu olaylar, şimdinin dünyasını hem tek başlarına açıklıyor, hem de açıklamıyor.

Aslında şimdiki zaman, çok daha eski deneylerin, farklı derecelerdeki uzantısı haline geliyor.

Şimdiki zaman geçmiş yüzyıllardan, hatta “insanlığın günümüze kadar yaşadığı tarihsel evrim”in tümünden besleniyor.

  • Künye: Fernand Braudel – Uygarlıkların Grameri, çeviren: Mehmet Ali Kılıçbay, Say Yayınları, tarih, 592 sayfa, 2024

Kolektif – Modernleşme Sürecinde Osmanlı Kentleri (2024)

‘Modernleşme Sürecinde Osmanlı Kentleri’, imparatorluğun kritik kentlerine farklı açılardan yaklaşan, ama yolları günün sonunda devlet müdahalesi ve değişim mevzuunda kesişen on incelemeyi bir araya getiriyor.

İdari anlayışın, dini yapılanmaların, modernleşmenin, yangınların, salgınların, halk sağlığının ve çatışmaların kent dokusu üzerindeki etkisine hasredilmiş olan bu incelemelerde İstanbul, Selanik, Manastır, Bursa, Ankara, Van, Bağdat ve İskenderiye gibi kentlerin bir başka hikâyesini okuyor, geçmişten koparılıp getirilmiş acı tatlı bir karanfili kokluyoruz.

  • Künye: Kolektif – Modernleşme Sürecinde Osmanlı Kentleri, editör: Paul Dumont, François Georgeon, çeviren: Ali Berktay, Alfa Yayınları, tarih, 272 sayfa, 2024

Stefan Rebenich – Antik Çağ (2024)

  • Antik Çağ nedir?
  • Atina demokrasisi nasıl işledi?
  • Romalılar hangi tıbbi bilgilere sahiplerdi?
  • Roma İmparatorluğu neden çöktü?
  • Yunan trajedi ve komedyalarının siyasi bir işlevi var mıydı?
  • Köleler ve azat edilmişlerin yaşamları nasıldı?
  • Bir çocuğun doğumunda hangi kutlamalar yapılırdı?
  • Hıristiyanlığın yükselişini kolaylaştıran faktörler nelerdir?

Stefan Rebenich en önemli 101 soruya bazen şaşırtıcı yanıtlar verirken her bir sorunun yanıtı bir sonraki soruyu merak etmenizi sağlıyor.

Antik Çağ’a dair bilmek istediğiniz pek çok şeyi burada bulacaksınız.

  • Künye: Stefan Rebenich – 101 Soruda Antik Çağ, çeviren: Burcu Öztürk, Say Yayınları, tarih, 184 sayfa, 2024

Paul Mason – Faşizmi Nasıl Durdururuz (2024)

Paul Mason ‘Faşizmi Nasıl Durdururuz’ kitabında hem çağdaş faşizmin tüyler ürpertici portresini, hem de faşizm olgusunun tarihini ortaya koyuyor.

Faşizmin geçmişte bıraktığımız bir korku hikâyesi değil, güncel sorunlardan beslenen, kapitalist düzenin bağrında büyüyen ve bu sebeple de yinelenen bir kâbus olduğunun altını çiziyor.

Yazar, tehlikeyi göstermekle kalmıyor, yeni aşırı sağa direnmek ve onu yenmek için radikal ve umut dolu bir yol da öneriyor.

Tarih bize faşizmi besleyen koşulları ve onun nasıl başarıyla aşılabileceğini gösteriyor.

Yaşadığımız bütün zorluklara, kırılmalara rağmen adil, eşit, özgür bir toplum yaratma fırsatımız var.

Bunu yapabilmek için kendimize şu soruyu sormalıyız: Nasıl bir dünyada yaşamak istiyoruz ve bu konuda ne yapacağız?

Kitaptan bir alıntı:

“Karakteristik olarak tarihçiler faşizmi üç bakış açısından çalıştılar: Bir ideoloji, bir hareket ve bir rejim olarak. Bu üç bakış açısının her biri kabul edilebilir olmakla birlikte, bu kitabın önermesi, faşizmin yalnızca bir sürecin çıktısı olarak ele alındığında bütünüyle anlaşılabileceğidir: Bilhassa, milyonlarca insanın hayatını karışıklık içinde bırakıp öz saygılarına gölge düşüren, bir dizi yalana inanmaları için özlem yaratmakla kalmayıp onları bizatihi bu yalanların yaratılması ve yayılmasının etkin bir parçası kılan bir sürecin.

Yanıtlamaya çalışacağımız sorular şunlar: Şu anda bu süreci işleten nedir, geçmişte neydi ve onu nasıl durdurabiliriz?”

  • Künye: Paul Mason – Faşizmi Nasıl Durdururuz: Tarih, İdeoloji, Direniş, çeviren: Doğuş Çakan, Minotor Kitap, siyaset, 376 sayfa, 2024

Krishan Kumar – İmparatorluk Tasavvurları (2024)

‘İmparatorluk Tasavvurları’ tarihin en can alıcı meselelerini doğrudan günümüze taşıyan bir eser.

İmparatorlukların farklı tarihsel gelişimlerini ortak bir zeminde düşünmemizi sağlayan senteze dayalı ve son derece kapsamlı bir çalışma.

Krishan Kumar en temelde şu soruları soruyor:

  • İmparatorluklar nasıl idare edilir?
  • İmparatorluğu idare edenler, fethettikleri halkları nasıl bu kadar uzun süre ve başarıyla bir arada tutabildiler?
  • Emperyal düşüncenin kültürel ve dinsel farklılığa bakışı neydi?

Bu, kurucu halkların kendi kimliklerine yönelik de bir soruydu.

Ulusal farklılıkların üzerinde bir imparatorluk kimliği ve aidiyetinin yaratılması, bütün imparatorlukların temel gayesiydi.

İlhamını Roma’dan alan bütün halkların imparatorluk vatandaşları haline getirilmesi hayali, nihayetinde başarısızlığa uğrasa da, buradaki beş imparatorluğun içinden geçmek zorunda kaldıkları büyük tarihsel bir imtihandır.

Ulus-devletlerden farklı olarak imparatorluk iddiası evrensel bir iddiadır.

İster din, ister medeniyet, ister bir siyasi ideoloji olsun, kendi halklarını evrensel bir misyon etrafında örgütleyebildiler.

Dolayısıyla bu imparatorluk misyonu ve anlatısının kaybı, birçok ulus-devletin tarihinin ayrılmaz bir parçasını oluşturur.

  • Miadını doldurduğu söylenen imparatorluğun, halkların kolektif kimliklerindeki yeri nedir?
  • İmparatorluklar gerçekten öldü mü yoksa yeni yaşam biçimleri mi kazanıyor?
  • Göç krizi, küreselleşme, yükselen popülizm gibi güncel olguları anlamakta imparatorluklar faydalı tarihsel araçlar olabilir mi?
  • İmparatorlukların yükseliş ve çöküşlerinden çıkarılacak olumlu dersler var mıdır?

Osmanlı Devleti’nin de dâhil olduğu Avrupa’nın beş büyük imparatorluğunun karşılaştırıldığı bu devasa çalışma, bu sorulardan hareketle, günümüzün en yakıcı meselelerine de değiniyor.

  • Künye: Krishan Kumar – İmparatorluk Tasavvurları: Beş Emperyal Devlet Dünyayı Nasıl Şekillendirdi?, çeviren: Ö. Çağatay Balkaya, Doğu Batı Yayınları, tarih, 735 sayfa, 2024

Fasih Dinç – Osmanlı-İran Sınırında Devlet ve Toplum (2024)

Modernleşme ve merkezileşme yönelimiyle birlikte toplum ve daha önce pek de hesaba katılmayan toplumsal gruplar daha okunabilir, daha tahmin edilebilir kılınmak istenmiş, bu da ister istemez yöneticilerin bizatihi toplumsal kurumlarla ilişki kurma biçimlerini dönüştürmüştür.

Fasih Dinç, ‘Osmanlı-İran Sınırında Devlet ve Toplum’ kitabında aşiretler, cemaatler, sınır ve yerel elitler gibi kavram ve olgular üzerinden esasen bu dönüşümün dinamiklerini inceliyor.

Osmanlı’nın İran sınırındaki iki önemli toplumsal grupla, Caf aşireti ve Nasturî cemaatiyle ilişkisinin hem bir modernleşme programı bağlamında iç dinamiklerle hem de 19. yüzyıldan 20. yüzyılın başına bir dizi önemli dış dinamikle beraber dönüşümünü ele alıyor.

İdare tekniğinin değişimiyle sınır algısının nasıl dönüştüğünü gösterirken devlet-toplum ilişkilerine de bu dürbünden bakabilen önemli bir çalışma.

Kitaptan bir alıntı:

“19. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin bir savunma projesi olan merkezileşme programı, o güne dair var olan devlet-toplum ilişkilerinin ve toplumun kendi içindeki ilişkilerin yanı sıra birçok kavram ve olgunun anlam ve fonksiyonunu yeniden şekillendirdi. Bu bağlamda Osmanlı-İran sınırında bulunan Caf aşireti ile Nasturî cemaati ise meydana gelen gelişmelerin pasif nesneleri olmaktan ziyade en azından kendi bölgelerindeki gelişmelerin gidişatını etkileyen birer aktif aktördüler.”

  • Künye: Fasih Dinç – Osmanlı-İran Sınırında Devlet ve Toplum: Caf Aşireti ve Nasturî Cemaati (1839-1914), İletişim Yayınları, tarih, 300 sayfa, 2024

Jean-François Pérouse – Angora’dan Ankara’ya (2023)

‘Angora’dan Ankara’ya, kendi içinde uzanan bir yolculuk…

Hem zaman hem mekân bakımından başkentin hikâyesi bir bütünlük ve tutarlılık teşkil ediyor.

Ankara’nın inşası, imarı ve şehirleşme süreci yüzüncü yılını geride bırakmış bir ülkeye dair çok fazla şey söylüyor.

Ankara’yı okumak, onun başlangıç ve oluşumuna nüfuz etmek bir bakıma Türkiye’yi somut koşulları içinde anlamak demektir.

Şehir tarihi açısından Ankara ile ilgili ideolojik tespitler, birtakım genelgeçer kıyaslama ve betimlemeler son derece kısıtlayıcı kalıyor.

Oysa kitabın yazarı Jean-François Pérouse burada zor olanı başarıyor, gerçekliğin yükünü üstlenerek tek kelime ile bir şehrin envanterini tutuyor.

Yerleşim yerlerini, yapıları, meydanları, sokak ve caddeleri, ilçeleri adım adım tespit etme ve tanımlama çabasını üstleniyor.

Pérouse, ele aldığı dönem içinde, başkent olmaya giden bir süreci neredeyse gün gün takip ediyor.

İncelenen zaman dilimi içinde olup biten olaylar yalnızca siyasal bir kadronun ufkuna hapsedilmiyor, kurucu isimlerle birlikte tüm toplumsal ilişkiler, çıkar ağları, her türlü imkân ve yoksunluklar, yaşam tarzları, idealler, nüfus, konut ve barınma ihtiyacı gibi gündelik ihtiyaçların bir şehre nasıl kimlik kazandırdığı gösteriliyor, tüm bu oluşumlar bir toplumun zihniyetini de yansıtıyor.

Pérouse, imparatorluk bakiyesi bir ülkenin başkenti olma yolunda, özellikle imar ve şehirleşme sürecine odaklanıyor.

Bu koşulları yaratan tüm karar vericilerin, yöneticilerin şehir planlamacıların ve mimarların yanısıra planlar, haritalar, bütçeler, kronolojiler, en zengin verileriyle birlikte, Ankara’yı, bir ulusun başkentini anlamlı bir çerçeveye yerleştiriyor.

‘Angora’dan Ankara’ya’ aynı zamanda Ankara’yı çeyrek yüzyıl mesken edinmiş bir yayınevinin Cumhuriyet’in yüzüncü yılına armağanı olarak okuruyla buluşmaktadır.

  • Künye: Jean-François Pérouse – Angora’dan Ankara’ya: Bir Başkentin Doğuşu (1919-1950), çeviren: Ayşe Meral, Doğu Batı Yayınları, tarih, 639 sayfa, 2023