Cecil Roth – Doña Gracia (2024)

Tarih, her dönemde dikkate değer isimlerle işlenir.

Bu isimlerden biri de, döneminde oldukça meşhur olmasına rağmen zaman içinde unutulan sıra dışı bir kadın, Kanuni Sultan Süleyman’ın bankerliğini de yapmış Doña Gracia Nasi’dir.

O, sadece bir banker değil, aynı zamanda diplomat, hayırsever ve Yahudi kültürün öncüsü olarak çağdaşları tarafından saygıyla anılmıştır.

Osmanlı himayesindeki Nakşa Dükü Yosef Nasi’nin teyzesi olan Beatrice de Luna olarak bilinen Gracia, yeğeni için rol model, hami ve daima ilham kaynağı olmuştu.

Gençliğindeki maceralı seyahati, Engizisyonu durdurma ve Marranoların İber Yarımadası’ndan kaçışını organize etme çabaları, önce Alçak Ülkeler’de ve sonra İtalya’da kamusal ve toplumsal ilişkilerde oynadığı önemli rol ile dikkat çeker.

Gracia, sadece ticaret dünyasında değil, aynı zamanda dünya çapındaki zulüm karşısında gösterdiği maskülen tavır ile de tanınmıştı.

1556’da Ancona’daki facia sırasında sergilediği kararlılık, onu sadece kendi zamanının değil, aynı zamanda tüm zamanların seçkin isimlerinden biri haline getirdi.

Yeğeninin hayatı boyunca yaptıkları, neredeyse tamamen ondan mülhem ve onun himayesi sayesindedir.

Zaten kendi kişiliği, onun ölümünden sonra ancak tam anlamıyla meydana çıktı.

Tarihçi Cecil Roth, özgürlük için hayatlarını tehlikeye atan, Rönesans Avrupası’nın saray ve siyasi mahfillerinde yüksek risklerle mücadele eden sıra dışı kişilerin hikâyesiyle birlikte, bu kitapta Doña Gracia’nın ilk uzun biyografisini sunuyor.

  • Künye: Cecil Roth – Doña Gracia: Osmanlı’ya Hizmet Eden Yahudi Nasi Ailesi, çeviren: Saadet Firdevs Aparı, Selenge Yayınları, tarih, 176 sayfa, 2024

Melisinos Hristodulu – Tatavla Tarihi (2024)

On dokuzuncu yüzyılın başlarında, dönemin Pamfilos Episkoposu Melisinos Hristodulu tarafından yazılmış ‘Tatavla Tarihi’, vaktiyle şehrin en büyük Rum cemaatlerinen biri olan Tatavla Ayios Dimitrios Rum Ortodoks cemaatine dair en önemli çalışmalardan biri.

Hristodulu, şimdi Yunanca ve Türkçe yayınlanan kitabında, dönemin belgelerine, cemaat arşivlerine, Patriklik defterlerine ve Osmanlı belgelerine başvurarak, Tatavla’nın, yani bugünün Kurtuluş’unun mahallelerini, buralardaki yaşamı ve semtin sakinlerinin kapsamlı bir fotoğrafını çekiyor.

Yazar ayrıca, sözlü tarih aktarımlarının yanı sıra, eski gelenekler ve Rum cemaatinin önemli şahsiyetlerine dair anekdotlarla da çalışmasını zenginleştirmiş.

Arşivlik bir eser.

  • Künye: Melisinos Hristodulu – Tatavla Tarihi, çeviren: Anna Maria Aslanoğlu, Stefo Benlisoy, yayına hazırlayan: Foti Benlisoy, Fivos Nomikos, İstos Yayın, tarih, 192 sayfa, 2024

Charles Leonard Woolley – Sümerler (2024)

Profesör Charles Leonard Woolley, Sümerler üzerine çalışmış öncü ve en önemli arkeologlardan biri ve çalışmaları, Sümer uygarlığının, Mısır uygarlığı ortaya çıkmadan 2000 yıl önce gelişmeye başladığını gösterdi.

Böylece Mısır uygarlığının en eski uygarlık olduğu fikrinden vazgeçildi.

Sümerler yüksek bir kültür seviyesine daha M.Ö. 3500’lerde ulaşmışlardı.

Bu nedenle Mısır, Asur, Küçük Asya, Girit ve Yunanistan gibi eski dünya uygarlıklarının öncüleri oldukları söylenebilir.

Woolley, uzun zaman Mezopotamya’nın çöl kumları altında kalmış ünlü şehir Ur’da yapılan kazılarını yönetmesiyle arkeoloji tarihinde önemli bir yere sahip.

Bu kitap insanlığın erken tarihine ilgi duyan herkes için çekici bir içerik sunuyor.

  • Künye: Charles Leonard Woolley – Sümerler, çeviren: Kenan Çelik, Kabalcı Yayınları, tarih, 184 sayfa, 2024

Ozan Şahin Giray – Törenin Ekonomi Politiği (2024)

‘Törenin Ekonomi Politiği’, feodalite öncesindeki Türklerin yahut daha genel bir ifadeyle Orta Asya bozkırlarında yaşayan ve hareketli üretim araçları üzerinde hâkimiyet kurmuş olan toplumsal formasyonların kuruluş ve işleyişlerini belirleyen yapısal süreçlerin örgütlü birlikteliği olarak “töreyi” üretim ilişkilerine referansla açıklıyor.

Üzerinde hâkimiyet kurulan üretim araçları ve üretim araçları üzerindeki hakimiyet rejimlerinin niteliği, ilgili toplumsal formasyonların örgütlenmeleri ve işleyişleri üzerinde belirleyici etkiler üreteceği için çalışmanın merkezinde, at ve küçükbaşlardan müteşekkil sürülerini soy bağına dayalı bir örgütlenme içinde besleyen ve soy bağı dolayımıyla siyasal örgütlenmeler oluşturan toplumsal formasyonlar bulunuyor.

Orta Asya göçerlerinin toplumsal kuruluşlarını, tarım toplumlarına ilişkin bilginin yansıtılması ötesinde açıklama denemesi, feodalite öncesi Türklerin ve daha genel bir ifadeyle göçer üretim tarzı dairesinde yaşamış olan insanların tarihlerini Avrupa Merkezciliğin hakimiyeti dışında ele almaya yönelik bir katkı sunuyor.

Feodalite öncesi Türk ve Orta Asya tarihinin yerleşik toplumlara ilişkin analizlerden temellük edilen üretim tarzı kavramsallaştırmasının yansıtılması dolayımıyla girişilen açıklamalar, sonu Avrupa Merkezcilikle neticelenen bir rotaya girmeye dair kuvvetli bir eğilimi bünyesinde barındırıyor.

Söz konusu eğilimin yarattığı sorunlar karşısında kitap, üretim aracının canlı olması ve üretim araçları üzerindeki hakimiyetin soy bağı dolayımıyla kurulmasının etkilerinin “göçer üretim tarzı” başlığı altında ele alınan özgün bir üretim tarzı ile neticelendiği argümanı etrafında gelişiyor.

Töre de “göçer üretim tarzı” bağlamında, göçer toplumsal formasyonların yeniden üretim süreçlerinin örgütlü birlikteliği olarak ele alınıyor.

  • Künye: Ozan Şahin Giray – Törenin Ekonomi Politiği, İmge Kitabevi, tarih, 757 sayfa, 2024

Elyakim Kislev – İlişkiler 5.0 (2024)

‘İlişkiler 5.0’, disiplinler arası bir çalışma ile sosyolojiyi, tarihi ve psikolojiyi harmanlayarak geçmişten günümüze ilişkilerin ne tür değişimler geçirdiğini nesnel verilerle ortaya koyuyor.

İnsan-teknoloji ilişkilerine dair kapsayıcı bir yaklaşımı savunan ‘İlişkiler 5.0’, araştırma verileri, uzman görüşmeleri ve kapsamlı deneysel araştırmaların sonuçlarıyla ikna edici argümanlar sunuyor.

Kitaptan bir alıntı:

“‘İlişkiler 5.0’ kitabının içeriğinden son derece rahatsız olan okuyucular ve aynı zamanda insan-robot ilişki olasılığından büyük heyecan duyanlar aynı fikirde birleşmelidir: Türümüzü karakterize eden ve tarih boyunca bizi var eden şey, gelişme ve yeni koşullara uyum sağlama yeteneğimizdir. Bu nedenle, insanlığın bir kez daha teknolojiye uyum sağlamasına şaşırmamalıyız.”

  • Künye: Elyakim Kislev – Tarih Boyunca Ailenin Evrimi ve İlişkiler 5.0: Yapay Zekâ, Sanal Gerçeklik ve Robotlar Duygusal Hayatlarımızı Nasıl Yeniden Şekillendirecek?, çeviren: İrem Hattat, The Kitap Yayınları, inceleme, 344 sayfa, 2024

Tuğba Korkmaz – İki Güneş Bir Göğe Sığmaz (2024)

Osmanlı şehzadelerinin öldürülmeleri, kendi devirlerinde hem saray çevresinde hem de halk arasında ciddi etkiler bıraktı.

Şehzadelerin bir kısmı kaza yahut hastalık neticesinde ölürken, önemli bir kısmı ise taht mücadeleleri sırasında öldürüldü.

Kaynaklarda hastalık veya kaza sebebiyle ölen Süleyman Paşa veya Kanûnî Sultan Süleyman’ın oğlu Şehzade Mehmed gibi birkaç şehzadenin psikolojik etkilerinden bahsedilmiş olmakla beraber eceliyle ölenler hakkında pek fazla malumat olmadığı bilinir.

Yaşanan acılar şehzadenin katlini isteyen padişah başta olmak üzere bu olaylara şahitlik edenleri de derin bir üzüntüye boğdu.

Şehzadelerin öldürülmesi her ne kadar siyasetin doğası olarak açıklanmış olsa da toplum bu durumdan hoşnut değildi.

Bu yüzden kronikler ve edebî eserler halkın öfke ve üzüntülerini yansıtır.

Halkın tepkisi genellikle mersiyeler ve tarihi metinlerde kendini gösterir.

Şehzadelerin ölümleri veya öldürülmeleri, halkın Osmanlı hanedanına bakış açısını gösterdiği gibi aynı zamanda ölüm algısını da yansıtıyor.

Tuğba Korkmaz, ‘İki Güneş Bir Göğe Sığmaz: Osmanlı Şehzadelerinin Katli ve Duygusal Yansımaları’ adlı çalışmasında Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan 17. yüzyıla kadar şehzadelerin ölüm ve öldürülme hadiselerini ele alıyor.

  • Künye: Tuğba Korkmaz – İki Güneş Bir Göğe Sığmaz: Osmanlı Şehzadelerinin Katli ve Duygusal Yansımaları, Selenge Yayınları, tarih, 224 sayfa, 2024

Francesco Filippi – Ama Mussolini İyi Şeyler de Yaptı (2024)

İtalya’ya 1922’den 1943’e hükmetmiş Benito Mussolini’nin şahsiyeti ve icraatları ölümünden sonra mitolojik bir karakter kazandı.

Toz pembe bir nostaljiyle birçok büyük atılım ve başarı Il Duce’ye atfedilmeye başlandı, efsaneler üretildi ve post-hakikat çağında faşist lider yeniden takdis edilmeye başlandı.

Roma’da iktidar partisi bakanlarının da katılımıyla faşist selamının dirildiği bu günlerde ‘Ama Mussolini İyi Şeyler de Yaptı’ İtalyan toplumunun fantezilerini analiz ediyor.

Francesco Filippi tarih hakkında neden yalan söylenir sorusunun peşine düşüyor.

  • Kahramanın yolculuğu için neler feda edilir ve neler örtbas edilir?
  • Mussolini’nin yaptığı iyi şeyler de var mı?
  • Duce İtalyanlara emekli maaşı bağlayan ilk insan mıydı?
  • Mussolini bataklıkları kuruttu mu?
  • Duce tüm İtalyanları ev sahibi yaptı mı?
  • Duce yol yaptı mı?
  • Duce bir adalet savaşçısı mıydı?
  • Faşizm mafyayı alt edebildi mi?
  • Duce İtalyan ekonomisini zirveye mi taşıdı?
  • Duce İtalyan kadınlarının statüsünü yükseltti mi?
  • Duce büyük bir lider miydi?
  • Mussolini lütufkâr bir diktatör müydü?

Filippi kışkırtıcı kitabıyla bu soruların peşinde Faşist İtalya tarihinin karanlık dehlizlerine girerek propagandayı ve nostaljiyi, gömülen gerçekleri gün yüzüne çıkararak yok ediyor.

Duce’yi büyübozumuna uğratarak sadece İtalya’yı ilgilendiren bir mite değil günümüz siyasetinin efsanelerini de anlamak için bir yol haritası çıkarıyor.

Muhtemel bir totaliter geleceğin inşası biraz da totaliter geçmişin rehabilitasyonundan geçer.

Bu bakımdan geçmişin kendine has hakikatini ortaya çıkarmak, totaliter geçmişin geleceğimize dönüşmesini engellemenin ilk adımı olacaktır.

  • Künye: Francesco Filippi – Ama Mussolini İyi Şeyler de Yaptı: Bir Tarihsel Amnezinin Yayılması, çeviren: Burak Yazıcı, Runik Kitap, tarih, 188 sayfa, 2024

Amit Bein – Kemalist Türkiye ve Ortadoğu (2024)

Bugün hâlâ daha tartışma konusu olan, Osmanlı sonrası Ortadoğu’da uluslararası ilişkilerin devam eden etkisini daha iyi anlamak için Amit Bein yeni bir perspektif sunuyor.

Kasıtlı bir kopuş ve komşularıyla kopmuş bağlar dönemi olarak kabul edilen Türkiye’nin bu dönemi için Amit Bein, detaylı araştırmasıyla 1930’ların çalkantılı ortamında Türkiye’nin aslında bölgesel etkinliğini artırmaya yönelik adımlar attığını savunuyor.

Kemalist ideolojinin bıraktığı mirasın günümüz siyasetindeki yankılarını irdeleyerek, Türkiye’nin bölgesel politikalarına ve uluslararası ilişkilere katkısını derinlemesine analiz ediyor.

‘Kemalist Türkiye ve Ortadoğu’, tarih meraklılarına, siyaset bilimcilerine ve bölgesel ilişkilerin karmaşıklığını anlamak isteyen herkese sesleniyor.

Bein’in, etkileyici ve çekici bir üslupla yazılmış olan kapsamlı ve içgörülü araştırması, Ortadoğu, Türkiye ve özellikle Britanya gibi sömürge güçlerinin bölgedeki rolüne ilgi duyan herkes için okunması gereken bir eser.

  • Künye: Amit Bein – Kemalist Türkiye ve Ortadoğu: İki Dünya Savaşı Arası Dönemde Uluslararası İlişkiler, çeviren: Ceren Can Aydın, Alfa Yayınları, tarih, 408 sayfa, 2024

Fernand Braudel – Uygarlıkların Grameri (2024)

Etnik merkezcilik karşıtı bir bilinçle yazılan bu büyüleyici çalışma diğer metinlerin çoğunda olduğu gibi dünya uygarlıklarının tarihinin olay temelli açıklanması yerine tarihin geniş kapsamı ve sürekliliği içinde ele alınıyor.

“Tarihi öğretmek öncelikle onu nasıl anlatacağını bilmektir” anlayışından hareket eden Braudel’in sırasıyla İslam, Kara Afrika, Uzak Doğu, Avrupa, Amerika ve Rusya tarihine odaklandığı bu eseri kısa zamanda çok sayıda dile çevrilmiş bir klasik haline geldi.

Düne ait bu olaylar, şimdinin dünyasını hem tek başlarına açıklıyor, hem de açıklamıyor.

Aslında şimdiki zaman, çok daha eski deneylerin, farklı derecelerdeki uzantısı haline geliyor.

Şimdiki zaman geçmiş yüzyıllardan, hatta “insanlığın günümüze kadar yaşadığı tarihsel evrim”in tümünden besleniyor.

  • Künye: Fernand Braudel – Uygarlıkların Grameri, çeviren: Mehmet Ali Kılıçbay, Say Yayınları, tarih, 592 sayfa, 2024

Kolektif – Modernleşme Sürecinde Osmanlı Kentleri (2024)

‘Modernleşme Sürecinde Osmanlı Kentleri’, imparatorluğun kritik kentlerine farklı açılardan yaklaşan, ama yolları günün sonunda devlet müdahalesi ve değişim mevzuunda kesişen on incelemeyi bir araya getiriyor.

İdari anlayışın, dini yapılanmaların, modernleşmenin, yangınların, salgınların, halk sağlığının ve çatışmaların kent dokusu üzerindeki etkisine hasredilmiş olan bu incelemelerde İstanbul, Selanik, Manastır, Bursa, Ankara, Van, Bağdat ve İskenderiye gibi kentlerin bir başka hikâyesini okuyor, geçmişten koparılıp getirilmiş acı tatlı bir karanfili kokluyoruz.

  • Künye: Kolektif – Modernleşme Sürecinde Osmanlı Kentleri, editör: Paul Dumont, François Georgeon, çeviren: Ali Berktay, Alfa Yayınları, tarih, 272 sayfa, 2024