Hüseyin Al, Şevket Kamil Akar — Osmanlı İstanbulu’nda Sarraflar (2026)

Hüseyin Al ve Şevket Kamil Akar imzalı, ‘Osmanlı İstanbulu’nda Sarraflar’ adlı çalışma, Osmanlı mali ve iktisat tarihinin merkezinde yer alan sarrafları, klişelere indirgenmiş bir figür olmaktan çıkarıp kurumsal, tarihsel ve toplumsal bir yapı olarak yeniden düşünmeye çağırıyor. Kitap, sarraflığı yalnızca para bozan esnaf pratiği olarak değil; lonca örgütlenmesi, gedik sistemi, nizamnameler, hukuki statüler ve ekonomik işlevler üzerinden şekillenen çok katmanlı bir finansal alan olarak ele alıyor.

Eserin omurgasını, “sarraf” kavramının tarihsel anlam dünyasının yeniden kurulması oluşturuyor. Galata bankerleriyle sarrafların birbirine karıştırılmasından doğan anakronik anlatılar çözülürken, mesleğin semantik dönüşümü, kurumsal sınırları ve tarihsel sürekliliği titizlikle izleniyor. Böylece sarraflar, ideolojik önyargılarla üretilmiş stereotiplerden arındırılarak, Osmanlı finans sisteminin özgün aktörleri olarak konumlandırılıyor.

Kitap, lonca yapıları, gedik düzeni, kumpanya sarrafları, köşe sarrafları, gümüşçüler, nizamnameler ve düzenleyici mekanizmalar üzerinden İstanbul’daki sarraflık alanının nasıl örgütlendiğini ayrıntılı biçimde ortaya koyuyor. Para değişimi, iltizam finansmanı, mesleki imtiyazlar, yetki çatışmaları ve düzenleme pratikleri, sarraflığın yalnızca ekonomik değil aynı zamanda siyasal ve toplumsal bir alan olduğunu gösteriyor.

Önsözde vurgulanan temel yönelim, literatürde yanlış temeller üzerine inşa edilmiş anlatıları dönüştürmek ve sarraflık çalışmalarını sağlam bir tarihsel zemine oturtmak. Al ve Akar, uzun soluklu arşiv çalışmalarıyla, sarrafların 17. yüzyıldan Tanzimat sonrasına uzanan dönüşümünü izleyerek, mesleğin tarihsel sürekliliğini ve kırılma noktalarını birlikte düşünmeyi mümkün kılıyor. Böylece kitap, Osmanlı İstanbulu’nda sarrafları yalnızca bir meslek grubu olarak değil, imparatorluğun mali yapısını taşıyan kurumsal bir omurga olarak yeniden tanımlıyor.

Bu yönüyle ‘Osmanlı İstanbulu’nda Sarraflar’, Osmanlı finans tarihine dair bilgiyi derinleştiren, kavramsal karmaşayı gideren ve sarraflık literatürünü yeniden kuran bir başvuru eseri.

Hüseyin Al, Şevket Kamil Akar — Osmanlı İstanbulu’nda Sarraflar: Tarihsel Gelişim, Örgütlenme, Ekonomik İşlevler
• Vakıfbank Kültür Yayınları
Tarih • 440 sayfa • 2026

Kolektif— TKP’nin Kuruluş Süreci (2026)

Erol Ülker’in derlediği TKP’nin Kuruluş Süreci: Birleşik Parti Meselesi ve Akaretler Kongresi, Türkiye Komünist Partisi’nin ortaya çıkışını tekil bir örgütlenme hikâyesi olarak değil, çok parçalı bir siyasal ve düşünsel birleşme süreci olarak ele alan kolektif bir tarih çalışması sunuyor. Kitap, 15 Şubat 1925’te toplanan Akaretler Kongresi’ni, TKP’nin kurumsal doğuş anlarından biri olarak merkeze alırken, bu kongreyi mümkün kılan ideolojik, örgütsel ve uluslararası bağlamları da birlikte düşünmeye davet ediyor.

Derlemenin temel meselesi, “birleşik parti” fikrinin nasıl ortaya çıktığı ve hangi koşullar altında somut bir siyasal projeye dönüştüğü. Farklı devrimci ve komünist çevrelerden gelen genç kadroların, Komintern’in yönelimleri doğrultusunda Türkiye’deki dağınık komünist yapıları tek bir örgütsel çatı altında toplama iradesi, kitabın ana eksenini oluşturuyor. Bu süreç, yalnızca bir örgütsel birleşme olarak değil, aynı zamanda ortak bir siyasal dil, strateji ve gelecek tahayyülü üretme çabası olarak ele alınıyor.

Kitapta yer alan çalışmalar, TKP’nin kuruluşunu dar bir parti tarihi anlatısına indirgemez. İstanbul Komünist Grubu’ndan TKP’ye geçiş, işgal dönemi İstanbul’undaki sınıf hareketleri, Akaretler Kongresi’nde işçi-aydın gerilimi, Komintern çizgisiyle kurulan ilişkiler, erken dönem program tartışmaları, Dr. Şefik Hüsnü figürü üzerinden şekillenen aydınlık ve siyasal yönelimler gibi başlıklar, kuruluş sürecinin çok katmanlı yapısını ortaya koyuyor. Böylece TKP’nin doğuşu, yalnızca siyasal bir kararın sonucu değil, ideolojik çatışmaların, birlik arayışlarının, ayrışmaların ve yeniden birleşmelerin iç içe geçtiği tarihsel bir süreç olarak görünür hale geliyor.

Derleme, Türkiye komünist hareketinin kuruluşunu sadece bölünmeler ve kopuşlar üzerinden değil, çoğulculuk, ortak mücadele kültürü ve birlikte siyaset üretme geleneği üzerinden de okuyor. Akaretler Kongresi bu bağlamda, yalnızca bir kongre değil, farklı siyasal geleneklerin ortak bir yapı kurma iradesini somutlaştırdığı tarihsel bir eşik olarak ele alınıyor. TKP’nin ortaya çıkışı, bu perspektifte, Cumhuriyet tarihinin en köklü siyasal aktörlerinden birinin kurumsal doğuşu kadar, Türkiye’de emek mücadelesinin ve sol siyasal geleneğin şekillenme anlarından biri olarak anlam kazanıyor.

Bu yönüyle kitap, yalnızca TKP tarihine değil, Türkiye’de sol hareketlerin oluşumuna, örgütlenme biçimlerine ve siyasal kültürüne dair daha geniş bir tarihsel okuma sunuyor. Erol Ülker’in derlediği bu çalışma, TKP’nin kuruluşunu tek merkezli bir anlatı yerine çok sesli, çok aktörlü ve çatışmalı bir süreç olarak ele alarak, erken Cumhuriyet dönemi siyasal tarihine derinlikli ve eleştirel bir perspektif kazandırıyor.

Kolektif— TKP’nin Kuruluş Süreci: Birleşik Parti Meselesi ve Akaretler Kongresi
Derleyen: Erol Ülker • Tarih Vakfı Yurt Yayınları
Tarih • 138 sayfa • 2026

Burak Aslanmirza — İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Kızıl Konak Evrakı (2026)

‘İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Kızıl Konak Evrakı: Toplantı Zabıtları, Genelgeler ve Siyasi Program (1916–1917)’, İttihat ve Terakki tarihinin en karanlıkta kalmış alanlarından birine doğrudan ışık tutan özgün bir kaynak olarak öne çıkıyor. Cemiyetin resmen dağıtılmasından sonra arşivlerinin büyük ölçüde yok edildiği, merkez binası Kızıl Konak’ın bile fiziksel olarak ortadan kalktığı bir tarihsel bağlamda, bu eser neredeyse “imkânsız” sayılabilecek bir belge dünyasını gün yüzüne çıkarıyor. Hacı Adil Arda’nın ailesi tarafından Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri’ne bağışlanan evrak üzerinden hazırlanan bu çalışma, İttihat ve Terakki’nin iç dünyasını, karar mekanizmalarını ve gelecek tasavvurunu doğrudan kendi metinleri aracılığıyla görünür kılıyor.

Burak Aslanmirza, İttihat ve Terakki’yi yalnızca ideolojik bir hareket olarak değil, uzun vadeli bir devlet projesi üreten siyasal bir organizasyon olarak ele alıyor. Kızıl Konak’ta tutulan toplantı zabıtları, yayımlanan genelgeler ve 1916 Umumi Kongresi’nde kabul edilen siyasi program, cemiyetin yalnızca savaş koşullarına değil, “gelecek yüzyıllara” dönük bir düzen tasavvuru kurduğunu gösteriyor. Osmanlı’yı modern, merkeziyetçi ve disiplinli bir imparatorluk yapısına dönüştürme hedefi; Türkçülük, İslamcılık, eğitim politikaları, iskân, nüfus mühendisliği ve kültürel dönüşüm gibi alanlarda somut stratejilerle şekilleniyor. Devlet, burada soyut bir ideal değil, bilinçli biçimde yeniden inşa edilmesi gereken bir organizma olarak kurgulanıyor.

Eser aynı zamanda İttihat ve Terakki algısındaki kutuplaşmayı da dolaylı biçimde sorguluyor. Cemiyetin ne yalnızca “yıkıcı” bir darbe hareketi ne de romantize edilen bir “kurucu mit” olduğu fikrini, belgeler üzerinden ortaya koyuyor. Gizli örgüt yapısı, sınırlı kaynaklar ve ideolojik okuma biçimleri nedeniyle bugüne kadar zor yazılan İttihatçı tarih, bu evrak sayesinde somut bir zemine oturuyor. Kızıl Konak belgeleri, imparatorluğu ihya etme düşüncesinden vazgeçilip ulus-devlet inşasına yönelen zihinsel kırılmayı da açık biçimde görünür kılıyor.

Bu yönüyle kitap, yalnızca bir belge yayını değil, aynı zamanda bir zihniyet tarihidir. İttihat ve Terakki’nin iktidar aklını, devlet tahayyülünü ve toplumu yeniden biçimlendirme projelerini içeriden okuma imkânı sunar. İmparatorluktan ulus-devlete geçiş sürecinin nasıl planlandığını, hangi kavramlarla meşrulaştırıldığını ve hangi araçlarla hayata geçirilmeye çalışıldığını anlamak isteyenler için, bu çalışma yalnızca tamamlayıcı değil, kurucu bir referans niteliği taşır. Kızıl Konak evrakı, Osmanlı’nın son döneminden Cumhuriyet’e uzanan siyasal sürekliliğin en çıplak ve doğrudan izlerini barındıran nadir kaynaklardan biri olarak tarih yazımında özel bir yer edinir.

Burak Aslanmirza — İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Kızıl Konak Evrakı: Toplantı Zabıtları, Genelgeler ve Siyasi Program (1916-1917)
• Alfa Yayınları ve Tarih Vakfı Yurt Yayınları
Tarih • 224 sayfa • 2026

Christiane Czygan — Devletin Nizamı (2026)

Christiane Czygan’ın bu eseri, Türk-Osmanlı entelektüellerinin düşüncesini “devlet düzeni” kavramı etrafında derinlemesine inceliyor. Kitap, Londra’da Türk-Osmanlı entelektüellerinin yayımladığı Hürriyet gazetesini yalnızca bir muhalif yayın organı olarak değil, modern Osmanlı siyasal düşüncesinin üretildiği entelektüel bir laboratuvar olarak ele alıyor. Czygan, bu metinlerde devletin kutsal ve değişmez bir yapı olarak değil, akıl, hukuk, meşruiyet ve toplumsal rıza üzerinden yeniden kurulan bir düzen olarak tasarlandığını gösteriyor. Devlet fikri, geleneksel iktidar anlayışından kopuyor, anayasal düşünce, temsil, hukuk devleti ve kamusal tartışma kavramlarıyla birlikte yeniden şekilleniyor.

‘Devletin Nizamı’ (‘Zur Ordnung Des Staates’), Hürriyet çevresindeki yazarları tek sesli bir yapı olarak değil, çok katmanlı ve dinamik bir entelektüel ağ olarak okuyor. Metinlerarası ilişkiler, üslup farklılıkları ve içerik değişimleri üzerinden Jön Osmanlı düşüncesinin iç tartışmalarını görünür kılıyor. Yazılar, yalnızca Tanzimat yönetimine yönelik polemikler üretmiyor; aynı zamanda “Osmanlı nasıl bir devlet olmalı” sorusuna farklı cevaplar geliştiriyor. Batı siyasal düşüncesinden beslenen kavramlar, İslami ve Osmanlı siyasal geleneğiyle birlikte düşünülüyor ve özgün bir sentez oluşturuyor.

Eser, Osmanlı modernleşmesini reform tarihinin ötesine taşıyor ve düşünsel dönüşüm süreci olarak yeniden yorumluyor. Czygan, modern Türk siyasal düşüncesinin entelektüel köklerini basın, dil ve kavram üretimi üzerinden analiz ediyor. Bu yönüyle kitap, Jön Osmanlı hareketini, Osmanlı basın tarihini ve modern devlet fikrinin Osmanlı’daki doğuşunu anlamak için alanında temel ve kurucu bir akademik çalışma olarak öne çıkıyor.

Christiane Czygan — Devletin Nizamı: Yeni Osmanlılar, Fikirleri ve Hürriyet Gazetesi (1868-1870)
Çeviren: Umut Döner • Tarih Vakfı Yurt Yayınları
Tarih • 234 sayfa • 2026

Kolektif — Ansiklopedik Osmanlı İmparatorluğu Sözlüğü (2026)

François Georgeon, Nicolas Vatin ve Gilles Veinstein’in editörlüğünü üstlendiği, 175 uzman yazarın katkıda bulunduğu bu sözlük, Osmanlı İmparatorluğu’nu tek bir anlatıya indirgemeden, çok katmanlı ve çoğul bir yapı olarak ele alıyor. Eser, Osmanlı dünyasını siyasi olaylar üzerinden değil, kurumlar, kavramlar, toplumsal yapılar, kültürel pratikler ve gündelik yaşam üzerinden okuyor. Böylece imparatorluk, durağan bir tarihsel yapı değil, sürekli dönüşen bir sistem olarak görülüyor.

‘Ansiklopedik Osmanlı İmparatorluğu Sözlüğü’ (‘Dictionnaire de l’empire ottoman’), merkezi iktidar, hukuk düzeni, ekonomi, şehir hayatı, dinî yapılar, etnik ve kültürel çeşitlilik gibi alanları birbirine bağlı biçimde açıklıyor. Osmanlı toplumunun farklı sınıflar, kimlikler ve inançlar arasında nasıl işlediğini gösteriyor. İmparatorluğun yalnızca devlet aygıtından ibaret olmadığını, çok merkezli ve ilişkisel bir düzen içinde var olduğunu vurguluyor.

Bu sözlük yapısı, okuyucuya doğrusal bir tarih anlatısı yerine kavramsal bir düşünme alanı sunuyor. Eser, Osmanlı tarihinin neden yalnızca geçmişe ait bir bilgi alanı olmadığını, bugünün siyasal ve toplumsal dünyasını anlamak için de temel bir referans olduğunu gösteriyor. Alanında önemli bir başvuru kaynağı oluşturuyor.

Eser, disiplinlerarası yaklaşımıyla tarih yazımının sınırlarını genişletiyor ve Osmanlı çalışmalarını ulusalcı anlatılardan koparıyor. Akademik dünyada kavramsal sözlük formunun nasıl güçlü bir analiz aracına dönüşebileceğini gösteriyor. Bu yönüyle yalnızca tarihçilere değil, sosyologlara, siyaset bilimcilere ve kültürel çalışmalar alanına da ortak bir düşünme zemini sunuyor. Osmanlı’yı sabit kimlikler üzerinden değil, ilişkiler ağı içinde anlamayı öğretiyor. Eleştirel bilinç alanı açıyor.

Kolektif — Ansiklopedik Osmanlı İmparatorluğu Sözlüğü
Çeviren: Ahmet Arslan • Alfa Yayınları
Sözlük • 1456 sayfa • 2026

Karen Barkey — Farklılıklar İmparatorluğu Osmanlılar (2026)

Karen Barkey, Osmanlı İmparatorluğu’nu farklılıkları kendine has yöntemlerle yöneten bir siyasal yapı olarak okuyor. İmparatorluk düzeninin yalnızca merkezî baskıya değil, müzakere, aracılık ve yerel dengeler üzerinden işleyen bir yönetime dayandığını savunuyor. Ancak bu yaklaşım, Osmanlı tarihindeki ayaklanmaları, zor aygıtını ve askerî bastırma pratiklerini dışlamıyor; tam tersine, bu şiddet biçimleriyle esnek yönetim tekniklerinin aynı anda var olduğu karmaşık bir siyasal düzeni tarif ediyor. Barkey, Osmanlı yönetimini tek yönlü bir hoşgörü modeli olarak değil, gerektiğinde zor kullanan ama uzun vadede farklılıkları yönetilebilir kılmaya çalışan bir sistem olarak ele alıyor.

‘Farklılıklar İmparatorluğu Osmanlılar’ (‘Empire of Difference’), merkez–taşra ilişkilerini sabit bir hiyerarşi olarak değil, sürekli yeniden kurulan bir güç alanı olarak okuyor. Yerel elitler, dini gruplar ve topluluk önderleri bazen sisteme entegre oluyor, bazen isyan ediyor, bazen de zor yoluyla bastırılıyor. Hukuki çoğulluk, yerel özerklik ve idari aracılar bu yapının istikrar üretmesini sağlıyor, fakat bu istikrar çatışmasız bir düzen anlamına gelmiyor. Barkey, Osmanlı siyasal düzenini hem müzakere hem zor üzerinden işleyen çift yönlü bir iktidar biçimi olarak kavramsallaştırıyor.

Eser, Osmanlı’yı Avrupa imparatorluklarıyla karşılaştırarak “merkezileşme = modernlik” varsayımını sorguluyor. Güya Osmanlı modeli, homojenlik üretmek yerine farklılıklarla birlikte var olmayı yönetmeye çalışan bir imparatorluk formu olarak tartışılıyor. Kitap, imparatorlukları yalnızca baskı aygıtları olarak değil, farklılık, şiddet, müzakere ve yönetim tekniklerinin iç içe geçtiği siyasal yapılar olarak düşünmeyi önerdiği için imparatorluk çalışmaları, devlet kuramı ve karşılaştırmalı tarih alanında çalışanların ilgisini çekebilir.

Karen Barkey — Farklılıklar İmparatorluğu Osmanlılar: Bir Karşılaştırmalı Tarih Perspektifi
Çeviren: Abdullah Sami Sümer • Kronik Kitap
Tarih • 480 sayfa • 2026

Gordon Childe – İnsan Kendini Nasıl Yarattı (2026)

‘İnsan Kendini Nasıl Yarattı’, insanlık tarihini biyolojik evrimden çok toplumsal ve üretim ilişkileri üzerinden okuyor. V. Gordon Childe, insanı doğaya pasifçe uyum sağlayan bir varlık olarak değil, doğayı dönüştüren bir özne olarak ele alıyor. Alet yapımı, ateşin kullanımı ve ortak emek pratikleri insanın evrimini belirleyen temel dinamikler olarak öne çıkıyor. Childe, kültürel gelişmenin biyolojik süreçlerden bağımsız bir hız ve mantık kazandığını vurguluyor.

‘İnsan Kendini Nasıl Yarattı’ (‘Man Makes Himself’), tarih öncesi topluluklardan başlayarak tarım devrimi, yerleşik yaşam, işbölümü ve sınıflı toplumların ortaya çıkışını bütünlüklü bir çerçevede ele alıyor.

Childe, tarihin devrimsel sıçramalarla ilerlediğini, tarihöncesine damgasını vuran iki büyük olayın ise neolitik devrim (tarım devrimi) ile kent devrimi olduğunu ortaya koyuyor. Üretim biçimlerinin değişmesiyle birlikte düşünme tarzlarının, inanç sistemlerinin ve toplumsal örgütlenmenin de değiştiğini gösteriyor. İnsan, yalnızca çevresine uyum sağlamıyor, aynı zamanda emeği aracılığıyla kendi toplumsal gerçekliğini kuruyor. Böylece tarih, rastlantıların değil, maddi koşulların yön verdiği bir süreç olarak okunuyor.

Kitap, insanı merkeze alan ama bireyci olmayan bir tarih anlayışı kuruyor. Childe, ilerlemeyi teknolojik buluşlarla sınırlamıyor, kolektif emek ve toplumsal örgütlenmeyle ilişkilendiriyor. Bu yönüyle eser, tarih, arkeoloji ve sosyal teori arasında köprü kuran öncü metinlerden biri olarak görülüyor. İnsanlık tarihini üretim, emek ve toplumsal dönüşüm üzerinden okumak isteyenler için hâlâ temel bir referans olmayı sürdürüyor.

Bu klasikleşmiş eserin bu baskısı, yazar hayattayken basılmış son (üçüncü) edisyonunun eksiksiz/tam metni.

Gordon Childe — İnsan Kendini Nasıl Yarattı
Çeviren: İbrahim Yıldız • Dipnot Yayınları
İnceleme • 288 sayfa • 2026

Aynülhayat Uybadın — Evvel Zaman İzleyicileri (2026)

‘Evvel Zaman İzleyicileri’, sinemayı filmlerden çok seyir pratiği, salonlardan çok hatırlama biçimi üzerinden ele alan özgün bir kültürel tarih anlatısı. Aynülhayat Uybadın, 1960’lar ve 1970’lerde Türkiye’de sinemaya gitmenin ne anlama geldiğini, izleyiciyi pasif bir tüketici olmaktan çıkararak tarihsel özne konumuna yerleştiriyor.

Uybadın, sözlü tarih yöntemine yaslanan araştırmasında sinemayı bir eğlence alanından ziyade toplumsal bir olay, bir buluşma ve sosyalleşme mekânı olarak okuyor. Yazlık sinemalarla kapalı salonlar, matinelerle suareler, mahalle aralarıyla kent merkezleri arasında dolaşan anlatılar; sinemanın gündelik hayatla nasıl iç içe geçtiğini gösteriyor. Perdede akan hikâyeler kadar, o hikâyeleri birlikte izleme biçimleri de kitabın merkezinde yer alıyor.

Çalışma, “sinema eğlence değildir” diyen estetik bilinçle, “başka ne eğlencemiz var ki?” diyen kolektif deneyimi yan yana getirerek, izleyiciliğin sınıfsal, kültürel ve duygusal boyutlarını görünür kılıyor. Yıldızlarla kurulan özdeşlikler, filmlerden öğrenilen davranış kalıpları, utanma, denetim, aidiyet ve arzu gibi duygular; sinemanın toplumsal hayatı nasıl şekillendirdiğini ortaya koyuyor.

Uybadın sinema tarihini yalnızca yapım ve film merkezli okumalarla sınırlamıyor; izleyici araştırmaları, bellek çalışmaları ve yeni sinema tarihi yaklaşımlarını bir araya getirerek “tarihsel izleyici” kavramını derinleştiriyor. Aile, mahalle, taşra, kent, toplumsal cinsiyet, nostalji ve “altın çağ” anlatıları, bireysel anılardan süzülen kolektif bir sinema hafızası içinde yeniden kuruluyor.

‘Evvel Zaman İzleyicileri’, sinemayı bir zamanlar “bir filmden çok bir olay” olarak yaşayanların sesine kulak veren; kişisel hatıraları Türkiye’nin kültürel ve toplumsal tarihine bağlayan güçlü bir bellek çalışması olarak, sinema tarihine içeriden ve çoksesli bir kapı aralıyor. Işıklar sönüyor, perde açılıyor; hikâye ve hatırlama işte tam da o esnada başlıyor.

Aynülhayat Uybadın — Evvel Zaman İzleyicileri: 1960’lar ve 1970’ler Türkiye’sinde Sinemaya Gitme Deneyimi
• Heretik Yayıncılık
İnceleme • 360 sayfa • 2026

Enno Maessen — Modern İstanbul’un Yeniden Temsili (2026)

Enno Maessen’in bu çalışması, İstanbul’un modernleşme sürecini kentin en kozmopolit ve sembolik alanlarından biri olan Beyoğlu üzerinden inceliyor. Çalışma, Beyoğlu’nu yalnızca bir semt olarak değil, 20. yüzyıl boyunca İstanbul’un dünyayla kurduğu ilişkinin mekânsal ve kurumsal bir temsili olarak ele alıyor.

Maessen, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinden Cumhuriyet’e uzanan süreçte Beyoğlu’nun geçirdiği dönüşümü, özellikle uluslararası kurumlar, yabancı misyonlar, kültürel kuruluşlar ve diplomatik yapılar üzerinden analiz ediyor. Bu kurumların kentsel mekânın düzenlenmesinde, mimarinin biçimlenmesinde ve “modern İstanbul” imgesinin üretilmesinde oynadığı rol kitabın temel odak noktalarından biri.

‘Modern İstanbul’un Yeniden Temsili’ (‘Representing Modern Istanbul’), modernleşmeyi tek yönlü bir Batılılaşma hikâyesi olarak anlatmak yerine, müzakere, çatışma ve yeniden temsil süreçleri üzerinden okuyor. Beyoğlu’nda faaliyet gösteren yabancı okullar, hastaneler, kültür merkezleri ve uluslararası örgütler; yerel yönetimler, merkezi devlet ve kent sakinleriyle kurdukları ilişkiler bağlamında ele alınıyor. Bu etkileşimler, modern kentsel kimliğin nasıl inşa edildiğini ve sürekli yeniden tanımlandığını gösteriyor.

Maessen ayrıca Beyoğlu’nun imgesel boyutuna da odaklanıyor. Seyahat yazıları, planlama raporları, mimari projeler ve kurumsal belgeler aracılığıyla Beyoğlu’nun nasıl “Avrupai”, “kozmopolit” ya da “uluslararası” bir mekân olarak temsil edildiğini inceliyor. Bu temsillerin, İstanbul’un küresel kent olarak algılanmasında belirleyici olduğunu vurguluyor.

Eser, kentsel tarih, mimarlık, uluslararası ilişkiler ve kültürel çalışmalar alanlarını bir araya getiren disiplinlerarası bir yaklaşım sunuyor. ‘Modern İstanbul’un Yeniden Temsili’, Beyoğlu üzerinden İstanbul’un modernleşme deneyimini, uluslararası kurumların kent üzerindeki etkisini ve modernlik söyleminin mekânsal üretimini anlamak isteyen okurlar için önemli ve özgün bir kaynak niteliği taşıyor.

Enno Maessen — Modern İstanbul’un Yeniden Temsili
Çeviren: Tevabil Alkaç • Alfa Yayınları
Tarih • 288 sayfa • 2026

Archibald Henry Sayce — Asur ve Babil’de Günlük Hayat (2025)

Archibald Henry Sayce bu eserinde, Asur ve Babil uygarlıklarını krallar, savaşlar ve anıtlar üzerinden değil, gündelik hayatın içinden anlatıyor. İlk kez 1893 yılında yayımlanan bu kitap, çivi yazılı tabletler, hukuk metinleri, mektuplar ve ticari belgelerden hareketle Mezopotamya toplumunun sosyal yapısını ayrıntılı biçimde ortaya koyuyor.

‘Asur ve Babil’de Günlük Hayat’ (‘Social Life Among the Assyrians and Babylonians’), aile yapısı, evlilik, miras, kölelik ve sınıf ilişkileri gibi temel toplumsal kurumlara odaklanıyor. Sayce, kadınların hukuki statüsünü, evlilik sözleşmelerini ve boşanma pratiklerini inceleyerek, bu toplumların sanılandan daha karmaşık ve düzenli bir hukuk anlayışına sahip olduğunu gösteriyor. Günlük yaşamın, katı gelenekler kadar yazılı kurallarla da belirlendiğini vurguluyor.

Ekonomik hayat kitabın önemli bir bölümünü oluşturuyor. Ticaret, borç ilişkileri, faiz uygulamaları ve tapınak ekonomisi üzerinden Asur ve Babil toplumlarının işleyişi açıklanıyor. Tapınaklar yalnızca dinsel merkezler değil, aynı zamanda ekonomik ve idari kurumlar olarak ele alınıyor. Bu yapı, devlet, din ve ekonomi arasındaki sıkı ilişkiyi görünür kılıyor.

Sayce ayrıca dinî inançların, ahlak anlayışının ve eğitim pratiklerinin gündelik hayata nasıl nüfuz ettiğini inceliyor. Tanrılarla kurulan ilişkinin korkuya dayalı olduğu kadar sözleşmeye ve ritüele dayandığını, suç ve ceza anlayışının da bu kozmik düzenle bağlantılı olduğunu savunuyor.

Bu çalışma, Asuroloji ve Mezopotamya tarihinin erken dönem klasiklerinden biri olarak kabul ediliyor. Sayce, eski Yakın Doğu toplumlarını “ilkel” olarak gören yaklaşımlara karşı çıkarak, Asur ve Babil dünyasının toplumsal karmaşıklığını ve kurumsal derinliğini ortaya koyuyor. Kitap, antik uygarlıkları gündelik yaşam üzerinden anlamak isteyenler için hâlâ temel ve öğretici bir kaynak niteliği taşıyor.

Archibald Henry Sayce — Asur ve Babil’de Günlük Hayat: Uygarlığın Şafağında İlk Kentliler
Çeviren: Sayat Müller • Kanon Kitap
Tarih • 105 sayfa • 2025